*

şükela:  tümü | bugün soru sor
  • joshua marston'in sundance, seattle ve berlin film festivallerinde odul almis filmi.
  • gercekciligi yakalayamamis, bence havada kalan, ve elestirmenlerin dediginden cok daha basarisiz olan bir film. uyusturucu yutup kolombiya'dan amerika'ya tasiyan bi 'mule'un oykusu.
  • nedenini cozemedigim halde bircok sahnesinde gereginden fazla gerildigim, terler bastirmis, karnimi agritmis, migdemi bulandirmis, kisaca beni fiziksel olarak etkilemeyi basarmis film. belki de tamamen izleyenin o anki psisik haliyle alakalidir, hatta lutfen oyle olsun, zira -eywallah guzel filmdi de- beni bugune kadar ne bu kadar kolay etkileyebilmis ki bu triplere sokacak bu yastan sonra pey pey...
  • seyrederken insanı allak bullak eden, son derece cesur, şaşırtıcı ve rahatsız edici bir film. şimdiye kadar uyuşturucu ile ilgili belki de binlerce film çekildi ama bu kez karşımıza gelen hikaye, şimdiye dek sürekli es geçilmiş bir konuyu, kolombiya ve abd arasındaki uyuşturucu trafiğinde “katır” olarak çalışan insanların dehşet verici hikayesini anlatıyor.

    ispanyolca “mula”, ingilizce “mule” olarak anılıyorlar çünkü yük hayvanlarından hiç bir farkları yok. görevleri: taşımak. eroin taşıyorlar ve plastik eldivenlerden kesilen parçalara doldurularak preslenen eroinlerin her bir pelleti 4.2 cm uzunluğunda ve 1.4 cm. çapında. bunları yutmadan 24 saat önce yemek yemeyi kesiyorlar ve sindirim sistemini yavaşlatıcı bir hap alıyorlar. hazır oldukları zaman, tek tek yutmaya başlıyorlar. yutma işlemini kolaylaştırmak için her poşet önce zeytinyağına batırılıyor ve (filmin afişinden de hatırlayabileceğiniz pozisyonda) başlarını yukarıya kaldırıp, gözlerini uzakta bir noktaya sabitleyerek yutmaya başlıyorlar. iri yapılı bir yetişkin bu poşetlerden maksimum 100 taneye kadar (1 kg. eroine denk geliyor) midesinde taşıyabiliyor. yutulan poşetlerden bir tanesi bile midede ya da bağırsaklardayken yırtılırsa sonuç kesin ölüm, hiç bir şekilde kurtuluş yok ve 17 yaşındaki kızımız, maria, bogota’dan new york’a uçuyor… 10’ar gramlık olarak pelletize edilmiş, 62 adet eroin poşedini midesinde taşıyarak…

    uyuşturucu kullanımı ya da trafiği ile ilgili filmleri düşündüğümüz zaman belki de en “caydırcı” özellikteki filmlerden birisi. insanın uyuşturucu ile hayatını nasıl mahvedebileceğinden ziyade, uyuşturucu sektöründe işlerin nasıl yürüdüğünü ve nasıl bu kadar kolay bir şekilde yaşamların feda edilebildiğini gösteriyor. önce ekonomik zorluklar altında yaşamaya çalışan maria’nın hayatına kısaca bir bakıyoruz. insani olmayan koşullarda çalışmaya zorlandığı işi, sefil ailesi, duyarsız sevgilisi, belirsiz bir gelecek ve karnında taşıdığı bebek. tesadüfler sonucu karşısına çıkan genç bir adam ona son derece cazip ama bir o kadar da tehlikeli bir teklif getiriyor: kuryelik. asla kazanamayacağı miktarda para kazanma fırsatı ve belki de amerika’da yeni bir hayata başlama şansı. maria umut dolu. maria hayallerle dolu ancak bu hayallerin bedeli son derece ağır ve uyuşturucu trafiğinin çarkları oldukça acımasız dönüyor.

    filmi seyrederken aklımıza, (her ne kadar uyuşturucu ile ilgili olmasa da) sergilenen trajedi bakımından lilja 4 ever geliyor ancak lilja’nın gerçek ve hayal arasında gidip gelen masalsı anlatımı yerine bu kez daha çok bir belgesel tadında, uyuşturucu sektörünün dehşetine şahit oluyoruz. film insanın suratında tokat gibi patlıyor. öyle ki bazı sahneler seyretmeden inanılacak gibi değil ve gerçekten seyretmesi zor bir film bu. sadece uçağın tuvaletindeki sahne bile seyirciye uzun zaman kolay kolay unutamayacağı bir şok yaşatmaya yetiyor.

    maria rolünde catalina sandino moreno’nun filmdeki performansı müthiş ve geçen sene keisha castle-hughes’un whale rider ile sürpriz oscar adaylığından sonra bu sene catalina’nın adaylığına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. filmi yazan ve yöneten joshua marston ise, neredeyse bir belgesele hazırlanıyormuşçasına yaptığı derin araştırmalar sonucu, son derece tehlikeli bir konuya, bir sinemacının gösterebileceği en cesur duruş ile yaklaşarak haklı övgüleri hakediyor. kesinlikle 2004’ün en çarpıcı ve en kayda değer filmlerinden biri.
  • hakkinda bu kadar güzel yorumdan yola çikarak izledigim, ve catalina sandino moreno'nun oyunculugu hariç inanilmaz hayal kirikligina ugradigim süpper sikici film.kesinlikle kaybettigim zamana yanarim.

    (bkz: dünyanin en yüzeysel adami)
  • adı maria full of grace yerine maria full of drugs olması gereken film

    (bkz: drug)
  • don fernando rolünde turgut özal'ın oynadığı filmdir ayrıca. *

    şuradan görülebilir: http://www.imdb.com/media/rm3634608640/nm1503466

    edit: şimdi baktım da, osman yağmurdereli'ye de benziyo sanki. iki yılda gelişemeyen perspektifime sokayım.

    edit2: asıl onbirden sekiz çıkarıp da iki bulan aklıma komple kafam girsin.

    edit3: link yenilendi. 2 no.lu editi yaptığımda yıl 2011 idi. şimdi sağ alta bakıp 03.03.2008 ~ 08.11.2012yi görünce "hala dörde ulaşamamışın amınakoduğumun salak kerkenezi" demeyin diye yazıyorum. integralinizi alırım valla akşam akşam
  • gercegi gercek gibi anlatmis yapit. film de diyebiliriz, ama "film iste" diyip gecemeyiz. moreno'nun oyunculugunun yani sira kliselere kacmadan surukleyici olabilen senaryosuyla da dikkat cekti.
    bir de innuendo'su var ki sahane:

    --- spoiler ---
    * filmin sonlarina dogru lucy'nin ablasi maria'ya ogut verir: "ben de ilk geldigimde kolombiya'ya geri donmeyi cok istedim. ama sonra cocugumu dusundum, onu kolombiya'da degil burada, new york'ta yetistirmek istedigimi dusundum ve burada kaldim."
    * filmin son sahnesi. maria havaalaninda ucaga binmek uzeredir. arkadasi blanca onden gidip koruge girdiginde maria fikir degistirir, son bir selam verip geriyo doner. geri donmeyi degil, kalmayi secmistir. tahminen icindeki bebegi icin, ilk defa o yabanci topraklarda, ultrason sayesinde, yuzunu gordugu, resmini yaninda tasidigi bebegi icin.
    maria, icindeki bebegi dusunerek bu buyuk karari verir ve havaalanindan disari yururken arkada intel'in reklam panosu goze carpar: "it's what's inside that counts."
    --- spoiler ---

    yazilsin butun defterlere: boyle bickin innuendo'lar yuzunden seviyoruz sinema denilen seyi.