şükela:  tümü | bugün
  • tophanelioglu caddesi üzerindedir

    edit : artık burada degil, pendiğe taşındı
  • yaptıkları iş hakkında en ufak bilgileri olmayan hemşireler bulunduran mekan.
    bir hastanede çalışan insanların kimden kan alınabileceği, kimden kal alınamayacağını bilmemeleri korkutucu doğrusu.
  • ambulansı olmayan şaka gibi hastane.
  • hastalanıp da bu hastanenin yolunu tutmak bir kişinin yaşayabileceği en talihsiz anlardan biridir heralde. istisnasız herkesi azarlayan doktor ve hemşire tayfası, efendi gibi gidip birşeyler sorduğunuzda cevap vermeyen güvenlik görevlileri insanı sinirinden çıldırtır. marmara üniversitesi'ni bitirebilmek için yıllarını heder eden benim gibi kişiler içinse tavsiyem, 'marmara üniversitesi'nin ne iyiliğini gördük ki, hastanesinden medet umalım' mentalitesini benimseyip, çok mecbur olmadıkça bu hastanenin çevresinde bile dolaşmamaları.
  • acil servis kapısının önündeki çimenlik alanda dikdörtgen biçiminde bir kısımda ot bitmemektedir zira tam da oranın altında nükleer tıp departmanı yer almaktadır. *

    ayrıca,

    terası -iddia ediyorum ki- şehr-i istanbul'un en güzel yeridir... *
  • gecenin bi yarısı feci bir ağrıyla acile gelen hastaya: "bu saatte iğne yapmıyoruz. siz en iyisi özel bir hastaneye gidin." diyebilen şey. şey, çünkü iğne yapmayan hastaneye hastane denmez, en azından ben demem.
  • hastane tabelasına sahip binalar topluluğu. içerisinde bol miktarda; hastadan kan almayı bilmeyen hemşireler, hasta götürdüğünüzde sizi ve hatta hastayı bile azarlamayı alışkanlık haline getirmiş, acil servisine gidildiği ilk andan itibaren sizi başından def etmek isteyip kabul etmek istemeyen personel barındırır. düzensizliğin düzen olduğu kurumdur. eğer burada uzun süreli bir tedaviye başlamaya niyetiniz varsa iyi bir tane de nörolog bulmanız gerekecektir ileride (tabi en güzeli burada tedavi olmamak, hatta mümkünse yakınından bile geçmemektir).
  • hayatımda tıbbi tanı için ilk kez maruz kaldıgım devlet hastanelerininin ilki. bir gunum, sosyal bir gözlem mahiyetinde bu hastanede geçti. sabah 6 da başlayan eglenceli ve bir o kadar yorucu sureç öglen itibari ile 15.30'da nihayete erdi.

    15 haziran 2007 tarihi itibari ile ssk ve bagkur hastalarının sevksiz üniversite ve araştırma hastenelerinden faydalanabilmeleri ile hastanenin yuku bir anda artmıştır. işin ilginici üniversite hastanelerinin araştırma yukumlulugu ile birlikte extraya binen iş yukune alışkın olmayan ssk baglantılı hastaların yarattıgı curcuna bir ayrı izlenmelidir. konuştugum guvenlik elemanının aktardıgına göre ''yıllardır kavga çıkmayan hastanede, ssklıların gelmesi ile ilk gece hasta ile doktor arasında şöle bir sallaşma olmuştur''.

    sabah saat 6.30 gibi hasta kayıt veya dosya açtırma kuyruguna girilir ve sıra nosu alınır. sonra bir bekleyiş başlar ki yurdum insanı nasıl biz azim yapmış ise benden önce gelmiş ve 1000 kişi önümdeydi. neyse ki hızlı çalışan 11 banko sayesinde 2.5 saatte sıra numaram geldi ve kayıt yaptırıp muayne için sıra aldım. geri kalan bekleme suresi de bunun içindi. genelde ust duzey doktorlar her soruya çok sakin ve açıklayıcı biçimde cevap veriyorlar. ancak acı olan kime gideceginizi bilmiyorsunuz. sizin sevk aldıgınız poliklinik kapısında boş boş bekliyorsunuz. içerde hasta var mı yok mu, doktor geldi mi, gelir mi gelmez mi, bunlar bilinmiyor. sora sora ögreniyorsunuz ancak bilenlerde tecrube ile sabit. hiç bir koridorda herhangi bir hemşire ya da yetkili yok. bankoların hepsinde ''soru sormayınız, danışma degildir'' yazmaktadır. acilin içinde ise ''saat 16.30'dan sonra igne yapılmaz'' gibi bir ibare vardır. 16.31'de geldiginiz anda ignenizi artık kim yaparsa yapsın. gittigim gun ilginç bir hadise daha yaşadım. acil girişinin kapısından hastaneye giriş yapılmasından rahatsız olan bir doktor arkadaşımız otomatik kapıyı kapadı gitti. acil çıkışından çıkmak isteyenlerle girmek isteyenler karşılıklı bakışıp durdu. hadi doktor abimiz haklı da ya bir acil hasta gelse. bu soruyu soran bir başka doktora yanıtını da verdi ''ana kapıdan girsinler''.

    hastane gözlemlerimden çıkarılan bri sonuç da yine bizim çok yaptıgımız ''saygısızlık''. insanlar içerde hasta var yok demeden dangırt diye kapıyı çalıp giriyorlar. hepsinin de amacı ''ufacık birşey sormak''. ilginç yanı bir sut katlarda ana bilim dalları var ve ben aynı gun 3 farklı ana bilim dalına 2'şer kez girdim kimse kovmadı. hemotoloji ana bilim dalına sırf merakımdan girip 2-3 soru sordum ona bile cevap verdiler. turk halkı terlik giymeyi seviyor. dekoratif amaçlı dgeil bildigimiz duz terlik. ve mumkunse bunu çorap ile giyiyor. çorabın uyumlu olması da gereksiz. dikkatli baktım hani ayakları yara mı, mantar mı var diye. yok sadece havalardan. ama çorap vazgeçilmez unsur. koridorlarda takılırken ilginç muhabbetlere de denk geliyorsunuz. bir hastanın babası gögus ameliyatı olmuş ve refakat eden annesi de, kendi özel hastalıgının yarattıgı agrıları alsın diye, babaya verilen morfin tozunu kendi kendine yutmuş. kadın 6 aydır bel altı tutmaz şekilde yaşıyormuş. e pes diyor insan.

    hemşire görmedigimden pek guzel mi degil mi bişi söyleyemeyecegim ancak bir çok tıp ögrencisi veya pratisyenler çalıştıgından alımlı bayanlara rastlamak mumkun. erkek doktorlar açısından bu pek mumkun degil. profların kendilerince bir karizması var. hastanede hemen kendini belli ediyor.

    hasta sürüsü tam koyun modunda takılıyor. pes etmiş, bezmiş, kaderine terk eylenmiş şekilde saatini bekliyor. kimi zaman bu sakinlik ile sıralarını kaçırıyorlar. o sıra da biri çıkıp ''haydi canlar bir olalım'' dese sorgusuz sulasiz ''peki'' diyecek bir moddadırlar. hafifi bilinçli bakışlarınız, kendinizden emin tavrınız var ise hemen size soru sormaya başlıyorlar hastane ile alakalı. prosedurlerin karlını, hastane elemanları, guvenlikçiler biliyor. işiniz düşerse bir hademe, guvenlik görevlisi, bankodaki elemanı tavlamaya bakın. doçent altı doktorlarla iletişime pek geçmeye çalışmayın zira pek cevap verme hevesinde degiller.

    sırf bir gunluk gözlemlerime dayanarak saglık sistemi düzelmez diyebilirim. çünkü hasta lehine bir yasa çıkınca hastanelerin iş yuku artıyor sistem çöküyor. zaten hastalar suyunu çıkarıyor. onu geçtim eger bu kadar hasta varsa bu memlekette, saglıklı olanları karantinaya almak lazım. zira sadece tanı için 2000 kişi sıra bekledi ki bu numara alabilenler. kontroller, tahliller derken rahat gunluk 5000 kişiye çalışıyordur hastane. e kaç hastaneden bu sonucu çıkarırsak e bu milletin neresi saglam, neresi tunç bilek. sen kafana göre morfin tozu yutarsan saglık sistemi neylesin. eh tam tersi de hastaneler lehine bir uygulama da vatandaşta patlıyor. iyisi mi ders oluyor bu da bizlere. paşa paşa adam gibi işe girer kazanır en azından kendimizi kurtarırız. bir teyze bugun benim adıma son noktayı koydu idi hastanede. ssklıların prim farkı ödeyerek özel hastanelere gidebilmesi imkanına ilişkin '''benim özel hastaneye verecek param olsa, ne dururm bu memlekette'' dedi. sonra ''bana o kadar veriyor mu ki devlet ben de o parayı özele verim'' dedim ama ilk cumlesi beni koparttı. teyze realist bir felsefe yaptı iki arada bir derede. allah düşürmesin diyorum. ama beteride vardır muhakkak. daha okmeydanı hastanesi var. methnini çok duyduydum. kısmet artık.
  • randevusuz hasta bakilmadigi icin acil durumlarda gidilmemesi gereken hastane.
  • altunizade'de haydarpaşa lisesi'nin yan tarafında bulunan diğer tıp fakültesi hastaneleriyle kıyaslanacak olursa küçük ama bakımlı olan bir hastane. hastane personeline bile yetmeyecek kadar ufak bir otoparka sahip olan bu hastanede tus'u kazanan pratisyen hekimler sözlü ingilizce yeterlilik sınavına tabi tutulmaktadırlar.