şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yeni bir ekşi sözlük yazarı.
  • açtığı başlıklar ve içerikler anlaşılmadan ucube gibi yakıştırmalarla, bir hatchet man edasıyla haksız şekilde yerden yere vurulan yazar.

    öncelikle anlamak için biraz çaba sarf etmeniz gerektiği düşüncesindeyim çünkü gördüğüm kadarıyla bu konuda epey zorlanıyorsunuz ve anlayamamanızdan kaynaklı oluşan buhran ve agresivite sizi küfür etme noktasına kadar getirebiliyor. kant, hegel, heidegger, sloterdijk okurken de aynı tepkiyi vermiş olmanız muhtemel ama entelektüel denilen bir yazar için üzücü bir durum.

    çaba sarf etmenize rağmen anlama konusunda bir değişiklik olmadığını düşünüyorsanız, o zaman okumayı bırakmalısınız çünkü kriptik/gizemli olmak için ekstra bir çaba sarf etmediğimi rahatlıkla belirtebilirim, bu olsa olsa sizin zeka seviyenizle ilgili bir sorun olabilir.

    detay vermem gerekirse; hipotaksi örnekleri barındıran bir duktus'um var ve entrylerim bu duktus çevresinde şekilleniyor. bu duktus'u ve word choice'ı anlayamamanız, benim felsefe konusunda cahil ve şekilci olduğum anlamına gelmez. felsefi konular hakkında üst düzey tartışabilmek için birden fazla dile hakim olabilmelisiniz ama benim gözlemlediğim sizin çocukça yorumlardan öteye gidememeniz.
  • ilginç bir yazar vesselam. aslında yazı stilini alışkanlık olarak kullanabileceği aklıma gelmedi değil, muhtemelen okuduğu kişiler böyle yazdığı için içselleştirdi bunları -ki tanıdığım kıta felsefecileri ve yeni çağa kadar olan felsefeyle ilgilenenlerde böyle bir içselleştirme gözlemlediğim doğru. yine de yazıları bu içselleştirmenin ekstrem bir örneği. bu yaptığım eleştirilerin haklı olmadığı manasına gelmiyor tabi.

    birinci iddiadan -benim anlamak için çaba sarf etmediğimden- başlayalım. belki şaşırtıcı bir itiraf olacak ama, evet, etmedim. sözlük dediğimiz felsefe alimlerinden oluşan bir mecra değil. eğer amacımız bir tartışma, fikir teatisi başlatmaksa burada seviyenin ne olduğunu göz önüne alma gibi bir yükümlülüğümüz var. misalen, ben tutup da non-naturalismin supervenience ilişkisi problemi diye başlık açıp, entry olarak da "natural bir base property p ile non-natural bir ahlaki property q'nun arasındaki ilişkinin non-naturalism tarafından açıklanamaması durumu. hume's dictum varken nasıl oluyor da non-natural bir property q, natüral bir property p ile zorunlu bir coextensiveness ilişkisinde olabiliyor?" diye yazabilirim. dediğim şey felsefi olarak absürt mü? hayır. metaetik literatüründe bir süredir epeyce yer işgal eden bir şey. fakat ben böyle bir şey yapıyor muyum? hayır, çünkü gerizekalı değilim. eğer cidden bu problemi açmak istersem yapacağım şeyler sırasıyla: kavramları olabildiğince türkçeleştirmek, türkçeleştiremediğim kavramlara not düşmek, sonra bilinemeyecek kavramların başlığını açıp doldurmak, sonra da entry girerken alabildiğince açık yazmak. o zaman şöyle bir şeye dönüşür:

    "başlık: ahlaki gayrıdoğalcılığın nitelik ilişkisi problemi

    entry: ahlaki niteliklerin doğal nitelikler olmadığını, yani doğada gözlemlenebilir, bilim ile bilinebilen şeyler olmadığını iddia eden ahlaki gayrıdoğalcılık fikrine dair bir problem. doğal nitelikler ile doğal olmayan nitelikler birbirinden çok farklı türde iki varlıksa, ve hume'un giyotininden de bildiğimiz üzere, birbirinden farklı iki tür arasında zorunlu bir bağlantı yoksa, nasıl oluyor da ne zaman belirli bir doğal nitelik örneklendiğinde -yani ortaya çıktığında- aynı zamanda zorunlu olarak, gayrıdoğal bir ahlaki nitelik ortaya çıkıyor?

    supervenience ilişkisi dediğimiz soruna giriyor bu. iki nitelik arasında supervenience ilişkisi varsa, bir nitelik değişmeden diğeri değişemez. eğer temel nitelik doğal bir nitelikse, doğal nitelik değişmeden gayrıdoğal nitelik değişemez. böyle bir durumda gayrıdoğal nitelik, doğal niteliğe supervene eder deriz. bu aradaki supervenience ilişkisini gayrıdoğalcılık açıklamakta zorlanıyor."

    ikisi de aynı şeyi anlatıyor. ikincisini anlamak da biraz literatür hakkında bilgi gerektiriyor ama en azından okuyanın kafasında bir şeyler canlanabiliyor hiç bilmese bile. anlaşılır bir şey. ki bu benim akademik yazında da gördüğüm şey, çalışmalar genellikle en azından benim verdiğim örnek kadar açık oluyor. bir tane giriş kitabı okunduktan sonra kavramları rahatça kavrayabiliyorsunuz ve okurken genel olarak zorlanmıyorsunuz pek. ha tersi örnekler var mı? onlar da var tabi, terence cuneo'nun bir makalesini üç kere okuyup pes ettiğimi bilirim. kitapları da biraz zorlayıcıdır ama biraz dikkatli okumayla anlaşılabiliyor yine. bu adamlar akademiye yazarken böyle, sen ekşi sözlük gibi bir alagavat mekanına yazarken nasıl dil kullanıyorsun güzel kardeşim? bence böyle yapman gerektiğini çözmek çok da zeka gerektirmiyor.

    yazarın entrilerine hızlıca göz atıyorum, çözmeye uğraşmaya değmez deyip bırakıyorum. aklı başında her insan da böyle yapıyordur. gayret etmem için ne gibi bir sebep var?

    bir de üst düzey felsefi tartışma için birden fazla dile hakim olmak gerek denmiş sdkjfs ingilizce kâfi. ha ekstra dil bilinse güzel mi olur? olur tabi. ama bu şart demek değil. eğer felsefe derken kast ettiğimiz şey batı felsefesiyse (islam felsefesi vb. değil yani) muhteşem tartışmalar dönüyor, hem de çok büyüğü ingilizce gerçekleşiyor. ben açıkçası felsefenin bu kadar üretken bir çağını bilmiyorum, o üretim de ingilizce şu an. kaldı ki o ingilizce üretim türkçeye kazandırılsa -ya orijinal tartışmalarla/çalışmalarla ya da çevirilerle- ve tüm terimleri, bağlamları türkçe bilebilsek türkçe bile tek başına yeter. ama o eksik işte, n'aparsın.

    bence olay zekayla alakalı değil. bakmayın, ben de pek zeki değilim ama az buçuk bir şeyler okumuşluğum var, sevdiğim yabancı felsefecilerle de irtibatta olmayı seviyorum, takıldığım yerlerde onlarla konuşuyorum, oradan yırtıyorum. eğer zekayla alakalıysa da burada zeka sorunundan muzdarip olan taraf ben değilim.
  • oto tatmin yapmaktan öteye gidemeyen yazarımsılarla muhatap olmak zorunda kalan yazar.

    önce şunu bir nihayete kavuşturalım: benim hitap ettiğim ve muhatap olmak istediğim kesim akademik, felsefe'yle yeni tanışmış, bilgisi kısıtlı veya dalga geçme amaçlı yazan yetersiz kişiler değil, onları kategorik olarak eliyorum zaten. yazdıklarımı anlamak için sarf edeceğiniz çabadan bahsederken kullandığım termini technici'lerden bağımsız, yani içeriğin tamamına yönelik olmasından bahsediyordum.

    eğer kullandığım terminileri deşifre etmek için gerekli olan dil bilgisine sahip değilseniz, girdiğim entry'yi de okumanızın veya gayret etmenizin bir anlamı kalmıyor. kullandığım termini technici'ler bir alışkanlığın sonucu değil, aksine word choice ve belirli bir kesimi antisipe etmek üzere kelime anlamının aktarılabilirliğiyle ve onu kasıtlı anlamda muhafaza etmekle alakalı.

    metaetik alanından örnekle türkçe ve ingilizce çevirilerin aynı şeyi anlattığını yazıyorsunuz ama anlamanın hermenötik bir boyutu olduğu gerçeğini, yani yazıların sadece enformasyon aktarmadığı, aynı zamanda kişilerarası ilişkilerde 'mesajların' verildiği, dinleyen, okuyan ve çevirende bilinç içeriklerinin canlanmasına sebep olduğu gerçeğini, dalga geçer gibi sadece ingilizce bilmenin yeterli olduğu savı üzerinden es geçiyorsunuz, yani kısaca bilmediğiniz sularda yüzüyorsunuz.

    bazı kelimelerin çevrilemediğini, bu problematiğin yüksek bir kompleksitede olduğunu, çevrildiğinde çok büyük anlamsal sorunlara sebep olduğu gerçeğini es geçiyorsunuz. bazı eserlerin neden kendi dilinde okunması gerektiğini bilmiyorsunuz, çünkü bunun üzerine hiç düşünmemişsiniz. size birçok örnek verebilirim, en başta yakından ilgili olduğum martin heidegger'in duktus örneği üzerinden yapabilirim bunu ama gerek duymuyorum.
  • felsefeyi olmadığı bir şey gibi göstermeye çalışan yazar. arkadaşlar ciddi felsefe muhabbeti yapabilmek için on dil öğrenmeniz, üstüne kırk yıl heidegger, derrida, fuko filan okumanız gerekiyor. yoksa yapamıyorsunuz :(

    aslında felsefe dediğin şey hikaye anlatmadır. bu kadar. gerçekliğe dair çeşitli hikayeler anlatırılır, bu hikayelerden en makulünün hangisi olduğu saptanmaya çalışılır (bilimde de böyledir bu). mesela matematiği en iyi ne açıklıyor, soyut matematiksel nesnelerin varlığı mı (matematiksel realizm/platonizm) yoksa matematiğin bir tür icat olması mı (nominalizm)?

    ahlaki tecrübeleri en iyi ne açıklıyor? ahlakın gerçekten var olması ve ahlaki niteliklerin doğal nitelikler olması mı (naturalizm/ cornell realizmi, duke realizmi, doğal hak vb. diye ayrılıyor bu da kendi içinde) ahlakın gerçekten var olması ve ahlaki niteliklerin gayrıdoğal olması mı (ahlaki platonizm) , ahlakın aslında inanç olmaması mı? (non-cognitivism türleri), ahlaki inançlara denk gelen hiçbir gerçeklik olmaması mı? (ahlaki hata teorisi)

    doğa yasaları, soyut varlıklar vb. gerçekse bunlar için getirebileceğimiz en iyi açıklama ne? bunların kaba gerçekler* olduğu mu yoksa tanrı'nın zihninde olduğu mu (ilahi kavramcılık/divine conceptualism)? falan filan. bu sorular uzar gider.

    gerçekliği en iyi açıklayan açıklamaları bulmaya çalışıyoruz felsefe yaparken. bu yüzden dil fark etmiyor o kadar. eğer yapmaya çalıştığınız felsefe böyle bir evrenselliği kaldıramıyorsa kusura bakmayın da öyle felsefeden bir hayır gelmez. yine aynı örnek üzerinden gideceğim:

    1) non-naturalism cannot account for the supervenience relation between natural and non-natural properties

    2) ahlaki gayrıdoğalcılık doğal ve doğal olmayan nitelikler arasındaki supervenience ilişkisini açıklayamaz

    bu ikisi arasında anlamsal olarak hiçbir fark yok. türkçe konuşan arkadaşlarımla da, anadili ingilizce olan arkadaşlarımla da bunu aynı biçimde tartışabilir, aynı sonuçlara varabilirim. supervenience kelimesine türkçede hiç rastlamadığımız ve yanlış çeviri yapmak istemediğimiz için onu olduğu gibi bırakabiliriz ne anlama geldiğini açıklamak kaydıyla. nasıl ki çeviri yaparken çevirmen notu düşüyoruz ya da editöre bırakıyoruz bazı kelime tercihlerini, aynı mantık. önemli olan karşıdakinin o kelimeye bakınca ne ifade ettiğini anlaması. zamanı gelince biri türkçeye kazandırır, o zaman türkçesini kullanmaya başlarız rahatça. neden anlam karmaşası yaşansın türkçeye kazandırılınca ya da orijinal dilinde okumayınca? kemal batak erdem epistemolojisine dair kitap yazdı, ne eksildi ernest sosa'dan? ya da ben şurada ahlakın gerçekliğine dair argümanlardan bahsetmeye kalkınca metinlerin orijinallerini de okuyan arkadaşlar "aa bak bu olmamış, anlaşılmıyor argümanlar ingilizce olmayınca" demedi. niye? çünkü güzel kardeşim, dilin cidden önemi yok. zamanla yerine oturuyor kelimeler filan. önemli olan insanların aşina olması, bağlama hakim olduktan sonra sıkıntı kalmıyor.

    tabi bu dediğim felsefeyi başta dediğim amaçla yapıyorsak, gerçekliği açıklamaya çalışıyorsak geçerli. yoksa sen felsefenin işinin her şeyi komplike hale getirmek olduğunu düşünüyorsan başka. sözlükte sadece iki kişiye hitap etmek istiyorum, sadece benim yaptığım şekilde iyi felsefe yapılır, beni eleştirmen senin cahil ya da anlayışı kıt olduğunu gösterir diyorsan hatalısın.dır çok şeyapmaya gerek yok. dil bilgisidir, hermenötiktir geçeceksin bunları. eğer bunlar çok önemli şeyler, dil bilmeden felsefe yapılmaz diyorsan ingilizce konuşan analitik felsefecilerin diğer felsefecilerden neyi açıklamakta başarısız olduğunu göstereceksin. bir çevirmen olarak orijinalden okumanın önemli olduğunun farkındayım, eğer şansınız varsa orijinalden okuyun. ama bu felsefeyi kendi anadilinizde yapmanın, sizin dilinizde anlaşılabilir bir biçime getirmenin kötü olduğu anlamına gelmiyor. gayet türkçeye aktarılabilir hemen her kavram. ha modern türkçe anlamlar için biraz yavan gelebilir, osmanlıca epey zengin kelime haznesi olarak. oradan kelimeler de diriltilebilir kullanım için.

    konudan çok sapmışız gibi olmasın, o yüzden ilk iddiamı yineliyorum: basit, anlaşılır şekilde yazmak> kompleks yazmak. sen bile bile cümlelerin yarısını latince, diğer yarısını almanca, geri kalan kısmını da grekçe ve türkçe yazıyorsan herkes senin pseudo-entelektüel olduğunu düşünür, ben de hak veririm.
  • kelime seçimi konusunda ağır davranan, anlaşılmaz yazar.
    ama olayın sonunda entryler kendi entryleridir. eleştirileri dikkate almak veya almamak kendisine kalacaktır. verdiği tepkiler için gerilmeye ve üzülmeye gerek yoktur.
  • kötü yazar. postmodern obskürantizmi diye bisey diyorlar ya hah işte onu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. felsefe konuşmak için önce konuştuğunuz dilde anlaşılır olmanız lazım. akademide de böyledir durum. sokakta da:))

    haa filozof olma gibi bir iddianız veya "orjinal felsefe yapma" gibi bir niyetiniz varsa elbette ilgili dillerde en az filolog kadar dile hakim olmanız gerekir ama önce kendi ana dilinize hakim olmanız gerekir. kii şuan hem akademide iş yapan ve hem de açık ara en yoğun entelektüel faaliyetin olduğu analitik felsefeyse durum öyle filolog olmalık bir durum da yok. iyi bir mantıkçı olacaksınız ve güncel metafizik vs. üzerine çalışmaları takip edeceksiniz. hepsi bu.

    yani her durumda da almanca, latince her kavramı türkçeleştirmeden birbirine katarak yazmak hiçbir işe yaramaz.

    gelgelelim felsefe sadece bir perspektiftir. ve elbette bağlı olduğu yerden bağımsız da değildir. daha evrensel nitelikli görülen analitik felsefede bile durum bazı açılardan böyledir ki arkadaşın vurgu yaptığı felsefe yapma şekiller yani thomasçılıktan kant'a ve alman geleneğinden heidegger'e varoluşculuğa vs. hepsi aşırı derecede hıristiyani karakterdedir. bunlarla o da teolojidir sonuçta deyip islam üzerine konuşmak başlı başına bir facia. en basitinden vahiy anlayışı açısından bir uçurum var; (bkz: anlam ve yorum). biz bu sebepten sürekli bu sitede islam geleneğine ve önemine vurgu yapıyoruz. yoksa önceden bir dönem yaptığımız gibi kıta felsefesindeki milyon zırvayla da iş götürebilirdik veya uymadığını bile bile batıdaki teolojiyi merkeze alarak konuşabilirdik. yanisi kısaca batı merkezli olmamak lazım, haa olduk insanlık halidir zaten yüzyıldır yerli düşünce arenadan çekildiği için haliyle olabiliriz ama konuştuğumuzu kesinleştirmemek lazım. hele hele teoloji gibi alanlarda.
  • söz konusu başlıktaki çıkarımlar teolojiden bağımsız, a priorik epistemolojiyi baz alan, bunun paralelinde ahlaki ilke bilgisiyle bağlantılı becerilere yönelik eğilimi açıklayan syneidesis kavramı hakkında olmasına rağmen ve de entry sahibinin bunun açıkça a priori olduğunu belirtmiş olmasına rağmen bu konularda yetkin olmadıkları belli olan yazarların haksız eleştirilerine maruz kalmış yazar.

    ne demek istediğimi anlamanız için quaestio disputata de veritate'yi açıp okumanızı tavsiye ediyorum çünkü düşündüğünüz gibi bir durum söz konusu değil, olamaz da. uzun uzuna yazıp açıklamak istemiyorum ama kısaca thomasçı eylem teorisi aristotelesçi eylem teorisinin bir resepsiyonu'dur diyebiliriz. açtığım başlığa yazabilecek yetkinliğe sahip değilseniz, susmayı tercih etmelisiniz ama siz postmodern obskürantizm gibi tanımlamalarla işin içinden sıyrılmaya çalışıyorsunuz. o da güzel.

    edit: yazdıklarıma cevap veremeyerek don drapper’ın ne kadar nitelikli bir yazar olduğunu görmemizi sağlamıştır.