şükela:  tümü | bugün
  • igrenc bayik bir film sirf scarlet var diye izledim zorla. koz kapaklarimin arasina kiprit filan koydum yarisinda dayanamadim gittim bi adrenalin ignesi sapladim kalbime anca bitirebildim...
  • bir woody allen filmi için fiziği fazla mükemmel oyunculara sahip film. buna bir de aristokrat ingiliz aksanı eklenince karakterlerin soğukluğu katlanarak artmış. film boyunca ingiltere'nin burjuva hayatının tüm özelliklerini görmek pek mümkün.

    karakterlerin tüm ruhsal gelişim aşamalarını çok iyi hissettiren, klişe bir hikayeden yola çıktığı halde son anda kendi orjinalliğini yaratan, bir kaç sahnesi haricinde woody allen klasiklerinden çok farklı bir film, olmuş. bu nedenle woody allen sevmeyenlerin beğendiğini, woody allen klasik tarzının hastası olanların da biraz hayal kırıklığına uğrattığını tahmin ediyorum. benim için ise en büyük hayal kırıklığı karakterlerin basitliği ve oyuncuların mizacı. özellikle nola karakterini canlandıran scarlett johansson'a herkes hayran olmuş ama bence filmin en kötü yanı bu oyuncunun sergilediği kötü performans. tek iyi yanı basit bir karakter olduğunu iyi vermiş.

    en güzel yanı ise eski plaklardan gelen o cızırtılı müzik... her halukarda etkileyici bir film.

    --- spoiler ---
    filmdeki tipik woody allen sahneleri:
    chris'in parkta arkadaşı ile dertleşmesi. aslında seyirci ile dertleşir.
    chris'in öldürdüğü kadınların hayali ile konuşması.
    --- spoiler ---

    filmin serbest çağrışımları:
    arzulanan kadının yokedilmesi (bkz: bittermoon)
    arzulanan kadına kavuşma, onunla sevişme sahneleri için ise (bkz: the unbearable lightness of being)
    hiçbir yeri (bkz: closer)
  • hayatta şanslı olmanın önemli olduğu vurgusunun çok fazla yinelendiği woody allen filmi
  • filmin başında kullanılan her detay daha sonradan önemli birer dönüm noktası haline geliyor. woody allen'ın harikalar yarattığı ve eğer insan şanslıya horozu bile yumurtlar dedirten harika film. allen'ın diğer filmlerine oranla ironi ve mizah minumum dizeyde tutulmuştur.
  • champagne cocktail'in ısmarlandığı film. valla ben casablanca dışında champagne cocktail ısmarlanan başka bir film görmedim. acaba? diye düşünmeden edemiyorum. ayrıca evlenilecek kız ve eğlenilecek kızların yerlerini bulduğu bir filmdir. irish diye tabir edilen ve "bunun neresi irlandalı lan, dahil olmaya kastığı aileden bile daha periyod ingilizcesine sahip" diye betimleyebileceğimiz esas oğlanımız chris ise beni gıcık etti. alışmışız sürekli söylenen musevi karakterlere. yalnız "allen'ın belki de en iyi filmi" yakıştırmasını yapan eleştirmenler notlarını herhalde doksanların ortasından itibaren almaya başlamışlar. stardust memories, annie hall, manhattan, hannah and her sisters, ve hatta ultra komedik kimi eserleri bile bu filme basar. gel gelelim woody'nin sağlam bi gerilim yaratabildiğini görmek beni şaşırttı. çok sevdiğim, ama kendi yönetmensel boyutlarını tükettiğine inandığım adam konusundaki düşüncelerimi revize etmeye itti. small time crooks'dan beri ayaklarımız geri gidiyordu. her ne kadar üstadın kadın erkek ilişkileri anlayışının 20 yıl önesinde dayandığını görmüş olsak da, pek şukela diyoruz, arşivliyoruz.
  • isbu saheseri izledigi andan bu zamana kadar "woody allen'in cektigi en iyi film budur hocu" iddiasini her mecrada savunan ve bir tek allahin kulundan destek gormemis olan su fani kul az once bizzat woody'nin asagidaki aciklamasini okuyup sevinc gozyaslarina bogulmustur:

    "match point is one of my a-films. it's arguably maybe the best film that i've made. this is strictly accidental, it just happened to come out right. you know, i try to make them all good, but some come out and some don't. with this one everything seemed to come out right. the actors fell in, the photography fell in and the story clicked. i caught a lot of breaks."
  • henüz ismini duymamış, görmemiş olan sinema meraklılarının izlenecek filmler listesinde başa almalarını tavsiye edeceğim güzide eserdir.
  • şaşırtıcı bir film...

    --- spoiler ---

    yüzük denize düşmeyince, tamam hapı yuttu dedim ama tam tersi oldu.

    --- spoiler ---
  • "woody allen artık kendini tekrarlıyor" diyenlerin yüzlerini güldüren filmdir bu film. şahsen ben allen filmlerini seven-sayan, ilk filmlerinden itibaren izlemiş biri olarak allen ın yaşlandıkça alışılmışın dışında, zekice diyaloglarla bezenmiş, akıcı ve ince,kara, yahut kaba mizahıyla izleyeni yormayan film yapma isteğinden/becerisinden taviz verdiğini/yitirdiğini düşünüyorum.

    bi 10 yıl öncesine kadar sürekli bi gelişme içerisinde olan allen sineması deconstructing harry den sonra yavaş yavaş da olsa çöküşe geçmiş/yahut değişime uğramış* ve match point seviyesine kadar düşmüştür. allen bu filmi en iyi filmim derken, güzel ve yakışıklı starlarla bezenmiş seksle bezeli filmlere aşina uyuşuk beyinli amerikan gençleriyle matrak geçiyor olmalı ya da artık görsel hafızasında sorunlar başgöstermekte veya en iyi filmim derken en anlaşılır filmim! deyişini kastetmiştir.

    en kötü diyalog yazarı bile bu filmdekilerden daha orjinal daha gercekçi daha "normal" diyaloglar yazar. allen bu filmde aşk, tutku, ihanet filmlerinin parodisini yapıyor bi yere kadar. sonunda manhattan murder mystery deki gibi enfes bi plan olmasa da cabuk düşünülmüş bi cinayet planını ortaya koyuyor ki filmin azıcık canlılığı varsa bunu da o cinayet planı sağlıyor.

    chris filmin raskolnikof udur diyenler de mevcut, suç ve cezayı daha okumadığımdan ikisi arasında bi bağdaşım kuramam fakat bi sanat eserinin değerini bi başka sanat eseri belirleyemez, bağımsız olarak izleyeni etkileyebilmeli, kitaba yapılan göndermeler hakkında bi fikrimiz yoksa film epey bi boş kalıyor ki bu hiç bi allen filminde görmediğim bi durum . tutku diye sevişme sahnelerinin olduğu, kader veyahut varoluş üzerine bi kaç söz söylenen vasatın da altında bi filmdir sonucta match point.
  • --- spoiler ---

    scarlett johansson'dan başka kimsenin düzgün oynayamadığı film. kendisi tam bir femme fatale, seks abidesi, müthiş insan. filmde baştan çıkarıcı bir kadın portresini çizmesi gerekiyordu ve güzel ve sarışın olmasının verdiği avantajın yanında tavırlarıyla, ses tonuyla, vücut diliyle vs. yani herşeyiyle baştan çıkarıcıydı. özellikle masa tenisi, cafe ve son olarak sokak ortasında "liar, liar" diye bağırdığı sahnelerde "karakterine resmen ruh katmış." dedik.
    bir de emily mortimer fena değildi, kadın-erkek ilişkilerine dayalı filmlerdeki, kadın olsun erkek olsun, yardımcı oyuncuların maruz kaldığı karambolden, görünüş olarak fena bir kadın olmamasına rağmen hakikaten chris'in neden pek çok şeyi riske atarak nola'yla yasak bir ilişki kurduğunu anlatabilen oyunculuğuyla kurtulabiliyordu.
    peki o gay chris'e ne demeli? gerçek hayatta gay tavırlı olabilirsin kardeşim ama filmde aynı anda 2 kadını götüren bir adamı canlandırıyorsun. aralardaki o dudak büzmeler, o kalça kıvırmaları fena battı. zaten içeriğinde şehvet, aldatma, para, şans, cinayet gibi popüler ama klişe olan her türlü eylem ve olguyu harmanlamış olan filmde kendisinin büyük kardeşe yazılma durumlarını bekledik, o derece.

    --- spoiler ---
hesabın var mı? giriş yap