şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı donanmasının kuşatmasına karşı 80 yaşındaki grand maître (üstad-ı azam) jean de la valette'in komutasında gerçekleştirilen savunma, malta tarihinin en büyük askerî başarılarından biridir. malta tarihinde "milat" olarak kabul edilir aynı zamanda. (büyük kuşatma'dan önce, büyük kuşatma'dan sonra)
    osmanlı donanması komutanları arasındaki anlaşmazlıklara ve iletişimsizliğe rağmen, kuşatmanın sonuca varmak ve adanın düşmek üzere olduğu günlerde savunmacılara yardıma gelen 25.000 askerlik ispanyol birliği malta'nın kurtuluşunda önemli bir rol oynamıştır.
    ayakta durabilmesi için beline halatlardan korse yaparak savaşan malta şövalyelerinin başı jean de la valette'in ismi adanın başkentine verilmiştir.
  • malta halkinin cok ovundugu ve turklerle espri ile karisik dalga gecmelerine vesile olan olay. havaalaninda pasaport kontrolundeki polisle muhabbet ederken turk oldugumu gordu ve kahkaha atti. "biz sizin dedelerinizin kelleleri ile top oynamistik vs." diye. taksiye binersin, taksiciye turk oldugunu soylersin, o da kahkahayi atar, "sizin dedelerinizin 1000 tanesi bizim sovalyelerimizin 1 tanesi ile basedemediler" diye, sineye cekersin. cevirirsin kazi, osmanlilar iste hede hodo diye ama yemezler.

    gencinden yaslisina bu olay adamlarin gurur kaynagidir, dunyaya hukmeden osmanli kagit ustunde cok ustun olmasina ragmen akdenizde bir tek malta adasini ele gecirememistir, bizi de maltalilara maymun etmistir.
  • maltaya gittiğinizde her köşede bu olayı hatırlatan bir yazı, bir heykel, bir şey görebilirsiniz. otobüsle şehir turu yapıyorsanız kulaklıktan dinleyeceğiniz tanıtımda da uzun uzun bu şanlı savunma anlatılacaktır.
  • 22 mayıs akşamı iki dönme türk askeri vallette kuvvetlerine sığındı ve maltalıların çökmesini önleyecek bilgileri verdi.
  • cerbe deniz muharebesi’nde ağır bir yenilgi alan kutsal ittifak ülkeleri, ispanya kralı ıı. felipe’nin önderliğinde yeni bir donanma hazırlığına başlayıp ve ittifak bünyesindeki mevcut donanmaların birleştirilerek yeni bir haçlı donanması meydana getirmeyi amaçlıyorlardı. bu kapsamda papalık, ceneviz, portekiz, malta ve toskana donanmalarının akdeniz’in hakimi olabilme adına yeniden osmanlı donanmasına karşı birleştirilmesi öngörüldü. ilk hedef olarak ispanya yakınlarındaki kayalık bir ada olan peñón de vélez’e saldırı düzenlendi. bu ada osmanlı donanması tarafından sadece uğrak yeri olarak kullanılıyor ve az sayıda türk muhafız tarafından korunuyordu. bu nedenle nicelik olarak kendisinden oldukça üstün olan haçlı ordusuna karşı direnmesi mantıksızdı. bu nedenle söz konusu ada osmanlı kuvvetlerince kayıp verilmeden teslim edildi. peñón de vélez’in savaşmadan alınması kutsal ittifak birliklerinin motivasyonunu yükseltti ve müttefik ülkelerde büyük ses getirdi. kuşatmadan birkaç ay önce osmanlı mühendisleri balıkçı kılığında şehire girip şehrin tahkimat ve savunma bölgelerini ve ayrıca denizden çıkarma yapılabilecek önemli yerleri tespit edip ölçmüşlerdir. ayrıca malta, orta akdeniz’in güvenliği açısından önemli bir yere sahiptir.
    istila korkusu italya ve ispanya kıyılarında sinsice dolaşıyordu. her sefer mevsimi başlarında savunma önlemleri durmaksızın alınıyor sürekli kalyonlar yaptırılıyordu , böylelikle yerli halkın korkusu biraz hafifliyordu. osmanlı saldırıları karşısında ona direnecek karşı bir güç kalmamıştı ve kanuni’nin saldırması sadece zaman meselesi olarak görüyorlardı. akdeniz bir söylentiler denizi halini almıştı. ancak kanuni’nin başka sorunları vardı. oğulları arasındaki mücadeleler, doğu’da iran sorunu, vezileri arasındaki güç çekişmeleri, kıtlık ve salgın hastalık gibi nedenlerle durum karışıktır.
    öte yandan st. jean şövalyeleri, akdeniz’de osmanlı gemilerine saldırılarına devam ettiler. mihrimah sultan’ın 107 yaşındaki sütannesininde aralarında bulunduğu hacca gitmekte olan osmanlı bandıralı bir kalyon, şövalyeler tarafından kaçırılıp malta adasına götürüldü. 1564 yılı ortalarında, şövalyelerin en kıdemli denizcilerinden mathurin romegas komutasındaki birliklerin yaptığı bir saldırıda, içlerinde osmanlı sarayının haremağası, iskenderiye ve kahire valileri ve pek çok önemli tacirin esir alınmasıdır. haremağası, venedik’e gidecek olan gemide 80,000 düka değerindeki malla yüklüydü ve bu korsanlar arasında paylaşılıp malta’ya götürüldü. bu olaylar sonucunda kanuni’nin malta adasına sefer düzenlenmesi ve şövalyelerin hakimiyetinin sonlandırılması konusunda ikna edilmesini kolaylaştırmıştır.
    adaya ilk saldırı düşüncesinde bulunan kişi barbaros’tur (1534). turgut reis 1551’de sultana bizzat çıkmış ve ”o yılan yuvasına duman tutmadan yapacağımız her şey nafile kalır” demiştir. ada; kuzey afrika ve doğu akdeniz ticaretini baltalıyordu. malta’nın alınmasıyla avrupa’ya olan seferlerde üs konumunu alacak hatta roma bile saldırılara açık hale gelecekti.
    böylece kanuni 6 ekim 1564’te divanda sefer kararı alır ve şöyle buyurur;
    ”malta adasını fethetmeye karar verdim ve bu sefere kumandan olarak kızılahmedli mustafa paşa’yı tayin ettim. malta adası kafirlerin baş karargahıdır. maltalılar, müslüman hacıların ve tüccarların mısır’a giderken doğu akdeniz’de tuttuğu yolları nicedir engellemektedir. piyale paşa’ya da donanmayı sefere çıkarma emri verdim.”
    ama kanuni’nin asıl düşündüğü kişi kuşatmaya sonradan katılacak olan turgut reis idi. fermanında; ”turgut reis malta adasının her ahvaline vakıf ve şuuru ziyadedir. metris yerlerini ve muhasaranın kolayını o bilir, zinhar onun reyine muhalefet olunmaya!” diye emretmişti.
    ancak daha öncecen kanuni’nin aldığı rodos gibi yakın olmayan bu ada için muazzam derecede hazırlık yapılması gerekiyordu. ada; afrika ve sicilya arasında, kasvetli, kayalık, üzerinde tek bir ırmak bile olmayan, az bakımından fakir, sürekli rüzgarlı, batısı yüksek uçurum, doğusunda liman ve karaya çıkmak için sadece birkaç nokta bulunan elli kilometre uzunluğunda, otuz kilometre genişliğinde bir kara parçasıdır. bunun için her türlü yiyecek, kereste, kuşatma malzemesi gerekliydi.
    malta’da hazırlıklar
    rodos’ta hüküm süren st. jean şövalyeleri, buranın türkler tarafından 20 ocak 1522’de fethedilmesinden sonra malta’ya yerleştiler. 27 yıl süreyle adayı daima türk korkusu ile tahkim ve imar ettiler. günün birinde malta’nın türklerin saldırısına maruz kalacağı devamlı işlenerek avrupa’nın dikkati ve yardımı bu bölgede tutuldu. malta’ya varıştan sonra büyük üstat (şövalyelerin komutanı ve adanın hakimi konumunda) l’ısla adam, st. angelo kalesinin tahkimi işine başladı.
    tarassut kalesinin bulunduğu sciberras tepesi civarında ispanyol mimar padro’nun kontrol ve direktifiyle “yıldız” şeklinde bir ravelin kale daha inşa edildi ki, adı st. elmo’dur. malta muhasarasında türklerin alabildikleri tek müstahkem mevki bu kaledir. st. elmo’nun inşaatı yıllarında şövalyeler, malta’ya yapılabilecek bir türk akınından daima çekindiler.
    1565 yılı ilk aylarında malta büyük bir telaş içinde bulunuyordu. kaleler, hendekler, barikatlar tamamlanmaya çalışılıyor ve bu işler için de tamamen türk esirler kullanılıyordu. nitekim, türk esirleri birgu ve sanglea çevresindeki derin hendekleri kazdılar, kaleler için “malta taşı” denilen kayalardan binlercesini kesip yerlerine taşıdılar. o sene gayet şiddetli fırtınalarla geçen kıştan sonra, ilkbaharda, haçlı kalyonları ikmal sağlamak üzere sicilya’ya gönderildi.

    500 hospitalier şövalyesi 6.000 tımarlı sipahi
    400 ispanyol asker 500 karaman sipahisi
    800 italyan asker 6.000 yeniçeri
    500 kadırgalardan gelenler 400 mytheline’li maceracı
    200 yunan ve sicilyalı asker 2.500 cezayir’li sipahi
    100 st. elmo kalesi askeri 3.500 cezayir’li maceracı
    100 şövalye kölesi 4.000 “gönüllü mücahid”
    500 kadırga kölesi 6.000 diğer gönüllüler
    3.000 malta’dan seçilenler trablus ve cezayir korsanları
    total: 6,100 total: doğudan gelen 28.500, toplamda 48.000

    30 mart 1565’te türk donanması, haliç’te son olarak cephane ve asker yükünü aldı. filoda kalyon, hafif kadırga, çektiri sınıfı ile her biri 600 asker, 6000 fıçı barut ve 1300 atımlık gülle taşıyan 11 ikmal gemisi mevcuttu. türk donanması 144 savaş gemisi (büyük ve küçük kadırga) ve 50 nakliye gemisinden oluşuyordu. söz konusu gemiler 40.000 civarı asker taşıyorlardı. donanmaya piyale paşa, kara ordusuna ise kızılahmedli mustafa paşa komuta ediyordu. ayrıca trablusgarp’tan hareket edecek turgut reis ve cezayir’den hareket edecek hasan paşa’da ellerindeki birliklerle kuşatmaya dahil olacaklardı. 1565’in mayıs ayına gelindiğinde osmanlı donanması 165 kalyonla adaya yaklaşırken kutsal ittifak ve st. jean şövalyeleri 25 kadırgayı güçlükle toplayabilmişti. sicilya’dan insan ve kaynak toplanmaya devam ettiler.
    kuşatma başlıyor
    40.000 mevcutlu bir orduyu taşıyan 165 parçadan oluşan osmanlı donanması 18 mayıs 1565’te malta adası önüne vardı ve marsa şolok limanına girdi. turgut reis henüz gelmemişti. malta hakkında bilgi sahibi reislerle piyale paşa, tam mevcutla şehre yüklenilmesini, şehri zapt ettikten sonra kalelere yüklenilmesini teklif ettiler. fakat serdar mustafa paşa, bu fikri kabul etmeyerek, gayet sarp kayaların üzerine kurulmuş saint elmo kalesine hücum edilmesinin uygun olacağını bildirdi. piyale paşa, böyle bir çıkmaza sapılmasını uygun görmedi ve padişahın, emirlerinde, turgut’un fikrine riayet etmeleri gerektiğini tekrar ve kati olarak belirttiğini ifade ederek, mütalasını almak üzere, turgut’un gelmesine intizar hareket etmelerini teklif etti. mustafa paşa, kanuni’nin turgut’u kendisinden üstün görmesini hazmedemeyerek “karada kale zapt etmek, denizde hırsızlık etmeye benzemez!” diyerek turgut reis’i beklemeden kuşatmaya başlama kararı aldı ve saint elmo kalesini kuşattı.
    muhasaranın yedinci gününe rastlayan haziranın ikisinde, uzaktan, direklerinde kırmızı beyaz zemin üzerine mavi hilal işlemeli bayraklar dalgalanan 12 kadırga göründü. denizlerin sultanı, levendlerin serdarı turgut reis geliyordu. bu haber, saint jean şövalyeleri arasında korku ve ümitsizlik suretiyle dolaştı. “korkunç dragut geliyor!” haykırışları, malta halkını dehşete düşürdü. (dragut güney avrupalıların turgut reis’e taktığı bir lakaptır. turgut reis’in akdeniz’in hristiyan yakasına yaptığı yağma seferleriyle yarattığı korku ve dehşet; dragon (ejderha) ve turgut kelimelerinin birleşerek “dragut” kelimesinin doğmasına yol açmıştır. batılı kaynaklar, kendisini hala “dragut reis” olarak anmaktadır.
    trablusgarp beylerbeyi, 3 haziran günü 3.000 kadar adamıyla adaya çıktı. korkusuz adam ordugahını saint margarite manastırının bulunduğu tepeye kurdu. mustafa paşa ile piyale paşa hemen turgut’u ziyarete geldiler. turgut reis son durumu hiç beğenmemişti. serdar mustafa paşa’yı düşmüş olduğu durumdan kurtarmak için yeni planlar yapmaya davet etti. denizde rakipsiz olduğu kadar, karada da şarlken’in meşhur generallerini yenecek kadar kudretli olduğu, düşmanları tarafından da itiraf edilen amiralimizi deniz hırsızı diye hâkir gören serdar mustafa paşa, ne kendini savunabildi, ne de turgut’un söylediklerinin yanlış olduğunu iddia edebildi.
    askerler, saint elmo kalesine yaklaşmışlar, fakat kalenin etrafındaki hendeğin doldurulamayacak kadar derin ve geniş olduğunu görerek çaresizlik içinde kalmışlardı. turgut imdada yetişti. hemen seçtiği uygun bir mevkiye iki top yerleştirerek kalenin temeline yakın uygun noktaları vurmaya başladı. bir müddet sonra vurulan yerlerde gedikler açıldı.
    sonra bir kısım kadırgaların serenlerini soyarak on tanesini getirtti ve akıllara hayret veren manevralarla bu serenleri bir uçları hendeğin başında kalmak, diğer uçları kalenin açılan gediğine sürülmek üzere yerleştirdi. böylece yan yana bağlanmış on direkten, avrupa tarihlerinde adı “dragut’s bridge” diye geçen bir köprü meydana getirdi. türkler bu köprüden hücuma geçerek bir kısmı açılan gediklerden girmeye, bir kısmı da sırtlarındaki merdivenleri dayayarak kalenin siperlerine tırmanmaya başladılar. fakat civardaki saint anj kalesinden yardım geldiğini gören turgut reis, saint elmo kalesinin tam olarak kuşatmaya alınmamış olduğunu anlayarak hemen mühendislerini yanına aldı, kaleden yağan ateş yağmuru altında etrafı dolaşarak konması edilmesi gereken topları yerleştirdi.
    turgut’a göre artık bu kalenin teslim alınması an meselesiydi. bu kale düştükten sonra sıra saint anj hisarına gelecekti. turgut bu hisara karşı yapılacak istihkamın mevkiini belirledi ve adamlarını faaliyete geçirdi. saint anj kalesi, başına gelecekleri anlayarak, topların tabiyesine mani olmak üzere ateş püskürüyordu. fakat turgut, daha başlangıçta bir çıkmaza sokulmuş olan kuşatmayı başarıya ulaştırmak azmiyle, etrafına yağan ölüm gülleleri arasında ölüme meydan okurcasına dolaşıyor, topların bir an evvel kurulması için istihkamın inşaatına bulunuyordu.
    bu sırada kazılan istihkamın içerisine düşen bir gülle, buradaki bir kayaya çarparak, kayayı can alıcı parçalar halinde etrafa savurdu ve bu kaya parçalarından bir tanesi de turgut reis’in başına isabet etti (18 haziran 1565). bir anda başı kanlar içinde kalan turgut’u, bu darbe yere yıktı. aradan beş gün geçmiş, çadırında ölümle boğuşan turgut reis, bu durumuna aldırmadan devamlı kuşatmanın durumunu soruyor, bir haber bekliyordu. saint elmo kalesinin zapt edildiği haberi geldiğinde yüzünde beliren bir tebessümle koca turgut, son nefesini verdi (23 haziran 1565). turgut reis’in cenazesi, kendi yaptırdığı kadırgalarından biriyle, yine kendi malı beş kadırganın himayesinde, öksüz kalmış levendlerinin eşliğinde, fatihi olduğu trablusgarp’a getirildi ve kendi yaptırdığı turgut paşa camisinin sahile yakın tarafına defnedildi.
    kuşatmanın devamında st. angelo ve st. michael kalelerine kara ve denizden saldırılar devam etti. 7 temmuz 1565’te yapılan büyük saldırılarda osmanlı ordusu st.michael kale duvarlarında önemli bir gedik açtı, fakat beklenmeyen bir şekilde geri çekildi, bu hareketin nedeninin şövalyelerin süvari komutanı vincenzo anastagi’nin rutin hücumlarından birinde osmanlı sahra hastanelerinden birine saldırması ve buradaki hasta ve yaralıların hepsini katletmesi, bundan dolayı osmanlı birliklerinin malta şövalyeleri tarafından sicilya’dan beklenen desteğin gelmiş olabileceği düşüncesi ile geri çekildiler.
    devam eden günlerde osmanlı ordusu ufak tefek başarılar elde etse de durum iç açıcı değildir. ilk günden itibaren yanlış başlayalan savaş ayrıca turgut reis’in şehit düşmesi durumu içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur.
    kuşatmada sona doğru
    türkler saint elmo kalesini almışlardı ama malta’nın fethi için saint elmo’dan daha heybetli saint mişel ve saint anj kalelerinin alınması gerekmekteydi. ilerleyen günlerde sicilya’da toplanan bir yardım filosunun haberleri de gelmeye başladı. böyle bir yardım malta’ya ulaşırsa şövalyelerin başarıya ulaşması içten bile değildi. messina’da toplanan savaş meclisinde, malta’ya yardımın mümkün olmadığı hakkında tartışmalarda, preveze’nin kabusundan henüz kurtulamamış olanlar; “türkler denize bu kadar hakim iken, biz nasıl olur da malta’ya varabiliriz.” diye korkularını açıkladılarsa da, neticede bir yardım fikri ağır bastı ve sicilya, napoli, ispanya krallıkları ile papaya ait, içleri savaşçı dolu 60 kadırgadan oluşan yardım filosu 25 ağustos’ta sicilya’dan hareket etti. uzun süren savaşlardan ve iyi yönetilmeyen durumdan faydalanan st. jean şövalyeleri, gelen yardımla savaşı kendi lehlerine çevirmeyi başardılar. durum artık kuşatan ve savunan içinde kritik bir hâl almıştı.
    serdar ve piyale paşa için kesin bir karar vermenin zamanı gelmişti. malta ile istanbul arasında bin millik bir denizyolu vardı. sonbahar ise fırtınaların başladığı, sert denizlerin hakim olduğu bir mevsimdi. sonunda kuşatmanın kaldırılması ve malta’yı terk kararı verildi. 8 eylül günü öğleye doğru türk varlığı malta’da sona ermişti. malta’ya çıkan türk kuvvetleri 30.000 civariydı, istanbul’a ise ancak 10.000 kişi dönebilmişti.
  • osmanlı devletinin, ne yaptım ne ettimse olduramadım dediği kuşatma.

    malta'daki ajanlar çıkarma yapılacak yerleri öğrenmiş ama özellikle elmo ve angelo kalelerinin gelişimini esgeçmiş. sonuç: valletta surları. cerbe'deki taktik uygulanamamış. malum, karada da önemli kayıplar verince, ulan rodos kaçkınları* yaktınız bizi deyip kuşatma kaldırılmış.

    gönül daha uzun bir entry girmek isterdi lâkin sonraya kalsın. deniz harp sanatıyla ilgili bu kuşatma hakkında entry girerim ama ileride...
  • benim henüz yolum düşmedi maltaya ama bu başlığa düşmüşken, yolu malta'ya düşeceklere, türkiye'den geldiğini söyleyince dalga geçilme ihtimali yaşayanlara minik bir yardım edelim amme hizmeti niyetine:

    filmi biraz geriden başlatalım.. xii. yüzyıldan beri doğu akdeniz'de yaylım yaylım yayılan, ilk etkili vurgunu hıttin savaşı'dan sonra yiyip geçici bir zaman kıbrıs'a geçen, sonra da 200 küsur sene kalacakları rodos'u işgal eden hospitalierler, rodos'tan ve doğal olara doğu akdeniz'den bu kuşatmanın biraz evvelinde atılmışlardır. 500 yıllık haçlı travması doğu akdeniz'den, kuzey afrika'dan silinmiş. malta dediğin yer zaten osmanlı'nın doğal kontrolünü aşan/aşacak bir lokasyonda. (o sınırları aşmaklık için, barbaros'un1543 kışında toulon şehrinde kışlaması örnek verilecek olursa ben de o seferin fransa kralına yardım için gönderdiğini hatırlatırım)

    ha osmanlıların batı'ya hararetli bir fetih iştahı yok muydu elbette vardı.(bkz: otranto seferi) ama malta kuşatması, papalık donanmasının doğal sınırları içinde olan bir lokasyonda yapılan bu atak hem 'ya tutarsa' kabilinden bir çılgınlık, hem de daha evvel yapılan temizlik faaliyetinin gözdağlı cilalı olmasın sakın? adam seni 400 senedir fink attığın coğrafyadan silmiş, üstüne de sana yana-acına tahsis edilen kalene musallat olmuş. papanın burnunun dibine gelmiş, artizlik martizlik demeden kum gibi askerini kendi sınırlarının baya ötesinde, düşmanla işbirliği yapma ihtimali olan armadaya da bir-iki kadem yakın yerde serpmiş ha serpmiş.

    daha neyin böbürlenmesi bu? si(l)kmiş atmış işte adamlar sizi?

    yani tabi bunu maltalı bir taksiciye nasıl ve hangi ingilizcenizle anlatırsınız, anlatmalı mısınız, anlatsanız ne olacak bilmiyorum da. ejdat güzellemesi yapan her insana kıl olduğum gibi, yolumun düştüğü şu başlıkta gördüğüm maltalılara da kıl oldum bak şimdi. bayramda can sıkıntısından çok baklava yedim, kalori ve stres fazlalığım var. sanırım ondan.
  • yüzyıllar boyunca korkudan tirtir titretmiş bir neslin devamı olarak elimizden çıkan, özellikle batıdaki toprakları gidip gördüğümüzde izlerinin nasıl silinmeye, korkuların nasıl unutulmaya çalışıldığını görürüz. amk hemde öyle bir korku sarmış ki adamlar son 50-60 yıla kadar ancak unutabilmişler. bunun en belirgin örneklerinden biri olarak hep viyana'daki katedral kulesinde 1950'lere kadar türkler saldırırsa haber versin diye adam tuttuklarını duyarsınız. şimdi dahi italyanlara, özellikle güneyde otranto, kuzeyde de venedik civarlarında yaşayanlarla muhabbetiniz olursa hala her sene belli zamanlarda türklerle ilgili festivaller yapıldığından bahsederler.

    malta kuşatması'da öncesi ve sonrasıyla diğer hıristiyan bölgelerinde olduğu gibi benzerlik gösterir.
  • maltalılar bu olay ile o kadar övünüyorlar ki, gerçekten her milletin tarihi ile övünecek bir şeyi olduğuna ikna oldum..

    yahu gören de maltalılar istanbul'a çıkarma yaptı da topkapı sarayını toplarla dövmeye başladılar sanar..

    olum alt tarafı kaleni savunuyorsun, adam kalkmış istanbul'dan senin adana çıkarma yapmış, sen de savunmuşsun.. e tamam iyi de savunmuşsun, aferin, ama bu nedir arkadaş.. insan savunmada olduğu bir kuşatma ile bu kadar böbürlenir mi?

    edit: valla çanakkale'de biz de savunmadaydık, ama geneli bilmem de ben çanakkale'yi tarihimizin en efsanevi başarısı olarak görmüyorum. zaten nihayetinde çanakkale'den giremeyen ingiliz gemileri savaş bitince istanbul'a demir attı ya neyse o ayrı tartışma konusu. yani sözün özü hele ki surların arkasında beklediğin ve kendi kaleni savunduğun bir savaştan bu kadar övgüyle bahsedilmesi bana mantıklı gelmiyor. ben zaten demiyorum ki bu milli gurur meselesi sayılamayacak bir olaydır. tamam malta için tarihi bir başarı olabilir, ama bu adamlar bu olayı gurur duyulacak bir savaş olarak değil de rakibini nasıl küçük düşürdüğünü göstermek için kullanıyor. vatanını savunmak saygı duyulacak birşey yoksa bunda bir sıkıntı yok.
  • ''insan savunmada olduğu bir kuşatma ile bu kadar böbürlenir mi?'' denilerek küçümsenen kuşatma. biz de çanakkale'de tarih yazarken savunmadaydık o zaman bizimki de ufak bir hadise. 1. dünya savaşı, büyük taarruz bunların hepsinde savunmadaydık ve gurur duymaya hiç hakkımız yok bu açıdan. ruslar stalingrad'dan başlayıp berlin'e bayrak diktiklerinde de almanlara karşı savunmadalardı. savunmada olunca efsane olunmuyor mu?