şükela:  tümü | bugün
  • vaktiyle immanuel kant' a, temelde gayet basit bir duygusal problem olarak görünen, ama derine inildiğinde kant' ın ödev ahlakına sağlam bir eleştiri yönelten bir mektup yazmış kişi. bir mektupla bitmiyor tabii iş; kant' ın cevabı ve sonra von herbert' in bu cevaba cevabı var.

    detaylı anlatımı icabı halinde sonraya bırakayım; eleştiri özetle ödev ahlakının iki temel prensibi arasındaki çelişki iddiasına dayanıyor. bu prensiplerden birincisi, ödevin, bizim lügatta "nefs" olarak karşılık bulabilecek pratik isteklere bir tepki olarak ortaya çıktığı; ikincisi ise insanın yaşamak için hiç bir amacı olmasa dahi ödev gereği yaşamaya devam etme gerekliliği. "ama," diyor von herbert, duygusal probleminin nihayetinde, "benim, yaşamımda hiç bir pratik isteğim kalmadığına göre, ödev yaşadığım nasıl bir çatışma ile ortaya çıkabilecek?".
  • 1791 yılında immanuel kant'a mektup yazıp, içindeki boşluğu doldurmak ve hayatı daha yaşanabilir kılmak adına tavsiye isteyip, kendisini tatmin edecek yanıt gelmeyince intihar eden kişi.
  • kant'a 1791-92 yıllarında mektup atmış ve 1803 yılında intihar etmiştir. genelde olaya dram katmak için aradaki 11-12 yıllık uzun süre es geçilir ve de "aha kant apışıp kalmış. kadın da buruk bir zaferle intihar etmiş" şeklinde sunulur. o kadar da değil.
  • bende yankısı bir johann heinrich füssli tablosundaki ölü kadındır. sanki dirseğini masaya, elini kafasına dayayan da ımmanuel kant... (resmin hikayesi farklı tabii)

    maria, kant'a şu satırları yazar:
    "ulu kant, inançlı bir insanın tanrı'ya yakarması gibi sizden yardım, teselli ya da beni ölüme hazırlayacak bir tavsiye istiyorum. yazdıklarınız gelecek yaşama dair bir kanıt ama bu hayatta hiç, hiçbir şey kaybettiğim iyiliğin yerini doldurmuyor çünkü benim gözümde değerli olan her şeyin timsali olan birini sevdim. sadece onun için yaşadım, ona kıyasla her şey boş, değersiz geliyordu bana. bu kişiyi, ona sonradan açıklama yapsam da yalanlara boğdum ki bunda karakterime ters bir şey yoktu, hayatımda saklamamı gerektiren hiçbir kötülük de. yalan yeterince kötüydü ama sevgisi kaybolmuştu. onurlu bir erkek olarak arkadaşlığımı reddetmedi, fakat bizi birbirimize çeken o davetsiz duygularımız artık yok, ah kalbim paramparça! eğer çalışmalarınızı okumamış olsaydım hayatıma kesinlikle son verirdim. fakat teorilerinizden çıkardığım sonuç beni durdurdu. ölmem yanlış çünkü hayatım işkence gibi, varlığım için yaşamam gerek. şimdi kendinizi benim yerime koyun, ne lanetleyin ne de rahatlatın beni. ahlak metafiziğinin temellendirilmesi ile kesin buyruğu okudum ve en küçük bir yardımları dokunmadı. mantığım ona ihtiyacım olduğu zamanda beni terk etti. bana cevap verin, yalvarırım, yoksa kendi buyruğunuz doğrultusunda ilerlemiyor olacaksınız."

    kant, bu mektuba kayıtsız kalmamış ve cevaplamış. ancak mektubun içeriğinden dolayı, kayıtsız kalmama sebepleri sorgulanmıştır. kant'ın cevabını alıntıladığımda, hem sorgulanma sebepleri, hem anımsatan tablo daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum:

    "yürekten yazılmış mektubun erdem ve dürüstlük adına yaratılmış bir kalpten geliyor çünkü bu değerdeki sözler ancak belli bir anlayışa sahip birinden dökülebilir. benden rica ettiğin gibi kendimi senin yerine koymam ve sana saf, ahlaki bir ilaç tavsiye etmem gerekir. ilişkin bir evlilikle mi yoksa arkadaşlıkla mı alakalı bilmiyorum ama çok da fark etmez. sevgi, ister eş ister arkadaşlıkla dile gelmiş olsun, bir diğerinin karakteri için aynı ortak değeri gerektirir, bu olmadan dayanıksız bir hale gelir ve duygusal bir hezeyana dönüşür.
    böyle bir sevgi tamamen iletişimi arzular ve güvensiz bir suskunlukla zayıflatılmamış halde muhatap olduğu kişiden benzer bir paylaşım bekler. bu ideal bir arkadaşlığın beklentisidir. fakat içimizde böyle bir dürüstlüğe sınır koyan, kalplerin ortak bir şekilde paylaşım yapmasına engel olan, en yakın ilişkilerde bile düşüncelerimizi aklımıza kilitleyen bir şey var. eskiler bu gizli güvensizlikten hep şikayet ederler: "değerli arkadaşlarım, arkadaş diye bir şey yoktur!"
    insanlardan dürüstlük bekleyemeyiz çünkü herkes, birine kendini tamamen açtığında karşısındaki tarafından hor görülmekten korkar. fakat bu dürüstlük yoksunluğu, bu ağzı sıkılık yalancılıktan çok farklıdır. dürüst ama ağzı sıkı birinin söylediği tamamen olmasa da doğrudur. yalancı biri ise söylediğinin yanlış olduğunu bilir. böyle bir iddia, erdem teorisinde yalandır. zararsız olabilir ama masum değildir. kişinin kendi saygısına ihlaldir; kendi kişiliğimizdeki insanlık haysiyetine zarar verir ve düşünce kökenimize saldırır. gördüğün gibi karşısındakini pohpohlamayan bir doktordan yardım istiyorsun. sevdiğinin adına konuşuyor ve sana karşı sevgisini göstermekte bocalayışını meşrulaştıran argümanlarla gösteriyorum onu sana.
    şuan kendine, bu yalanı itiraf etmek akılsızca olduğu için mi sitem ediyorsun yoksa yalana has olan ahlaksızlıktan dolayı mı? bunu kendine bir sor. eğer ilkiyse, kendine karşı vazifeni yerine getiremediğin için pişman ol. neden? çünkü bunun sonucunda arkadaşının sana olan güvenini kaybettin. bu pişmanlığı ahlaki bir şey tetiklemiyor, çünkü bu, hareketin kendisinden değil, sonuçlarının farkındalığından kaynaklanır. eğer serzenişin, davranışının ahlaki yargısına dayanıyorsa, o zaman bunu zihninden çıkarıp atman bir zavallı ahlaklı doktorun sana tavsiyesidir.
    yaklaşımındaki değişim sevdiğin kişiye gösterilmişse, sadece zaman, yavaş yavaş onun haklı öfkesinin izlerini söndürür ve soğukluğunu daha sıkı bir sevgiye dönüştürür. eğer öyle olmazsa, en baştaki sevgisinin sıcaklığı ahlaki bir şeyden çok fizikseldir ve zaten yok olur, yaşamda sıklıkla karşılaştığımız bir talihsizliktir, bu, soğukkanlılıkla karşılanmalıdır. hayatın değeri insanlardan edindiğimiz hazdan oluştuğu için aslında oldukça abartılmıştır.
    işte sevgili arkadaşım, öğüdümün örfi kısımları: açıklama, ceza ve rahatlama. kendini ilk ikisine ada, etkilerini göstermeye başlayınca rahatlama kendiliğinden gelecektir."

    fakat, o rahatlama gelmez maria'ya. kant'a bir mektup daha yazar. kant, bu defa cevap vermez (neden? ödev ahlakı? etik? pek çok soru sorulabilir fakat en yakışanı sadece: neden?).
    maria, kendinden kaçamaz, aradığı tatmin edici cevap da yoktur ve bir süre sonra intihar eder.
    düşünbil'den o son mektubun özetini buldum (çevirmen: özge mete kaynakları: critical theory) :

    "artık daha net görebiliyorum. içimdeki engin boşluğun daha da genişlediğini, beni çepeçevre sardığını hissediyorum, öyle ki kendimi neredeyse bu dünya için fazla, gereksiz görüyorum. hiçbir şey ilgimi çekmiyor. hayatımı çekilmez hale getiren bir sıkılganlık bana işkence ediyor... bu düşünceleri bıraksam da kesin buyrukla ve üstün bilincimle ilgili olmayan her şeye karşı ilgisizim.
    daha genç olduğumu düşünebilirsiniz ama geçen günlerde beni ilgilendiren tek şey, ölüme daha da yaklaşıyor olmak. bu soruyu inceleserseniz, bana çok büyük bir katkınız olacak. size soruyorum çünkü benim ahlak algım şu anda sessiz oysa ki her tür konuda oldukça istikrarlı bir şekilde konuşuyor. eğer aradığım cevabı veremezseniz dahi, bana ruhumdaki dayanılmaz boşluğu doldurabilecek bir şey sunmanız için size yalvarıyorum."