şükela:  tümü | bugün
  • ilk kez ekşisözlük'te duyduğum bir etnik kimlik* tanımı. te cetveli tarafından verilen bilgiyi ve manav türkleri hakkındaki vikipedi makalesini takip ettim. (devam etmeden önce, te cetveli'nin entry'sinde geçen [1] no'lu referansın http://www.akcakertil.com/ adresindeki akçakertil köyü'nün web sitesi olduğunu* belirtmek isterim.)

    manav türkleri hakkında söylenenlerin, zayıf bilimsel temellerle mit haline kurgulanmış olmasından duyduğum kuşku nedeniyle aşağıda verilen bütün referansların bence tek tek incelenmesi gerekiyor.

    böyle bir endişe duymamın bir nedeni, daha önce dünyanın çeşitli yerlerinde kurgusal tarih teranesinin pek çok kez sahnelenmiş olmasıdır. örneğin, james macpherson ve rahip john macpherson (akraba değiller) adlı iki kişi 1750 ile 1800 yılları arasında sadece birbirlerini karşılıklı referans olarak göstererek, iskoçların 3. yüzyıla kadar dayanan bir tarihleri olduğunu göstermek için "ossian" gibi destansı şiirler uydurarak* bu ulus için bir ulusal edebiyat ve dolayısıyla bir tarih ve bir ulusal kimlik icadının temellerini atmışlardır. mel gibson'un başrolünü oynadığı braveheart filmi de bu temelin üstünde yükselen bir örnektir; kurguya dayalı damarın daha da kanırtılmış halidir.

    geleneğin nasıl bir "icat edilen" kültürel varlık haline getirildiğini, bu kurgunun süreçlerini, nedenlerini ve sonuçlarını merak edenlere eric hobsbawm ve terence ranger'ın birlikte yazdıkları 1983 tarihli "the invention of tradition" (geleneğin icadı), hugh trevor-roper'ın 2008 tarihli "the invention of scotland: myth and history" (iskoçya'nın icadı: mit ve tarih), william ferguson'un 1990 basımı "the identity of the scottish nation: an historic quest" (iskoç halkının kimliği: tarihsel bir arayış) ve walter truett anderson'un (ilk baskısı 1990) "reality isn't what it used to be" (gerçeklik artık eskisi gibi değil) isimli kitapları önerebilirim.

    tarihin icadı konusunda türkiye'de bizler de çok masum değiliz. şu anda tek bir örnek yeterli olacaktır: güneş dil teorisi, küller arasından acilen bir ulus yaratma ihtiyacına payanda olması için (bir avusturyalının hiçbir bilimsel dayanağı olmayan makalesinden mülhem) ileri sürülmüştü. keza güneş dil teorisi de cımbızla arayıp kendine uygun "bilimsel" referansları bulmuştu ama iplerin ucunu götürüp somut bir zemine bağlayamamıştı. zaten bir süre sonra varlığına duyulan ihtiyaç azalınca balon olup uçtu.

    manav türkleriyle ilgili referansları bu yüzden somut kanıtların açıkça sergilenmesine ve teyide muhtaç buluyorum. bir sürü referans var ama ortada bi skim yok. bir yumak halinde duran bütün kabloların uçlarının ayıklandığı taktirde sadece birbirine bağlanmış olmasından kıllanıyorum. şayet incelemeye değer bulursanız aşağıya alıntıladığım makale bölümlerinde kesin ve net ifadeler, somut belgeler olmadığını göreceksiniz. hele ki kastırma etimolojik gayretlerle "manap" kelimesindeki beş harfin dördünü tutturduk, beşincisinden de artık bir "manav" çıkarırız diyerek 1930'ların dilbilim kolpalığında diretenlere iyice uyuz oluyorum.

    manav türklerinin tarihiyle ilgili bir başka sıkıntı, vikipedi makalesi ve diğer makalelerde selçuklular'dan başlayıp osmanlı dönemini hızla geçerek cumhuriyet dönemi'ne gelinmesidir. ortada bir dil yok, bir ulusun doğuş miti yok, ırk karakteristikleri yok, sadece sıfatlar ve söylenceler var.

    kuşku duymamın bir başka nedeni ilk kıllanma emaresine rastladığım yerde, yani vikipedi makalesinin etimoloji alt başlığındaydı. şöyle diyor:

    "manav kelimesi, yunanca asıllı bir sözcük olup [2], türkçe'ye ortaçağ'da [kaynak belirtilmeli] geçmiştir. yunan dilinde manavis, "100 yıldan önce" anlamına gelmektedir. "

    buradaki [2] no'lu referans: yunanca "manavis". türk dil kurumu sözlüğü. cilt 2. s.1499.

    bu sözlüğün o sayfasına erişebilen varsa lütfen baksın. manav kelimesinin yunancadan türkçeye geçtiği doğru ama "100 yıldan önce" gibi bir anlam taşıdığı doğru değil. eğer böyle bir şey doğruysa bulup getirene tam yüz bin lira vereceğim. bildiğin zerzevat satan manavis nere, "100 yıldan önce" anlamı nere. zaten bir leke geldikten sonra kuşku kalkanları kalkıyor otomatik olarak.

    bu yüzden, ayrıntılı araştırmayla teyit öncesindeki bu aşamada, bu entry'nin konusunu oluşturan manav türkleri hakkında recep yaşa'nın aşağıdan alıp bu paragrafa taşıdığım şu tanımlarıyla yetinmek gerektiğini düşünüyorum: 1. "bölgenin yerli türklerine hep 'manav' denilmektedir ve bu bölgede manav, 'yerli türk' manasında kullanılmaktadır." yani, bir yerlerden göçüp gelenlerin, orada oturan yerliler her kimse onlara verdiği ad, belki de sıfat. 2. "manavlar türkmen gruplarında[n] [sic] olup çok eskiden beri köy hayatına hatta şehir hayatına geçmiş yerlilerdir. buna göre manav adının etnik bir manası yoktur, manavlardan oğuz türklerinden gelmektedirler [yaşa, 1999: 293]." işte hepsi bu kadar.

    vikipedi'de söylenmiş zaten, tartışmalı bir hal var ortada. ama gıcık olduğum şey, birilerinin yüksek lisans tezlerinde bu tartışmaya son verecek tartışmaları tüketici mahiyette kanıtlar sunmak yerine, yarım ağızlı tanımlar yapan referansları marifetmiş gibi peş peşe dizmesi. sonra gidip bazı yörelerde yaşayanlara sormuşlar "manav"lık durumunu. onlarda da rivayet muhtelif. köyün muhtarına söyledin, ne sordun, ne cevap aldın? yönlendirmeli sorular sorduysan veya önce manavları anlatıp ondan sonra "siz de manav mısınız?" diye sorduysan adamcağız kahvede duyduğu kulaktan dolma bilgileriyle senin ona önerdiğin yepisyeni bir kimliği harmanlayıverir oracıkta. e madem ki postgrad dedin, tez dedin, kolları sıvadın, deşsene şunun dibini. yarım yamalak işler vesselam.

    peki insanların işi gücü yok mu kalkıp böyle şeyler uydurabiliyor diye soracak olursanız... neyse, bence böyle bir şey sormadığınızı farzederim, duymamış gibi yaparım, yanınızdan uzaklaşıp başka konuklarla ilgilenirim.

    neticede ben de şu sabah kendi merakımı tatmin sürecimi (ki iki üç, peki peki dört saatimi aldı) sizlerle paylaşmak, ortada dönen bazı skimsonik işlere dikkatinizi çekmek istedim.

    şimdi de sen sevgili okuyucu, evet sen*, seni belgelerle baş başa bırakıyor ve herşeyden ve istediği kadar yüksek mevki ve titr sahibi olsun herkesin sözünden, sonuna kadar kuşku duyarak kendi sonuçlarına ulaşmanı diliyorum:

    buyur, sayfa senin:

    vikipedi'de manav türklerine dair bahislerin geçtiği bir kaynak, http://www.sosyalsiyaset.com/documents/tarakli.htm adresinde tamamına erişilebilen, halil ibrahim yavuz'a ait, "tarakli ve göynük çevresinde eski türk inançlarinin izleri" başlıklı yüksek lisans tezidir. yavuz, aşağıda verilen referanslarla, tezinin "1. eski türk inançlari açisindan tarakli-göynük ve çevresinin sosyo-kültürel yapisi ve özellikleri" bölümünün "1.6. eski türk inançları ekseninde bölgenin tahlili" başlıklı alt bölümünde şöyle diyor:

    "osmanlı devleti’nin kurulduğu bölge olan taraklı-göynük ve çevresi, kültürel miras yönünden çok zengindir. bu bölgenin insanları, osmanlı’nın kültür varlıklarını bugüne kadar koruyup yaşatabilmişlerdir. bununla beraber kökü eski türk inançlarına dayanan ve islâm’la çatışmayan örf, âdet, gelenek ve göreneklerini yaşatmakta mahir davranmışlardır. bayramlar, doğum, düğün, ölüm âdetleri gibi kültür unsurları, geçmiştekine benzer bir şekilde devam etmektedir.

    taraklı, göynük ve köylerinde yaşayan insanlara verilen ad olan manav kelimesini ve manavları kısaca açıklayalım. manav bir yere sonradan gelenleri, yerleşik olanlardan ayırt etmek için kullanılan ve önceden yerleşmiş olan yerlileri ifade eden yöresel bir mefhumdur. kırsal bölgelerde yaşayan manavlar, genelde epey çekingen, uysal, mülayim ve başkası tarafından söylenenlere fazlı karşı çıkmayan sosyal uyumu ağır basan insanlardır. kendi ifadelerine göre, “yedi kez düşünmeden adım atmayan, yavaş davranan, gereksiz tartışmalara girmeyen” temkinli bir insan portresi çizmektedirler [işsever, 1994: 23-31].

    manavlar, osmanlı devletinin kurulduğu bölge sayılan aşağı sakarya, batı anadolu’da bursa çevresi, batı karadeniz de kastamonu ve çevresine yaşamaktadırlar. özellikle aşağı sakarya kesiminin taraklı, geyve, pamukova çevresinde yoğun olarak yerleşmişlerdir. buralarda kendilerine has yaşam süren manavlar örf ve adetlerini devam ettirmektedirler. manav köylerinde eski türk kültürüne ait izler çoktur. bu bölgelerin hala tarım ve hayvancılıkla uğraşmasından, bayat, emirler, demirler, yahyalı, akpınar gibi türkmen boy ve oymaklarının isimlerini taşımasına barındırdıkları maddî ve manevî kültür kadar pek çok örnek verilebilir. manavlar türkmen gruplarında olup çok eskiden beri köy hayatına hatta şehir hayatına geçmiş yerlilerdir. buna göre manav adının etnik bir manası yoktur, manavlardan oğuz türklerinden gelmektedirler [yaşa, 1999: 293].

    sakaya ve çevresindeki manavlar, bu bölgenin 1290’larda osman gazi tarafından fethedilmesiyle buralara yerleşmişlerdir. ilk türk yurdu olan bu bölgenin yerli türklerine hep “manav” denilmektedir ve bu bölgede manav, “yerli türk” manasında kullanılmaktadır [yaşa, 1999: 288].

    manav sözcüğünün; türkistan’daki kazak-kırgız ve sibirya’daki yakut türklerinde kullanılan koruyucu soylu kişi ve boy beyi manasına gelen “manap” ve “manag”dan geldiği tahmin edilmektedir. eski türklerde “v” sesi olmadığı için “manap”taki “p” ve “manag” daki “g” sesleri yumuşayıp “manav” kelimesini oluşturmuşlardır [yaşa, 1999: 289].

    çağatay türklerinde “asilzade” manasına gelen manap, kırgız türkçesi’nde ağa, bey anlamında kullanılmaktadır. türkçe dışında dil bilmeyen topluluk üyelerine yerli türk anlamında manav denilmektedir [aktaş,2002: 10].

    batı anadolu’ya ve taraklı’ya türklerin ilk yerleşimi 1291’den hemen sonradır. yıldırım bayazıt döneminde istanbul sirkeci’de kurulan türk mahallesinin halkı taraklı ve göynük’ten götürülmüş manavlardır [aktaş, 2002 :12].

    taraklı ve göynük köylerinde yaptığımız araştırmalar neticesinde islâmlaştırılmış olmakla beraber bir çok eski türk inancının izlerini görmek mümkündür. konuşma dilindeki ortak birçok kelime davranışlardaki, giyinişlerdeki bir çok benzerlik manavların oğuz türklerinden olduğunun işaretleridir. yerli türk sanılan manavlar daha osmanlı devleti kurulmadan bu bölgelere yerleştirilmişlerdir.

    taraklı ve göynük, manav denilen yerli halkın kendi kültür ve geleneklerine bağlı olarak yaşadığı göçmen bulunmadığı sakarya ili açısından istisnaî bir bölgedir. manav kültürünün korunduğu ve yaşatıldığı bu bölgenin dilleri, beslenme, giyim, kuşam, müzik ve eğlence biçimi tamamen kendi örf ve âdetlerine uygun olarak devam etmektedir [sakarya valiliği; t.y.: 130]. dikkatle incelenir ve araştırılırsa, yöreye mahsus örf ve âdetlerin perde arkasında da eski türk inançlarının gizli olduğu görülebilir."

    alıntı yapılan bölüme ait referanslar:
    - aktaş, ali, “sakarya’da yaşayan yerli ve yerleşik manavlar”, irmak dergisi, yıl 2, sayı 13, ocak 2002, sh. 10.
    - işsever, ahi naci, taraklı, ankara basımı, 1994.
    - sakarya valiliği, tarihte ve günümüzde sakarya, adapazarı, t.y.
    - yaşa, recep, “adapazarı ve çevresindeki manavlar”, i. sakarya ve çevresi tarih ve kültür sempozyumu, 22-23 haziran 1998, sakarya üniversitesi yayınları, adapazarı, 1999, ss. 283-293.

    vikipedi'nin manavlar başlıklı makaleyi oluştururken yararlandığı bir diğer kaynak ise, yine aynı sosyalsiyaset.com adresli web sitesinden. burada, yavuz'un da referans gösterdiği kaynaklar arasında yer alan ali aktaş'ın "sakarya’da yaşayan yerli ve yerleşik türkler: manavlar" başlıklı makalesi. o da çeşitli referanslar kullanarak manavları şöyle tanımlıyor:

    "manavlar, yazılı eski kaynakların cemaatler bölümünde “manavlar”, “manavlı”(manavlu), “manavlar parakendesi” biçiminde ve yörükân taifesi’ne bağlı bir topluluk olarak gösterilmektedir.[1] ayrıca farklı kaynaklarda manav; “batı anadolu’ya dışarıdan gelen (göçmen/muhacir) ve göçebelikten yerleşmiş (yörük) nüfus dışında eskiden yerleşmiş köylere”[2]/köylülere verilen ad veya “yerli halk”, “yerleşik türk/türkmen topluluğu”[3] ya da “yerli olan, muhacir olmayan”[4] ve yahut “hareketli nüfusa karşın yerini değiştirmeyen, devamlı olarak orada oturan[5] topluluk üyeleri olarak tanımlanmaktadır. yani manav; “bir yere sonradan gelenleri, yerleşik olanlardan ayırt etmek için kullanılan”[6] ve “türkçe dışında dil bilmeyen”[7] topluluk anlamında kullanılan bir kavramdır

    bazı kaynaklarda manavlar için; “taze yemiş satan esnaf, küçümseyici anlamda anadolu türkü”[8] veya “balkan göçmenlerince, osmanlı dönemi’nde istanbul saraylarının sebze, meyve, et, süt ve yoğurt gibi ihtiyaçlarını karşılayan yerleşik yöre insanı”[9] ya da “rumlar tarafından, rumca yüzyıl anlamına gelen ve yörede yüzyıldan fazla yerleşik olarak yaşayan türkçe konuşan topluluk”[10] olarak da tanımlanmaktadır.

    manav sözcüğünün; türkistan’daki kazak-kırgız ve sibirya’daki yakut (saha) türkleri’nde kullanılan, koruyucu soylu kişi ve boy beyi anlamına gelen “manap” ve “manag”dan geldiği sanılmaktadır. eski türkçe’de “v” sesinin olmamasından dolayı, “manap” sözcüğündeki “p” ve “manag” sözcüğündeki “g” sesinin yumuşayarak “manav” sözcüğünün ortaya çıktığı düşünülmektedir. (örneğin; berim=verim, takuk=tavuk, kagun=kavun vb gibi.) “manap”ın; çağatay türkçesi’nde “asilzâde, asâlet, beyzadelik”, kırgız türkçesi’nde “feodal kabilelik üst tabakasının mümessili” veya “kırgız lideri”, kazak türkçesi’nde “ağa, bey” ile “manag”ın; yakut (saha) türkçesi’nde “koruyucu, güdücü, bakıcı” anlamlarını taşıması ve de türkistan’ın kuzey bozkırlarında yaşayan kırgız ve kazakların boy ve oymak başlarına “manap” demeleri ile 1860’larda kırgızlar’dan bugu (geyik) kabilesi ve sari bağış boylarının başlarında manapların yer alması olguları da, “manavlar=yerli türk/türkmen” görüşünü desteklemektedir.[11]

    batı anadolu ve sakarya’da yaşayan manavlar

    sakarya yöresine insanlar/alt kültür grupları değişik yerleşim alanlarından geldiği için, gelenekler ve göreneklerde de farklılıklar gözlenmektedir. yerli olarak tabir edilen ve diğer yerleşim alanlarından yöreye gelenler tarafından, bir yörük/türkmen topluluğu olarak kabul edilen ve de emik (kendini tanımlama) açıdan da kendilerini türkmen kabul eden manavlar, yöre nüfusunun çoğunluğunu oluşturmaktadır.[12] sakarya’nın kuzeyinde yer alan kaynarca, karasu ve kocaali ilçeleri ile, güneyinde yer alan geyve, pamukova ve taraklı ilçeleri ve de il merkezi ile yakın çevresinde yer alan “dernek kırı”nda[13] yani adapazarı ve kısmen söğütlü, ferizli, akyazı ve hendek ilçelerinin bir bölümü’nde yaşamakta olan yerli, yerleşik ve türkçe dışında bir dil bilmeyen topluluk üyelerine “yerli türk” anlamında “manav” denilmektedir.[14]

    “manav” veya “yerli türk” diye adlandırılan topluluk üyelerinin coğrafi dağılımları, sakarya yöresi ile sınırlı değildir. isparta-keçiborlu, balıkesir-susurluk, çanakkale-biga, bilecik-bozüyük, kocaeli-kandıra, konya-ilgın[15] ve kütahya’da[16] da manavlar yaşamaktadır. manav diye adlandırılan bu yerli yerleşik yörük/türkmen gruplar, batı anadolu’nun alaşehir, salihli ve bursa; güneydoğu anadolu’nun çermik ve çüngüş; batı karadeniz bölgesi’nin kastamonu çevresinde de yaşamaktadırlar.[17]

    son derece çekingen, uysal, mülâyim ve başkası tarafından söylenenlere fazla karşı çıkmayarak yani tartışmayarak geleneksel yaşamlarını sürdüren manavlar kendi ifadeleri ile; “yedi kez düşünmeden adım atmayan”[18], “sersem”/(yavaş davranan)[19] bir yapıya sahiptirler. bu uyumlu ve uysal yapıları, başkalarına “sen bilirsin” ya da “siz bilirsiniz” ifadesinin sık kullanılmasında da kendini göstermektedir.[20]

    manavların günümüzde geleneksel yapılarını iyi korudukları, en önemli yerleşim alanı taraklı ilçesi ve köyleridir. kitle iletişim ve ulaşım araçlarının nispeten daha geç ulaştığı bu bölüm, diğer yerleşim alanlarına göre geleneğini daha fazla muhafaza etmiştir.[21] aşırı geleneksel anlayışa delil olarak yörede anlatılan söylencede: akşemseddin’in, fatih sultan mehmed’in yanından ayrıldıktan sonra, yerleşmek için yer ararken yanında bulunanlar o’na taraklı’yı önerdiğinde, o’nun da, “taraklı’nın kıblesi kapalı” diyerek bu öneriyi geri çevirdiği anlatılmaktadır. akşemseddin’in, taraklı halkını çekingen ve geleneksel bulunduğuna yönelik olarak anlatılan söylence, yöre halkı tarafından günümüzde de dile getirilmektedir.[22]

    batı anadolu’ya ve taraklı yöresine, manavların (yerli türklerin) ilk yerleşimin 1291 tarihinden hemen sonra yapıldığı sanılmaktadır.[23] ayrıca yıldırım bayezıd döneminde istanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan anlaşma gereği sirkeci’de bir türk mahallesi kurulması şartına uygun olarak göynük ve taraklı’dan 760 hane manav istanbul’a yerleştirilmiştir.[24] yani istanbul’a yerleştirilen ilk yerli türklerin, bu yöreden giden “manavlar” olduğu kaynaklarca da doğrulanmaktadır.

    manavlarda bir ramazan geleneği: temcit

    geleneksel bazı norm ve uygulamalar, artık çok az kişi tarafından hatırlanmakta veya bilinmektedir. yörede çok az kişi tarafından bilinen ve hatırlanan bir ramazan geleneği de “temcit”tir.[25] günümüzde kırk-elli yaşını aşmış kişilerce ve yalnız taraklı yöresinde hatırlanan “temcit” geleneği, inanç merkezli ve birçok toplumsal işlevi bir arada barındıran bir nitelik taşımaktadır. [...]"

    alıntı yapılan bölüme ait referanslar:
    [1] türkay, cevdet; başbakanlik arşivi belgelerine göre osmanli imparatorluğu’nda: oymak, aşiret ve cemaatler, tercüman kaynak eserler dizisi: i, istanbul, 1979, s.576
    [2] ülken, hilmi ziya; sosyoloji sözlüğü, milli eğitim bakanlığı yayını, istanbul, 1969, s.193
    [3] beyaz, zekeriya; “adampol veya polenezköy”, etnik sosyoloji, hazırlayan: orhan türkdoğan, timaş yayınları, istanbul, 1997, s. 324; türkdoğan, orhan; “karadeniz mohtileri”, etnik sosyoloji, hazırlayan: orhan türkdoğan, timaş yayınları, istanbul, 1997, s. 511; duran, hacı.; “akyazı kurmançları”, etnik sosyoloji, hazırlayan: orhan türkdoğan, timaş yayınları, istanbul, 1997, s. 535
    [4] doğan, d.mehmet; büyük türkçe sözlük, rehber yayınları, istanbul, 1990, s.300
    [5] ülken, hilmi ziya; a.g.e., s.330
    [6] türkdoğan, orhan; “romansler”, etnik sosyoloji, hazırlayan: orhan türkdoğan, timaş yayınları, istanbul, 1997, s. 437 ve 446
    [7] beyaz, zekeriya; a.g.m., s. 324; türkdoğan, orhan; a.g.m., s. 511; duran, hacı.; a.g.m., s. 535
    [8] kırgızoğlu, m.fahrettin; “anadolu etimolojisi araştırmaları”, orkun dergisi, sayı: 24, ocak-1964, s.15; yaşa, recep; “adapazarı ve çevresinde manavlar”, i. sakarya ve çevresi tarih ve kültür sempozyumu (22-23 haziran 1998), editörler: mehmet alpargu & enis şahin, sakarya üniversitesi yayını, adapazarı, 1999, s.289
    [9] ozan, ubeydullah; kiz kaçirma geleneğinin sosyo-kültürel temelleri (kirkarmut ve özbey köyleri örneği), sakarya üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü sosyoloji anabilim dalı yüksek lisans tezi, sakarya, 1999, s.37
    [10] fahri tuna ile çeşitli tarihlerde adapazarı ve taraklı’da yapılan görüşme notları. kaynak kişi: fahri tuna, sakarya-kaynarca ilçesi-okçular köyü 1959 doğumlu (42 yaşında). evli ve 2 çocuk babası üniversite mezunu. adapazarı büyükşehir belediyesi eğitim ve kültür müdürü.
    [11] yaşa, recep; a.g.m., s.289-290; kaşgarlı mahmud; divanü lugati’t-türk, tercüme eden: besim atalay, ankara, 1986, s.286, 290, 406, 409; kırgızoğlu, m.fahrettin; a.g.m., s.15; grousset, rene; bozkir imparatorluğu, çeviren: reşat üzmen, istanbul, 1993, s.93-94; radloff, w.; sibirya’dan seçmeler-1, çeviren: ahmet temur, istanbul, 1994, s.219-224; togan, a.zeki velidi; bugünkü türk ili türkistan ve yakin tarihi, istanbul, 1981, s.70-71
    [12] aktaş, ali; “sakarya’da gelenekler ve görenekler”, 10 mayıs 2001 tarihinde düzenlenen ii.kocaeli ulusal folklor festivali kapsamında kocaeli üniversitesi’nde sunulan yayınlanmamış konferans metni, sakarya il kültür müdürlüğü, folklor araştırmacısının çalışmalarına ilişkin 2001/ i. ve ii. dönem (ocak-şubat-mart-nisan-mayıs-haziran ayları) faaliyet raporu.
    [13] yörenin halk arasında kullanılan adı.
    [14] aktaş, ali; manavlarda ağız özellikleri (25-29 temmuz 2001 ve 4-5 ağustos 2001 tarihlerinde taraklı ilçesi ile 2-3 ağustos 2001 tarihlerinde kaynarca ilçesinde yapılan alan araştırması/derlemesi sonuçları), sakarya il kültür müdürlüğü, folklor araştırmacısının çalışmalarına ilişkin 2001/ iii. dönem (temmuz-ağustos-eylül ayları) faaliyet raporu.
    [15] kadri, hüseyin kazım; türk lugati türk dillerinin iştikaki ve edebi lugatlar, cilt: iv, istanbul, 1945, s.408; yaşa, recep; “adapazarı ve çevresinde manavlar”, i. sakarya ve çevresi tarih ve kültür sempozyumu (22-23 haziran 1998), editörler: mehmet alpargu & enis şahin, sakarya üniversitesi yayını, adapazarı, 1999, s.288
    [16] aktaş, ali; manavlarda ağız özellikleri 2001/ iii. dönemi faaliyet raporu.
    [17] yaşa, recep; a.g.m., s.288
    [18] kaynak kişi: naci işsever, sakarya-taraklı ilçesi 1943 doğumlu (58 yaşında). evli ve 3 çocuk babası, üniversite mezunu. öğretmenlikten emekli.
    [19] kaynak kişi: mehmet özcan, bilecik-gölpazarı-gökçeözü köyü 1940 doğumlu (61 yaşında). evli ve 5 çocuk babası, okur-yazar, gökçeözü köyü eski muhtarı (17 yıl görev yapmış).
    [20] kaynak kişi: naci işsever.
    [21] kaynak kişi: fahri tuna.
    [22] naci işsever ile 21/07/2001 tarihinde taraklı’da yapılan görüşme ile prof.dr. mehmet erkal ile 19/07/2001 sakarya-ozanlar mahallesinde yapılan görüşme notlarından.
    [23] işsever, ahi naci; tarakli, mna ajans yayını , ankara, 1993, s. 35-55; kılıç, ayhan; manav köylerinde aile yapisi (izmit örneği), sakarya üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü sosyoloji anabilim dalı yüksek lisans tezi, sakarya, 2000, s.37
    [24] doğru, halime; xiii.-xix. yüzyillar arasinda rumeli’de sağ kolun siyasi, sosyal, ekonomik görüntüsü ve kozluca kazasi, anadolu üniversitesi edebiyat fakültesi yayınları, eskişehir, 2000, s. 61
    [25] kaynak kişi: ferhat karapekmez, sakarya-taraklı ilçesi 1950 doğumlu (51 yaşında) evli ve 7 çocuk babası, ilkokul mezunu, ticaretle uğraşıyor.

    son olarak, tdk çevrimiçi sözlükte manav kelimesi için verilen karşılıklar arasında şunlar yer alıyor:

    manav
    1. anadolulu. 2. oturduğu yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelen, göçmen. 3. yörük. 4. yerli halk.
    türkiye türkçesi ağızları sözlüğü

    manav
    öz. a. top. b. 1. balkanlardan göç etmiş, genellikle marmara bölgesinde yaşayan bir topluluk. 2. yerli halk.
    güncel türkçe sözlük
  • anne tarafından mensubu olduğum, sakarya'da bol mikarda bulunan yerli halk. yalnız, sakarya'da bir soydan ya da kültürel topluluktan ziyade sadece yerli anlamında kullanılır. yani bir manava "manav ne demek?" diye sorsanız "buranın yerlisi" diyebilir ancak. muhacir, abaza, çerkez, gürcü ve lazlara karşı övünç kaynağı olarak görülür.
  • balıkesir merkez ve ilçelerinde de bol miktarda bulunan türk grubu. manav demek bir adım önde olmaktır. #16891874
  • bati trakya gocmeni olan annemin bursa`da yasayan yerli halki tanimlamak icin sikca kullandigi sozcuk grubu.
  • sanıldığının tersine türkya da türkmen kökenli bir halk değildirler.
    öyle ki, anadolunun bilinen ve varlığını sürdürebilen en eski halklarındandır manavlar.

    günümüzde hızla erimekle birlikte, yoğunlukla orta anadolu ve çevresinde yaşadıkları bilinmektedir türkler anadolu’yu henüz rüyalarında bile görmemişken, manavlar anadolu topraklarında hüküm sürmekteydiler.
    günümüzde anadolunun yerlisi halklar için kullanılır manav sözcüğü. fakat kimse de tam açıklamasını yapamaz bu kavramın.

    bu halka adını veren manav sözcüğünün ise ana tanrıça’nın halkı anlamına geldiğini ve bu sözcüğün son halinden bir önceki söylenişinin ise manau ya da manava olduğu varsayılmaktadır.
    bilindiği gibi, türklerden ve islamiyetten önceki anadolunun olağanüstü zenginliklerle örülü kültürel coğrafyası aynı zamanda ana tanrıça’nın coğrafyasıdır.

    tarih öncesinin aydınlatılabilen en gerilerine dek gidildiğinde, akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerde fakat hep aynı öz ve hep aynı inançta birleşen bir ana tanrıça ile karşılaşılır.
    kökeninin anadolu olduğu kesinlik kazanan bu tanrıçanın varlığı anadoludaki çeşitli kazılardan elde edilen verilerle m.ö:6500-7000 yıllarına dek uzanmaktadır.
    anadolu’nun bu en eski dönemlerinde yer adlarının, halk ve topluluk adlarının önünde sonunda ya da ortasında yer alan “ma” ekinin ana tanrıçayı simgelediğini ve ana anlamına geldiğini bilmekteyiz.

    bu konuda prof dr şener üşümezsoy’da şöyle demektedir;

    “ana tanrıça "ma" ismi hititlere ve hattilere doğru gittiğinde ismin "anat" olarak yer aldığını görmekteyiz.

    bu anlamda iskitlerin ana tanrıçası ve ana komutanı olan "ouma" da bu "ma" ekinden "mama", "ana" ekine dönüşen ana tanrıça olduğu ortaya çıkmaktadır.
    yine aynı şekilde "amed" (bugünkü diyarbakır)ismi de "amak", "amah", "amada" yani ana tanrıçadan gelmiş bir isim olarak luvilerde "ama", iskitlerde ise "oua" şeklinde evrildiğini görmekteyiz.
    yine aynı şekilde fatma anamız islam'da ve alevilikte kutsanmış bir kavramdır.
    bu da yine ana tanrıça "ma" ekinin arapça ve farsça'ya girmiş biçimidir.”

    anadolu kültürel sürekliliğinin en önemli halkası olduğu düşünülen ve hititleren önce yaşadığı var sayılan ışık ülkesi anlamına gelen luvi ülkesinin tanrısı olan "ma",
    anadolu ‘yu olduğu kadar komşu coğrafyalarıda oldukça yoğun etkilemiştir.

    öyle ki, anadolu coğrafyası'nın tanrıçası arap coğrafyası'nda da kabul görmüştür.
    örneğin arap dilinde beyt ev demektir.
    mabet ise tanrının evi yeni ana tanrıçanın evi,
    mabut sözcüğü ise arapça put sözcüğünden tanrının yani ana tanrıçanın putu yani heykeli anlamında kullanılmıştır.

    luvilerin ana tanrıçası ma, günümüze kybele olarak ulaşmış olsada anadolu’da ve yakın coğrafyasında bilinen ve biinmeyen tüm ana tanrıçaların artemis,kybele ve ma gibi aslında hep aynı tanrıça olduğu düşünülmektedir.

    anadolu üniversitesi öğretim üyelerinden prof.dr. levent kılıç ise üniversitenin bir zamanlar bölgesel yayın yapan bir tv kanalı olan tv a’ya konuk ettiği yerel tarih araştırmacısı şinasi acar’a eskişehir ve bölge tarihi ile ilgili yaptıkları bir programda,
    “manavlar kimdir?”
    sorusunu yönelttiğinde, şinasi acar da,
    “manavların eskişehir’e antalya taraflarından geldiklerini biliyorum” diye yanıtlıyor.

    gerçektende luvilerin yaşam alanı olan antalya ve çevresinden,
    iç anadolu ya kybele’nin ülksine her zaman göçler ola gelmiş.

    bu göçlerden en bilineni ise eşek kulaklı midasın göçüdür.
    antalya- telmessos’tan arabasına atlar ve eskişehir’e doğru göç eder.

    ve o zamanki adı frigya olan eskişehir ve çevresine şansının da yardımıyla kral olur.
    belki de kral midas ile aynı dönemde
    eskişehir ‘e kral midas’ın coğrafyasından kopup gelen manavlar
    yani ana tanrıçanın halkı,

    bugün bu toprakların üzerinde yaşayan halkların en eskilerinden biri olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.
    antalya’nın ünlü manavgat’ının da aynı kökenden geldiğini,
    coğrafi olarak eski luvi ülkesinin tam merkezinde bulunduğunu
    ve ana tanrıça ma’nın damgasını taşıdığını da vurgulamadan geçmemek gerekir.
  • güney marmara'nın ovalarında yaşayan türklerin ortak adı.
  • (bkz: sakarya) koylerinde bolca bulunur.
  • yörüğün yörümeenine manav deriz
  • etnik kökenim dir. yörüklerin yerleşik hayata geçip tarımla uğra şanına verilen addır. bir rivayete göre savaşlarda ordunun gıda ihtiyacını karşıladığı için manav ismini aldığı söylenir.

    ayrıca ;

    "manav" denince;
    istanbul'a, fetihten 54 yıl önce yerleşen ve kendilerine has özellikleri olan 7 kez düşündükten sonra konuşan 'manavlardan' söz ediyoruz.

    manavları daha önce duymayanlar, yaşadıkları bölgeye geldiklerinde şaşırıyorlar. ilk diyalog ise genelde şöyle gelişiyor: 'ne milletsin?' 'manav'. 'hayır yanlış anladın galiba mesleğini sormuyorum. ne millet olduğunu soruyorum: türk müsün, kürt müsün, laz mısın, abaza mısın, çerkez misin?' 'hayır manav'ım.' yedi kez düşünmeden konuşmayan ve adım atmayan millet diye bilinen manavlar kendi halinde, sessiz, hoşgörülü, barışçıl bir yapıya sahip. manavlar, farklı kültürlerle birleştiren olarak görülüyor.

    manavlar anadolu'ya ilk yerleşen türklere verilen ad. sayıları 2 milyon civarında. 21 ilde yoğun olarak bulunuyorlar. sakarya, kocaeli, balıkesir, eskişehir ve bilecik başlıca yaşadıkları iller. çanakkale, bursa, istanbul, tekirdağ, manisa, izmir, antalya-manavgat, konya, afyonkarahisar, uşak, kütahya, bolu, ankara-nallıhan, kastamonu, mersin, ısparta'ya da yerleşmişler. ayrıca güneydoğu anadolu'nun çermik ve çüngüş ilçelerinde de bulunuyorlar.

    manav sözcüğünün, türkistan'daki kazak-kırgız ve sibirya'daki yakut (saha) türklerinde kullanılan, koruyucu soylu kişi ve boy beyi anlamına gelen 'manap' ve 'manag'dan geldiği sanılıyor. eski türkçede 'v' sesinin olmamasından dolayı, 'manap' sözcüğündeki 'p' ve 'manag' sözcüğündeki 'g' sesinin yumuşayarak 'manav' sözcüğünün ortaya çıktığı düşünülüyor. orhun kitabeleri'nde de rastlanan 'manav' kelimesi 'bey' anlamına geliyor.

    manavların olduğu yerde polis yoktu

    batı anadolu yöresine, manavların ilk yerleşiminin 1291 tarihinde olduğu biliniyor. ayrıca yıldırım bayezid döneminde istanbul'un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan anlaşma gereği sirkeci'de bir türk mahallesi kurulması şartına uygun olarak göynük ve taraklı'dan 760 hane manav istanbul'a yerleştiriliyor. yani istanbul'a yerleştirilen ilk yerli türklerin, bu yöreden giden 'manavlar' olduğu çeşitli kaynaklarca da doğrulanıyor.

    osmanlı devleti'nin, fethettiği yerleri kendi yurdu yapmak amacıyla manavları yerleşik kültürlerinden dolayı bu bölgelere yerleştirdiği sanılıyor. çünkü yerleşik bir kültür formuna sahip olan manavlar, yerleştirildikleri her bölgede hemen kurulu düzene geçiyor. ayrıca yerleşik bir yaşam anlayışını benimseyen bu topluluk üyelerinin, bu alanlarda toprağı işlemesi, tarımla uğraşması arazilerin boş kalmasını da önlüyor.

    nüfusunun neredeyse tamamı manav olan sakarya'nın tarihi taraklı ilçesinde hiç olay olmaması sebebiyle polis teşkilatına bile gerek duyulmamış. 20 yıllık ilçede 3 yıl önce ab uyum yasaları çerçevesinde önleyici güvenlik gücü bulundurulması zorunluluğu sebebiyle polis teşkilatı kuruldu. manavların yoğun olduğu bölgelerde de daha az olay meydana geliyor. bir manav olan taraklı belediye başkanı tacettin özkahraman, manav milletinin temkinli, uysal, mülayim, hoşgörülü, barışçıl, yapıcı, geleneklerine ve ülkesine bağlı, sevecen, uyumlu, sorun çıkarmayan ve 'yedi kez düşünmeden adım atmayan ve konuşmayan' bir yapıya sahip olduklarını belirtiyor. manavların denge unsuru bir toplum olduğunun altını çizen özkahraman, osmanlı'nın farklı milletleri bir arada barış içinde tutabilmek için aralarına manavları yerleştirdiğini dile getiriyor.

    manavlar güzel bir geleneklerini de yüzyıllardır sürdürüyor. dini bayramlarda namazdan sonra genç-yaşlı hiç kimse bir yere ayrılmayarak caminin avlusunda topluca bayramlaşıyor. bir halka oluşturarak herkes birbirinin bayramını kutluyor.dini bayramlarda tüm köy halkının toplu bayramlaşmaya katılarak bu geleneği devam ettirdiğini belirtiyor..
  • türkmen-oğuz kökenli türk halkıdır. türkçe'den başka bir dil bilmezler. kocaeli'nin kuzeyinde karadenize uzanan köylerin hemen hepsi manav köyleridir.
    kandıranın yarısı değil yüzde 80 den fazlası manavdır.

    sakarya tarafında ise manavlar çoğunlukta olmakla beraber muhacir köyleri de bulunur.