1. agostaki bize hrant çarptı başlıklı son yazısıyla üzerimize çöken ağır karamsar tabloyu biraz olsun dağıtmada katkısı olan edebiyatçı ve yazar. "iyi ki varlar" diyebileceğimiz insanlardan. hrant'ımız gitti ama "bir ölür binlerce doğarız"

    yazısından bir alıntı:

    "hiçbirimiz 19 aralık cuma günü saat 14.59’daki o eski insan değiliz artık. hepimiz değiştik. bize hrant çarptı. onun sıcak yüreği çarptı. şu anki şaşkınlığımız da, umudumuz da, öfkemiz de, isyanımız da bu çarpışmaya verdiğimiz doğal bir tepki, korkmayın. sadece biz mi değiştik? hrant’ın ölümüne, katlediliş sürecine destek veren, ya da önemsemeyen, onun katledilişini küçümseyen, vatandaşın koyduğu onurlu tepkiyi abartılı bulan, hani o ünlü sözde olduğu gibi “affet onları baba, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” grubuna dahil olan, türkiye’nin aslında ilgiye en muhtaç kesimi, karanlığın kendisi değil belki ama, o karanlıkta yüreği kararan kesimi de değişti, inanın. onun ölümünü yok sayamayacaklarını biliyorlar. onun gerçekte üç paralık bir ermeni olmadığını, hiçbir şeyin uzun süre karanlıkta kalamayacağını gördüler çünkü. sokağa taşan yüz elli bin kişinin sadece bir başlangıç, peşinden milyonlara varacak ve bir gün inşallah tüm ülkeyi kaplayacak, bugünkü şiddet ikliminin yerine kardeşlik türkülerini koyacak, bilinçli, aydınlanmış kalabalıkları yaratacağını, onun mayası olacağını hissettiler çünkü. sakın ola ki bu olanları küçümseme, hor görme yanlışına düşmeyiniz. sözüm hrant’ın dostlarına, başkasına değil şimdi. bir hafta sonra, on beş gün sonra kimse hrant’ı hatırlamaz demeyin!...

    bir aydın olarak ben de kahramanlara, mitoslara karşıyım. ama işte söylüyorum; hrant bir kahramandır. o hepimizin yüreğinde her daim yaşayacak ölümsüz bir kahramandır."

    zamanla gelen edit: bu başlığı açtığım zamanlardan bugüne çok şey değişti, hem türkiye, hem siyaset, hem hamaset. devir değişti, tabi markar esayan da değişti, ya da o hep aynıydı....
  2. karsilasma adli yeni romani hayy kitaptan cikti... daha yeni basladim, 50li sayfalardayim ama akiyor, su gibi... kitabin tanitimi soyle:

    hrant dink’e adanmış bir “yeniden barışma” romanı:
    karşilaşma

    “aylardan nisan... ülke karışık, memleket huzursuz… ilahlar kurban istiyor. devletin başına üç çılgın geçmiş. pehlivan usta onlara böyle diyor. ‘ağzıma almam onların adını’ diyor. ‘koca bir memleketi mahvettiler. bize de, tüm halka da kıydılar.’ nisan’ın sonlarına doğru sözüm ona memleket aleyhine çalışan ermeni cemiyetlerinin önde gelenlerinin tutuklamak üzere dahiliye nazırı talat paşa imzalı bir tamim yayınlanıyor. istanbul’da ne kadar ermeni aydını varsa tutuklanıyor. güruh istanbul’dan yayılarak mayıs ayı sonlarına doğru tüm anadolu’yu kaplıyor. yüzler binler, binler on binler, on binler yüz binler oluyor ve oburca bir uğursuzlukla artıyor. şer ıspatulasıyla kazıyor ermenileri tüm anadolu’dan. erkeklerden arındırılmış, yaşlı, kadın ve çocuklardan müteşekkil yarı canlı, yarı cansız, isimsiz kafileler yolları dolduruyor. anadolu’nun bu kadim halkı, osmanlı’nın millet–i sadıka’sı, güneye, çöllere, vakitsiz, zalim ölümlere savruluyor.”

    “bir yanda fazla hatıra, bir yanda da fazla unutuş varsa, doğru bir hatırlama siyaseti icat etmenin de vakti gelmiştir” diyor paul ricoeur. ermeni, türk ve kürt ve diğer nice anadolu halklarının başından geçen hazin olaylardan sonra, neredeyse tamamen bir bellek kaybıyla geçirdik son bir yüz yılı. ne zaman kurban, ne zaman haklı veya ne zaman haksız olduğumuzu bilemez bir halde, bizim yerimize konuşanları dinledik hep. işte 1915 ve sonrasında yaşananlar da hep bu kolalı, steril, içinde yaşayan insanların olmadığı resmi söylemlerle ulaştı bize. bugün tamamen siyasi bir konu haline gelen bu trajedi, sadece ermenilerin değil, bizim trajedimiz, bizim hikâyemiz. peki biz nasıl yaşadık o günleri? hâlâ hatırlayabiliyorsak, neler var aklımızda o kara günlere dair? ve belki de en sihirli olanı, gerçek, nasıl oluyor da eninde sonunda bulduruyor, unutturmuyor kendi varlığını bize?

    bu roman, aralarına düşmanlık, kin ve mesafe girmiş sıradan, küçük insanların karşılaşmasını anlatıyor. ödüllü yazar markar esayan, dostu hrant dink’e adadığı karşılaşma’da sadece ermenileri değil, tüm anadolu halklarını derinden sarsan bir trajediyi sıradan insanların ağzından aktarıyor. tarihin büyük anlatılardan değil, sade, sıradan insanların belleğinden yeniden dirilişini konu ediniyor. gerçek, tartışmasız ve doğru olma iddiasında da değil üstelik. belge, kanıt ve sav sunmuyor. hiçbir şeyi kanıtlamak telaşında da değil; çünkü bunu hedeflemiyor. neredeyse bir asır evvel, kardeşliklerini kanlı bir sunağın önünde kurban etmiş halkların yeniden barışmasının, kavuşmasının hikâyesi bu.

    kutsal addedilen o tarihi belgelerde birer sayı ve terimlerden ibaret olan sıradan ve önemsiz insanların hikâyesi.

    hayykitap’tan yayınlanan markar esayan’ın karşılaşma adlı romanı, son dönem türk edebiyatı’nın önemli soluklarından birisi olacak. daha önce yayınlanan ve inkılap roman ödülü alan ‘şimdinin dar odası’ndan sonara bu eseriyle de, edebiyatın büyüleyici anlatısını ustalıkla kullanıyor yazar. kendi hikayelerine sahip çıkan ‘küçük insanların ‘büyük’ siyasetlere nasıl direnebildiklerini masalsı bir dille anlatıyor. çöplük mahallesinde yaşayan bu insanların, sıradan, öylesine akıp giden hayatlarında vicdanın yerini sorgulatıyor okura. iki ayrı ama kadim dost toplumun yaralarını sarmaya çalışıyor. “burada kanımca hepimizi alakadar eden derin bir sır gizli. bir yerlerde, bir vakitler bir terslik olmuş, çok büyük bir hata yapılmış sanki. cam bir bardak içinde hapsolmuş zavallı sinekler gibiyiz.”
  3. ikinci kitabı "karşılaşma" isimli romanı yayınlanan (hayykitap'tan) yazar. vesilesiyle, radikal'den efnan atmaca ilen güzel bir söyleşi yapmış; huzurularınızda bir alıntı:

    "küçük insanlara' çok güveniyorum. onların aralarında kurduğu ilişkiye çok güveniyorum. ve insanların nefreti sonsuza kadar taşıyamayacaklarına olan inancıma. hrant bu insanların içindeki iyiyi ortaya çıkarıyordu. buraya ona hakaret etmek için gelmiş nice insanın onunla kucaklaşarak çıktığına şahit oldum. çünkü o, büyük politikalardan değil insandan yola çıkıyordu. 'bu ülkede güvercinlere dokunulmaz' dediği son yazısında öldürüleceğini biliyordu. ama bence hrant haklı çünkü bu ülkede güvercinlere dokunmayacak milyonlarca da insan var. onlara dahil olmayan birilerinin çıkıp onu öldürmesi o milyonların varlığını yok etmiyor."

    kaynak: "'güvercinlere dokunmayacaklar da var'", radikal, 14 kasım 2007
    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=238744
  4. tarafta yazdigi yazilarla agosta yazdiklari arasinda inanilmaz fark olan yazar. bu tarafta neler oluyor ben anlayamiyorum. medyada tarafi belli kalemler vardir, eger ki konu onlarin tarafini ilgilendiriyorsa acar okurum, yoksa ilgilenmem. medyada kendi konusunda yazan kalemler vardir, ben genellikle bunlari okurum, cunku ahval-i seraitten en az bunlar etkilenir. iyi bildikleri konu ne ise onu yazar. cetin altan'in gundem ne olursa olsun filozofca yazmasi ya da ilber ortaylinin tarih yazmasi ya da sinema elestirmenleri gibi. simdi markar esayan'i ayni hrant dink ya da etyen mahcupyan gibi ermenilerle ilgili yazdiklari icin 10 senedir takip ederim. ama markar esayan'i taraf gazetesi yayinlandigindan beri yazdiklariyle anlayamiyorum, taniyamiyorum.
  5. bugünkü yazısında başbakan'a seslenmiş taraf gazetesi yazarı.

    "erdoğan şöyle demiş: “herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. türkiye cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok. yani eğer ortada böyle bir suç varsa suç işleyen özür dileyebilir. ama ne benim ne ülkemin ne milletimin böyle bir sorunu yok...”

    lakin bu heyecanlı açıklamanın şöyle bir problemi var. bir yandan 1915 siyasilerin değil, tarihçilerin işi diyecek ve ermenistan’a gerçeklerin ortaya çıkması için ortak tarih komisyonu kurmayı önereceksiniz, diğer yandan da böyle bir sorunumuz yok diyerek kişisel kanaatinizle tarih yazacaksınız. konu sizin için tartışmalı olabilir, o zaman tutarlılık adına kendi kanaatinizi de arkadaş sohbetlerinize saklamanız gerekir.

    hem kim sizden özür dilemenizi istedi ki?"

    - ben de özür dilerim, 18.12.2008, taraf
    http://www.taraf.com.tr/makale/3155.htm
  6. bugün yazdıklarıyla erdoğan'a posta koymaktan çok tutarlı olmaya davet etmiş yazardır.
    ailecek hastasıyız, seviyoruz.
  7. göbek adı vicdandır.

    "gazze için daha ne yazılabilir bilmiyorum. orada hem öldürülen, hem de öldürenin yerine kolaylıkla koyabilirim kendimi çünkü. hissettiğim insan uygarlığına karşı duyduğum sartre’vari bir bulantı sadece. kendimin de içinde olduğu bir uygarlığa karşı duyduğum tiksinti, her gün gazetede gazze’den gelen fotoğrafların hangisini kullanacağımıza karar vermeye çalıştığımız anda kendime yöneliyor ve her şeyimle “kapanmak” istiyorum. düğmemi kapatmak ve beni kozasında büyüten bu uygarlıkla tüm ilişkimi kesmek istiyorum. mümkün mü? değil? bu hisler nasıl hisler? tabii ki bencilce. isyanının, haksızlığa tepkisinin merkezine yine kendini koyan o y(c)üce insan! o benim, o sizsiniz. gazze’de ölen ve öldürenin ben ve siz olduğumuz gibi...

    hepimiz katil ve kurbanlarız aslında.

    [...]

    bu uygarlığın bana vermiş olduğu öç alma hakkını reddediyorum. haklı olsam bile hakkımın göz göre göre yenmesini, öldürmek yerine ise ölmeyi tercih ediyorum. bu uğursuz zincirin kırılması adına, çocuğumu öldürenin çocuğunun yaşamasını istiyorum. ekmeğimi çalanın karnı hep doysun istiyorum.

    insan uygarlığına ve kendime karşı duyduğum tiksinti ile baş edebileceğim tek yol bu. içimdeki katil ve zorbayla yüzleşmek ve bağış dilemek.

    öldürdüğümüz tüm çocuklardan..."

    - alnımızdaki gazze nişanı, 8.01.2009, http://www.taraf.com.tr/makale/3464.htm
  8. goruslerine katilmasam da okudugum, samimiyetine inandigim bir yazar. bugunku yazisinda,

    "peki, yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan markar esayan veya onun çocuğunun bu ülkenin –mesela- genelkurmay başkanı olma olasılığı nedir?
    ya cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanı?
    söyleyeyim; yüzde sıfır! koca bir sıfır!" diye yazmis.

    bir turk yahudi arkadasima neden israil'e temelli goctugunu -aliyah- sordugumda "benim turkiye'de diplomat olmam, milletvekili olmam, bakan olmam mumkun degil" diye dert yanmisti. 'markar esayan' da dediklerinde yerden goge kadar hakli ve samimi. ermeniler turkiye'de belediyelere temizlik iscisi olarak bile alinmiyorlar. devlet kurumlari, azinliklara tamamen kapali.

markar esayan hakkında bilgi verin