şükela:  tümü | bugün
  • insanı hem fiziksel hem zihinsel açıdan çökerten fakülte.

    kapıdan girerken sizi içine alan bir ufunet, bir huzursuzluk, koşturmaca. liseyi bitirmiş, özgürlüğüne koşan bir çocuk olarak gelmişsin buraya. ilk gün gitmişsin amfiye, bir sürü ne yapacağını bilmeyen insan. daha sonra önlüklü bir kaç kişi girer içeri, bağırarak herkesi susturur ve ilk yaptığı şey üniversiteye girmiş, 18 yaşını geçmiş, kendini özgür hisseden insanları azarlamak olur. şaşırırsın, anlam veremezsin ama susarsın. sonra kuralları anlatmaya başlarlar. sakal yasak, erkeklere küpe yasak, kızlara saçı açık (toplu olmayan) şekilde gezmek yasak... bu okulun askeriyeden bir farkı yok diye düşünürsün ilk gün ama daha prekliniğe gitmemişsindir. ertesi gün hala olayların ciddiyetini anlayamayan insanlar geç kalır, prekliniğe alınmaz. önlüğü yoktur, prekliniğe alınmaz. prekliniğe girenlerse yanındaki insanlarla tanışmaya çalışır, konuştuğu için atılır. yavaştan kurallara uymaya başlanır sonraları, olmayan kurallarla yine atılır dışarı. marmara dişte ilk öğreneceğin şey tepkisizliktir yani. neye tepki verirsen daha fazlasını görürsün.

    yıllar geçer, dersler geçmez. dersler geçer, stajlar geçmez derken artık hiç bir şeye tepki vermez olursun. tek dersten kalırsın, tepki vermezsin. hastan gelmez kalırsın, tepki vermezsin. senden belli bir iş yapmanı isterler, kimse sana onun hastasını vermez, kalırsın. kendin bir şekilde hasta bulursun, hiç bir malzemeyi vermezler, gider cebinden alırsın. bu malzeme diye bahsettiğim şeyler öyle her diş hekimliği fakültesinde öğrencilere aldırılan şeyler değil ama. bir marmara diş hekimliği öğrencisinin kendine ait malzemeleriyle muayenehane açılır neredeyse. tedavi stajında öğrencinin kendine ait ışın cihazı olur mesela, çünkü 10 kişilik klinikte 2 tane ışın cihazı verirler sırayla kullanın diye. sonra yine o klinikte asit biter, bond biter, tarihi 8 ay önce geçmiş bond verirler eline kullan diye. endodontiye gidersin, sana sadece hasta koltuğu verirler. mta gerekir mesela, derler ki sana klinikte yok bul bir yerden. proteze gidersin ölçü alacağım diye, slikon yok git kendin al derler. lanet edersin gider bütün malzemeleri alırsın yüklenirsin kutunu, derler ki asansörü öğrencilerin kullanması yasak, yürüyeceksin.

    yani burası öyle bir yerdir ki sadece hayatta kalmaya çalışırsın.
  • diş dolgusu için gittiğimde 3 sene sonraya sıra vermişlerdi. ortodonti tedavisi falan olsa anlarım da, dişim ağrıyor bi dolgu yaptırıyım dedim, 3 sene nedir lan, 3 sene yaşayacağım garanti değil.
  • nişantaşında amerikan hastanesinin arkasında amerikan hastanesinin kapladığı alandan daha ufak bir kampusü marmara üniversitesi iletişim fakültesiyle paylaşan komşu kızı. tuhaf kimyasallarla çalışıp iletişim fakültesini bir acayip kokutmalarıyla ünlüdürler.
    kimyasallar ile bir gün binayı havaya uçuracaklar diye inanmış ve öğrencilerini çok sevmiştim. ama yapamadılar. bir iki kez ispirto ocağı patlattıklarını gördüm heyecanlandım. ama sonradan öğrendim ki her ders bir iki ispirto ocağı patlıyormuş. boşa heyecan yapmışız. kimyasal da akrilik mi nedir öyle dandik bir şey. patlayıcı değilmiş. okulu patlatmazlar, kantinde iskambil oynamazlar, bahçede dolanmazlar ne halta yararlar çözememiştim.
  • bir vakitler, yaptığım bir telefon görüşmesi ile hayatıma renk katmış fakülte;

    karşı taraf - buyrun
    ben - merhaba sosyal sigortalar kurumuna bağlı hastalara bakıyor musunuz?
    kt - evet beyefendi ama sıra var..
    b - nasıl anlamadım!
    kt - sıra var beş altı yıllık sıra var.
    b - ücretli gelir sorun değil
    kt - onda da o kadar sıra var efendim
    b - ücretli rüşvetli gelir o zaman
    kt - hahahahaaa iyi günler
    b - hoşçakalın (hoş çakal ın)
  • günlük olarak, "asıl" röntgen bölümü olan oral diagnoz ve radyoloji'den bile daha çok röntgen çekilen tedavi katında her 3 şutlamanın 1'ini boş çıkaran, kolu sabit durmayan bir cihaz varken, röntgen filmleri ve enjektörler(olm iğne bile yok lan okulda) dahi öğrencilere aldırılırken, radyasyon kesici kurşun yelek yaklaşık 10 senelik ve hemen hemen tamamen paçavra haldeyken, kanal dolgu maddeleri günün ortasında "çok döküyorsunuz bitiyor" şeklinde yokoluyorken, seri çalışılması gereken bir katta dolgu materyalini sertleştirmek için sadece 1(yazıyla bir) ışın cihazı varken(yaklaşık 20 kişi çalışıyor), muayene katlarında eldiven ve maskelerin(böyle bir şey olabilir mi haşmet?) paraları öğrencilerin ceplerinden çıkarken; yönetimin, giriş katına lcd televizyon alımı(hastalar sabah habertürk izlesin diye), dekanlık katına hastalar girip, saygıdeğer hocalarımızı ve sekreterlerini rahatsız etmesin diye, şifreli elektronik kapı takılması(bir tek dekanlık cia gibi, okulun geri kalanı gazi mahallesi), pedodonti katının koltuklarının yenilenmesi(çocuklar üzerine işiyormuş, yersen) gibi masraflar yaptığı okul.

    yardımcı hakem en son, değişiklik tabelasını kaldırdığında çıkanın karşısında öğretim üyelerinin otoparkı, girende ise basketbol sahası yazıyordu. kampüsü bilenler zaten durumun vahimliğini anlamıştır, kısaca şöyle anlatayım: koca koca profesörler, koca koca uzman dişhekimleri(ki bu insanların çoğu türkiye'nin en önemli hocaları) sabahları fulya'dan nişantaşı'na yaklaşık 45 derecelik bir yokuş aracılığıyla ulaşıyor(hızlı tırmansanız minimum 10 dk.), zannediyorum bu açığı kapatmak adına, giriş katındaki mermerler değiştirilecektir. oraya kadar tırmanan saygıdeğer hocalarımıza yağ gibi kayan mermer. yakışır.

    edit: yazımı facebook'ta paylaşanlara selam ederim.
  • "iyilik yap denize at" demişler ya, bu fakültede tedavi olmak da öyle bir şey. sınav zamanına denk gelip de bir öğrenci gözüne kestirirse en azından bir tedavi için hemen oracıkta gün verirler. sonraki tedavi başka bahara kalır. bütünleme zamanı dolgu yaptırdım ben burada mesela. kardeşimi götürmüştüm ve ben de muayene olayım bakalım dedim. hocalardan biri baktı, "dolgu var" dedi. bir kızcağızı yanıma çağırdı, ağzımın içini gösterdi ve kız ellerini çırparak uzaklaştı. dışarı çıktığımda kızı gördüm. elimden kağıtlarımı aldı, bütün angaryalarımı halletti. dersin ki orası üniversite hastanesi değil özel hastane. dolgumu o kızcağız yapacakmış.

    bütünleme sınavında kobay oldum. çok tereddüt ettim sonra ulen bir dolgu alt tarafı dedim gittim. o ara bir diş hekimi "marmara'dakiler iyidir, çok dolgu yapıyor onlar sene içinde bişiy olmaz" diyince gittim. sıra sıra koltuklar, etrafta koşturan öğrenciler.. bizim kız içlerinden en akıllısı gibi göründü gözüme, içim rahat etti. yalnız üniversite ya işte orası geçen yüzyıldan kalma aletlerle ve çok gerekirse kullanılmak üzere hazır edilmiş morfinlerle başlıyor sınav. ikinci dünya savaşından kalma bir röntgen aletiyle kanter içinde röntgenimi çektiler. o ufak cızırdayan aletin su fışkırttığını da o gün öğrendim. kız dolgu mu yapsın üstümü başımı mı kurulasın şaşırdı kaldı. oydu bitirdi on beş dakika geçmeden ama dolduramıyor çünkü hoca gelecek, onay verecek. hoca öğle yemeğine gitmiş, gelecek de ön sıralardan kontrol ede ede bize ulaşacak da onay verecek de dişim doldurulacak. ağız oldu bakır kazan. kızcağız kızara bozara "lütfen kapatmayın ağzınızı" diyor ama çene kaslarım kaldı öyle zaten de kapatamıyorum. neyse geldi hoca, "iyi, doldur" dedi gitti. kızcağız beş dakikada doldurdu bitirdi. toplam yirmi dakika süren işlem için iki saat ağzım açık bekledim. aman hoca öğle yemeğini bitirsin de.. bu arada telefonum çalıp duruyor, annem müge anlı'ya haber vermiş "dolgu yaptırmaya gidiyorum diye çıktı bir daha haber alamadık" diye.

    dolgudan yana bir sorun yok. bana sorsalar yüz üzerinden yüzdür o sınavın hakkı fakaat o ağız çok açık kaldı dedim ya.. ne o gün ne sonrasında dolgu yerim sızlamadı bile ama o tükürük çeken aleti dayadığım ve morfin yüzünden -"hemen bana morfin yap" diye kıza baskı yaptım yoksa morfin falan yok- hiç de acısını hissetmediğim dilin altındaki yumuşak yer iki hafta ağrıdı durdu. alacağın olsun öğle yemeğine giden hoca..

    ha sonra altı yedi ay sonraya randevu verdiler diş taşı temizliği için. dün utangaç bir oğlan aradı "gelecek misiniz?" dedi. gelirim tabii de sınav olduğunu görürsem kaçarım yavrucuğum, yedeğini hazır et. benden söylemesi..
  • nietzsche; "insan, hayvan ile üstüninsan arasında gerilmiş bir iptir-uçurum üzerindeki bir ip. tehlikeli bir karşıya geçiştir, geriye bakıştır, ürperiştir ve durup kalmadır." der böyle buyurdu zerdüşt'te.

    marmara üniversitesi diş hekimliği fakültesi'nde 5 yılımın tamamlanmasına yaklaşık 2 ay kala şunu söyleyebilirim; bu okul, ipin, üzerindeki "cambaz"la birlikte düşebileceği en derin, en sonsuz uçurumdur.

    bu okul, kapitalist sistemin kılcal damarlarına kadar işlediği, kapısından gireni arka kapısından bitki-ruh karışımı olarak şutlayan bir esir kampıdır, esirlerin "adam" olabilmek için manevi tecavüze razı olduğu..

    niyetim kesinlikle defalarca yapılmış, "1. sınıfta.., 2. sınıfta" ya da "protez.., tedavi" betimlemelerini yapmak değil, amacım büyük resmi görmenizi sağlamak.

    niyetim asla üstü boş "ruh sağlığınız bozulacak" uyarılarıyla germek değil sizi, gerçekten öyle olduğunu bizzat göstermek.

    ---

    bir üniversitenin ya da fakültenin kuruluş amacı nedir? nasıl ve neden böyle bir talep gelişmiştir, nasıl ve neden böyle bir arz doğmuştur?

    nietzsche; "sen ey büyük yıldız! neye yarardı mutluluğun, aydınlattıkların olmasaydı eğer! bak! ben bıkkınım artık bilgeliğimden, bu bilgeliğe uzanacak eller gereksinmekteyim" der böyle buyurdu zerdüşt'te.

    budur "üniversite"nin kuruluşu. medeniyetin emekleme çabalarında doğan öğrenme-öğretme(!) taleplerinin kesişimidir. öyle olmalıdır.

    ---

    olmamıştır, marmara üniversitesi diş hekimliği fakültesi'nde. usta-çırak, öğretmek-öğrenmek isteyen temelleri üzerine varolmuş bir fenomen içerisinde akılalmaz derecede büyük bir biat kültürü yerleşmiş, hiyerarşinin dibine vurulmuştur.

    hocaya ulaşmak için önce yeni, sonra kıdemli asistanına ulaşmak gerekir burada. öğrenci, yaptığı iş fakülteye döner sermaye olarak "dönerken", stajı tamamlamak adına malzemenin parasını cebinden verir burada. muz cumhuriyeti'nin baş maymunudur.

    ---

    nietzsche; "günahınız değil- halinizden memnun oluşunuz yankılanmakta göğe kadar, günah işlemekte bile cimrilik etmeniz yankılanmakta!" der böyle buyurdu zerdüşt'te.

    yine de "halden memnunluk" temel duygu değildir bu okulda. ağızlardan düşmeyen, bitmek bilmeyen bir lanet okuma ve "yine de" kabullenmedir. öğrenciler şartlı zombilerdir, sorgulama ve elle tutulur muhalefet yapma yetileri körelmiş, akıl sağlıklarını yitirmiş.

    ---

    son olarak, bizzat göstereceğim demiştim "ruh sağlıksızlığı" konusunda ne kadar ciddi olduğumu: nietzsche; böyle buyurdu zerdüşt'te "herşeyi ve hiçliği" aynı anda anlatır, hayatın anlamına kendince açıklamalar getirir. bu kitabı okuduğum, sayfasını çevirdiğim her an, yaptığım her çıkarım bu okul hakkında. "hayat" hakkında değil, "okul" hakkında.

    "okul" hakkında değil, "hayat" hakkında...

    ***

    edit: madem paylaşılıyor; ccc aygül reyiz ccc
  • yeni kampüsü türkiye'de gördüğüm en kaliteli hastanelerden biri olmuş. iletişim'de okuduğumdan nişantaşı'ndaki kampüslerini de biliyordum onca sene okumama rağmen bir kere uğrayıp diş tedavisi olasım gelmedi. daha doğrusu aklımın ucundan bile geçmedi.

    bir ay önce bir arkadaşımın tavsiyesiyle online randevu aldım. tedavinin en zor kısmı o sanırım, çünkü her gün sekizden sonra açılan randevular hemen tükeniyor. ancak randevuyu aldığınızda iki gün sonrasına tarih veriyor bu açıdan çok iyi.

    ilk gittiğimde üst dudağımdaki nesneyi aldırmak istemiştim. yaklaşık yarım saatlik bir beklemenin ardından muayene odasına aldılar muayenenin ardından iki gün sonrasına randevu verdiler. toplamda bir saatlik süreçte işim bitmişti. iki gün sonra gittiğimde de iki klinik(cerrahi ve ilk muayene) arasında toplam 15 dakika bekleyip operasyonu oldum. cerrahi müdahaleyi yapan kişi çok ünlüymüş, türk diş hekimliği camiasında efsaneymiş sanırım. zaten adamın üstünden başından karizma akıyordu. iki üç neşter darbesiyle dudağımdaki kistin olduğu kısmı açtı sonra da asistanlar kisti çıkardı. ortam gayet neşeliydi. bir kaç dakika dudağıma press uygulayıp kalktım. tam bir hafta sonrasına dikişleri çıkarmak için randevu verdiler.

    bir hafta sonra dikişleri aldırmak için gittiğimde, önceki hafta aldığım diş temizliği randevusunu da aradan çıkardım. diş temizliğimi yapan öğrenci yaklaşık bir saatlik çalışmayla dişlerimi sıfır kilometreye getirdi. uygulama sonrasında da dişlerimi nasıl temizleyeceğimi, diş ipini nasıl kullanacağımı anlatan bir demo yaptı. ağzıma tutulan sudan dolayı sırtımın biraz ıslanması dışında her şey mükemmel geçti diyebilirim.

    şimdi hedefimde bir daha randevu alıp protez yaptırmak.

    genel olarak baktığımızda öğrenciler çok çalışmadan dolayı biraz yorgunlar ama gerek okul yönetimi gerekse öğrenciler hastalara karşı gayet pozitif. okulun imkanları da gördüğüm kadarıyla çok fazla ben çok memnun kaldım gitmek isteyen herkese gözüm kapalı öneririm.

    üniversite sınavından sonra diş hekimliği yazmak isteyenlere yüzde yüz öneririm.
  • kapısından giren ve elinde kimliğini bulunduran her kişinin hazırlık hariç minimum 5 yılını yiyen, ömrünü çürüten, saçını döken, depresyondan depresyona ve daha da beteri intihara doğru sürükleyen, mezun olunan anda çekilen tüm sıkıntıları unutturduğu ve diğer üniversitelere göre üstünlük sağladığı iddia edilen okul veya yaygın deyişle hapishane...
  • diş hekimliği fakülteleri arasında öğrencileri en fazla zorlayan fakültelerden biri.öğrenciyken diğer üniversitelerdeki arkadaşlarınızın gezip tozduğu vakitlerde,sosyal hayatınızı bitirecek çokluktaki pratik ödevler,stajlardan geçebilmek için yapılması gereken iş sayısı(dolgu,protez,kanal tedavisi,diş taşı temizliği,vb..) abartılı gelse de mezun olduktan sonra anlıyorsunuz niçin o kadar eziyetin çekildiğini ki bu fakülte,öğrencilere basamaklı diş kesiminin öğretildiği ender fakültelerdendir.