şükela:  tümü | bugün
  • bu mekanda gecen olaylarin yakinda belgeseli cekilecek(mis).
  • müdaimleri arasında gazetecilerin, profesörlerin, yazarların, şairlerin, öğrencilerin yeraldığı; siyasi ,sosyal,edebi... konularının konuşulduğu, geçmişte iz bırakmış bir mekan. küllük ( kapandıktan sonra) sohbetler bir süre marmara kıraathanesinde devam etti. kimi açık, kimi demli yudumladı dönem fikirlerini. ocak 2007 itibariyle trt ekranlarında 6 bölümlük bir belgesel olarak izleyiciye sunuyor.
  • bir çok insan için hayata hazırlık enstitüsü olmuş mekan. ahmet hamdi tanpınar'ında müdavimi olduğu kalem erbabı nice insanları ağırlamış kıraathane.
    sıradan bir kahvehaneyi kıraathaneye dönüştürmüş müdavimlerin sohbetlerine ortak olan ve oranın havasın solumuş herkesde iz bırakmış mekan...
  • belgelselinin şu kadarcık bir kısmına denk geldiğim kıraathane:
    (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=9q2_bohngac)
  • tanpınar'ın tasvir ettiği gibi fena makaraların döndüğü mekanmış, devamı mehmet niyazi özdemir'den alıntı

    biz, izzettin şadan'ın son yıllarına yetiştik. başında miadı dolmuş bir fötr şapka, elinde bir baston, üstü başı orta halliydi. onun da ikinci adresi marmara kıraathanesi idi. mal sahibi mustafa bey, her şeyi para için yapmıyordu; mesela camın kenarına konulan masalarda oyun yoktu. mükrimin halil inanç, nuri karahöyüklü, saip atademir, orhan münir çağıl ve erol güngör gibi pek çok profesörler, emekli öğretim üyeleri, muzaffer ozak gibi kanaat önderleri, sezai karakoç, sedat umran gibi şairler, yazarlar, gazeteciler, esnaflar ön kısımda otururlar, günlük politikadan, tarihi konulardan, tasavvuftan, memleketin içine düştüğü durumdan, çıkış yollarından konuşurlardı…

    ***

    bir gün, osmanlı tarihinde bilhassa islami konularda uzman olan zira nur aksun, plevne savaşını etraflıca anlatmıştı. o masada çıt çıkmıyordu.

    'rus ordusu pek kalabalıktı, osmanlı ordusu da içten ihanete uğramıştı; gazi osman paşa, rus ordusunu yararken ayağına bir kurşun saplanmıştı. bu da osmanlı ordusunun yenilgisinin sebeplerinden biriydi…'

    ziya nur olayı öyle güzel anlattı ki, bir iki kişi hariç herkesin gözünden yaş geldi. o sözünü bitirince nuri karahöyüklü şöyle söyledi:

    - kim ona gazi unvanı vermişse şaşarım; onun boynu darağacına gitmeliydi!

    gözü yaşlı olan izzettin şadan karşı çıktı:

    - sen bizim son gazimize böyle söyleyemezsin!

    - osmanlı da önemli olan savaşı kazanmaktır; savaşı kazanmayanın kellesi alınır.

    izzettin şadan'ın gözleri alevlenir gibi oldu:

    - ama kuvvetlerin denk olması lazımdı.

    - denk olması gerekmez; birbirine göre az da olsa, osmanlı'nın kumandanı olduğu için, düşmanı alt eder. bunun için osman paşa bir haindir!

    'osman paşa bir haindir' deyince izzettin şadan, ayağa kalktı, elindeki bastonu nuri karahöyüklü'nün kafasına vurmak için davranınca, dengesini kaybedip yere yığıldı. ayağa kalkarken bağırdı:

    - vurun bu adama!

    ziya nur aksun, erol güngör, muzaffer ozak hoca ve diğerleri araya girdiler. kavgayı yatıştırdılar. nuri karahöyüklü bir tarafa, izzetin şadan'ı da başka bir tarafa çektiler. karşılıklı söz atışmaları devam ediyordu…

    ***

    aradan birkaç gün geçtikten sonra barıştılar. ikisi de aynı yolun yolcusu idi, birbirinden ayrılamazdı. yine bir gün, izzettin şadan marmara'ya gelmişti; rengi soluk, yüzü terlemişti. cebinden çıkardığı bir mektubu masaya attı:

    - hayatım tehlikede!

    hem bileği kuvvetli, hem de yürekli bir insan olan dursun ali çemberci, marmara kıraathanesi'ne sık gelmesede o gün ordaydı. izzettin şadan'ın attığı mektubu aldı ve okumaya başladı:

    'ey topal karga; çoluk çocuğun yok, paraları yığıyorsun. dünya da zevk ve kam alacak çok şey var; hem kendini hem de seninle beraber o zevkleri tadacakları mahrum bırakıyorsun. sana ben ağzına layık bir hanım getireceğim; ya paraları hazır et, ya da kefenini topal garga!'

    dursun ali bakışlarını ona çevirdi:

    - bundan dolayı mı hayatım tehlikede diyorsunuz!

    titreyen elleri ile enfiye çekmeye çalışırken:

    - değil mi evladım? diye sordu

    - hocam, sizi çok iyi tanıyan biri şaka yapmak için yazmış.

    terli yüzünde yeni bir alev dalgası göründü:

    - ne şakası! baksana kefenden bahsediyor.

    - bu yaşta hanımlara pek ilgi duymayacağınızı mektubu yazan da biliyordur.

    - pek değil, hiç ilgi duymuyorum. gençliğimde de umurumda değildi. freud yazmazdı ama o gerçekten kadın düşmanı idi. bugün otele çıkıp evi kiraya vereceğim, bana yardımcı olun.

    izzettin şadan, kahvede ki cemaatten arkadaşı olan mustafa kuran'ın otelinden yer ayırttı. artık orda kalacaktı. bu olay gazetelere intikal etti. bunun üzerine nihal atsız bey, marmara kıraathanesi'ne geldi:

    - sizin ciddiye alacağınızı tahmin etmiyordum. şaka olduğunu anlamınız için muhatabı ' topal karga' , göndereni de 'topal karga' yazdım. sizi endişeye sevk ettiğimden dolayı üzüldüm, özür dilerim.

    - bu sözleri beni teksin etmek için söylediğini biliyorum. artık o canavara karşı kendimi sağlama aldım, otele taşındım.

    - üzüntünü karşılayamam ama maddi zararını karşılamak isterim. lütfen yuvanıza dönün!

    - atsız beyciğim ortalık piç dolu! ben bu sözlere kanacak adam mıyım?

    - sizi bütün samimiyetimle temin ederim ki bu şakayı ben yaptım.

    - ne iyi dostsun! bunlara lüzum yok. tarık bin ziyad gibi gemileri yaktım, otele çıktım.

    - ama beni vicdanımla mahkum ediyorsun hocam!

    - beni teselli etmek için söylediğini biliyorum. o piç kimse bana büyük iyilik etti. evde hizmetlerimi göremiyordum.

    nihal atsız hafiften terlemeye başladı.

    - ne diyeyim hocam? söz bulamıyorum.

    - bu konu da bana bir şey söyleme. o piçin sayesinde huzura kavuştum. kur-an'da mealen' şer zannettiğimiz şeylerden hayırlar çıkartırız' buyrulmuyor mu?

    - mademki, kur-an'a sığındınız ben artık size ne diyebilirim?
  • "marmara kıraathanesi, beyazıt'ta bir hayat sahnesi"

    cem sökmen'in, marmara kıraathanesi'ni şahitlikler, anılar ve izler üzerinden anlattığı kitabı. ibb kültür a.ş. tarafından yayınlanmış bulunuyor.

    bir dönemin insanlarını ve fikirlerini buluşturan bir mekân olması dolayısıyla marmara, pek çok ismin hayatında ve eserlerinde önemli bir yer teşkil ediyor. gayesi vatanın millî ve manevî değerleri olan nice ismin bir araya gelip ehil oldukları konularda kurdukları sohbet halkaları ve o halkaların dışarıya ve zamana yayılan etkileri kitapta derlenerek bir araya getirilmiş, geçmiş zamanın -şimdiye nazaran- saygılı üslubunun sadece ilmî çevreleri değil, mekânları bile nasıl bir edebe ve kıymete bürüdüğü çok güzel anlatılmış. örneğin marmara'nın çalışanlarının, mekânı teşrif eden isimlere ve onlara özel masalara nasıl ihtimam gösterdiğini, hattâ diğer müdavimlerin de o isimlere karşı (aynı çevreden ve ilmî seviyeden olmasalar da) nasıl hürmet ettiklerini, ayrıca her iki tarafın "aynı mekândan olma" hatrını dışarıda, sokakta da gözettiklerini okurken o zamanlarla birlikte yitip giden samimiyet ve edebi hayranlıkla bir kez daha anmadan edemedim. ne de olsa şimdiki yazarların ya da ilim adamlarının çoğunun yanına kibirlerinden yaklaşılamıyor, nerede öyle onları "halk içinde" görmek ve sohbetlerinden istifade etmek, ego patlamalarının iticiliği yüzünden, insan uğradıkları mekânlara bile gitmek istemiyor, hattâ yolda görse bulaşmak istemeyip yolunu değiştiriyor.

    hâlbuki bu kitap da gösteriyor ki, o geçmiş devri yaşayan ya da gözlemleyen insanlar, birbirinden farklı fikriyatta olsa da ortak endişe ve gayelerde bir araya gelebilen insanları ve onlarla imlenen mekânları hayranlık ve hasretle anıyorlar. o bir araya gelişi de kişisel egolar ya da menfaatler sağlamıyor.

    kitap, marmara'nın o özel masalarını bir nevi ilim kürsüsüne dönüştüren ve kültürümüze hizmet eden nice ismin tanınmasına ve yâd edilmesine vesile olduğu için elbette kıymetli bir çalışma; lakin o kadar çok ismi ve onların eserlerini anıyor ki, okurken meraka düşmemek mümkün olmuyor. o nedenle, böyle kitapları "zararlı kitaplar" kategorisinde görüyorum. hayır, beyne değil, cüzdanlara ve ağırlıktan beli bükülen raflara zararlı kitaplar!*