şükela:  tümü | bugün
  • özellikle ingilizler'de görülebilecek bir bayan ismi.
  • inci veya değerli anlamına gelir.
  • anna paquin ile birlikte, matt damon, mark ruffalo, mathew broderick, jean reno'nun oynadığı, bu sene içerisinde gösterime girecek kenneth lonergan filmi.
  • çekimleri 2005 (ikibinbeş) yılında tamamlanan ve hâlâ gösterime girmeyen ve kenneth lonergan'ın kariyerini tıkayan (bu güzel abi margaret'tan beri hiçbir şey yönetmemiş) film. bu sene de gösterime gireceğini sanmıyorum. bari direkt olarak dvd'ye çıkaydı, o da yok.

    edit: yippi-ki-yey, filmin posteri, still'leri veee fragmanı yayınlanmış. bu sefer cidden gösterime giriyor. buyrun fragman.
  • matt damon'ın en "tipsiz" olduğu dönemlerde çektiği film. öğrencisine aşık olan bir öğretmeni oynamış. yan rollerde sağlam üç isme rastlıyoruz: jean reno, matthew broderick ve mark ruffalo. başrol anna paquin'in. konusuysa şöyle: efenim bir adam var. bu adam otobüs şoförü. kırmızı ışıkta durmuyor ve bir kadına çarpıyor. kadın ölüyor. lisa diye bir kız bu olaya tanık oluyor. soruşturma başlatılıyor. lisa soruşturmaya dahil oluyor. ama ne yapacağını bilmiyor. adam suçlu derse (ki emin de değil) adam hapse girecek, demezse suçu örtpas edecek. olay rüyasına falan giriyor. bu sırada hocasına abayı yakıyor vs. 2005'te çekimleri bitmiş ve yanılmıyorsam film davalık olmuş. o yüzden altı yıl boyunca gösterilmedi. geçtiğimiz sene kısıtlı bir dağıtımla vizyona girdi. bizde girdi mi emin değilim. henüz altyazısı düşmemiş divxplanet'e. başka yerlerde var mı bilmiyorum, umarım vardır. indirir, izleriz. filmi kenneth lonergan yazmış, yönetmiş. bu adam gangs of new york, analyze this, analyze that'in senaryolarını yazmış. ilk yönetmenliği margaret.
    bu arada film 150 dakika sürüyormuş. büyük ihtimal bir süre sonra sıkmaya başlar. 150 dakikada ne anlattıysa artık. imdb'deki eleştiride 11 eylül sonrası paronoyayı anlatıyor denmiş. 9 puanı da basmış adam. neyse beklemedeyiz.
  • 150 dakikalık bir film. ama gene de fazlasıyla kesmeye uğradığı her halinden belli oluyor. yönetmen son açıklamalarında filmin aslında 180 dakika olduğunu belirtmişti. kimse üç saatlik bir filme gitmeyeceğinden yarım saatini kesmişler. ama o kadar belli oluyor ki kesmeler. örneğin lisa ile dedektifin konuştukları bir sahnede dedektif, polisle diyalog içerisine giriyor ama o anda sahne kesiliyor. böyle onca sahne var. sanırsın sinemadan çakamayan birisini oturtmuşlar kurgu masasına, o da kafasına estiği yerlerden kesintiler yapmış. bu da çoğu sahnenin kısa kalmasına neden oluyor. bu sahnelerin kısa kalması da hem hikayeyi zedeliyor, hem izleyeni filmden koparıyor. skeç mi izliyorsun, film mi, belli olmuyor. lisa'nın ders sekanslarının çoğu kesintiye uğramış. o sekanslardan geriye kalanlar da bir anlam ifade etmiyorlar. yani eminim çoğu kişi bu sekanslarda dönen shakespeare ve afganistan-israil-yahudi soykırımı-filistin katliamı gibi konulardan zerre etkilenmeyecektir. filme ismini veren margaret sekansı örneğin. matthew broderick'in canlandırdığı öğretmen, margaret şiirini okuyor. bu sırada kamera lisa'ya odaklanıyor ve şiirden etkilenip duygusallaştığını görüyoruz. hoca "bu şiir hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorup sözü lisa'ya bırakıyor ama sahne burada sona eriyor. tam kızı anlamak üzere iken matt damon'ın canlandırdığı öğretmen aaron'ı tavlamaya çalıştığı sahne geliyor ve daha da sinir bozucu bir hale bürünüyor lisa. halbuki bu sahne film için çok önemliydi. bir kere filmin adı buradan geliyor ve muhtemelen lisa'yı da etkiliyor bu şiir ama yapılan kesmelerden ötürü bunun farkına varmıyoruz bile. özetle fazlası ile makaslanmış film. şu haliyle izleyene sıkıntıdan başka bir şey vermiyor. jean reno, matt damon, matthew broderick, mark ruffalo bu kesmelerden ötürü harcanmışlar. hiçbir karakter derinleştirilememiş. olayın merkezinde yer alan şoförü sadece iki sahnede görüyoruz. böyle saçmalık olmaz yahu. damon'ın filme hiçbir katkısı yok. keza karakterinin de öyle. aynı şey broderick için de söylenebilir. sözün özü derinleştirilemeyen karakterlerle dolmuş. yazık olmuş. şu an nette 150 dakikalık versiyonu mevcut. 180 dakikalık versiyonu nete düşer mi, düşerse çevrilir mi, bilemiyorum. umarım düşer ve çevrilir.

    kesmeleri bırakıp filme dönersem. gerçekten sıkıcı idi. 90 dakikada anlatılacak hikaye neden 150 dakikada anlatılır? 180 dakikalık versiyonunu merak etmemin tek nedeni "vasat bir film" yargımı değiştirip değiştirmeyeceği. vasat bir film. yapılan kesmelerden mi öyle, bilmiyorum ama vasat. lisa da hem ergenlikte olduğu için, hem anne ile babasının kendisi ile ilgilenmediği için, hem de bir kazaya tanık/neden olduğu için oldukça aksi bir kız. ama o kadar aksi ki ekranın içine girip kendisini tokatlayasım geldi. karakter öyle mi yazılmış, yoksa karakteri itici yapan anna paquin mi, bunu da bilmiyorum. paquin'in karakterin iticiliğinde parmağı az da olsa var. zira konuşma şekli beni filmden kopardıkça kopardı. başka birisine gitseydi bu aksi lisa rolü muhtemelen bu kadar kopmazdım filmden. kesmelerle beraber lisa karakteri yüzünden (ya da anna paquin yüzünden) filmin içine giremedim.

    90 dakikalık, en fazla 100-110 dakikalık bir hikayesi var filmin. babasının terk ettiği, annesinin tınlamadığı, ergenliğinin doruğundaki, şırfıntı olma yolunda ilerleyen (ki bir süre sonra karaktere etmediğimiz küfür kalmıyor) lisa şoförün dikkatini dağıtır. şoför de kırmızı ışığı fark etmez ve bir kadına çarpar, kadın ölür. şıllık lisa ilk ifadesinde yalan söyler, yalanlar peşi sıra gelir, ifadesini değiştirir, gene yalan söyler vs. bu hikaye 100 dk'de rahatlıkla anlatılabilirdi. yönetmen neden üç saatlik ya da 150 dk'lik bir film için kasmış, anlamıyorum.

    11 eylül sonrası toplumdaki travmayı anlatıyor falan filan fistan denmiş filme. ben o travma ile karşılaşamadım filmde. gördüğüm tek travma şıllık lisa'nın travması idi. tek 11 eylül göndermesi ise genellemekten hoşlanan lisa ile ailesi suriyeli olan bir kız arasında derste geçen tartışma idi. lisa "bütün müslümanlar kötü, bizi vuran onlar, ben 3000 kişiyi öldürenleri anlamam, suriye diktatörlükle yönetiliyor" gibi saçma salak şeyler (3000 kişiyi öldürenleri anlamamakta ona katılıyorum) söylerken o kız da müslümanları savunuyor. israil ile amerika'nın el ele filistin'de katliam yaptığını da söylüyordu. yönetmenin hangi tarafta olduğu belli olmuyor. lisa'ya en klişe şeyleri söyletirken arkadaşına da müslümanları savundurtuyor. objektif görünüyor. lakin bu sekans da hemen kesildiğinden bu göndermeler ve diyaloglar havada kalıyor. sadece lisa'nın genellemelerden hoşlandığını öğreniyoruz. bir de geri zekalı, amerika'yı müslümanlar vurmadı. ama suç sizde değil. amerika'da yaşıyor olsam o medyanın "bizi müslümanlar vurdu" haberlerinden ben de etkilenirdim herhalde.

    neyse. izlemek isteyenler izlesinler ama çok şey beklemesinler. bence oldukça kötü bir filmdi.
  • şu an acı çekerek izliyorum. sırf sonunu merak ettiğim için devam ediyorum ama anlamsız gerginlik içindeki bi kızın öyküsünden başka hiçbir şey yok. jean reno, matthew broderick ve matt damon'a (ve tabi ki bana) yazık olmuş.
  • filmin tek güzel yeri filmin sonunda açılan muhteşem sahne ile birlikte giren belle nuit, ô nuit d'amour aryasıdır. tabi yine filmin ortalarında giren casta diva aryasını da unutmamak lazım. onun dışında zaman kaybından başka bir şey değildir bence.