şükela:  tümü | bugün
  • dire straits'in a$mi$ gitaristi..
  • los angeles greek theatre'da bir konser verir mark knopfler, 2001 yilindaki turnesi sirasinda. greek theatre acik hava tiyatrosu turu bir yerdir, bayagi da buyuktur, ve o gun tiklim tiklim doludur. hava kararmistir ve herkes heyecanla konserin baslamasini beklemektedir. mark sahneye cikar, ve soyle der:

    -- how are you doing there at the back seats, are you ok?

    arka siralar bayagi arkadadir greek theatre'da, parasi ancak oraya yeten ama mark knopfler'i cok seven bir suru dinleyici vardir. bu insanlar sevincle cigliklar atarak alirlar mark'in selamini. mark sonra yan taraftakilere selam eder:

    -- how about the sides, are you happy there?

    sahneyi kenardan goren yan siralardakilerdedir simdi ciglik atma sirasi. ciglikler yatisinca mark on taraftakilere doner, ve

    -- i know *you* are doing ok,

    der, ve konser baslar.
  • bu adama kotu muzisyen, kaka gitarci diyenler toptur .. sultans of swing daatir ebemizi
  • knopfler efsanesinin başlangıcı kısa şöyle olur:

    knopfler, gitara beslediği aşk ve bir grupta yer alıp müzik yapma hayaliyle büyüdü. öyle ki okuldayken yaptığı tüm resimlerde gitar ve müzik grupları yer alıyordu. atölyede saatlerce gitar yapan öğrencileri izler, sonunda o gitarı eline alabilmek için saatlerce beklerdi. altı yaşından itibaren babası ona piyano ve keman öğretmeye çalışmıştı ama knopfler nota okumak konusunda pek istekli değildi. kendi deyimiyle, beyaz kağıttaki noktalara bakarak müzik yapmak istemiyordu (tabii yıllar sonra notaları öğrendikçe, bunun kelime öğrenmekten farksız olduğunu ve sözcük dağarcığını geliştirmek gibi müzik dağarcığını da geliştirmenin faydalı olduğu fikrini benimsedi). yine de bir gün amcasından duyduğu boogie woogie o kadar hoşuna gitmişti ki sürekli o melodiyi çalarak herkesi delirme noktasına getirdi. sonunda pes eden babası ona, on beşinci doğumgünü için çakma, kırmızı bir stratocaster aldı.

    bu sayede okul arkadaşlarıyla müzik yapmaya başlayan knopfler, birkaç okul dansında sahne aldı. üniversiteden ayrıldıktan sonra londra'ya gitti ve brewer's droop isimli gruba katıldı. bu grupla ilk kez konserlere çıktı ve birkaç kayıt yaptı.

    gruptan ayrıldıktan sonraki dönem çok zorlu geçti. "açlıktan ölüyordum" diye anlatır knopfler. sonrasında bulduğu öğretmenlik işi hayatını kurtarınca bu kez café racers'a dahil oldu, birlikte birkaç barda ve knopfler'in öğretmenlik yaptığı okulda çaldılar.

    sonraki dönemde, bir kız arkadaşının abisi aracılığıyla gazeteciliğe başladı. bu işinde haftalık yaklaşık 24 dolar alıyor, yerel gruplar ve şehre gelen büyük gruplar hakkında yazıyordu. yazdığı son yazı ise, işten ayrıldığı gün gerçekleşen jimi hendrix'in ölümü hakkında oldu. baskı odasında otururken başyazar gelip "selam delikanlı. jimmy hendersonjimi hendrix mi ne sikimse o ölmüş. tanıyor musun? bizim hiçbir fikrimiz yok. bu haber senin" der ve knopfler son yazısını yazıp gazeteyi terk eder, gidip sarhoş olur.

    knopfler aylarca, sırtında ağır bir elektro gitar (kimi zaman iki gitar), ülkenin bir ucundan bir ucuna otostopla, otobüsle seçmelere gidip gelir. öyle bir durumdadır ki; yılbaşı günü, yoğun kar altında, bomboş yolda, hiçliğin ortasında sırtında gitar ve çanta ile ülkenin diğer ucundan newcastle'a gidebilmek için otostop yaparken bulur kendini. "müzik yapmayı gerçekten çok istiyor olmalıydınız" diye anlatır knopfler. ve şöyle ekler:

    "ben ve joh için, dire straits olayının ilk döneminde ortak bir irade gücü vardı. eğer tembel bir orospu çocuğu iseniz, sadece oturup hiçbir şey olmadığı için şikayet edebilirdiniz. biz öyle değildik."
  • kendinden penalı adam.
  • arkadasim sen ingiliz degil misin ? benim diyen country'ciden daha iyi country sarkilari yapmayi nasil beceriyorsun be adam ?
  • ilk olarak 5-6 yaşımda babamın bana dinlettiği grubun (bkz: dire straits) gitaristi. pazar kahvaltılarımıza money for nothing eşlik ederdi, köpeğimiz joe(co) şarkının malum yerinde pencereye çıkar ulurdu. çocuk olmama rağmen bu adamın sesi, gitar melodileri beni çok etkilerdi.
    biraz büyüdüm, babam yurtdışına çalışmaya gitti. ben kasetleri müzik setine takardım, dinledikçe babamı özlerdim. o zaman başladım işte knopfler'la babamı özdeşleştirmeye. ondan sonraki seneler babamla aramızdaki köprü oldu hep.
    ardından ben de çalmaya başladım. sultans of swing'i babama ilk çalışımı ve onun heyecanlanışını unutamam. üstüne gitara hafif gain verip money for nothing'in riffini girdim. beğendi ama eksik birşey var dedi. %100 çalamadım tabi, adam hemen farketti. bu grubu benim de çok sevmemin onu ne kadar mutlu ettiğini söyledi.
    seneler içinde mark amcam sığınağım olmaya devam etti. birçok müzisyeni dinlerdim tabiki fakat dire straits şarkılarının yeri hep başkaydı. çünkü bu şarkılar insana hem hüzün veren, hem de hüzne iyi gelen şarkılardı. bırakırdım kendimi hep bu şarkılara. yeni albümlerde yeni tadlar vardı ama bendeki etkisi aynıydı.
    (bkz: 27 nisan 2013 mark knopfler istanbul konseri) ile canlı dinleme fırsatını nihayet elde ettim. bileti aylar öncesinden aldım tabi ki. bilete bakıp bakıp, heyeacanlandım. konser günü geldi çattı. inanılmaz bir heyacan içindeydim, fakat babam yanımda olmadığı için bir o kadar kahroluyordum. konser what is it ile başladı. sözlere girdiği anda gözyaşlarımı tutamadım. çok acaip bir duyguydu şu an ifade edemiyorum. sultans of swing'te babamı aradım, şarkıyı dinlettim. hayatımın en güzel gecelerinden biriydi.
    özetle benim için en önemli müzisyendir kendisi. eşsiz gitar tekniğinin yanında, manevi yönüyle hep ayrı bir yeri olacak bende.
  • yeni bir dinozor turune verildi adi gecenlerde.
    sorarlar bilimadamlarina "neden verdiniz bu ismi?", el cevap; "ne zaman onlari dinlesek yeni biseyler buluyorduk..."
  • muzigin gucunu bize bir kere daha ispatlamis, gelmis gecmis en iyi gitaristlerden. “get lucky” turnesi dahilinde bir konserinde bulunma sansim oldu. konsere giderken biraz tereddutluyduk. belinden cok ciddi sorunlari oldugunu biliyorduk ve konserin nasil gececegi konusunda cok bir beklentimiz yoktu. onca yil harikalar yarattigini gordukten sonra, onu acilar icinde, gitari istedigi gibi calamazken gormek cok aci verir gibi gelmisti. ama verdigi o muthis konser ile en ufak bir suphemiz oldugu icin bizleri yerin dibine soktu.

    sahneye 2 grup elemanin yardimiyla geldi. beline iyi geldigi icin yuksek bir sandelyeye oturdu ve butun konseri orada oturarak verdi. ilk sahneye gelince durumunu gorenlerin saskinligiyla bir anlik sessizlikten sonra, butun salon ayakta, bazi seyirciler ise goz yaslariyla dakikalarca alkisladilar. o hic bir zaman eksilmeyen mutevaziligiyle bizleri selamlayip, kocaman bir gulucuk sundu. iste o an “butun acilara degiyor” diye dusundugunu gozlerinden anliyordunuz. o dayanilmaz agrilara, o agrilari biraz hafifletebilmek icin alinan cok agir agri kesicilere ragmen sandalyesinde oturup, hic ara vermeden bizlere iki saat yine unutulmaz bir muzik ziyafeti cekti; muzige olan sevgisini, seyirciye olan sevgisini, saygisini bir kere daha ispatladi. buyuk sanatcilar neden buyuk tekrar tekrar yuzumuze vurdu. backing band’i yillarin verdigi tecrubeyle harika bir uyumla caldi. onlar da biraz mahsun gibiydiler liderleri acilar icinde oldugu icin, ama mark knopfler costukca onlar da katildi.

    konser harikaydi, diyecek ekleyebilecek hic birsey yok. ben konserde olan ve beni cok etkileyen baska bir olaydan bahsetmek istiyorum. butun bu konser 6 yasindaki dunya tatlisi bir kiz icin verildi desem yalan olmaz. konsere babasiyla gelmisler. en onde, tam knopfler’in karsisina gelen koltuga kuruldular. daha dogrusu babasi kuruldu; minik hayran ici icine sigmadigi icin ayakta ziplayip durdu konser oncesi ve konser boyunca. konser oncesi o kadar tatli heyecanliydi ki cevredeki herkesi hayran birakti kendine. insanlar o kadar kucuk cocugun hayran olabilecegini kabul edemedikleri icin kendisine, ben dahil, knopfler ile ilgili sorular sorup, gercekten hayrani olup olmadigini anlamaya calistilar. verdigi her dogru cevapla herkesin kendisine hayranligi daha da artti. kendisi de buyuk knopfler hayrani olan babasinin, kiziyla ne kadar gururlandigini anlatmaya gerek yok zaten. gelmis gecmis butun dire straits ve solo mark knopfler sarkilarini ezbere biliyordu ve bu taptigi kisi tam onunde konser verecekti. muzik asigi minik kiz, hayran olacak daha dogru bir sanatci bulamazdi herhalde. neyse sonunda on grubun konseri bitti ve sira knopfler’e geldi. sahneye cikti. bu sirada bir karis boylu bu sirinlik abidesinin, knopfler’in dikkatini cekmesi elbette ancak bir iki saniye aldi. butun seyircileri selamladiktan sonra bizim kucuk hayrana ayrica ozel selam verdi. bu selamdan sonra artik dunyada daha mutlu bir varlik olamazdi. butun sarkilarina hayranlik dolu bakislariyla eslik etti. iki minik eli birbirine siki siki kenetlenmis sekilde, gogsunde yumruk olmus oyle gecti butun konser. boyle sevgi olamaz. knopfler hayranlari bilir, kendisi gitar calarken pick kullanmiyor olsa da yaninda hep bulundurur ve hediye etmek istedigi kisiler olursa bunu verir. tahmin edilmesi zor degil; o aksam bu aniyi, sonuna kadar hakederek bu minik kiz aldi. butun sarkilari karsilikli soylediler. knopfler butun gucu ondan aldi sanki. umarim minik kiz, ilerde daha coooook mark knopfler konserlerine gidersin.
  • gitar denilince akla ilk gelmesi gereken isimlerden biri. kendisini hiç tanımayan birinin gitar hakkında konuşması, hiç deniz görmemiş birinin, yüzme dersi vermesine benzetilebilir kabaca. ayrıca çevrenizde gitar çaldığını söyleyen şahısları test etmek için en uygun anahtardır. "hımm, gitar çalıyosun demek. mark knopfler'ı tanıyor musun?" dediğinizde "höö, o kim lan?" diyecek şahısa "almanya'nın eski içişleri bakanı, sen çalmaya devam et koçum" diyerek uzaklaşmanız vaciptir*.