şükela:  tümü | bugün
  • preachers güney galler'in özürlüleri.. albert camus, erken who, george orwell bunamadan önceki stones, hunter s thompson ve big flame'den feyz almışlar. sonra da ilk the clash albümüne takılmışlar. birşey bulamayıp, "boktan" diyip geçmişler..! sonra 1986'da kendi bölgelerindeki maden işçilerinin coplanışına ve muhafazakar parti tarafından açlığa mahkum edilerek ocaklara geri dönmeye mecbur kalışlarına tanık olmuşlar. o günlerde punk'ın 10. yılı dolayısıyla yapılan bir televizyon programında the clash'i seyretmişler ve jeton düşmüş..! böyle bir buluşma kanı kaynayan, hitabet kabiliyeti olan, eğitimli ve öfkeli işçi sınıfı gençlerin patlayıcı maddelere dönüşmelerine yol açabiliyor. yıl 1986.. james okulun yalnız çocuğu. hafta sonlarında cardiff'e gidip kurt döküyor. nick black wood adlı madenci köyünde yüzünde makyajla dolaşıyor. ona shirley diyorlar.. richey timothy leary ve william burroughs'u hatmediyor. sıvı sabunla saçlarını sid vicious gibi yapıyor. etraflarındaki herşeye öfke duyuyorlar.

    ve bir gün public enemy'yi dinliyor. binlerce kilometre ötedeki öfkeli siyah gençler bunlar. ve gene jeton düşüyor..! bir grup kurmanın zamanıdır.. dünyanın suratına tüküren bir double albüm yapıp, listelerde zirveye çıkacaklar ve dağıtacaklar.. bu arada da dünyayı değiştirmiş olacaklar..! ama o çapta bir katalizör olabilmeleri için önce the clash'in hakkından gelmeleri lazım. tıpkı the clash'in rhthym & blues'un hakkından geldiği gibi ve bu da public enemy gibi olmak demek; ama pap will eatitself'e benzemeden.. mc tunes, happy mondays ve flowered up gibi grupların "yumuşaklar" muhabbeti yaptığı bir alemde apolitik gerzekliğin revaçta olduğu bir zamanda manic street, anti-homofobik, anti-seksist, anti-ırkçı her türlü boktanlığa anti anti anti..

    bunun hap müptelası lumpen çevreden değilde, politize işçi sınıfından gelmeyle bir ilişkisi var heralde.. o dönem onları eleştirenler 10 sene geciktiklerini söylüyor. aslına bakarsanız 10 sene erken bile gelmişler gibiydi...
  • kaybolan gitaristleri richey edwards ı müge anlı' ya bildirselerdi şimdiye çoktan bulunmuştu.
  • guzel sarkilari bir yana*, cok cok uzun zaman sonra kuba da ilk rock konserini veren grup... konser salonunun adinin karl marx olmasi ayri bir konu...
  • ekim-mart'98 roll sayılarından şöyle bir derleme yapacak olursak ;
    gallerli -iktisadi boyutuyla bakarsak büyük britanya'nın zonguldak'ı- dört genç olarak kurulmuştur
    ilk olarak 1986 da betty blue adı altında birleşen james dean bradfield (vokal, gitar), nicky wire (namı diger nick jones; bass), sean moore (davul), ve flicker (ritim gitar). 2 sene sonra flicker ayrıldı ve yerine grubun önemli kişisi richey james (gerçek adı richey edwards) katıldı ve isimleri nihai halini aldı. sonra ağır darbe aldılar 2 ölümle; önce menejerlerini, sonra sözcüleri richey james'i.
    yaşadıkları yer siyasi kimliklerini şekillendirmiş. nicky wire ve richey james grubun siyasi kanadı daha çok. rock'ın 'haybecilik' olmadığı iddiasıyla çıkmışlar yola. nicky nin ilk yazdığı şarkı aftermath 84 madenciler grevini anlatıyor.tolerate'te ise enternasyonalizmin medar-ı iftarı uluslararası tugaylara selam çakıyor. a design for life işçi sınıfının bir asırlık mücadelesine dair bir çalışma.

    hepsi kitap kurdu. hatta "biz gücümüzü kütüphanelerde elde ettik,internette değil" derler. takıldıkları yazarlar henry miller, rimbaud, nietzsche, camus, primo levi,sylvia plath,sartre... grubun clash hayranı olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?. mesela nicky wire "rude boy"da joe strummer'ın tişörtünü yıkadığını gördüğünden beri çoraplarını kendisi yıkamış. zaten hastalık derecesinde titiz bir adammış. solistleri james'in sinema ve clash'in tarihi konusundaki bilgisi gurur kaynagı imiş. oturma odasında çerçeveli 2 resim varmış. birisi jeff buckley diğeri ise robert de nironun clash konserinde sahne arkasında joe strummer ile çektirdiği fotoğraf:)
    davulcu sean moore ise james'in kuzeni. küçükken ranzalı bi odada ikisi kalırmış ve clash dinleyip çay içerlermiş. öfkeli ve batsın bu dünya modunda kendisi. öyle ki "eğer yarın dünya yok olsa, eğer yarın insan ırkı ortadan silinse zerre kadar üzülmem. çünkü bu gezegenin tarihine zerre kadar katkıda bulunmuş değiliz" demiş zamanında.
    richey ise "hangi hayvan olmak isterdiniz?" sorusuna " kış uykusuna yatan herhangi bir hayvan." diye cevap veren içine kapanık, karamsar bi insandı ki i've seen the future.it is murder yazılı bir duvarın önünde fotografı vardır. böyle bi insandı işte. deliydi hatta. mevsimsiz punk görünümleri yüzünden bi nme muhabiri üstü kapalı olarak 'şu sahte imajından' dem vurmaya kalkışınca,richey ayağa kalkıpı içeri gidip bir jilet alarak ağır ağır koluna bir kelime kazımış: 4 real. sonra hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya kaldığı yerden devam etmiş. birkaç saat sonra hastanede 15 dikiş atılmış yaraya. bir albümlerinin kapağına primo levi'den aktardığı yaralanmayız, çünkü zaten ölmüşüz. dizesindeki yoğunlukta algılıyordu hayatı.
    this is my truth tell me yours şeklinde döker içini , ve sonra bekler..
  • haysiyet denklemini bozmamış adamlardan oluşan ve her zaman dünyaya karşı bir duruşu olan grup. çok şiirsel, yer yer politik ve güncel göndermeler içeren, acının damla damla akışını hissettiren sözleri var. bazen bu melodiler bu dünyadan olamaz hissini yaşatan, hiç bıkmayacağım şarkıların sahibi müzik grubu.
  • rock'n coke'ta sahneye çıkacak olmalarına inanamadığım grup. alt grup olarak da rage against the machine gelsin tam olsun.

    (bkz: if you tolerate this your children will be next)
  • ha bi de, neşeliymiş gibi görünen şarkıların kralıdır bu adamlar.
  • ikinci bir çok sevdiği başlıklara entry girememe sendromu vakası yaşayarak bir şeyler yazmak istediğim insanlar.

    15 yaşlarında tanıştım kendileriyle, zor bir döneme giriyordum, farkında olmadan *. 4st 7lb sözlerini bir forumda bulmamla başladı, hemen google search, gördüğüm tek isim richey james. "herhalde vokal" diyorum, google image search yapılıyor, hayatımda görüp görebileceğim en güzel insanlardan birini görüyorum. şarkıyı dinerken de "sesi de güzelmiş" diyerek dinliyorum, james o zaman benim için richey.
    sonra imagesdan web search'e geçtiğimde yaşadığım dumuru tahmin edersin. vokal değil, o peki, missing derken ? diyorum. öğreniyorum tabii her şeyi, internet sağolsun. ağlamıştım hatırlıyorum, garip bir şekilde 2 saat önce varlığından haberdar olduğum, 2 saat önce kaybettiğim, alakam olmadığı bir adam için ağlamıştım. o zamana kadar çıkan her albümü edinmiştim, arkadaşlarım sağolsun dvdlerini almıştı, ben de bir msp döneminden geçmiştim.

    neden etkilendim tam olarak bilmiyorum, zira sözlerini tam olarak anlamazsam ben bir grubu sevemem, haliyle o zaman masses against the classes veyahut a design for life'dan ziyade she is suffering ilgimi çekiyordu, capital punishment'tan çok anoreksiya ya da prostitution üzerine yazılan bir şey daha çok etkiliyordu. o yüzden olsa gerek richey'nin yeri hala ayrıdır.

    tabii zaman ve yaş ilerledikçe 4st 7lb'den motown junk, archives of pain, a design for life'ı takdir etmeye geçtim, adamların ne demek istediğini anlamaya, kurcalamaya başladım. nicky'nin gerizekalı söylemleri *, 64 dişiyle bütün yüzüne yansıyan gülüşü, hoovering ve elbise aşkı derken o zaman bana göre çok ciddi, şimdi baksan tipik fangirl diyeceğin insan oldum. zaten tam olarak fangirl/fan ayrımını neyin yaptığı hala benim için tartışılan bir kavram ya, her neyse, en azından şimdi daha derinlerdeyim diyorum, geçiyorum.

    james'i zaten tarif bile edemiyorum, youtube'da en çok pozitif oy alan yorumlardan biri benim yerime etmişti, "i thought james dean bradfield was a machine until i saw him eat chips" diyerek. o soloları nasıl atıyorsun, aynı anda o sözleri nasıl o hızda o şekilde söylüyorsun, bu sözlere nasıl müzik yazıyorsun vesaire. zaten kendisi de itiraf etmişti, "i remember getting the lyrics to songs like yes and being 'you crazy fucker, how am i supposed to write music to this'" diyerek. görüyoruz ki aslında endileşelenecek bir şeyi yokmuş kendisinin. yıllar kendisinden pek bir şey alamamış zaten, bunu da gördük.

    gerek columbia'nın ilk cut'ını görüp, yayınlayamayız bunu ! dediği "you love us" olsun, nicky ve richey'nin absürd groupie ve sex hikayeleri olsun, sean herhangi bir şey söyleyecek mi olsun, james'in her seferinde nasıl attığını düşündüğüm soloları, "i love hoovering" tshirtleri, japonya'daki o salak sevinç, everything must go'yla silme toplanan bütün ödüller, nme'nin tükürdüğü her şeyi yalaması, nicky'nin "pawleetics degree"si olsun, her şey olsun tarif edilemez insanlar.

    richey entrysi yapmak istemiyorum, onu kendi başlığına saklarım, eğer yazarsam, ama şunu söylemek istiyorum sadece. çoğunluk demesem de, azımsanmayacak bir kitlenin savunduğu "richey gitti gideli aynı değiller, keşke dağılsalardı" düşüncesine hiç bir zaman katılamadım.

    tabii ki aynı değiller, nasıl aynı olabilirler zaten, senin aklın hayalin alıyor mu. nesine aynı olacaklar. fakat dağılma olayını hiç bir zaman anlamadım. hala en sevdiğim grup elemanıdır orada richey, olsun olmasın, fakat o grupta öküzler gibi bir nicky wire, james dean bradfield ve sean moore var. nereye dağılsınlar, iyi ki de dağılmadılar, umarım da asla dağılmazlar.
  • ergenlik dönemimden kalma olup arkasında durabildiğim pek az şeyden biri.