şükela:  tümü | bugün
  • gülhane parkında yaşayası kişi.

    (bkz: nussbaum)
  • the therapy of desire (1994), poetic justice (1996), for love of country (1996), cultivating humanity: a classical defense of reform in liberal education (1997), sex and social justice (1998), women and human development (2000), upheavals of thought: the intelligence of emotions (2001).
    (bkz: filozof)
  • oxford university press tarafindan 1990 yilinda yayinlanmis ve felsefe edebiyat iliskisini, form'un icerige etkisi, ve edebiyattan baska bir baglamda aktarilamayacak bilgileri (biraz etikle iliskilendirerek) aktarmasi bakimindan edebiyatin anlamli bir varolus icin onemini filan inceleyen love's knowledge adli makaleler butununun yazari.
  • aristotelian social democracy makalesi okumaya değerdir. ilginç cidden aristo'dan yola çıkarak yeni bir sosyal demokrat projenin temel ilkelerini ortaya koymaya çalışıyor.

    http://ydemokrat.blogspot.com.tr/…stocu-sosyal.html

    http://ydemokrat.blogspot.com.tr/…elian-social.html
  • yıllar evvel katıldığı bir tv programı için; http://www.youtube.com/watch?v=qy3ytzyjut4
  • bir takım popüler isimleri her kapıyı açabilecek maymuncuk olarak görenlerin düşünsel ufkuna asla girmeyen ve giremeyecek temel insani problemlere kafa yoran bir yazardır. her cümleye emperyalizm, neoliberalizm, kapitalizm eleştirisiyle başlamak insanın derin bir düşünür veya sağlam bir eleştirmen olduğu anlamına gelmez. kadim insani problemlere, etik ve politikanın gerilimli konularına kafa yormak isteyenler, "the fragility of goodness: luck and ethics in greek tragedy and philosophy" kitabını çalışmalıdır. çalışmalıdır, diyorum. çünkü kitaplara göz atmakla yetinmek şu ana kadar hiç kimseyi hiçbir yere götürmemiştir.
  • cinsel bir obje olmanın neden bize sürekli yanlış ve kötü bir şey olarak öğretilmeye çalışıldığını sorgulayarak nesne olma halinin cinsel deneyimin birinci koşulu olduğunu göstermek için 1995 yılında yazdığı ve "philosophy and public affairs" (felsefe ve kamu ilişkileri) isimli dergide basılan "objectification" (nesneleştirme) adlı makalesinde 7 ayrı obje olma hali ya da nesneleştirme türü ayrımı yaparak cinsel nesneleştirmenin hangi türe ait olduğunu bulmaya çalışan felsefeci. beni yalnızca bir araç olarak görerek, otonomimi yok sayarak, cansızlaştırarak, bana yer değiştirebilir bir şey olarak davranarak, ruhsal ve bedensel bütünlüğümü yok sayıp şiddet uygulayarak, sahip olarak; ve duygu ve düşüncelerimi görmezden gelerek nesneleştirebilirsin. hayatımız boyunca bu nesneleştirmelerin birden fazla türüne maruz kalırız. mesela işverenimiz için yerimiz değiştirilebilir bir nesneyizdir; aynı işi bir başkası yapabilir. ya da çocukların otonomisi yok sayıldığı için çocuklar biraz da hep nesne halindedir. nussbaum nesneleştirmeye eşitlik (karşılıklı nesneleştirme), saygı ve rıza kısıtlamalarını getirerek yeni bir cinsel obje tanımı yapar ki bu tanım james joyce'dan başlayıp playboy'a kadar uzanan bir seçkiden aldığı paragrafların ince ince analizi sonucudur. insan akademik bir makalede playboy'un hikayelerini okuyunca ve inanılmaz açık-seçik bir dille karşılaşınca ilk başta bir bocalamıyor değil. aslında dildeki bu küçük çapta devrimin yanı sıra cinsel obje olmanın zorunluluğunu savunması feminist düşünürleri de bir şekilde karşısına aldığı için düşünsel anlamda da devrimci gibi duruyor. feminist teori cinsel objeleştirmeye tarih boyunca yalnızca kadınların maruz kaldığını, kadının bir nesne olarak kullanılmasıyla erkek tarafından kontrol edilebilir, otonomiden yoksun, insanlığından çıkarılmış bir şey olarak konumlandırıldığını söyleyerek kadının özgürlüğünün bu nesneleştirmeden kurtulmasıyla gerçekleşebileceğini savunur. nussbaum ise cinsel olarak özgürlüğün ancak nesneleşerek olabileceğini, bu nesneleşmenin yani otonomiden yani özne, kişi, bilinç olma durumundan bile isteye sıyrılış, seçim yapma gücünden ve kendilik bilincinden istekli ve karşılıklı bir şekilde vazgeçiş olduğunu yazar. cinsel bir karşılaşma mutlak teslimiyet talebiyle özneyi dağıtır.

    cinsel nesne olma hali, nussbaum'un d. h. lawrence'dan alıntıladığı haliyle, iki "kör ve dağılmış" doğal itkinin, iki "karanlığın" karşılaşma halidir. karşılıklı olarak özneyi tanımlayan yeterlilik, hakimiyet ve tamlık hissinin ve fikrinin altının oyulduğu, sürekli olarak diğerini çağıran ve diğeri tarafından çağrılan mistik bir "şey benzeri" var olma durumudur ki lawrence bunu ilkel ve ilksel bir şeyin bedenleşmesi olarak tanımlar. bedenleşen şeyde ne bilinç, ne birey, ne özne vardır; bedende "kan kendini tanır." bir nevi schopenhauer'in bireyselleşme ilkesinin ortadan kayboluşu. yani iki beden var da onların "sahip" olduğu iki ayrı kan akışı, iki nabız var değil de tek bir kanın iki tenle kılıflanması, ayrılması ve karşılaşıldığı anda nabzın yeniden kendini tek olarak bilmesi. nussbaum tabii ki cinselliğin ve arzunun tetiklenişinin ve şekillenişinin lawrence'ın romanlarındaki kadar naif bir yabanilikte, kendinde bir şey olmadığını; kültürün, politikanın, hiyerarşinin, toplumun, imgenin, mitin karıştığı bir deniz-derya olduğunu kabul ediyor. ama diyor ki ne karışırsa karışsın deneyimin kendisine dönüldüğünde nesneleşme, şeyleşme, elzem. kendisi açıkça söylemiyor ama bana kalırsa alttan alta asıl demek istediği iki yetişkini ilgilendiren bir karşılaşma olarak cinsel karşılaşma ahlakın dışına, yani iyi ve kötünün dışına düşer. öznenin yittiği bir alanda ahlak peşine düşmek tuhaf olurdu muhtemelen. hemen ekleyelim: karşılaşmanın cinsel oluşunu sağlayan karşılaşanların iki yetişkin olma koşulu, eşitlik (karşılıklılık), saygı ve rıza koşulunun sağlandığı ve yalnızca bu koşulca çerçevesi çizilen bağlama ve bu bağlamda öznenin dağılıp çözüldüğü bir nesneleşme haline işaret eder. karşılaşmayı açan ve başlatan koşul, basitçe, karşındakinin kendi içinde bir amaç olduğunu ve yalnızca bir araç olmadığını fark etme koşulu. yani bu koşulları sağlıyorsa ve sizin karşılaşmanız değilse işinize bakın, size ne. ve sizin karşılaşmanızsa ama karşılaştığınız insan, kadın/erkek ayrımı olmaksızın, tahakküm, kontrol, sahiplik ve saf bir tatmin peşinde olan, kendisi diye yutturulan benliğine yapışmış ve asla bu yalan-yanlış birey olma halinden soyunamayan, ısrarla özne oluşunu hatırlayan ve hatırlatan, öğretilen ya da dayatılan rollerinden kurtulamayan ve bu haliyle hiçbir şey olan sizi de hiçbir şey yapan, yani asla bir "şey" olamayan ve böylece birlikte "bir" şey olmanıza izin vermeyen biriyse o karşılaşma cinsel bir karşılaşma değildir. yaşadığınızı düşündüğünüz şeyi yaşamıyorsunuz. genelde cinsel bir objeye dönüştüğünüzü, araçlaştırıldığınızı, kullanıldığınızı, düşündüğünüz an da aslında tam da cinsel bir nesne olmadığınız, olamadığınız an. muhtemelen 7 nesne olma durumundan birinin içine düşüyorsunuz ama cinsel değil. bir de tabii hoşlanılan kişinin "ama beni cinsel bir obje olarak görmeni istemiyorum :(" demesi var. nussbaum olsa "vallahi beni hiç karıştırma" derdi. derin derin nefes alın ve sakin olun. imtihanınız büyük.
  • kendisine haksiz yere 'cruise fuzesi solcusu' ithami yoneltilmis olan birlesik devletlerin onemli aydinlarindan biri.

    nussbaum, ilk olarak 'solcu' degil, bir amerikan liberali olarak nitelenebilir. chicago'daki hukuk ve etik profesorlugu ve yazdiklari da bize gosteriyor ki getirdigi onemli siyaset felsefesi yaklasimi, hukuki sorunlarin politik felsefeyle etkilesimli bir cozumlemeler demetini onumuze sunuyor.
    turkiye'deki ilgilenenleri belki de daha yakin tarihli 'the new religious intolerance' kitabiyla baslayabilirler onu onyargisiz kesfetmeye. ulke acisindan burayi da ilgilendirebilecek sorunlari akici bir mantik cizgisi icinde, gelistirdigi felsefi kapsam icerisinden, tutarli olarak cozumluyor.