şükela:  tümü | bugün
  • hastası olduğum karakter. aslında diziyi, bu adamın çocuklarından bu kadar farklı oluşunun ortaya çıkardığı komiklikler güzel kılar. oğullarının bütün snob'lukları (kıçı kalkık diye çevirmek istiyor deli gönlüm bu kelimeyi) ve itici elitist tavırlarına rağmen onları sakin ve sevgi dolu bir şekilde kabul edişine hayran bıraktırır. halbuki "bunlar benden mi çıktı?" diye süphelense yeridir.
  • john mahoney her ne kadar cheers in devamı olan frasier da (ara: crane) ailesinin babası olsa da, cheers in "do not forsake me, o' my postman" bölümünde cheers için reklam jingle ı yazan işsiz piyanist rolünde gözükmüştür
  • crane erkeklerinden biriyle cikmam gerekse - yahu ne sacma cumle kurmusum - hic dusunmeden tercih edecegimdir. o nedenle neden frasier ve niles'dan daha cok kadinla cikmasini capkinliktan ote cekiciligine bagliyorum.

    ayaklari yere saglam basan, hayati kitaplardan degil bizzat yasayarak gormus, sevgi dolu bir amcadir cunku. esprileri de ogullarininkilere gore daha komik. kabul etmek lazim.

    eddie'siyle muhabbetleri bambaskadir.
  • gelmiş geçmiş en "iyi", sitcom karakterlerinden sanırım bu adam.
    en etkileyici gelen adamın bile öyle arıza bi tarafı oluyor ki, hayatımıza girse muhtemelen o deliler gibi güldüğümüz tipi, bir kaşık suda boğmak isteyebiliriz.
    fakat martin crane öyle iyi kalplidir, zekidir, esprilidir, olgundur, sevecendir, nettir ve duygusaldır ki; bembeyaz saçları, kırışıklıkları, göz altı torbaları, her daim içi gülen gözleri ile de yaşlılığın bu kadar yakıştığı yegane insanlardandır ki; gerçekte tanısam, sanırım aşık olurdum.
  • eski püskü reclinerı, bastonu ve köpeği eddie'yle mükemmel bir emekli baba portresi çizer. fraiser ve niles'la dalga geçmesi mükemmeldir. oğulları ile ayrı dünyaların insanlarıdır (mesela kendisi eski koltuğundan başka bişeye oturmazken fraiser kaşmir çoraplarını ütülettirir ve bu ikisi aynı çatının altında barınmaktadır). büyük bir frank sinatra hayranıdır ve s3e3 te she's such a groovy lady isminde süper bir şarkı yazmış ve niles la fraiser'a besteletmiştir.
  • roz: martin, tell me some of the tricks you use to impress women.

    martin: well, i'm sorry to disappoint you, roz, but i really don't know any tricks. i mean, if a woman agrees to go out with me, i'd.. well, i'm not there to impress her or to play cool. i'm there because i want to know her. you know, what she thinks, what she likes. so that if i'm lucky enough to get another date, i can plan something that i know she'd like to do. i guess i'm still old-fashioned or something, but i think you should treat a woman like a queen.