şükela:  tümü | bugün
  • herhangi bir büyük şehirde, okumuş bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmek zorunda kalan zavallı minik bünye, daha okuma yazma bile öğrenmeden işbilir ebeveynlerince gece gündüz önüne konan resimli hikayeler sayesinde yok uçan sandık, yok uçan halı, yok uçan süpürge, yok uçan x vs. şeklindeki göz boyayıcı hikayelerle formatlanır ve bir şekilde uçma olayına endekslenir. bunun sonucunda minik bünye kendi uçuş aracını yaratma çabasında bulunur. nitekim evdeki sehpalar bu iş için idealdir. bunlar ters çevrilerek içine binilir ve sehpanın ayaklarına yapışılarak bir an önce uçma olayının başlaması umut edilir. elbetteki beyhude bir çabadır. sehpa asla uçmaz. bu minik bünyenin ilk yıkıntısıdır. masal ile gerçek arasında sıkışma yaşanır. ama umut tükenmez. bu defa minik bünye önce kendini eğitmesi gerektiğine karar verir ve sandalye, masa vs. gibi ufak yükseltilerden kendini boşluğa bırakıp kanat çırpma hadisesini dener. elbetteki bu denemede nafiledir. kısa sürede ademoğlunun desteksiz, araçsız uçamayacağı gerçeği bünye tarafından idrak edilir ve bu defa yeniden araçlı uçma yöntemlerine dönülür. keşfedilen en temel araç babanın şemsiyesi ile masadan atlama hareketidir, bunu çarşafları paraşüt yapma süreci izler. fakat bu yöntemler çok kısa süre içersinde ebeveynlerce fark edilir ve engel olma süreci başlar. minik bünye her türlü engellemeye karşı koyar. çünkü peter pan modu hep kafasındadır ve sürekli şöyle sıkı bi uçuyum, elalemin eline veriyim diye düşünmektedir. nihayetinde bir uçma çalışması sırasında baba unsuru tarafından yakalanır ve şiddetle tartaklanır. anne de sesini çıkarmaz. yaşanan hayal kırıklığı sonsuzdur. o baba, o anne değil midir ki her fırsatta önüne resimli hikayeleri koyarak; bak çocuğum, sinbad şimdi halıya bindi ve uçarak x ülkesine gitti, peter pan daldan uçarak yere kondu vs. zırvalıkları öğretmiş, sonrada minik bünye hafiften masadan atlayınca aman düşüp bir yerin acımasın bahanesi altında komşuların rahatsız olması, evin bozulması, x’in kızması gibi asıl sebeplerle tartaklama olayına başvurmuştur. neticeten iki yüzlü ebeveyn destekli salak masallar yüzünden minik bünye hem fizik hem ruh olarak tahribata uğrar. kim bilir belki de istikbali elinden alınan o minik bünye astronot olacaktı.
  • yakışıklı prensin prensesi kötü durumdan kurtardığı masalları dinleyerek büyüyen kız çocuğu genç kız olunca da beyaz atlı prensi bekleyebilmektedir.
  • içten içe, gölgesi olduğunu kabullenmesine yardımcı olabilecek masallar sayesinde iç huzurunun temellerini atabilecek, herşeyin ve herkesin "iyi" olmak zorunda olmadığını, "iyi"nin "kötü"yü kapsayabildiğini öğrenebilecek olduğundan, söz konusu tahribat, kazanılacak bakış açıları nedeniyle bazı yönlerden görmezden gelinebilecektir. bu sayede, ayın karanlık yüzünden dolayı acı çeken, kendine acı çektiren çocukların yaşayabileceği duygusal travmalar minimuma indirilebilecektir. ortaya çıkan toz pembe algı sapkınlığı, çocuğun eğitiminde alınacak önlemlerle tedavi edilebilir. sonuç olarak tahribat yaptığı düşünülen masallar, aslında yararlı bir şeye sebep olacaktır.
  • türk filmleri gibi tıpkı, kendi hayatını masallara koymuş küçük kız çocukları, bir gün gelecek beyaz atlı prenslerini beklerler. o gelmezse, her geleni o zannederek ona anlamlar yüklerler.
    başka bir dünyadan gibidirler saflıklarıyla. yine de güçlüdürler*.
    öyle çok hayal kurarlar, öyle alışırlar ki hayallerindeki yalnızlıklarına, gerçek dünyada bir türlü yürüyemezler. attıkları adımlar küçük denizkızı gibi kandan damlalar bırakır görünmeyen, arkalarında.
    bir şekilde taktıkları o pembe gözlüklerini çıkartamadıkça, kırılıp gözlerine batan hayalleri ile kan ağlar, ruhlarını besledikleri rüyalarını kan kusarlar.
    çocukken değil de sonrasında, hep yalnız kalırlar.
    saf denir onlara, anlamıyorsun denir. kendilerine yükledikleri adalet anlayışını toplumda görmeyi beklerler. çiçek çocuktur ruhları bir şekilde, ama bu topraklarda çiçek yetişmez. kıraçtır, yozdur, sarptır, kayalıktır.
    onlar da kısa zamanda solar gider, bir fosile dönüşürler.
    yine de kardelen gibi açmaya inat ederlerse*, acı çektikçe varolur, yaşamayı böyle kabul ederler. hayallerini reddedip yaşamaktansa, hayatı reddedip hayal dünyasında kalırlar. günlük küçük mucizeleri izlerler sisli akşamlarda.
  • masallarin cocuklar uzerinde tahribata yol actigini dusunmek dogru degildir. kazandirdiklari vardir misal; hepimiz agustos bocegi ve karinca hikayesinden ogrendik kisin ayazinda, kar boran icinde kapimiza gelen arkadasimizi eli bos geri gondermeyi. boylece hepimiz birey olduk, super olduk.
  • masallardaki üvey anne figürü çocuk üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır.üvey annenin külkedisine yada pamuk prensese yaptıklarını dinleyen,okuyan çocuk bu konuda önyargılara sahip olabilmektedir.bu önyargı bireyden topluma dahi geçmiştir.
  • aslında masalların kültürel bir aktarım ve ders çıkarma aracı olarak görüldüğü vakit gerçekleşme olasılığı yadsınamaz kavram (bkz: peri masallari uzerine)