şükela:  tümü | bugün
  • ii. haçlı seferi sırasındaki bizans imparatoru. aklı selim bir insan olduğu, haçlılara: "mecbur kalmadıkça türklerle savaşmayın ve asla anadoluya girmeyin" tavsiyesini vermesinden bellidir.
  • tabii bunun bir de evveli vardir. birinci haçlı seferi bizzat 1.alexios tarafından selçuklulara karşı yapılan çağrıyla gerçekleşmişitr. (bkz: urbanus)
  • birinci manuel komnenos olarak da gecen bizans imparatoru.hacli seferlerinin de etkisiyle bati kulturuyle hasir nesir olmus, kadinlara ve ava olan ilgisi dikkat ceken imparator.
  • 1143-1180 yılları arasında hükümranlık sürmüş bizans imparatoru. komnenoslar hanedanının 3. imparatorudur. hanedanın temel karakteristiği olan bizans'ta istikrarı sağlama ve kaybedilen toprakların geri alınması politikasının dinamik bir takipçisi olmuştur. selçuklu sultanları 1. mesud ve 2. kılıçarslan ile aynı dönemde hükümdarlık yapmış, ve 2.kılıçarslanı istanbul'da misafir etmiştir. dönemi içerisinde batıda normanlar, peçenekler ve macarlar ile, doğuda da türkler ve ermeniler ile savaşlara girişmiştir. alman ve fransız ordularının katıldığı ve tamamen başarısız olan 2. haçlı seferi onun döneminde gerçekleşmiş, ve gelen haçlı ordularını istanbuldan anadoluya uğurlamıştır. genel olarak döneminde bizans güçlü bir devlet olarak yaşamıştır. 2 kez selçuklu başkenti konya'yı kuşatma girşiminde bulunmuştur. birincisinde şehir surlarının önünden dönmüş, ikinci seferinde ise aşırı kibiri ve kendine güveni nedeni ile miryokefalon'da ordusunu türklere katlettirmek durumunda kalmıştır.
    zencilik derecesinde esmer olduğu tarihi kayıtlarda geçmektedir.
  • ölümünden sonra bizansa onun kadar beceriklisi gelmeyen imparator. yunanlar ona ho megas, yani büyük demişlerdir.
  • bizans ondan sonra eskisi gibi olamamıştır.son büyük imparatordur.
  • miryokefalon yenilgisinden sonra ı. manuel komnenos'un ingiltere kralı ıı. henry plantagenet'e mektubu:

    “(hz.) isa’ya daima imanlı, tanrı’nın iradesiyle taç giymiş, yüce, kudretli, haşmetli, romalıların augustus’u ve hükümdarı, imparator manuel comnenus porphyrogenitus’tan, ingiltere’nin en asil kralı, en aziz dostu henry’ye, esenlik ve tanrı’nın her lütfu (sana olsun). aziz dostu olduğunuz için imparatorluk makamımız başına gelmiş her şeyden sizi haberdar etmeyi gerekli gördüğünden, yakın zamanda meydana gelmiş hadiseler üzerine sizi bilgilendirmenin münasip olduğunu mütalaa etmiştir. imparatorluk makamına geldiğimiz günden beri, tanrı adı üzerine galip gelip ve hristiyanların topraklarına egemen olarak hristiyanlara karşı övündüklerini gördükçe tanrı’nın düşmanları persliler (selçuklu türkleri)’e karşı kalbinde düşmanlık beslemiştir. bu nedenle önceden de olduğu gibi tanrı (imparatorluk makamına) bir başka vesile daha bahşetti, o da tez elden onlara bir saldırı düzenledi. imparatorluk makamınca aşağılanmaları ve kayıp vermeleri için sıklıkla gerçekleştirilmiş kahramanlıklara gelince, imparatorluk makamımız bunun aynı şekilde siz ekselanslarının dikkatinden kaçmadığını düşünür. bununla birlikte şartlar itibariyle böyle davranmaya zorlandığımızdan yakın geçmişte onlara karşı neredeyse sayısız bir orduyu sevk etmeye ve bütün persia (anadolu)’ya savaş açmaya karar verdik. yine de hazırlıklarımızın çoğu olmasını dilediğimiz gibi ya da amacımızın gerçekleşmesine en uygun şekilde gerçekleşemedi. bununla birlikte böylelikle vaziyet ve olayların keyfiyeti bize imkân tanıdığında onlar üzerine yapılacak güçlü bir saldırıyı garantiye almak için gereken vasıtalar temin edilmişti. dolayısıyla imparatorluk makamımız bu amaçla çevresindeki tüm imkânlarını topladı, fakat yanına şehirlerin büyük bir kuvvetle saldırıya uğraması için uygun olan mancınıklar ve diğer makinelerden müteşekkil muazzam ağırlıktaki silahları ve araçları taşıyan yük arabalarını almak durumunda kaldığından, haliyle yürüyüş halinde iken keşif kuvvetleri ile aynı hızda ilerleyemiyordu. yine ilâveten, ordu kendi topraklarından geçerken ve henüz barbar düşmanlarımızla herhangi bir çarpışmaya girmemişken, imparatorluğumuzun birlikleri arasında yayılıp tümüne tesir eden ve hiçbir düşmanın olamayacağı kadar tehlikeli bir rakip olup muazzam sayıda adamı katleden ve telef eden pek zorlu bir hastalığa, yani dizanteri salgınına uğradı. gitgide daha dehşetli hale gelen bu hastalık, birliklerimizi adamakıllı güçten düşürdü. türk topraklarına girmemiz ile birlikte derhal sayısız çatışmanın gürültüsü duyuldu ve türk birlikleri her tarafta imparatorluğumuzun orduları ile çatışmaya girdiler. bununla birlikte barbarlar tanrı’nın yardımı ile adamlarımız tarafından tümüyle kaçmak zorunda bırakıldılar. fakat bundan sonra persliler (selçuklu türkleri)’in cibrilcima dedikleri çok yakın bir mevkideki dar geçitlere yaklaştığımızda, birçoğu persia (anadolu) içlerinden hemşerilerini desteklemek için gelmiş çok sayıda yaya ve atlı toplulukları ortaya çıktı ki, ordumuz ile karşılaştıklarında hemen hemen askerlerimizin sayısından fazla idiler. yolun darlığı ve geçidin zorlukları nedeniyle imparatorluğumuzun ordusu uzunluğu tamı tamına 10 mil uzunluğunda bir hatta yayılmıştı ve önde gidenlerin arkadan gelenleri destekleme imkânı olmadığı ve ayrıca diğer taraftan arkadan gelenlerin de önden gidenleri destekleme imkânı olmadığına göre aralarında bu mesafenin bulunuyor olması, çok rastlanagelir cinsten bir talihsizlik değildi. gerçekten de, ordunun yüklerini taşıyan arabalar ana ordudan hatırı sayılır bir uzaklıkla ayrılmış ve nihayet büsbütün unutulmuştu ve orduya yetişmeleri de beklenmiyordu. bunun sonucunda türkler daha önceki savaşlardan edindikleri tecrübelerden ordumuza cepheden saldırmanın dezavantajlı olduğunu bildiklerinden, geçidin darlığının kendilerine sağladığı avantajdan yararlanarak artçılara saldırmaya karar vererek bunu uygulamaya koyuldular. geçit boydan boya çok dar bir boğazdan meydana geldiği için barbarlar tüm elverişli yerlerde sağdan ve soldan bize saldırarak üzerimize atıldılar ve üzerimize sağanak gibi yağan okları çok sayıda adamı ve atı katletti. bunun üzerine üzerimizdeki musibetin giderek daha tehlikeli hal aldığını gören imparatorluk makamımız artçı kuvvetleri bekleyerek onlara destek vermenin uygun olacağını düşündü ve bunu yaparken de hudutsuz sayıdaki persliler (türkler)’e karşı kendisini savunmak zorunda kaldı. onlarca böyle kuşatılmış iken (imparatorluk makamının) bu vesile ile ne gibi kahramanca davranışlar sergilediğini ifade etmek lüzumlu değildir, belki ekselansları seferde hazır bulunanlardan mesele hakkında daha fazlasını öğrenecektir. imparatorluk makamımız bu tehlikeler ortasında vazifesini yaparken ve çatışmanın tüm ağırlığına katlanırken, grekler, latinler ve tüm diğer kavimlerden müteşekkil bütün artçılar bir öbek içine sıkıştırılmış ve düşman tarafından atılan oklara karşı dayanamaz durumda iken çok yoğun çabalarla ileriye doğru hamle yaptılar ve başarıp başaramayacaklarına bakmaksızın diğerlerini de devam ettirerek, bir nevi istihkâm gibi hizmet etmesi muhtemel bitişik bir tepeyi elde etmek için tüm çabukluğu göstererek azami şiddetle (boğaz) boyunca gittiler. netice, görüşü epey etkileyen ve herkesi ayakları altında ne bulunduğunu bile görmekten alıkoyan muazzam bir toz bulutunun yükselmesi oldu ki, doludizgin ilerleyen askerler ve atlar böylece (tepe) civarındaki hayli derin bir vadiye bakan bir uçuruma yöneldiler. bu yüzden biri diğerinin üzerinde düşerek birbirlerini ölüme sürüklediler ve sadece sıradan askerleri değil, fakat bazı çok şöhretlileri ve yakınlarımızın en yakın akrabalarını da öldürdüler. gerçekten de böyle çok büyük bir kalabalığın dayanılmaz hücumuna kim başarıyla direnebilirdi? bununla birlikte barbarların öyle muazzam toplulukları tarafından her yönden kuşatılmış imparatorluk makamımıza gelince, ısrarımıza olan şaşkınlıkları neticesinde yaralar açarak ve karşılığında yaralar alarak onlarda gayet büyük telaş uyandıran çabalar sarf etmeye devam ettik ve tanrı’nın merhametli yardımı ile açık araziye ulaşana kadar dinlenmedik. imparatorluk makamımız tuttuğu mevkiden barbarlara karşı çarpışmaya devam ederken, düşmanın bu mevkii ele geçirmesine izin vermedi, bu sırada yerimizden biraz olsun bile kımıldamamızın ordunun geri çekilmesine yol açacağı korkusundan atımızı bile mahmuzlamaktan çekindik. imparatorluk makamımız aksine bütün muhafızlarını toplayarak ve imha olunmaktan kurtararak etrafında dizdi ve böylece öncülere ulaştı ve sonra saflar arasından intizamla ilerleyerek ana orduya ulaştı. bunun üzerine ordumuzun başına gelmiş böyle büyük felâketlere rağmen ona tekrar saldırma amacı ile düzenlemeler yaptığımızı gören sultan, bize haber yollayıp bütün isteklerimizi yerine getireceğine, herkese karşı bize hizmet edeceğine, hükümdarlığında tutuklu bulunan bütün mahpusları salıvereceğine ve her halükârda isteklerimizi yerine getireceğine söz vererek yumuşak bir dille imparatorluk makamımızdan barış diledi. bu yüzden o durumda orada iki tam gün bütün kuvvetlerimiz ile kalırken, yük çeken öküzlerimiz üzerimize sağanak halinde yağdırılmış oklarla katledildiği için kuşatma aletleri (koçbaşı vb.) ve savaş makinalarını kaybettiğimizden, konya şehrine hiçbir tesir elde edilemeyeceğinin farkına vardık. bir diğer sebep de bütün hayvanlarımızın şimdi bu en inatçı hastalıkla sarsılmış olması idi. biz bu yüzden sultan’ın ricalarına kulak verdik ve sancaklarımız altında yemin verilerek yapılan bir anlaşma ile ona barış ihsan ettik. bunun üzerine imparatorluk makamımız geri dönüş yoluna çıkarak kendi ülkesine döndü, kaybettiğimiz hısımlarımız için büyük bir acı duysak da bugüne kadar imparatorluk makamımızı onurlandıran ve hala onurlandırmaya devam eden tanrı’ya şükürler ediyorduk. soylularınızın önde gelenlerinden bazılarının bizimle birlikte olduğunu bildirmek bizim için bir zevktir ve onlar arzunuz halinde bütün bu keyfiyet hakkında olayların oluş sırasına göre sizi bilgilendireceklerdir. mamafih, kayıplar için çok üzülmüş olmakla birlikte, sevgili ve aziz dostumuz olmanız ve çocuklarımız arasındaki kan bağı ile imparatorluk makamımızla sıkıca kenetlenmiş olduğunuzdan sizi bütün olan bitenden haberdar etmenin münasip olduğunu varsayıyoruz. elveda. indiction’un (roma imparatorlarının vergi salmak ve toplamak için on beş yılda bir yayınladıkları ferman) onuncu yılında, kasım ayında verildi.”

    *adnan eskikurt, roger de hoveden ve kardinal boso'nun myriokephalon savaşı'na dair bahisleri
  • papa'ya, katolik ve ortodoks kilisesinin birleşmesini önermiştir, hatta bu konuda uzun yıllar ısrarcı bir tutum sergilediği bilinmektedir. bu sayede manuel komnenos, papa'nın ruhani üstünlüğünü kabul etmiş, papa da onu hem doğu hem de batı roma'nın tek ve gerçek imparatoru olarak tanımış olacaktı, ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi tabii.