şükela:  tümü | bugün
  • enerji kablolarini uyuyan birinin ayak parmaklarina baglayip seri bi $ekilde manyota kolunu ¢evirmek suretilye ger¢ekle$tirilecek e$ek $akalarinda kullanilabilecek cihaz.
  • kolu çevrildiğinde elektrik üreten ve bu ürettiği elektrik sayesinde santralde bulunan adamın telefonunun çalmasını sağlayan telefon çeşidi. santraldeki adam telefonu açtığında görüşmek istenilen yer söylenir. muhtemelen santaldeki görevli de fiş sokup çıkarmalı telefon santralinden gerekli bağlantıları yaptıktan sonra aynı manyetoyu çevirerek karşı tarafın telefonunu çaldırıp açmasını sağlar. sonra kendisi aradan çıkarak görüşmeyi başlatır.

    insan öldürmeyecek, sadece zil çaldırabilecek güçte elektrik ürettiğinden, daha sonra işkence aleti olarak hayatını sürdürmüştür.
  • tamamen analog çalışan, graham bell in icat ettiği telefon teknolojisine çok yakın olan telefondur.

    gençler bilmez, şimdi manyetolu telefondan bahsettiğimde 'abi sen osmanlı zamanında mı yaşadın' der gibi bakıyorlar. çok eski değil gençler, 80 li yılların ortaları, sadece 30 yıl öncesi, daha dün gibi yani.

    masa telefonu düşün, yanında karabiber değirmeni gibi sap var. ahizeyi kaldırıp kolu cayır cayır çeviriyorsun, ptt deki bir odada zil çalıyor. kolu çevirdikçe zilin enerjisini sen üretiyorsun yani. kulağında kocaman kulaklık olan bir teyze (minnak bir veletiz o zamanlar, memeleri olan her dişi bizim için teyze) elindeki bir fişi karşısındaki onlarca delikten birine sokuyor, bu işlem mikrofon ve hoparlörü sizin telefona bağlıyor. bu sayede sizinle konuşabiliyor. siri falan değil, bildiğin insan çıkıyor ve ondan yardım istiyorsun. görüşeceğin telefon numarasını söylüyorsun, zaten 4 tane rakam, söylemesen bile oluyor, direk 'babamla görüşeceğim' de, görüşebiliyorsun. çünkü teyze hangi delikten kimin konuştuğunu zaman içinde ezberliyor, şehirler o derece küçük yani.

    sonra 'çıkırt' diye bir ses geliyor, anlıyorsun ki teyze senin fişi görüşeceğin kişinin deliğine sokmuş. santral denen alet böyle çalışıyor, her abonenin santral üzerinde bir deliği, bir de fişi var. senin fişi karşı tarafın deliğine sokmadan muhabbet başlamıyor. (tövbe estağfirullah)

    o 'çıkırt' sesini duyunca da iş bitmiyor, telefondaki kola bir kere daha cayır cayır abanman gerekiyor ki karşı tarafın zili çalsın.

    ara sıra ptt deki teyze mevcut bağlantılara kendi fişini sokup konuşmaları dinliyor ve biten konuşma varsa fişi söküp bağlantıyı kesiyor. evet, santraldeki teyze bu sayede muhtardan daha fazla bilgiye sahipti, sadece kesilmeleri dinlemek için değil keyfine de dinliyordu. dinlemek ile kalmayıp günlerde dedikodusunu da yapıyormuş kevaşe, kasabada kimsenin gizlisi saklısı kalmamış zamanında.

    neyse, sonra ' teknoloji' denen kelimeyi öğrendik. neydi teknoloji, karabiber değirmeni gibi kolun kaldırılıp yerine bir tane butonun gelmesiydi. ve bir de telefonun yanına gelen kocaman pil kutusu. artık kol çevirmiyor, medeni insanlar gibi düğmeye basıp santrali arayabiliyorduk. hey gidi günler hey...

    el fenerinden söktüğüm lambayı annemin örgü şişlerine dokundurup telefonun pilleri ile yaka yaka telefonun pilini bitirmem, başka yerleri arayamaz hale gelmemiz ve olay anlaşıldığında fırçayı yemem ayrı hikaye gençler. sonrasında 'mühendis mi olacak acaba bu eşşoğlu eşek' denen şahsımın yıllar sonra mühendis olması ve adına telefon denen bir alet kullanarak anılarını yazması...

    hayat ne tuhaf telefonlar falan.