şükela:  tümü | bugün sorunsallar (5)
10087 entry daha
  • karadeniz insanından, her cümlesine bizim ora diye başlayan insanlardan bezdim artık. adanalisi ayri trabzonlusu ayrı dogulusu ayrı ankaralisi ayri yeter lan herkes biz şuraliyiz ha diye övünüp ayrıcalık bekliyor amk yerinde. nasıl yaptın diye soruyor bizim orada böyle yapılır diye başlıyor kadın. ulan piyaz dediğin yer antalya yöresine özgü bir şey. gidin antalya da adım başı şişçidir. sisci ramazan, sisci ibo, vs vs vs.. adamlar yemeğin patentini almış kadın hala bizim orada böyle yapilur diyor. amk başkası orada hamsiye bizim orada böyle dese çift tabanca girerler. aynı şekilde köfte nereden çıkmıştır diye soruyor kadın, mehmet şef diyor ki balkanlar. kadın diyor ki hayır akçaabat. amk yemeğin kökeni rumeli. bir şey de sizin orada daha iyi olmasın lan. bir şeyi de siz bilmeyin. lan bir kerede siz başka bir yere uyum sağlayın adamlar sürekli ortada biz karadenizluyuz haa diye bulunduğu yeri kendilerine yontmaya çalışıyor. istanbul'un yarısı böyle amk. ev tutacağım zaman apartmanda karadenizli var mı diye soruyorum varsa tutmuyorum bu tipler yüzünden.
  • sıfır atık için yapılabilecek en iyi tatlı diye övdükleri limon tatlısı sıfır atık falan değildir. mehmet şef limon kabuklarının en az 60 derecede bir gece pişirilmesi gerektiğini söyledi. bir gece boyunca(8 saat diyelim) bir fırının harcadığı elektrik enerjisi doğaya çok daha fazla zarar veriyor. o kabuğu sıfır atık derdine pişirmek yerine çöpe atarsanız doğa için daha faydalı bir iş yapmış olursunuz.
  • berk gitti berker geldi. bakalım o gidince de berkest gelecek mi.
  • ben bu yarışmadaki israf ve hijyen kavramlarını bir türlü anlayabilmiş değilim. tamam kurgu murgu da, biz de gerizekalı değiliz.

    daha 1-2 hafta önce "çöplerde bir gram yenilebilir malzeme olmayacağğk, yakarızz" diye yarışmacı azarlıyorlardı. maydanozun yapraklarını kullanıp saplarını çöpe atan, soğanın kabuğundan ayrılmayan en dış katmanını soyan adamlar "yenilebilir malzemeyi çöpe attı" diye dünyanın fırçasını yiyordu.

    bugün şef paşa diyor ki "yere düşen çiğ proteinin gideceği tek yer çöp tenekesi". hadi yıkamasından tatmin olmadın, düdüklü tencerede 150 derecede pişmesinden de tatmin olmadın, dese ki yere değen kısmını kesip at, kalanını kurtar, o da yok. maydanoz sapına kıyamayan herif, kaymak gibi etin çöpe atılması gerektiğini söylüyor. lan bari sosyal sorumluluk gereği "çöp tenekesi" deme de "hayvan barınağı" falan de. en azından çöpe gitmesi gereken yenilebilir malzemelerin sokak hayvanlarına falan verildiğini öğrenelim.

    dün de aynı şekilde. yere düşen patatesi alıp tezgahın kenarına koydular diye dünyanın fırçasını atıp ceza verdiler. takım arkadaşları da "biz mustafa'ya o patatesi kullanma dedik, çöpe at, yeni patates kullan dedik, bizi dinlemedi" diyor. şeflerin yanında diyorlar bunu. şefler de patates sadece yere düştü diye çöpe atılmasını isteyen yarışmacılara hak veriyorlar, patatesi çöpe atmayıp tezgahın kullanılmayan kenarında bekleten ve sonra yıkayan yarışmacıya hijyen cezası veriyorlar. hani ne oldu israf?

    dünkü bayrak yarışı gibi olan yarışmada bütün yarışmacılar o yukarıdaki demir parmaklıkları avuçladıktan sonra gelip ellerini köftenin içine soktu. yarışmacıların alayı yumurtanın sarısıyla beyazını elleriyle ayırıyor, her haltın içine çıplak ellerini sokarak yemek hazırlıyorlar. tamam belki profesyonel mutfakta eldiven kullanılmaz, çıplak elle çalışılır da, envayi çeşit bakteri bulunan ellerini daldırdığın ortamda da yere düştükten sonra yıkanan, ardından da yüksek sıcaklıkta pişirilen gıdalara da boka düşmüş muamelesi yapılması bana çok saçma geliyor. bilmiyorum profesyonel mutfaklarda durum nasıldır. stüdyonun her yerine elle, demirleri avuçla, paspasa süpürgeye elle, sonra gel o ellerle yemek yap, ağzına soktuğun kaşığı boş suyla çalkalayıp geri yemeğe daldır. hiçbiri sıkıntı değil, ama yere düşen patatesi tezgahın kullanılmayan kenarına ayırıp sonra da yıkayıp kullanan adama, eti yerden alıp bir güzel yıkayıp sonra da yüksek sıcaklıkta pişiren adama hijyen diye ceza ver.

    olum o danaların kesildiği mezbahalardan haberiniz mi yok? adam steril ameliyathanede boğazlamadı o danayı. kimbilir nasıl bir ortamdan geldi o et. azıcık yere değdi diye ne olacak lan? patates dediğin toprağın altında çamurun içinde yetişiyor. parkenin üstüne düşse ne olacak? yıkarsın geçer. niye çöpe atılması lazım?

    he bir de aklıma geldi. yere dökülen patates kabuklarını almak için şef dedi ki "paspas al gel temizle şunları". ben zannettim ki süpürge faraş falan getirecek. ama gitti mop alıp geldi. allahaşkına o nasıl mop'muş öyle, yerdeki patates kabuğunu alıyor? adam bildiğin kabukları mop'la tezgahın altına iteledi, bunun da adı temizlik oldu. kağıt havluyla yerden toplasa, ona da geçen hafta ceza vermişlerdi.

    ayrıca benim maydanoz sapından, soğanın kabuğundan çok o tabaklarda kalan yemekler içimi acıtıyor. hadi servis tabağında hazırlanıp tabağa porsiyonlanan yemekleri çekimden sonra çekim ekibi de yiyordur. peki porsiyon halinde şeflere tattırılan onca yemek? her tabaktan birer çatal alınıp bırakılıyor, hatta bazı tabaklara 2-3 sefer çatal kaşık daldırılıyor. ne oluyor o tabakta kalan değerli gıdalar? çekim ekibi sizin tabakta kalan artıklarınızı mı yiyor? ya da geçen sezon dile getirildiği gibi (bu sene hiç öyle bir şeyden bahsedilmedi) artıklar hayvan barınaklarına mı gönderiliyor? hadi etler, tavuklar, balıklar, pilavlar falan hayvanlara gidiyor, o acılı, ekşili salataları, çikolatalı brownie'leri, tiramisu'ları falan da mı hayvanlara yedireceksiniz? ne oluyor o mis gibi yemekler? al sana israf işte. "ne kadar duyarlıyız" ayağına maydanoz sapını gözümüze sok, sonra onca artan yemeğe ne olduğundan hiç bahsetme.

    manyak mısınız lan siz?
  • oooooo bi dakka bi dakka !!

    iyidir hostur izliyoruz ediyoruz ama daha asil yarisma baslamadan sefler bokunu cikardi. resmen walison adli yarismaciyi bir üste tasimak icin iki tane iyi sefin suflesini yok sayip elediler onlari. ikisinin suflesi de kabarmisti hatta kadin yarismacinin suflesi orjinal suflenin birebir aynisiydi. walison adli yarismaci neredeyse hic türkce bilmediginden ve ascilik yetenekleri olmadigindan ne yapacagini basindan beri bilemez haldeydi. hatta isler öyle bir boyuttaydi ki bu cocuk suflenin kabarmasi gerektiginden bile bihaber firininin kapaginin kapatilmasi gerektigini bile bilmiyordu, 40 dakika boyunca o kiz yardim etti hatta bu cocuga.

    utanmadan, sikilmadan, yüzlerinde azicik kizarma olmadan, vicdanlari azicik sizlamadan bu cocuk yakisikli ve ilginc görüntülere sebep olabilecek diye bunu gecirdiler. hatta bu cocugun yaptigi sufleyi yakindan gösterme cesareti bile gösteremediler, sufle degil adeta muhallebi yapmisti cocuk, resmen üstü yoktu suflenin, sizin ben adaletinizin ta amk be, hadi biz ekrandan tadina bakamiyoruz anlamiyoruz saniyorsunuz gözünü de kör mü saniyorsunuz insanlarin bre deyyuslar. kimbilir bugüne kadar kac kisinin hakkini yediniz vicdansiz soytarilar. sizin ben sefliginize koyayim ahlaksiz herifler. bu walison denen cocuk kendi adini duydugunda bile elendigini sanip ayrildi oradan geri cagirdilar. cok sinirlendim evet, ilk defa sinirlendim böyle bir yarisma icin.
  • somer şef’e salçalı margarinli ekmek versen onu da yiyecek. ben böyle iştahlı birini daha görmedim. adama lapa gibi risotto veriyorlar börek gibi bıçakla kesip yiyor. herkes çatalın ucuyla yemeğin tadına bakıyor, bu kaşığın istiap haddini sonuna kadar kullanıyor, çatalı adeta forklift gibi kullanıyor, utanmasa kepçe isteyecek yemek servisinde.

    geçen gün chopstick’le bir fried rice alışı var değme kung fu üstadlarına taş çıkartır. ben açıkçası chopstick’le o kadar pilav alınabileceğini bilmiyordum. avuçlasan o kadar pilav gelmez tek hareketle. mehmet chef de şaşırdı nasıl yaptığına “biz pek kullanamıyoruz gibi bir şeyler” dedi, somer şef bunu fırsat bildi gösterme ayağına tabağı eline aldı kung fu panda gibi tekrar sapladı chopstickleri pilava.

    danilo bir halta benzemeyen yemekleri önceden seziyor, boş kalori almamak için deşekkurler deyip proteinin ucundan alıp notunu veriyor, somer şef ise göz ucuyla diğer şefleri kesiyor, diğerleri fazla yemesin de tabağın tamamı bana kalsın modunda.

    proteini yiyor, karbonhidratı da yiyor, sebze, meyve, vitamin, protein, mineral tabakta ne bulursa yiyor.

    bazı tabakları tattıktan sonra arkasına dönüp tabağa attığı öyle bir bakış var ki, yavuklusundan ayrılan anadolu delikanlısı sevdiğine öyle bakmamıştır.

    “bana kalsa o tabağın tamamını gömerdim” diyor ki sanırım bu konuda kimsenin zerre şüphesi yok. bazı yarışmacılar tadım bittikten sonra içinde kırıntılardan başka pek bir şey kalmamış tabaklarını alıp almama konusunda çekingen davranıyorlar.

    millet market alışverişinde zamanla yarışırken somer şef giriyor markete artık allah ne verdiyse, şeftali bulursa şeftali yiyor, domates bulursa domates dişliyor, hiçbir şey bulamazsa bir avuç nişasta yiyecekmiş gibi. bazı yarışmacılar seksen defa girdikleri markette birtakım ürünleri aynı yerlerde bulamıyorlar. günahını almak istemem ama bana kalırsa bu durum somer şef’in reklam arasında markete dadanıp tereyağı, peynir, yoğurt, nutella ne buluyorsa “gömüyor” olmasından kaynaklanıyor olabilir.

    bir de ben bugüne kadar hiçbir fine dining restoranı şefinden “ben o tabağı gömerdim” “ben o pilavın hakkını verirdim” “o kızarmış tavuğu paramparça ederdim” “şu risottonun yanında buz gibi bir ayran olsa ne giderdi ama deel mi kirve?” gibi tabirler duymadım.

    mehmet şef bazen yarışmacılara “bugün lahmacun pişecek diye bir şey yemedik ona göre” gibi bir şeyler söylüyor, danilo zaten muhtemelen ne yarışma öncesinde ne yarışma sırasında ne de sonrasında fazla bir şey yemiyor hatta programda yediklerini sonradan çıkartıyor dahi olabilir.

    somer şef eğer o gün lahmacun yapılacaksa (16 yarışmacı * adam başı 6 lahmacundan 96 lahmacun ediyor, boşan da semerini ye) lahmacun yetmeyebilir, aç kalırım diye düşünüp kesin stüdyoya kebap filan söylüyordur.

    lahmacun yapılacak, mehmet şef çıtırlığına bakarız, salladığımızda kıyma düşmeyecek, dürümde yanlamasına yeriz, lahmacunu diklemesine...tadı şöyle olacak böyle olacak diye lahmacun konseptine ilişkin bilgiler verirken somer chef bir tabağı havaya kaldırıyor en az bu boyutlarda lahmacun isteriz daha büyük olabilir diyor, öyle fındıkla cevizle bizi kandıramazsınız demeye getiriyor. ileride gerçekten eleme turları başlar da yarışmacı sayısı azalırsa kesin porsiyonları da artırırlar. ya da kuzu çevirme filan yaptırırlar. somer şef’in gazabına uğramak istemiyorlarsa.

    bazen yarışmacıların yanına gidip “ben yerinde olsam en az iki tane yaparım” diyor. önceleri bunun yarışmacı bir tabakta çuvallarsa diğer tabağıyla vaziyeti toparlasın diye verdiği bir taktik olduğunu düşünüyordum. sonra düşününce daha çok yemek yapsınlar da daha çok yiyeyim diye yapılmış bir hareket olması daha mantıklı.

    bazen tüm tabakları teker teker tadıyor, 16 tane tabaktan, ananız taş yesin yarımşardan beş yesin hesabı birer kallavi lokma “gömüyor”, ki afrika’da şefin tek lokmasıyla öğün geçirenler var, yerine geçiyor, sonra “ya tam arada kaldım bi dakka” diye dönüp tabaklar arasında dolaşıp en çok beğendiği yemeklerden tekrar tadıyor. sanki “hoşuma gitti bunu ben gömecem” dese biri de çıkıp olmaz diyecek gibi. “açım!” de, “ajlık var, ne kadar yesem de doymuyorum, karnım doysa gözüm doymuyor” de. yok arada kaldım bi daha yiyeyim, yok tadını tam alamadım. ne gerek var böyle ucuz taktiklere? gerçekten anlamıyorum.
  • “jürinin seçtiğini sorgulayabilecek kim var?” işte bu ülkenin bu noktaya gelmesini çok güzel açıklar bu cümle.

    kimsenin eleştiri kabul etmemesi, bulunduğu noktayı tahtmış gibi görmesi, alttan gelen ve sözde yetiştirmeleri gereken insanlara iş öğretmek yerine pislik muamelesi yapması ve olur da o zavallılar bir hata fark ederse buna fazlasıyla pişman edilmesi.

    türkler iş ahlakları ve başarıları ile bilinmiyorsa, olanaklarına rağmen dünya devlerinden olamamışsa sebebi tam da bu zihniyettir.
  • sene 2009.
    bodrumda bir otel mutfağının pastane bölümünde çalışıyorum.
    otel 4 yıldızlı ve maksimum 500-600 kişi alabilen bir otel. pastanede ben varım birde 30 yıllık, mesleğin piri olmuş erol ustam var.
    erol usta doğal olarak pastane şefi oluyor.
    neyse sezon yoğun geçmekte ve bizim usta diyor ki , ben ustayım sen de çıraksın. bir tane de usta yardımcısı alalım biraz rahatlayalım.
    derken kariyer net üzerinden ilan açılıyor ve bir bayan başvuruyor.
    aşçıbaşı da gel diyor, kadın çıkıp geliyor.
    ve olaylar gelişiyor.
    kadın geliyor işte butik otellerde çalıştım, hiç büyük otelde çalışmadım, işte küçük pastanelerde çalıştım diye bıdı bıdı konuşuyor.
    ben hemen mevzuyu çakıyorum.
    bu kadın bir yerde 2 ay kurs alıyor, sertifikayı cebine koyuyor, cv yi de abuk sabuk yerlerin ismini yazarak şişirip şişirip geliyor.
    ve başarısız olma ihtimali yüksek olduğundan beklentimizi düşürmeye çalışıyor.
    neyse kadın işe başlıyor ve mutfağa giriyor, bizden su bardağı istiyor.
    erol usta soruyor ne yapacaksın su bardağını ?.
    işte benim tariflerim su bardağı üzerine.
    erol usta gülüyor yahu biz burada 500-600 kişiye yemek yapıyoruz bardakla olmaz o iş diye.
    kadın diretiyor gerekirse 50 bardak un koyarım diye, bense kenarda pis pis sırıtıyorum.
    neyse gidiyoruz bar dan su bardağı getiriyoruz, bardağı beğenmiyor. işte bu olmaz ev tipi su bardağı olması lazım falan diyor.
    bir tuhaf muhabbettir gidiyor.
    erol ustanın ilk başlarda ki dalga geçerek gülmesinin yerini yavaş yavaş sinirden gülmeler alıyor ve ben bunu hissediyorum.
    en son bu bayan alıyor eline oklavayı ince ince hamur açıyor bizde izliyoruz erol ustayla, neyse yufkaları baklava gibi tepsiye diziyor
    hararetli hararetli çalışıyor ki aman ne çalışmak. her taraf batıyor, ortalık undan geçilmiyor.
    neyse yufkaların üzerine lor seriyor. aha diyorum güzel bir börek yapıyor ve sanırım yırtıyor.
    lor tabakasının üzerine tekrar yufkaları seriyor, güzelde gözükmeye başlıyor.
    neyse fırına veriyor, güzelce pişiriyor.
    sonra fırından çıkardığı börek adayını bir güzel dilimliyor.
    of diyorum böreğe bak işte bu.
    sonra alıyor bu bizim börek adayının üzerine şerbet gezdirmeye başlıyor.
    alsjahaksjslslşdş.
    hepimiz error.
    lorlu börek, ama şerbetli.
    wtf ?.
    neyse erol usta şöyle bir bakıyor kadına, sonra dönip bana bakıyor,
    ben afk.
    mutfaktan çıkıyor.
    arkasından bir eleman geliyor ve kadına aşçı başı seni çağırıyor diyor.
    sonra kadın bavulunu alıp otelden ayrılıyor.
    kısacası kovuluyor.
    şimdi masterchef te yarışanlara bazen bakıyorum, diyor ki 21 yaşındayım ve aşçıyım.
    ahahaha bir gülme ile aklıma bu kadın geliyor.
  • previously on masterchef;

    (evet arkadaşları size bu yemek için verdi süresi,)
    (30 dakika olacak.)

    eray: ohoo kaybettik.
    (uuç,iiki,biir,başlayin)
    uğur: evet kim ne yapıyor?
    berk: kaptan sensin uğur
    tanya: özgül apla bana bi bakaan?
    barbaros: bak şimdi aklına alıcam şeflerin.
    uğur: salatayı kim yapıyor?
    furkan: en iyi pastacı benim.
    serhat: kaptan nerde?
    özgül: geldim.
    serhat: tamam git su kaynat.
    tanya: apla bu çorba dadlı oluyor bana bi bakaan?
    esra: kuzuum
    emir: biri mayonezimi almış.
    uğur: eti kim yapıyor?
    ebru: :(
    celal: serhat bıçak getireyim mi?
    eray: ohoo kaybettik
    ayyüce: duygu yardım ister misin?
    duygu: teşekkürler,hainsin,teşekkürler.
    barbaros: asitte pişirdiğim balığı tavaya attım.
    gülşah: balığı kesmiş yazık hayvana
    celal: kanka tabak getireyim mi?
    emir: biri tavamı almış.
    eray: ohoo kaybettik.
    uğur: harikasın duygu devam.
    duygu: çok teşekkürler,samimi değilsin, teşekkürler
    özgül: furkan et pişti mi?
    furkan: en iyi pastacı benim.
    esra: kuzuum
    ayyüce: ebru ete sos tamam mı?
    ebru: :(
    barbaros: tavaya attığım balığı geri suya saldım
    (son biir dakikaa)
    tanya: apla tavuğum gıdaklar bana bi bakaan?
    özgül: eksik var mı?
    serhat: evet kaptan yok!
    emir: biri bandanamı almış.
    uğur: yetişmeyen tabak var mı?
    ebru: :(
    (uuç,iiki,biir bırak)
    (süreniz doldu)
    eray: ohoo kaybettik
    esra: kuzuum
    uğur: elinize sağlık arkadaşlar.
    duygu: teşekkürler,potadasın,teşekkürler.
  • bu yarışmadaki tutarsızlıklar bana çok batıyor arkadaş. daha önce de yazdım, ama duramıyorum. kurgu da yapıyorsanız en azından kendi içinde biraz tutarlı olsun. bir hafta gayet normal olan bir şey, ertesi hafta yanlış olmasın. bir hafta yanlış denilen, ceza verilen şeyi öteki hafta jürilerin kendisi yapmasın. ya hep yanlış olsun, ya hep doğru olsun. vallahi adamlar gözümüzün önünde haksızlığa uğruyor, kurgu icabı, senaryo icabı bile olsa ekran başında beni rahatsız ediyor lan.

    edit: "akıl sağlığına yazık, bu boktan kurguyu izleyip kendine yazık etme" şeklinde mesajlar aldım. yahu ne izleyeyim? herhangi bir filmde veya dizide de tutarsızlık olduğunda rahatsız oluyorum. bu da bir kurgu ise çok zor değil, oturup tutarlı bir çizgi belirleyin, şefi de, yarışmacısı da o çizgiden çıkmasın. yasaksa hep yasak olsun, israfsa hep israf olsun, hijyense hep hijyen olsun. bir hafta israf dediği ertesi hafta normal olmasın. bir hafta normal olana ertesi hafta ceza olmasın. aynı şeyler film izlerken de olsa, ona da rahatsız olur, onu da gelir filmin başlığına yazarım "dünkü ziyafette vejetaryan olduğunu söyleyen cenifır, bugün et yiyor" diye.

    daha önce de yazdım. israf israf diye maydanoz sapını, soğanın kabuktan ayrılmayan en dış katmanını çöpe atan adama ceza verip, yapmayı beceremediği hamuru, yere düşen eti, patatesi falan çöpe attırıyorlar. konsept gereği biri de çıkıp "hani nooldu israf" diye soramıyor.

    "tabakta yenilemeyen hiçbir ürün olmayacak" diye dekor olarak tabağının kenarına kekik dalı, tarçın çubuğu, portakal kabuğu falan olan adamın tabağına kızıp, portakal kabuğunu yarışmacının ağzına tıkıyorlar. ama kendi örnek yemeklerinin kenarına bile değil, tabağın ortasına, yemeğin içine dana kemiği koyuyorlar. ağzına portakal kabuğu tıkılan adam "ulan şef, geçen hafta senin tabağında kemik vardı kemik" diyemiyor ya ben evde oturup deliriyorum. başka bir etapta, o kemiği süs olarak kendiliğinden tabağına koyan yarışmacı olsa "sen bize köpek mi demek istiyorsun da önümüze kemik koyuyorsun" diye azarlayacağından emin olduğum şef de kemiği koymayı yetiştiremeyen yarışmacıya "nerede bu tabağın kemiği" diye tabağını eksik bulup eleştiriyor.

    birkaç hafta önce boşta ocak bulamayıp misafire çıkaracağı ahtapotu kettle'da haşlayan ve ürününü eksiksiz servis eden adama demediğini bırakmıyorsun. ama ondan 1-2 hafta sonra yumurta haşlamalı bir yarışta yukarıdaki dallamalar şeflerin gözünün önünde aşağıda yarışanlara "yumurtayı kettle'da haşla. kaynayınca atıyor ya sen tekrar çalıştır öyle haşla" diye taktik veriyor, ne jürilerden, ne diğer yarışmacılardan bir allah'ın kulu da çıkıp "ulan adamı kettle'da ürün pişirdi diye rezil ettiler, sen hayırdır?" falan demiyor. şefler de duyuyor, onlar da "hop hop ne kettle'ı, kettle'da ürün haşladı diye adama dünyanın fırçasını attık, hala kettle mı diyorsunuz" diye müdahale etmiyor.

    yarışmacı sadece sarısını kullanacağı yumurtanın beyazını ayırıp sarısını kullanıyor. beyazını çöpe atana çok kızıyorlar. boklu yumurta kabuklarıyla aynı küvetin içine koymuş olan yarışmacıya "o kabukları ayıkla, beyazını sonra kullanacağız" diyorlar. hele hijyene gel, o ayrı konu. ertesi günkü menüde sadece yumurta beyazı ile yapılan beze (ya da mereng işte adı neyse ondan) yapılacak, yarışmacılar bu sefer yeni yumurta kırıp bu sefer sarısını ayırıp beyazını kullanıyorlar. hani dünkü beyazlar ne oldu? boklu kabuktan ayıklattın, çöpe attılar diye dünyayı yıktın. getirip onu kullandırsana işte. yarışmacı da "şefim dün ayırdığımız beyazlar nerede, içine kabuk attık diye ağzımıza sıçtın, hani getir de bezeyi ondan yapalım" diyemiyor.

    tavuk bagetin yenmeyen kemiğine, eller kirlenmesin diye alüminyum folyo saran, hatta sararken içine yağlı kağıt koymuş olan yarışmacıya, götten dolma bilgilerle "alüminyum kanserojen" diye uyarı veriyorlar. "ama içine yağlı kağıt da koydum" diyince de "olsun tabağa değdi" diye eleştiriyorlar. amk uranyum sanki. tabağa değen alüminyum folyodan kanser olmak... "tabağa değmesi bile sakıncalı bir ürünün mutfakta ne işi var lan o zaman" diye de sormuyor kimse. hadi neyse öyle diyelim. e geçen hafta köyde güveç yaparken o dokunduğu tabağa bile kanser bulaştıran alüminyumları fırına verdikleri güvecin üstüne kapatıyorlardı? hani ne oldu kanser? o yarışmacı çıkıp "lan biz onu geçen hafta koca güvecin üstüne serip fırına koyduk, bütün köy de yedi. yenmeyecek kemiğe sardığım alüminyumdan ne olacak" diyemiyor ya, ben yine deliriyorum.

    çok zor değil lan. bu programın bir yönetmeni var, bir kurgu ekibi var, sonda isimleri geçiyor. oturup kendi yaptığınız programı izlemiyor musunuz? geçen hafta güvece alüminyum serildiğini yayınladıysan, benim gibi sik kafalı bir izleyici bile bunu fark ettiyse, bu hafta alüminyum folyoya laf ettirtme. çekimde düzeltemediysen montajda düzelt. kime ne faydası olduğu belli olmayan "alüminyum folyo kanserojendir" muhabbetini koyma amk yayına ya. ben o köyde yemek yiyen adam olsam, televizyonda izleyince "ulan madem kanserojendi, ben yerken niye müdahale etmedin" diye kızmaz mıyım?

    edit: birkaç hafta sonra bildiğin çizik içinde kalmış alüminyum kaplarda patlıcan kebabı, birkaç hafta daha sonra kadayıf pişirdiler. hani alüminyum kanserojendi hacı? folyosunun kenarı tabağa değince bile o tabak iptal oluyordu. sen komple alüminyumdan yapılmış tabakta yemek pişirttin. o ne oldu şimdi?
23207 entry daha