şükela:  tümü | bugün
  • kuyumcuların yüzük düzeltme ve yüzük numarasını saptama aracı..
  • daha adından ve kapağından başka hiçbir şeyini bilmediğimiz, deli danalar gibi döne döne doğan kitap'ın internet sitesine baktığımız ama yayınevinin o kadar sık bakmadığını anladığımızdan,ayrıntılı bilgiden ümidi kestiğimiz hakan günday kitabı.
  • hakan günday'ın bu kitapla, gayet bilinçli olarak yeni bir dil yarattığına şahit oluyorum. yeni bir şeylere ihtiyaç vardı. bu sözcükler topaz'la, kozan'la, malafayla sınırlı kalmaz umarım.
  • malafa'yı tanımlamak için hakan günday'ın diğer kitaplarını referans alırsak ;
    kinyas ve kayra'dan başlayan ve her kitapta azaldığı görülen,okuyucu şaşırtan,farklı dşündüren tespitler çok uzakta kalmış. kinyas ve kayra'da çokça düşünmeniz gereken fikirler vardı,bu fikirlerin arasında nadir olarak çok çocukça düşünceler de çıkıyordu ama onlarda kitabın akışı içinde kendi yerini buluyor bir kılıfa uyuyordu, bu yüzden kitabı bir çırpıda okuyup bir kenara atamıyordunuz ama malafa birgünde bitti, güzel tesbitler bir elin parmaklarını geçmiyor ki hakan günday kitaplarının en büyük özelliği budur. tespitler ve bu tespitleri yapan karakterlerin hayata bakışları, olaylara verdikleri tepkiler. daha iyi anlatabilmek için kitaptan iki örnek vereyim.

    benim beklentimi karşılayan kısım

    --- spoiler ---
    "sizin en büyük sorununuz da bu.bir rakı sofrasında dost olup, ertesi sabah birbirinizi bıçaklayabiliyorsunuz. ilk tanışmada yakınlaşıp, birbirinizi tanıdıkça uzaklaşıyorsunuz. bizse tersini yapıyoruz. uzaktan başlayıp, ağır ağır yaklaşıyoruz. dost olmamız uzun sürüyor ama dostluklarımız kalıcı oluyor. doğu ile batı arasındaki fark hilal ile haç arasındaki fark kadar. hilal bombeli. haçtaysa dik açılar var. hilal altında yaşayanlar da bombeli hayatlara sahip. genişler,kurallarla ilgilenmiyorlar, zamanla ilgileri yok, çöl kumu gibi uçuşuyorlar. haçın gölgesindekilerse set ve köşeli hayatlar yaşıyorlar. yasaları, kuralları olan, dik açılı hayatlar. hilalin altındaki insana, haçın gölgesindeki düzeneğe inanıyor.dolayısıyla hilalle yaşayanların her biri ayrı bir düzenek geliştiriyor. küçük çeteler. küçük düzenekler. haç, insana tek bir düzenek emrediyor. doğu ile batı arasındaki fark bu."
    --- spoiler ---

    kitapta sıkça rastlanan tarzda tespitler ;

    --- spoiler ---
    "....birleşmesi gereken zihinlerimizdir. bunun da tek yolu bir sandık inşa etmek. piramitler kadar büyük bir sandık. içine on binlerce insanın, aynı anda girebileceği bir sandık. sandık titanyumdan yapılmış olmalı. insanlar, doğdukları andan itibaren öğrendikleri her şeyi sırasıyla düşünecek ve sandığa girdikleri ana kadar akıllarından geçen bütün düşünceleri anımsayarak zihinlerini boşaltacaklar. sandık titanyumdan yapıldığı için bütün düşünceler içeride kalacak. sırayla, yeni doğmuş bebekler dahil, bütün insanlar sandığa sokulacak. son insan da girdiği zaman, sandık insanlık bilgisiyle dolmuş olacak. işte o zaman, sandığın titanyum kapağı açılacak ve içinden tanrı çıkacak...."
    --- spoiler ---

    hakan günday tarzını bilenler ve sevenler ne demek istediğimi daha iyi anlamışlardır sanırım. kayrada zihnini boşaltma süreciyle bitiriyordu hikayesini, ütopikti ama bu değildi..sanırım antalya da ki hayatı çok fazla yansımış kitaba.

    birde kitapta kullanılan üretilmiş kelimeler varki sıkılganlar, üşengeçler ve sabırsızlar için birkısmının karşılıklarını yazayım buraya.

    ahçik = kadın
    meterlemek = becermek-sikmek
    meter = seks
    tram = para
    dacik = yerli / türk
    pıt = ecstasy
    paks = kişi
    mart = adam
    pata = penis
    vardik = külot
    tetas = göğüs / meme
    deşa ! = siktir !
    pörç = ibne
    koks = kokain

    son olarakta karakterlerin tarzlarının yumuşadığını görüyoruz bu kitapta. zargana'yı sokak ortasında tecavüze uğratan, betty'i çocuk fahişe yapan hakan günday..kozan'ın audrey'e dokunmasına izin vermiyor. kitap kötü bir kitap değil ama benim sıralam hala

    (bkz: kinyas ve kayra)
    (bkz: piç)
    (bkz: zargana)
    (bkz: malafa)

    şeklinde..

    edit : yoğun istekler üzerine kelime listesini güncelliyorum

    yumoş : euro
    çikolata : isviçre frangı

    edit : entry'i yazalı 11 sen olmuş. piu. bugün gelen uyarıya göre o kelimelerin çoğu ermeniceymiş. bilgilerinize.
  • --- spoiler ---
    tezgâhtarlığın zorluklarından biri tekrardır. insanin en zor dayanabildiği çalışma koşulu olan tekrar, sağlıklı bir aklın ani ölümüne neden olur. aynı cümleleri aynı mimikler eşliğinde iki bin kez söylemiş olan tezgâhtar, artık ne dediğini duymuyordur. başka konular üzerinde yoğunlaşıyor, müşterisinin banka hesabında ne kadar tramı olduğunu ya da yanındaki ahçiğin vardik rengini tahmin etmeye çalışıyordur. kendisini duymayan tezgâhtar, konuşmasının hangi bölümünde olduğunu karşısındakinin yüz ifadesinden anlar.
    --- spoiler ---

    evet bazen tezgâhtarlık bazen yazarlık.
    bu entry şaşkınlık entrysidir.editlenecek entrydir.

    edit kısmı:
    öncelikle, kitabı elime alır almaz, kafayı çizdirmiştir mart’la, meter’le, ahçik’lerle. kaç gün kelime aradım. bulduklarımla pek alakası olmasa da bakmaya da gerek yokmuş aslında, zaten alıp götürüyormuş olaylar.

    bizi bize anlatan, bir action film tadında discovery veya national geographic channel belgeseli izlemek gibi. şaşırtma kısmı zekice tezgahlanmış, hakan günday’a yakışır bir son. yine insanın içinde ukteler bıraktıran türden.

    bir otorite olduğumdan değil elbet kinyas ve kayra'nın mundar edileceği korkumdan, kinyas ve kayra'dan bu yana düşündüğüm bir hakan günday filmi olabilecek netlikte bir roman.
    hakan günday'ın 4. ve artık devamının geleceğine bizi ikna eden denemesi.
  • kitapta en sevdiğim yan şu oldu: kitapta yalanlar söyleyerek para kazanan bir adam var: kozan. karşısına gelen fransız çiftten erkek olanı, nasıl bu kadar iyi, hemi de aksanlı, fransızca konuştuğunu soruyor. kozan bu soruyu cevaplamadan geçiştirmenin bir yolunu buluyor. sorunun cevabınıu bir süre bize de söylemiyor hakan günday. ve ben bu süre içinde kendimi o saf, köylü fransız gibi hissediyorum. bilmez ve asla öğrenemeycek. böle bir herife yalvarsan da söylemez ki sana bu tip şeyleri.

    ama hakan günday okuyucus olmanın ayrıcalığı, adamın, herkese yalan söyleyen, ve hem de çok iyi yalan söyleyen kozan'ın hikayesini öğrenebilmekte. sanırım bu h.g'da sevdiğim, şu minik ve steril hayatımda asla birraya gelmediğim, belki de gelmeyeceğim, dolayısıyla ne kadar merak etsem de sırlarını asla ve kat'a öğrenemeyeceğim insanların sırlarını bana anlatması.

    ahmet altan misal, çok iyi anlatıyor duyguları, ama bilmediğimiz birşey anlatmıyor. çok iyi anlatıyor sadece.
    orhan pamuk misal, çok iyi gösteriyor her yeri, ama bilmediğimiz birşey betimlemiyor. çok iyi betimliyor sadece.
    bunlar basit örnekler, ancak hakan günday'ın farkını ortaya koymak için yeterli: yazar, okurun merak ettiği ve asla öğrenemeyeceğini bildiği, yazılı olmayan şeyleri ortaya döküp anlatmakta çok başarılı.

    sanırım iyi bir kitap, iyi bir film de, bu yüzden iyi oluyor... malafa bu açıdan iyi bir kitap*
  • pafküf tren gibi gelir adama bazı bazı
    kozan adam mıdır? o ayrı bir hikayenin konusudur
  • şahsım adına konuşmak isterim ki; çok uzak olduğumu ve bu yüzden anlayamayacağımı düşündüğüm bir dünyayı konu edindiği için, hafife aldığım, bittiğinde beni şöyle bir omuzlarımdan tutup sarsan bir kitaptır. hakan günday, yine yapacağını yapmıştır.

    bu kitabı okuyan hiç kimse, yerli ya da yabancı bir turist olup, acentelerin götürdüğü centerlardan bir şeyler almaya kalkışmayacak. bu kitabı okuyan hiç kimse, tatil broşürlerinde yer alan, parıldayan havuzun merdivenlerinde gözlerini kısmış, dilini hafifçe dışarı çıkarmış ve elinde rengarenk bir kokteyl tutan bikinili kadının sahteliğine aldanmayacak. bu kitabı okuyan hiç kimse, kolay kolay herhangi bir tezgaha gelmeyecek.

    uyarmak isterim; bu kitap, bitirdiğinizde bir süre için, hazımsızlık yapabilir. sırasıyla satış denen lanet olasıca sektörden, turizmden, antalya'dan, acentelerden, rehberlerden, tezgahtarlardan, tezgahtan, altından, mücevherden, paradan, dünyanın bütün yalancılarından, dünyanın bütün orospularından ve dünyanın bütün pezevenklerinden nefret etmenize neden olabilir. hayatının herhangi bir anında ''satış'' denen mesleğe el uzatmış her insan, aşağıdaki gibi bir tesbiti o kadar iyi anlar ki; içi acıyabilir...

    --- spoiler ---
    ''tezgahtarların, ölene kadar sürdürdükleri ölümsüz rekabetleri sonucunda gelişmiş bir davranışları vardır. diğer bir tezgahtarın, ceviz olduğu için bıraktığı müşteriye girip satmaya çalışırlar. böylece bir sonraki gün, sabah toplantısında, müdür, hiçbir müşterinin bırakılmaması gerektiğine, turistin ne zaman tram harcayacağının belli olmayacağına, imanın ve tramın kimde olduğunun asla anlaşılmayacağına dair gündelik nutkunu atarken onları örnek gösterir. bu yüzden, en ceviz müşteri bile dış kapıya kadar uğurlanmalı, başka bir tezgahtarın turisti yakalayıp satış yapmasına olanak verilmemelidir. başka bir tezgahtardan müşteri çalmak, satılamayana satmak bir ünvandır. bıraktığı müşteriye mal satılmış olan bir tezgahtar, gerçek bir mart gibi meterleyemediği için ahçiği tarafından aldatılmış bir koca gibi hisseder. turizm, bütün dünya gibi, martlar tarafından yaratılmıştır. turist isveçli bir vücut şampiyonu mart olsa bile tezgahtarın meteri sayılır. tezgahtar mart, turist ahçiktir. satmak, meterlemektir. pezevenkse, rehberdir. bütün bunlara ev sahipliği yapan binaya da center denir. turizm pornografidir....''
    --- spoiler ---

    ve yazdığı her kitapla, hani kitaptaki deyimle kafamızı ''meterleyen'' hakan günday, altın vuruşu yapıverir hiç acımadan;

    --- spoiler ---
    ''dünya bir tezgahtır. tezgahın hangi tarafında hayat olduğuysa ancak ölünce anlaşılır.''
    --- spoiler ---
  • 90'lı yılların başında apel çelik'in sahibi olduğu lapis mağazalarında özellikle antalya aspendos'taki lapis mağazasında,onlarca türk kökenli tezgahtar ve onlarca ermeni kökenli kuyumcu ustası çalışırdı.

    burada çalışan ustalar ve ermeni kuyumculuk tarihi boyunca ermeni ustalar, ermeni dilini temel alarak işyerlerine gelen türk ve yabancı turistlerin mağazalarındaki satış elemanlarının kendi aralarında konuştuklarının anlaşılmaması için bir dil kullandılar. satıcıların kullandıkları bu dil bazen ermeniceden olduğu gibi alınarak, ermenice sözcüklerden oluşturulmuş, bazen de ermenice temel alınarak ermeniceden türetilmişti.

    kullanılan bu dili, lapis örneğinde olduğu gibi, ermeni yurttaşlarımızın büyük kuyumcu dükkanları ile iş yapanlar mutlaka bilirler.

    yani yazarın kitabında geçen aşağıda da bazı örnekleri yer alan sözcükler yazarın yarattığı bir dil değil,
    başta lapis olmak üzere, büyük ermeni kuyumculuk dükkanlarının dilidir.

    kuyumculuk aleminde,türk kökenli yurttaşların kuyumcu dükkanlarında, bu yapay dil hiç bir zaman kullanılmaz.

    ermeni yuttaşların dükkanlarında ise, işe başlayan tezgahtar türk ya da ermeni kökenli olsun işe başlar başlamaz müşterilerin yanında rahatça anlaşabilmek için ermenice kökenli bu sözcükler hemen yeni elemana öğretilmeye başlanır.
    dolyısıyla aşağıda örnekleri verilen kitapta geçen sözcükler ve türkçe karşılıklarını öğrenmek için mutlaka bir ermeni yurttaşların sahibi olduğu bir kuyum mağazasında çalışmış olmak gerekir.

    ayrıca bu tür bir mağazada özellikle lapiste çalışan bir kişi bu sözcükleri öğrenmesinin yanında kitapta geçen olaylara benzer en iyi tezgahtar olma gerilimini her gün yaşar ki, bu bile, yani orada yaşadıklarını yazsan bile zaten o roman olur, bestseller olur.

    bence olağanüstü bir kitap değil.yazarın (küçük bir olasılıkla da ; belki de bir dostunun) lapis'teki yaşam kesitinin fantastik bir kurguyla okura sunulmasıdır o kadar.

    son olarak, lapis'de, özellikle lapis'in turistik bölgelerdeki şubelerinde çalışmak için, firmanın çok iyi yabancı dil bilgisi istediğini düşünürsek ve yazarın da çok iyi yabancı dil bildiğini göz önünde bulundurursak yazarın büyük olasılıkla en azından kısa bir dönem lapis mağazasında çalıştığını ve oradaki tezgahtarlar arasında hiç bitmeyecek olan amansız yarışı çok iyi gözlemlediğini ve bir tezgahtar olarak bizzat yaşadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

    ahçik = kadın
    meterlemek = becermek-sikmek
    meter = seks
    tram = para
    dacik = yerli / türk
    pıt = ecstasy
    paks = kişi
    mart = adam
    pata = penis
    vardik = külot
    tetas = göğüs / meme
    deşa ! = siktir !
    pörç = ibne
    koks = kokain
  • bir alma-satma-pazarlama karabasanı! turizm üzerine sıralanan vecizeler akıldan çıkacak gibi değil.
    tekrarın etkisini anlatan paragrafın kitapta 6 kez tekrarlanması da ayrı bir cinlik olarak zihinlerde yerini almıştır.