şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • beş ay kadar kısıtlı bir süre kalabildiğim bu güzelim ada ülkesinden dönüşümün üstünden daha fazla zaman geçmeden aklımda kalanlardan ilk defa gidecek olanlara fikir verebileceğini düşündüğüm ufak tefek öneri ve tavsiyelerde bulunmak, biraz da gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

    ulaşım: her şeyden önce, malta'ya turist olarak veya iş gereği yerleşmek üzere gidiyorsanız, uçağa binmeden önce telefonunuza bolt uygulamasını yükleyin. taksi plakalı beyaz taksilerin yerine, uber tarzı, ama taksimetre ile işleyen özel taksiler daha uygun fiyatlı olacaktır. ki zaten taksiye biniyorsanız minimum 6 euro'yu vereceksiniz. yalnız yolculuk yapacaksanız, veya gideceğiniz yere çok geç kalmadıysanız zaten taksiye binmeyin bence. ülkenin her yerine belediye otobüsü ile ulaşılabiliyor. buna şehirler arası yolculuklar da dahil. gerçi şehirler arası dediğime bakmayın. istanbul'da semt (ilçe bile değil) olarak geçen alanlar şehir olarak tanımlanmış ve bunlar da merkezi otobüs sistemi ile birbirine bağlanıyor. 1,5 euro'luk otobüs bileti ile 2 saat içinde defalarca aktarma yapabiliyorsunuz. gerçi uçaktan ilk indiğinizde otobüsle uğraşmak istemezsiniz. bolt üzerinden, gideceğiniz yerin adresini yazarak taksinizi sipariş edin. yolculuğun ne kadar tutacağını göreceğiniz için hoşgeldiniz kazığı yeme stresine de girmezsiniz. havaalanındaki bolt buluşma noktası da plakalı taksi durağının hemen ucunda. gerçi havaalanı gayet minik olduğu için şoförünüz sizi her türlü bulur.

    iletişim: taksiye bindikten sonra doğal olarak taksiciyle sohbet başlayacaktır. "ya benim ingilizcem bana kadar var, ne sohbeti?" demeyin. öncelikle malta'da konuşulan ingilizce çok basit. düz lisede ingilizce derslerini haytalık yapmayıp dinlediyseniz, öğrendiğiniz kadarı sizi maltada rahat ettirir. her ne kadar uzun süre birleşik krallık yönetiminde kalmış olsalar da maltalılar o kadar da ingilizleşmemiş. şiveleri de ana dili ingilizce olmayanları çok rahat anlayabileceği sadelikte. kendi aralarında maltaca, veya onların tanımıyla malti konuşurlar. kulağa italyan vurgulu arapça, veya arap vurgulu italyanca gibi gelen bu dilde mutlaka tanıdık gelen kelimelere rastlarsınız. sonuçta malta adası dönem dönem arapların, italyanların, fransızların ve ingilizlerin kontrolü altında kaldığı için hepsinden bir şeyler geçmiş dillerine. maltalıları genel karakter olarak ise cezayirlilere çok benzettim. eşimin dediği şekilde hristiyan berberi olarak tanımlamak yanlış olmaz.

    maltalılar çok rahat ve sakin insanlar. defalarca kulak misafiri olduğum ve maltalıların genel hayat mottosu olduğunu düşündüğüm şu cümle adadaki genel kafa yapısını özetliyor aslında: "don't rush. if you rush you make mistakes./ acele etme. acele edersen hata yaparsın." hiçbir konuda aceleci değiller. her şeye çok sakin yaklaşıyorlar. sonradan öğrendim ki adadaki yeşil nadirliğinden dolayı oksijen seviyesi çok düşük. dolayısı ile hareketli olmak çabuk yorulmaya sebep oluyor. adamlar da çözümü genel olarak yavaşlamakta bulmuşlar. kendi ülkesinde alıştığı tempoda çalışmaya/hareket etmeye devam edenler arasında bayılanların bile olabildiği anlatıldı.

    konaklama: otelinizi veya yerleşeceğiniz evi sliema'dan seçmenizi öneririm. hem valetta'ya göre daha ekonomik, hem gayet merkezi, hem limana yakın. çarşı, cafe, restorant elinizin altında olur. valetta veya st julians'e gitmek çok kolay. ayrıca rıhtımda bir banka yerleşip st. paul katedraline karşı sahildeki büfelerden veya cafelerden alacağınız dondurmanın, kahvenin veya mevsimine göre sıcak şarabın keyfini çıkartmak paha biçilemez. ayrıca, sliema'da bana göre malta'nın en huzurlu ve en keyifli köşesine de rastlayabilirsiniz. edit: youtube'da kısa bir sliema'da sabah yürüyüşü videosu buldum.

    st julians: adanın turistlere pazarlamaya çalıştığı "party island/parti adası" imajının kaynağı. barlar, lüks oteller, restorantlar ve hepsinden önemlisi casinoların bulunduğu bölge olduğu için özellikle haftasonları çok hareketli. bana göre ise tek ilginç yanı malta balkonları konsepti ile tasarlanmış olan holiday inn otelinin ön cephesi. bir bölgenin doğal dokusunu çok da rezil etmeden, yine ondan beslenerek modern bir yapı tasarlamanın örnek alınması gereken bir tasarım bence.

    mdina ve rabat: mdina malta'nın eski başkenti. beklenen osmanlı istilasına karşı valetta planlı programlı bir şekilde kurulduktan sonra başkent olma görevini devraldığından dolayı mdina geri planda kaldı. şehrin tamamı dünya mirası olarak kabul ediliyor ve koruma altında. game of thrones'dan hatırlayabileceğiniz şehrin giriş kapısından geçtikten sonra kendinizi orta çağa ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz. rabat ise mdina'nın komşu şehri. mdina'ya girmeden önce rabat tarafını gezmek, romalılardan kalma villayı görmek, little finger'ın genelevinin olduğu sokağı, adice pazarlıkların yapıldığı meydan köşelerini keşfedebilirsiniz, veya kurgusal şeylerin yerine gerçek tarihi kalıntıların peşinden yeraltı mezarlığına girebilirsiniz ve orayı ararken mdina'nın daracık sokaklarında gezebilirsiniz. bineceğiniz otobüs/taksi sizi iki şehrin ortasına indireceğinden gezinizi ona göre planlamak isteyebilirsiniz. unutmadan, indiğiniz yerde malta'nın ilk pastizzi fırını bulunuyor. her yerde karşınıza çıkacak olan bu efsanevi malta çöreğini kaynağından yemek isteyebilirsiniz.

    valetta: üç tane ana cadde ve bunları kesip birbirine bağlayan birbirinden güzel sokaklar. planlı programlı şekilde şehir kurunca ne kadar müthiş bir düzen kurulabileceğinin kanıtı. cafeler, restoranlar, barlar, alış veriş olanakları, müzeleri ile ülkenin hem turistik hem kültürel merkezi. şehrin hemen girişine yapılan yeni parlamento binası bile sanki yüzyıllardır orada duruyormuş intibası yaratıyor. ayrıca, malta tanıtım broşürlerinde ve turizm sitelerinde mutlaka kullanılan şu ünlü köşeyi de bulup fotoğraf çekmelere doyabilirsiniz.

    mimari: malta mimarisinin benim için özeti kiliseler ve balkonlar. özellikle balkonlar. adanın temel yapı malzemesi olan yerel sarı taştan yapılan binaların olmazsa olmazı olan farklı farklı renklere boyanmış olan balkonlar sokaklarda dolaşmayı, hatta kaybolmayı ayrı bir keyfe dönüştürüyor. daha görkemli mimari özellikler görmek isteyenler adadaki "yılın her gününe bir tane" mantığı ile yapıldığını tahmin ettiğim 365 kiliseden birini ziyaret edebilir.

    malta ve sinema: malta hem iyi korunmuş mimarisi, hem muhteşem güzellikteki sahilleri sayesinde birçok film ve dizi için çekim alanı olarak hizmet etmiş. en ünlüleri arasında game of thrones, gladiator, troy, midnight express gibi yapımlar var. tam liste ise çok daha kalabalık. en büyük izi ise (bence) başrolünü robin williams'ın oynadığı popeye bırakmış. filmin çekimi için
    adada ahşap sıkıntısı çekildiğinden ispanya ve hollanda'dan taşınan ahşaplarla sıfırdan kurulan köy, çekimler bittikten sonra hediye olarak adada bırakılmış ve günümüzde popeye village adıyla su parkı ve sevilen bir tatil hedefi olarak hizmet ediyor. link

    ne yenir ne içilir: öncelikle pastizzi. doğal olarak peynirlisi ile ilk denemeyi yapacaksınızdır, ama önyargılı olmayın ve bezelyeli ve tavuklusunu da deneyin. şaşırtıcı derecede güzeller. arancini denen dolgulu pirinç köfteleri de değişik bir tat. en klasik malta yemeği ise tavşan yahnisi. tavşan kardeşe kıyabilirseniz onu da deneyin derim. burada daha ayrıntılı ve görselli bir liste var aslında, bu konuyu o siteye devredeyim en iyisi. ha, benim düştüğüm hataya düşmeyin ve kaktüs likörü/gazozu/reçeli denemeyi unutmayın.

    bu kadarla kalmıyor tabii ki maltanın güzellikleri ve ilginçlikleri. aklıma geldikçe eklemeler yapabilirim, veya üşenip yapmayabilirim. edit yapma hakkımı saklı tutuyorum.
  • yaklaşık 4 ay önce ani bir kararla gitmeye karar verdiğim ülkedir. 3 ay kaldım dil okulu falan diye. giderken lanet ettim ne işim var benim oralarda dedim ağladım zırladım. dönerken sanki canımı aldılar. bir parçamı bıraktım sanki malta'da.

    havaalanına ilk yaklaştığımızda herkes gibi ben de dedim 'allahım nereye geldim ben suriye mi ırak mı?!' diye. ama hayatımda yaşadığım en güzel yazı geçirdim. en büyük aşkımı yaşadım. en güzel dostlukları tattım.

    şimdi sevgilimle evlilik planlarımızı yapıyoruz. benim için dünyanın en güzel ülkesi değil de nedir yani?!

    edit: malta hala çok özel benim için ama sevgili falan yalan oldu ya.
  • alright kelimesi maltaca'ya orrajt olarak gecmistir ve aslinda ingilizce olarak degil maltaca olarak kullaniyorlardir o kelimeyi. ayrica malta ulkenin adidir, tipki turkiye'deki herhangi bir sehrin adi turkiye olmadigi gibi burda da malta diye bi sehir yoktur.
  • 2012 yaz'ının büyük bölümünü sınırları içinde geçirdiğim avrupa birliği üyesi akdeniz ülkesi/adası.sıcaktı,hem de çok.

    uçaktan indiğimde hava alanı çıkış bölümünde elinde ismimin yazılı olduğu bir kağıt parçasıyla bekleyen taksiciden başka birini göreceğimi düşünmüyordum.gecenin benim için başka planları varmış,nerden bilebilirdim.daima gülümseyerek hatırlayacağım.bir melek yanına aldığı bir yardımcısıyla beni bekliyordu,hayatımın en hoş süprizlerinden birini yaşadım,şahit olmak paha biçilemezdi,çıkış kapısında sanki bin yıldır birbirini görmeyen iki dostmuşcasına sarıldık,muhteşem bir andı.ilk kez gittiğiniz bir ülkede daha önce gözlerinin içine hiç bakmadığınız,elini hiç sıkmadığınız biri sizi karşılıyorsa kendinizi özel hissediyorsunuz.arabaya binip hava alanından uzaklaştık,yeraltı geçitleri mimari yapılar sokak lambalarını birer birer geride bıraktık.keşfetmeye başladım.ilk dikkatimi çeken noktalardan biri malta'nın ingiltere'nin eski sömürgelerinden biri olması nedeniyle soldan akan trafik oldu.ülke'nin kalbine st.julians'a geçtik.bir barda oturup şarap içtik,muhteşem bir karşılamaydı.ada'ya gelmiştim,hikaye başlamıştı.st.julians'ta pahalı ve uyduruk otel odalarında geçen ilk günler,bir dil okulu ajansıyla anlaşmak yerine çantamı alıp çıkmamın verdiği uçarı özgürlük hissinin damarlarıma bıraktığı uyuşukluk,ilerleyen günlerde yaşanacakların giderek artan merakı,dil eğitimi alacağım okulu seçmem,bu seçimde aynı melek tarafından aldığım yardım.kurulan ilişkiler,arkadaşlıklar,su gibi tüketilen içkiler,gece hayatı,deniz,kum,güneş,kahkahalar,yapılan muhteşem hatalar.nasıl başladı,nasıl bitti tarifi güç,rüya gibiydi.herşey çok hızlı,sıcak,acı,tatlı,eğlenceli,sıkıcı,hasta,sağlıklı bir çok güzel anıyla birlikte hayatımın geri kalanında hep hatırlayacağım deneyimlerle bana katıldı.eylül'de döndüm yazmaya fırsat bulamıyordum ve şimdi bir bakınızla sözlerime başlayabilirim.

    (bkz: oh mon dieu !)

    ingilizce dil eğitimi almak için adaya giden bir adam yaşadıklarına gönderme yapma maksatla şaka yollu verdiği bu bakınız yerine neden ingilizce bir kalıp olan oh my god ! kullanmadı ? işin bu kısmı sadece hikayemin doğrudan ya da bir şekilde içinde olanlar bilecek.bense sadece ada ve yaşam hakkında bilgi vereceğim.

    türkiye'de yurt dışında dil eğitimi dendiğinde akla gelen üç ülkeden biri malta.ada'nın bu konuda yaptığı ünü dil okullarının fazlalığına bizzat şahit olduğunuzda anlıyorsunuz,yani söylenenler doğru.özellikle adanın kalbi olan st.julians ve dil okulu konusunda küçük ortağı olan turistik sliema'da her köşe başında denecek kadar fazla dil okulu var.dünya'nın her bölgesinden gelen ve özellikle avrupalı öğrencilerin akın ettiği bu okulların büyük bölümünde türk öğrencilere de rastlamak şaşılacak bir durum değil.ada nufusü 400.000 kadar olması özellikle yaz aylarında nüfusun 1.000.000'u aşmayacağı anlamına da gelmiyor.yaz sezonu açıldığında ada çok kalabalıklaşıyor.sokaklar,caddeler,mekanlar,kumsallar insanlarla dolu.örneğin özellikle akşam saatlerinde toplu taşıma araçlarında ayakta durmak bile güçleşebiliyor.malta,üç büyük (ve iki küçük) ada'dan oluşuyor bunlar malta,gozo ve comino.kaydolacağınız okul hafta sonları gozo ve comino adalarına tekne turları düzenler denizin maviliğine inanamazsınız.turkuaz'ın tonları başınızı döndürecektir.başkent valetta ise tarihi dokusu ve iç içe sokakları,sarı tonlarındaki evleriyle kalbinizi kazanır.ada'nın mimari anlayışına bayıldım.bodrum'da evler nasıl beyazsa,malta'da ağırlıklı olarak sarı tonlarda ve bu konu hakkında malta hükümeti'nin göstermiş olduğu hassasiyet üst düzeyde.farklı renklerdeki yapıların oluşturulmuş kimliğe zarar vereceğini düşünüyorlar.evler dış görünüş itibariyle modern değil eski görünümlü ve karakter sahibi.eski italyan mimarisinden izler taşıyor.ada ikinci dünya savaşı döneminde bombardımanlara uğramış ama evler güzelliğinden pek bir şey kaybetmemiş.restorasyon anlayışı da çok sevimli ancak bu nokta tabiki opsiyonel. ben eski ve tarihi yapı sempatizanı biri olarak beğendim ve bu durum evlerin bulunmaz birer inci tanesi olduğu anlamına gelmiyor.anlayışa göre sıradan ve eski de bulunabilir.

    ada'da 3 dil konuşuluyor,bunlar maltaca,ingilizce ve italyanca.malta,eski bir ingiliz sömürgesi bu yüzden her maltalı ingilizceyi anadilinden farksız konuşuyor.hemen her maltalı ya da daha doğru bir ifadeyle yine tahminen nüfusun yuzde 80'den fazlası ana dilleri olan maltaca'nın yanında italyanca'yı da ana dillerinden farksız,mükemmel şekilde konuşuyor.zaten ada'ya dil eğitimi için giden biri malta halkından ziyade yine dil eğitimi için gelen ''yabancı''larla muhattap olacağından bir sıkıntı teşkil edeceğini zannetmiyorum.

    bir kaç önemli nokta

    neden malta ?

    yurtdışında dil eğitimi alma kararı verildiğinde ana dili ingilizce olan ülkeler masaya yatırılıyor bunlar başta ingiltere ve ardından birleşik devletler,kanada,irlanda,avusturalya ve malta.gidilecek ülke'de kalınacak süre,barınılacak yer,yeme-içme,eğlence,gezi ve ekstralara ayrılacak meblağlar önceden iyi analiz edilmeli ve her şey plan'a uygun yapılmalı.karar verilecek ülke'nin yaşam şartları ve hayat pahalılığı öğrenilmeli.örneğin uçak biletlerimi son anda alma yerine aylar öncesinden rezervasyonlu fiyat tarifesinden alsaydım 5 katı fazlasını ödemezdim,benimkine benzer ani gelişen planlar piyasa fiyatlarının bir hayli üstüne ödemelere yol açıyor.bunlar maddi konularda işe yarayacak ip uçları,dikkat gerektiriyor,çünkü yabancı bir ülkede parasız kalmak sanırım orada insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden.yaz aylarında dil eğitimi için bir turizm ülkesinden başka alternatifler de düşünüşebilirdi ama adanın deniz,kum,güneş,eğlence anlayışı yabana atılacak standartlarda değil.ingilizce pratik içinse biçilmiş kaftan.kaldığım süre boyunca maltaca konuşan birine neredeyse rastlamadım,kediler bile ingilizce konuşuyor.*

    malta ucuz mu ?

    ada'da dil eğitimi almak isteyen her türk'ün tercih sebebi malta'nın ucuz olması,ancak orada yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki malta'nın ucuz olması sadece yukarıda saydığım ülkelerin dil okulu piyasalarına göre doğru ve malta özellikle yaz aylarında yaşamın ciddi anlamda pahalılaşabileği bir yer.tabi bu hangi standartları istediğinle de alakalı.ingiltere ve amerika'dan ucuz ama malta'da ucuz değil.

    malta'da çok türk var mı ?

    evet malta'da çok türk var.malta'da çok ispanyol,çok italyan,çok fransız olduğu gibi.ancak türklerin rağbet etmediği okulları tespit edip tercih etmek yine senin elinde.ben bunun için merkezi st.julians yerine turistik sliema'daki bir okula kaydoldum.ada'da kaldığım süre boyunca sadece 3 türk arkadaşım oldu ve birbirimizin pratik yapmasına engel olmadık.

    malta'da nerede kalınır ?

    bir çok seçenek var.ilk seçenek ''flat'' denen öğrenci apartmanları.okulun belirli bir mesafe yakınında içinde sadece öğrencilerin yaşadığı apartmanlardan bahsediyorum.paylaşımlı odalar var.tercihe ve fiyatına göre değişen bir,iki,üç,kişilik bu odalarda kalınıyor.aynı evin içinde yerleştirilen öğrencilerde ise kız-erkek ayrımı yok.yani yan odanda karşı cinse mensup kızlar-erkekler kalıyor.aranızda bir umut iki kişilik bir odaya yerleşsem oda arkadaşım kız olur mu fikrine kapılan arkadaşlara bin selam olsun.*.odayı hemcinslerinle paylaşırsın,abartma*.ikinci seçenek ''host family'' denen aile yanı.bu seçenek yaşca küçük öğrencilere bence daha uygun.okulumda yaşca küçük bir öğrenci yoktu ancak st.julians'ta bir çok ülkede şubeleri bulunan isim yapmış okulların 12-13 yaşlarında bir çok öğrencisi var.kendi ayakları üzerinde duramayacak bu çocuklara hitap etsede bir çok genç kızın/adamda tercih ediyor.temel mantık düzen ve aile ile ingilizce pratik yapmak ama benim gibi yirmili yaşlarının başında bir adama asla ama asla uygun olduğunu düşünmüyorum.yanında kalınan aile'nin haklı hassasiyetleri var ve örneğin gece belirli bir saatte eve dönme gerekliliği gibi can alıcı konular var üstelik öğrenci flatlarından da fiyat olarak çok daha mantıklı değil.

    malta küçük mü ?

    ülke sınırları içine girip uçaktan indiğinizde malta uluslararası hava alanı,istanbul atatürk hava alanı'ndan gelen bir türk için fazla küçük ve hatta otobüs terminali gibi gelebilir -aşti ve esenler terminalleri sanırım daha büyük- özellikle ada'ya gelen turist giriş/çıkış oranı baz alındığında bu hava alanı yeterli görünmüyor, sanki bu sevimli ülkeye daha şık bir havaalanı yapılabilirmiş gibi ancak malta'da büyük bir ülke değil.gezilebilecek katedraller,sokaklar,ilginç mekanlar,film setleri,otantik şehirler var ama malta küçük bir ada ve ben bu konunun dil eğitimi için adaya giden biri için önemli olduğunu düşünmüyorum.zaman geçireceğiniz insanlar orayı büyütür.

    benim arkadaşlarım çok sıkılmış,sen sanki cenneti tasvir ediyorsun ?

    cenneti tasvir etmiyorum ama yaz aylarında turistik bir adada işi sadece öğrencilik olan biri nasıl sıkılır anlamakta zorlanıyorum.aslında zorlanmıyorum bir çok haklı nedeni olabilir hakeza doğrudur,benimde bir çok arkadaşım çok sıkıldı ve hatta benimde çok sıkıldığım zamanlar olmuştur.ancak birlikte olduğum insanlar yeterince eğlenmemi sağladı.kaydolduğun okul ve tanışacağın insanlar çok önemli,gidersen şans umarım yanında olur.denklem basit.güzel insanlar,güzel ortam.güzel olmayan insanlar,güzel olmayan ortam.

    yurt dışında dil eğitimi olmasa da olur mu ?

    net bir şekilde söyleyebilirim ki,olur.dil okulu keyif işidir.yabancılarla iletişim kurmak türkiye'de de mümkün ancak malum imkanlar kısıtlı.özellikle erkekler için yaz aylarında ingilizlerin ağırlıklı olduğu tatil yörelerinde ufak tefek işler yapmak gibi alternatifler değerlendirilip de pratik yapılabilir.kişisel düşüncem didim bu iş için biçilmiş kaftan.ayrıca eğer ingilizce anadilin değilse ingilizce öğrenme işi sonsuza uzanan bir yoldur ve bu her yabancı dil için geçerlidir,dil öğrenmenin sonu gelmez.

    -gece hayatı :

    paceville ada'nın bu konuda kalbi.tahmin edilenin aksine ''peysvil'' değil ''paçevil'' ya da en fazla ''paşövil'' olarak telaffuz edilir.farklı mekanlar var,favorim footlose ama hugo's ve havana'da yabana atılmaz.cluplarda genelde adım atacak yer bulamazsın sıcak ve iç içedir.gentlemen club'lar da gidilip görülesi.hafta'nın belirli günleri kadınlar için de striptiz şovlar düzenleniyor,deri slip papyon*.bunun dışında hard rock cafe ada'da mevcut.biraz uzak ama marrekech'te görülmeye değer ve şık bir mekan.

    *erkekler için ;

    paceville*,aklın uçar.bu kadarı yeterli*.(arkadaşlarlarınla çıkıp eğlenebileceğin çok güzel mekanlar var.ancak kızlarla aran türkiye'de de iyi değilse üzgünüm dostum,beklentilerin yüksek olmasın.dikkatli ve efendi ol,adımlarını ona göre at.örneğin bir avrupa ülkesinde olsan da asla kavga çıkmayacak diye bir şey yok,bir çok kavgaya şahit oldum.sıkı bir ortama dahil olabilir,sıkı bir ortam kurabilirsin ama eğlenceyi abartma,ipin ucu kaçarsa toplayamayabilirsin.)

    *kadınlar için ;

    paceville*,aklın uçabilir.(arkadaşlarınla çıkıp eğlenebileceğin çok güzel mekanlar var.karşı cinsle ilgili şunu söyleyebilirim,bir çok ispanyol,fransız ve italyanla tanışıbilirsin.ama özelikle italyan erkeklerinden yüksek beklentilerin olmasın,ancak yakışıklı oldukları doğru.hem fiziksel hem tavır olarak türk erkeklerine de çok benziyorlar ve italya'da yaşamış bir -kız- arkadaşım da türkler tarafından çok fazla abartıldığını düşünüyor.)

    deniz,kum ve güneş ?

    st.julian's beach ve surf side bölgesinde denize girmek eğlencelidir.beach cluplar ve tekne turları diğer alternatifler.

    ne yenir ne içilir ?

    ada'da italyan mutfağı çok fazla rağbet görüyor.bir çok italyan restaurantı var.deniz ürünleri yaygın ancak bu fiyat olarak mantıklı gelmeyecektir.patisserie denen minik fırınlar çok yaygın.75 cent'te kalın hamur ve bol malzemeli dilim pizzalar hem cebe zarar vermez hem doyurur.bahsettiğim fırınlarda ürünler tazedir ve dilim pizza'nın haricinde kasede fırında makarna,çörek gibi alternatiflerinde mevcut.bir yunanlı'nın kebapcı açtığına şahit olabilirsin.ada'da bir çok türk resturantı var.kebapcılar,dürümcüler,lahmacun fırını olan mekanlar,fast food'cular...hint ve uzak doğu restaurantlarıda yaygın.malta mutfağı konusunda net bilgilerim yok şu yemek malta'nın geleneksel yemeğidir diyeceğim bir yemekte.

    malta'da içki ucuz ancak sigara ucuz değil.kullanıyorsan hava alanından ayrılmadan free shop'a uğra derim.bira seviyorsan malta'nın efes pilsen'i cisk'le tanışıcaksın,muazzam bir bira ve heinekenden de ucuz.ben kaldığım süre boyunca içkiler arasında en fazla şaraba para ödedim.uygun fiyatlara harika şaraplar keşfedebilirsin.

    mutlaka atladığım,unuttuğum,değinmediğim bir çok nokta ve konu vardır ama şimdilik bu kadar yeter.son olarak ada'ya bir iki söz.

    aziz malta,

    yollarımız tekrar kesişecek.umutla,sevgiyle.
  • hiçbir şeyde hiçbir iddiası olmayan ülke.
    helal olsun..
  • hava güneşliyken yağmur yağıyorsa "bir türk doğdu" deme geleneğine sahip insanların ülkesi.
  • hazır dumanı üstündeyken yazayım..*

    efendim bu malta denilen ada, ki maltaca 'da moğğlltaağğ diye okunuyor, bilmemkaçyüzsefer belirtildiği ve herkesin hemfikir olduğu üzre, ufacık, tefecik, belediye otobüsüyle yahut yürüyerek şehir değiştirilebilen garip bir ülke.

    fakat ben işin öbür boyutuna girmek istiyorum, insanlar bu ülkeye niye gidiyor?

    1.dil eğitimi*
    2.turizm

    şimdi bu adanın paceville denilen bir bölgesi var, (-ki bu da ilginçtir "peysvil" değil paçeville diye okunuyor.) efendim bu bölge bay street denilen 9 yıllık bir açık hava alışveriş merkezi ve tam karşısında 15-20 tane bar ve klüpten oluşuyor.

    yani malta'yı malta yapan, bilmemkaçmilyon turisti çeken bölge esasen burası..

    yoksa öyle vay efendim doğal güzellikmiş, dağmış, tepeymiş, denizmiş, kumsalmış bulabilmek pek mümkün değil..

    bu barlar sokağının olayını kısada anlatmak gerekirse, ellerinde "1 votka alana 1 bedava" ve türevi kartlar dağıtan bilimum promoter arkadaş, sizi gece boyunca bu barlardan içeri çekmeye çalışırlar..

    bu klüplerin ve barların çoğunun bir numarası olmadığı gibi, kötünün iyisi olarak hugos passion isimli mekan gösterilebilir..

    millet burda gece boyunca 2.45€'ya birasını içer, ve neredeyse hiç bir klüpte çalma sırası bile değişmeyen popüler şarkılara her gece tahammül eder.

    akabinde dilim pizza ile karnını doyurur, gider 4-5 gibi uyur ve öğleden sonra kalkar.. (ve bu haftanın her günü tekrarlanır..)

    şimdi bütün bunları girişte neden anlattım?

    zira başta türkler olmak üzere bir sürü memleketten adam buraya sözde dil öğrenmek üzere geliyor..

    durun yoldaşlar, kardeşler.. bir uyarım var!..

    bu ülkenin resmi dili maltaca arkadaşım.. sırf ucuz diye avuç içi kadar ada'ya gelmenin hiç bir alemi yok.. bu, türkçe öğrenmek için azerbaycan'a gitmeye benziyor..

    git kardeşim ingiltere'ye, git amerika'ya..

    şimdi, yok ben dil mil istemem, bana şöyle güzel turistik bi ortam, yüzülecek deniz, güneşlenecek plaj lazım diyen vatandaş, bu uyarım da sana..

    tek geçim kaynağı neredeyse turizm olan bir memlekette hizmet sektörü 'nün çok gelişmiş olmasını beklersin değil mi?.. evet evet yanıldın.. asla öyle değil..

    mazallah bir ürün almaya karar ver, satıcı seni dükkana girdiğine pişman ediyor.. allahım o nasıl bakışlar, o nasıl tavırlar..

    gelelim deniz'e güneş'e.. bu ülke kayalık arkadaşım... 3-5 tane plajı ya var, ya yok.. türkiye'deki plajların kumunu öpersin dönünce.. öyle diyim..

    sonuç olarak, bütün bu gudubetliğine rağmen, malta'da resmi ve kaçak olmak üzere bilmemkaçyüz tane dil okulu var..

    her taşın altından bir türk çıkıyor.. ya öğrenci, ya ada'da yerleşik..

    ha illa gidecem, sanane lan derseniz ec denilen okul adeta bir türk okulu(ymuş) -çok fazla türk varmış- onu belirteyim.

    fakat gideyim 2 güzel yer göreyim, 2 insan tanıyım vesaire derdinde olanlar için söylüyorum, malta'ya gitmemiş olmak size bir şey kaybettirmez..
  • yaklaşık 2.5 ay kaldığım küçük avrupa birliği ülkesi.
    tabi ki birçok insan gibi benim de maltaya gidiş amacım dil eğitimi ve eş zamanlı olarak tatildi. bu konuda birçok insan çeşitli şeyler yazmış. bana da gitmeden önce sözlükte okuduklarım, forum sitelerinde okuduklarım çok tereddüt yaşattı. ama gidip gördükten sonra bazı şeylerin çok abartıldığını gözlemleme şansı buldum.

    öncelikli olarak oraya dil eğitimi için giden arkadaşlar için bir şeyler yazacağım. mutlu olup olmamak , verim alıp almamak tamamen size bağlı. orada oluşturacağınız ortam, seçeceğiniz arkadaşlar sizin dil eğitimindeki başarınızı etkileyecektir. ama şunu söylemeliyim ki malta da mutlu olmak istiyorsanız beklentilerinizi yüksek tutmayın. inanılmaz şekilde eğitim alacağım, sürekli yabancılarla takılıp dil öğreneceğim diye düşünmeyin çünkü ister istemez her ırk kendisi ile takılıyor ki bu da çok normal bir şey. önemli olan orada konuşmanızı geliştirmek istiyorsanız ortamınızda sürekli 2-3 farklı ülkeden insan olmalı ve ortak dil olarak ingilizceyi seçip onu konuşmanız. zaten böyle bir ortamda yanınızda türk olup türkçe konuşursanız insanlar bize saygı duy lütfen ingilizce diyorlar ki siz de karşınızdakilere aynısını söyleyebilirsiniz. kısacası beklentilerinizi yüksek tutmayın ve her şeyin sizde bittiğini unutmayın. malta da çok az bir verimle de dönebilirsiniz maksimum verim ve ingilizce öğrenme ile.

    malta hakkında yazacak olursak gece hayatı , ucuz alkol , yazın ortalama 19-25 yaş aralığında insanların çılgınlar gibi sabahlara kadar takıldığı paceville , gozo ve comino adlı denizi mükemmel olan 2 adası vs… çok büyük bir yer değil malta bu yüzden gideceğinizi yerler 2-3 hafta sonra tükenecek ve aynı yerleri tekrar etmeye başlayacaksınız. bu yüzden off buradan sıkıldım yine mi aynı yer demeyin çünkü mecbursunuz. ayrıca ister dil eğitimi ister tatil için gidecek olun maltaya maksimum 3 ay gelin. (bence 3 ay bile fazla ama 3 çoğu insana göre normal diye maksimum 3 diyorum.) halkı biraz kaba ve bağırarak konuşuyor gelebilir en başlarda ama daha sonra anlıyorsunuz ki insanlar orada bağırarak konuşuyor bu onların normal konuşmaları. ayrıca malta da 2 resmi dil var maltaca ve ingilizce herkes bu 2 dili bilir yalanına inanmayın. ingilizce bilme oranı bence %50 falandır. o yüzde 50’nin yarısı da çok kötü bir aksanla konuşuyorlar bu yüzden acentelerin yalanlarına inanmayın. çok sahtekar acenteler var. adama kaldığı yeri yurt , yurtkur mantığı ile yemek satan, satmaya çalışanlar var. birçoğu malta hakkında en ufak bilgileri yok sadece internetten okudukları ya da sağdan soldan duydukları ile konuşuyorlar. ayrıca orada bazı okuldaki türklerle karşılaştım %70 türk diyorlardı okulumuz. bu yüzden acentelere dikkat edin. size bazı okulları sürekli dayatıyor, sürekli oraya gitmenizi öneriyor dayatmaya çalışıyorsa o okullardan kaçın. çünkü onların amacı kendi komisyonları. her okul belli oranda ve seviyede komisyon veriyor bu yüzden iyi komisyon veren iyi okul bu adamlar için. o yüzden dikkat edin.
    şimdilik malta hakkında aklıma gelenler daha doğrusu aklımda kalanlar bunlar. özet geç diyenler için malta güzel bir yer. denizi, arkadaşlık ortamı, gece hayatı, insanları gerçekten güzel. dil eğitimi için yüksek beklentinizi olmazsa yine güzel bir yer. ayrıca maksimum 3 ay lafımı dikkate alın ve yazın gitmeye çalışın derim.
  • kibris'in sorunu olmayani.
  • pahalılıkla ilgili şeyler yazılınca inanamadığım ülkecik. malta dışında başka bir ülkede yaşamadım, diğer ülkelerdeki market fiyatlarından haberim yok. turist olarak gittiğim ülkeler oldu ama yaşamakla, tatil farklı şeyler olduğu için fiyatlara dikkat etmedim hiçbir zaman ama ada ülkesi olduğu için fiyatlar biraz şaşırtıcı gelebilir sizlere.

    1 lt suya 12 eu istendiği yazılmış, ben 12 eu’ya aylık su ihtiyacımı karşılıyordum. 6’lı 1.5 litrelik sular 3 eu falandı geçen sene. gece hayatı pahalı diyeni döverim, en pahalı kokteyler(alkollü) 6 eu idi. keza biralar gece kulüplerinde 2-3 eu arasında. marketlerde ise 1-1.5 eu arasında. hatta sliema’da bir markette efes kutu bira satan bir yer var 1 kutu efes 85 cent idi.

    evet, malta’nın ekonomisi kumar/bahis, turizm ve dil okullarıyla döner. ülkede tarım yoktur çünkü tarıma elverişli arazisi yoktur. çiftçilik de yoktur. en taze et 3-4 aylık ve bu etler yeni zelanda’dan gelir. o yüzden taze et yemeyi sevenler için uygun bir yer değil ama buna rağmen et fiyatları inanılmaz ucuzdur. 1 kilo kıymayı 7 euro’ya alırdım ve o da tek yaşadığım için uzun süre yeterdi bana.

    bir tane bizim bim misali bir marketleri var, isveç menşeli lidl, 100 euro’ya 1 aylık ihtiyacımı giderirdim. 3 büyük poşetle çıkardım hatta marketten. 2 tane türk marketi var ülkede; biri bugibba’da diğeri ise gzira’da. gzira’daki biraz pahalıdır ama türkiye’ye dair her şey vardır. sahibi ise sağlam fenerbahçelidir, her hafta fenerbahçe maçlarını kaçırmazdık. çok severdim kendisini *

    eğer ki canınız türk yemekleri çekerse gzira’nın girişinde, sahil kısmında moo’s kebap vardır. sahipleri ve çalışanlarının çoğu türktür ve hepsi çok iyidir. eğer giderseniz orada çalışan emin abi’ye selamlar olsun *. burası konsteptini değiştirmişti geçen yıl, türk kahvaltısı verir, lahmacun ve pide yapardı. bunun yanında ise türk yemekleri de bulunmaktadır ve ayrıca simiti, poğaçası, sarması, çiğ köftesi, mercimek köftesi ve arnavut ciğeri de. rakınızı içip, süper lig maçlarını da izleyebilirsiniz.

    malta’daki evlerin çoğu eski ve malta taşından yapılır. bundan mütevellit ısı yalıtımı yoktur. kışları inanılmaz rutubet yapar ve sizi hasta eder. mümkünse yeni evleri tercih ediniz. ısınma sistemi klimadır. klimayı isterseniz 7/24 çalıştırın yine de geleceği fatura en fazla 50 euro’dur. ucuzdur elektrik yani. ev sahipleri biraz egoludur. siz evde olun olmayın, anahtarla açıp her an, her saat girebilir ki bu konuda kötü tecrübelerim ve kendisiyle de kavga etmişliğim vardır.

    evsiz insan göremezsiniz malta’da, 4 kişilik ailenin 4’ünde de araba bulunur. araba fiyatları inanılmaz ucuzdur. tek maaşla 2 araba alabilirsiniz hatta. türkiye’deki fiyatları 20-25 bin tl’yi bulan arabalar orada 500 euro’dur.

    st.julians’taki en kral restoranlardaki, en kral eti yeseniz bile maksimum 30 euro öderseniz. iddia ediyorum pizza yemekten bıkacaksınız, her 5 metrede bir pizzacılar bulunur ama en kral pizzacı sliema’dan ballutta’ya giden sahil yolundaki ‘vecchia napoli’dir. yaz mevsimlerinde oturmak için sıra beklersiniz.

    gece hayatı çok iyi değildir. öğrenci ağırlıklı bir ülke olduğu için çok ergen kaynar. en popüler yerleri pachaville’dir. hafta sonları yaz aylarında tıklım tıklımdır ama çoğu mekan leştir. bunların dışında twente two diye bir mekan vardır ki pacheville’nin yanında daha elit insanlar takılır. benim sürekli gittiğim mekan ise, sliema ve gzira’nın girişinde bulunan manoel island’taki ‘funky&munky’dir. tam bir salaş mekan. inanılmaz keyif aldığım bir yerdi.

    tarihi yerleri vardır. mesela; başkenti valletta sokaklarını gezmesi çok keyiflidir. her yerde cumbalı evler vardır. mdina vardır bir de ama öyle çok aman aman bir yeri değildir.
    zaten malta’da göreceğiniz yerler kısıtlıdır; valletta-mdina-temel reis köyü ve diğer ufak 2 tane adası. yani 5 gün bile sürmez bu ülkenin her yerini gezip/dolaşmak.

    eğer tatil için gitmeyi planlıyorsanız euro’nun pahalılığını göz önünde bulundurup çok daha güzel ülkelere gidebilirsiniz. inanın değmez buraya vereceğiniz paralara. temmuz ve ağustos aylarında sıcaktan nefes alamazsınız ve burnunuzdan gelir tatiliniz. kışları ise ikliminden dolayı soğuktur. hatta bazen öyle soğuk olur ki ‘çöl soğuğu’ denir ona. kemikleriniz titrer. 2017 ağustos ayında kuzenim ve eşi gelmişti bana 5 günlüğüne ama 3.günden çok sıkıldılar ve sıcaktan bunalıp kaçtılar *

    eğer yaşamak için gidecekseniz; yanınıza bolca ilaç alın. havası ve suyu 1 hafta dolmadan yatağa yatırıyor. bunların dışında sarı görmekten bıkacaksınız. binaları hep sarı, adanın orta kısımlarına doğru gittiğinizde kendinizi orta doğu’da sanırsınız. öyle sarı bir ülke yani.

    iyi/kötü bu yıl içerisine kadar 2 yıl yaşadığım ülke/ülkecik. özlüyor muyum? burnumda tütüyor aq.