şükela:  tümü | bugün
  • guzeller guzeli claire forlani ye frances farmer yakistirmasi yapan yonetmen.
  • midnight run kanimca kült film olmaya aday, basyapit kivaminda bir filmidir, gönlümde the big lebowski'nin yanibasinda durur.
  • midnight run ile tüylerimi diken diken etmiş yönetmendir.
  • meet joe black ve özellikle scent of a woman gibi başyapıt bir filmler çektikten sonra saçma sapan filmler de çeken ve kendine/izleyiciye yazık eden yönetmen.
  • scent of a woman gibi her yönüyle bir şaheser olan filmden sonra meet joe black, gigli gibi abidik gubidik filmler çekip piyasadan kaybolan yönetmendir. scent of a woman'ın bu kadar iyi olmasının nedeni al pacino muydu diye sorarsanız, o zaman meet joe black'te oynayan anthony hopkins usta ve brad pitt'e bakmanızı öneririm. yazık etti kendine
  • geçenlerde hanım ve çocuklarla fethiye'de mobilya bakıyoruz, mobilya dükkanının sahibini gözüm bir yerden ısırır oldu. yanına yaklaştım, "siz yönetmen martin brest değil misiniz?" dedim.

    tanımama şaşırmıştı, evet benim, buyur otur çayımı iç dedi.

    oturduk ve ben hemen dayanamayarak konuya girdim:

    "siz dedim, 1984 yılında eddie murphy'yi uluslararası yıldız yapan beverly hills cop ile çıkış yaptınız,

    4 yıl sonra midnight run isminde tertemiz bir film çektiniz ki hala değerinin altında ilgi gören filmlerdendir, klasiktir.

    ondan 4 yıl sonra scent of a womanile tarihi bi iş yaptınız, pek önemli bulmayabilirsiniz ama al pacino'nun kariyerindeki ilk oscar'ı almasını sağladınız.

    ondan 5 yıl sonra yine vasat üstü denebilecek, stil sahibi bir film olan meet joe black'i kotardınız.

    böyle 4-5 yılda bir dört başı mamur filmler yapan eli yüzü düzgün bir yönetmendiniz, en son 2003'te gigli isimli, çığu kişinin facia bulduğu bi film yaptınız ve akabinde 11 yıldır sesiniz çıkmadı, sonra noldu?" dedim.

    ne olduysa 2003 yılındaki gigli'de oldu zaten dedi. başrol oyuncuları pop yıldızı gibi tipler olunca, yapımcılar filmin orasına burasına karıştılar, sahneleri attırıp yenilerini çektirdiler, filmi mundar ettiler, beni de sinemadan soğuttular. artık burda mobilyacılıkla uğraşıyorum, eşe dosta iskonto yaparak geçimimi sağlıyorum, arada tapeleri dinleyip hükümete filan saydırıyorum, böyle mutlu mesut geçiniyorum diye de ekledi.

    - peki neden fethiye'yi seçtiniz? diye sordum.

    - bilmem, senin aklına ilk orası geldi herhalde dedi.

    bu cevap üzerine bir köşeli koltuk takımı alarak sessizce dükkandan ayrıldım. ancak yine de martin brest gibi, daha nice nitelikli filmler çekebilecek bir yönetmenin, gigli gibi bir filmin yapımcıları sayesinde kariyerinin bitme noktasına gelmesine üzüldüm. bir gün geri dönüş yapar umarım.
  • geçen gün -her izleyecek film bulamadığımda yaptığım gibi- scent of a woman izledim. ama bu sefer üzerimde nostaljik bir etki yarattı ve geçmişe dair bir hüzün kapladı içimi. ve aklıma dan gilbert'in "geçmişe dair hatırladığımız her şeyi bir şekilde iyi ve güzel hatırlarız" dediği ted konuşması geldi.

    sonra gelenekselleşen "martin brest'e ne oldu?" araştırmamı yapmaya başladım.
    scent of a woman ve meet joe black filmlerinin yönetmeni martin brest, gigli gibi olağanüstü kötü bir film çektikten sonra sinemayı bıraktı. şu an da ne yaptığını kimse bilmiyor. ben de her sene martin brest taraması yapıyorum internette.
    2014 yılında playboy dergisinde oldukça kapsamlı şu makaleye rastladım.
    http://www.playboy.com/…ed-to-director-martin-brest

    playboy herhalde martin brest'in soyadından dolayı (brest-breast benzerliği) new yorker kalitesinde böyle bir makale kaleme aldı. fakat o yazıda da marty hakkında yeni bir bilgi yok.

    benim düşüncem martin brest'in salinger'ın kendinden taviz veren versiyonu olduğu yönünde. salinger, the catcher ın the rye'ı değiştirmek isteyen tüm yayın evlerini, kitabının basılmama ihtimalini de göze alarak reddetti. sonunda bir yayınevi kitabı, ona dokunmadan basmayı kabul etti ve ortaya modern bir klasik çıktı. salinger, kitaba dokunmak isteyen bir yayınevini tercih etseydi ortaya bir gigli çıkardı bence.

    martin brest ise -benim tahminim tabii- gigli'de yapımcılara fazla boyun eğdi. ortaya da herkesi memnun etmek isteyen her işte olduğu gibi, kimsenin memnun olmadığı bu iş çıktı. bu açıdan gigli tam bir belediye otobüsüdür. çünkü belediye otobüsünü kimse sevmez. çünkü belediye otobüsü her durakta durur, yani herkesi memnun etmek için vardır.

    martin brest'in yapımcısının sadece kendisi olduğu scent of a woman filmi ise bence başyapıttır. yapımcısı kendisi olduğu için kendi filmini çekmiştir. bu film tam bir taksidir yani. çünkü taksi de kontrol sizdedir. nereye isterseniz oraya götürür. pahalıdır ama otobüse göre.

    işte bu yüzden kişinin yola çıkmadan önce sorması gereken soru şu olmalıdır: taksiyle mi gitmeliyim yoksa otobüsle mi?