şükela:  tümü | bugün
  • anatomide rahim anlamına gelir.
  • matrix kromozom kıvrımları arasındaki sıvıya verilen addır. içine giren maddeleri parçalayacak enzimler taşır.
  • latince mater sözcüğü bugün mother (anne) sözcüğüne dönüşmüştür.
    öte yandan paralel olarak rahim'e de (uterus) matrix denmiştir.
    bugünse "gelişim gösteren, sistem ya da durumlar seti"ne deniyor matrix.
  • hala gelip bu başlık altına filmden bahsedenler oluyor. bakın arkadaşım, bunu yapmayın. onun için gideceğiniz başlık zaten var; (bkz: the matrix)

    sonra yeşilleniyor başlık, birisi hakkımda güzel bir şeyler yazmış falan diyerek sevindirik oluyorum, kursağımda kalıyor... lütfen ama...
  • amme hizmeti kaynağı bilmiyorum word'e yapıştırmışım

    second renaissance

    matrix’in hikayesi, insanoğlunun yapay zekayı keşfetmesiyle birlikte başlıyor. teknolojinin ilerlemesiyle birlikte insanlar, her türlü işlerini yaptırabilecekleri robotlar üretmeye başladılar. bu robotlar, inşaatlardan ev işlerine, restoranlardan hastanelere kadar birçok yerde insanlara hizmet ediyorlardı. yapay zekaya sahip robotlar, artık kendi kendilerine de yeni şeyler öğrenebiliyordu ve yaptıkları işlerin kalitesi bu oranda yükseliyordu. iş yükleri ortadan kalktığı ve istedikleri şeylere daha fazla vakit ayırabildikleri için insanlar da bu durumdan memnundu…

    ta ki, ev hizmetçisi olan bir robot efendilerini öldürene kadar. bu olayı kabullenemeyen ve bir tehlike işareti olarak gören insanlar, genel bir akım başlatarak aralarında yaşayan bütün robotları ortadan kaldırmaya başladı. makinelerin büyük bir kısmı yok edilerek toplu mezarlara veya denize atıldı. kıyımdan kaçabilenler ise afrika’da toplanarak kendi ülkelerini kurdular.
    öğrenmeye ve gelişmeye devam eden makineler, burada insanların yapabildiği üretimden çok daha iyisini yaparak son derece teknolojik ve kaliteli ürünleri çok ucuz fiyatlara satmaya başladılar. şirketlerinin hisseleri borsada rekor seviyelere tırmandı. bu sayede makineler, hem teknolojik, hem de ekonomik olarak insanlardan daha üstün bir duruma gelmiş oldu. makinelerin gittikçe artan başarılarını kaygıyla izleyen dünya liderleri, en sonunda genel bir toplantı düzenleyerek bu konuda ne yapabileceklerini tartışmaya başladı. bu sırada beklenmedik bir şey oldu; toplantıya davetsiz misafir olarak katılan iki robot, iyi niyet ve barışla geldiklerini, insanlarla bir anlaşma yaparak geleceğe doğru birlikte ilerlemek istediklerini söylediler. elçileri çabucak ortadan kaldıran komite, ülkelerin güçlerini birleştirerek makinelere karşı büyük bir savaş başlatılması kararını aldı. söz konusu savaş insanlar açısından oldukça kanlı ve yıkıcı geçti, zira insan vücudu savaş makinelerine kıyasla çok daha kırılgandı. kayıpları gittikçe artan insan ırkı, komiteyi yeniden toplayarak bu konuda ne yapabileceklerini tartışmaya başladı.
    komite üyelerinden biri makinelerin ana güç kaynağının güneş enerjisi olduğunu ve gökyüzünü karartıp güneş ışığını kesmeleri halinde makinelerin kısa sürede işlemez hale geleceğini ve savaşın sona ereceğini öne sürdü. komitede kabul gören bu karar sonucu, birçok ülkeden yüzlerce uçak kalktı ve atmosfere sırf bu iş için geliştirilmiş bombalar bırakarak gökyüzünü siyah bulutlarla sonsuza dek kararttı.
    bunun üzerine makineler, yeni bir enerji kaynağı arayışına giriştiler. aradıkları cevabı ise insan vücudunda buldular. insan vücudunun yaydığı ısı ve sahip olduğu elektrik gücü, belli bir füzyonla birleştirilerek enerjiye dönüştürülebiliyordu. bunu icat eden ve insan bedeninin yapısı hakkındaki araştırmalarını hızla ilerleten makineler, en sonunda dünya liderlerinin karşısına bir anlaşma ile çıktılar. bu anlaşmaya göre insanlar robotlara teslim olma ve bedenlerinin enerji santrallerinde birer pil gibi kullanılmasına izin verme karşılığında, makineler tarafından yaratılan bir hayal dünyası (simülasyon) içerisinde eski dünyalarında yaşama şansını elde edebileceklerdi. bu hayal dünyasını yöneten makineye (programa) matrix adı verilmektedir. matrix, “architect” adı verilen bir makine tarafından tasarlanmıştır. matrix’e ense kökünden beynine sokulan bir alıcı / verici ile başlanan bir insana, normal şartlarda göz, kulak, burun, dil ve teninin iletişi sinyalleri matrix iletmektedir. örneğin matrix’e başlı bir insan kolunu kaldırmak istediğinde, beyinden çıkan bu emir koluna değil, matrix’e ulaşmaktadır. matrix ise bu isteği ve sonuçlarını hesaplayarak, ilgili göz ve ten sinyallerini gerçekmiş gibi insan beynine geri iletmektedir. bütün bu işlem sırasında ise, söz konusu kişi gerçek dünyada hiç hareket etmemektedir. 7 milyar kişi bu interaktif sisteme bağlı olduğunda, gördükleri ortak hayalin kendileri açısından gerçek dünyadan hiçbir farkı kalmamaktadır.
    sonunda makinelerin dediği oldu ve aynen anlaşmada yazıldığı gibi, insanlar mükemmel bir dünya hayali içerisinde yaşamaya başladı. makineler ise gerçek dünyada insanlardan çektikleri enerji ile varlıklarını sürdürdü. makinelerden kaçabilen asiler ise yerin altında zion adlı bir şehir kurup yaşamlarına orada devam ettiler. ne var ki, işler baştan planlandığı gibi gitmemeye başladı.
    mükemmel dünya programı insanların yaşaya geldikleri dünyadan oldukça farklı ve insan yapısına tersti; bu programı kabul edemeyen insanlar birer birer ölmeye başladı ve makineler, “ekinler”inin büyük bir kısmını kaybetti. bunun üzerine architect, insanlara daha uygun yeni bir matrix yaratmaya başladı.bu kez, insan doğasını ve psikolojisini anlama amacıyla makinelerce geliştirilen oracle adlı programdan yardım alıyordu. oracle, insanların %99’luk bir kesiminin seçim şansı verildiği sürece her türlü şartı ve ortamı kabul edebildiklerini keşfetti. bunun üzerine architect, yeni yaratacağı matrix’i insanların seçimlerine göre şekillenebilecek bir hale getirdi. bu yeni matrix birincisine kıyasla daha başarılı gözükse de, ortada bir risk vardı: inanç ve seçimle herşeyin yapılabildiğini bir şekilde keşfeden bir insan, matrix çerçevesinde geçerli olan fizik kurallarına da karşı gelebiliyor, bununla kalmayıp uyanarak matrix dışındaki gerçek hayatına geri dahi dönebiliyordu. insanları bu matrix’in içinde tutmak, belli bir zaman sonra uyanabilecek olmalarına göz yummak anlamına geliyordu.
    architect’in planlarına göre matrix’den kurtularak gerçek dünyaya geçiş yapan insanların nüfusu ve kapasitesi belli bir seviyeye ulaştığında, şehirleriyle birlikte yok edilmeleri gerekiyordu. programlardan oluşmuş bir sistem olan matrix, programlar arasındaki bir takım çıkışlara da sahipti. kendisi ikinci matrix’in inşası sırasında kullanılan bir program olan keymaker, oluşturduğu özel anahtarlar (programlar) sayesinde program çıkışlarına ulaşmayı ve bu çıkışlardan başka programlara geçmeyi mümkün kılabilmektedir. ikinci matrix’in inşasından sonra kendisine gerek kalmayan keymaker, başka birçok program gibi silinmekten kaçarak saklanmayı seçmiştir.
    merrovingian, programların işleyişlerini kontrol eden ve silinecek / görev alacak programların hangileri olduğuna karar veren bir başka programdır. kendisi, persephone adlı bir program ile “evlidir”. ajanlar ise, matrix’e bağlı çalışan görevli programlardır. görevleri ise insanların matrix’den dış dünyaya geçiş yapmalarını mümkün olduğunca önüne geçmek ve silinmekten kaçan programları yakalamaktır.
    architect’in sistemi başarılı olur. ne var ki hem makineleri hem de insanları oldukça iyi analiz edebilen oracle, gelecekteki varlığın ancak iki ırk arasındaki barışın sağlanmasıyla mümkün olabileceğini tespit eder. bu yüzden, yüklenildiği insana matrix içerisindeki herşeyi değiştirebilme ve matrix’in sınırlarını aşabilme gücü veren bir program hazırlar. bu şekilde; matrix içerisinden yeterince insan kurtarıldığında ve insanlarla eşit şartlara ulaştıklarında, makinelerin barışa daha sıcak bakacağını düşünmektedir. ne var ki, oracle’ın “the one” adlı programı yüklediği kişiler 5 kez başarısız olur ve zion her seferinde ortadan kaldırılır. 6. döngüde ise neo, morpheus ve trinity ile karşılaşıyoruz.
    what is the matrix?
    oracle devreye girmeden önce, insanlar makinelerle savaşmaya devam ediyordu. morpheus ve niobe arasında bir ilişki vardı, trinity’nin çok iyi bir arkadaş olarak gördüğü ghost ise trinity’e aşık idi. trinity ise kısa süre sonra karşılacağı neo’ya aşık olacaktı. oracle matrix’de morpheus’un karşısına ilk kez çıktığında kendini tanıttı ve makinelerle insanlar arasında süregelen savaşın bitmesini istediğini ve bu amaca yönelik bir yol görebildiğini söyledi. oracle morpheus’a matrix’i değiştirebilen, matrix’in dışına çıkan ve başkalarını serbest bırakabilen ilk kişinin the one olduğunu, bu kişinin geri döndüğünü ve morpheus’un kendisini bulup ona getirmesi gerektiğini söyledi. bunun üzerine hedeflerini ve yaşamını değiştiren morpheus’a daha fazla dayanamayan niobe kendisini terk etti ve zion ordular komutanı lock ile birlikte olmaya başladı. buna rağmen yılmayan morpheus, matrix’i değiştirme potansiyeline sahip herkesi uyandırmaya (matrix’ten kurtararak dış dünyaya çıkarmaya) ve oracle’a götürmeye başladı. söz konusu kişiler genellikle çocuklardı ve kaşıkları bükme, eşyaları hareket ettirme gibi yetenekleri vardı.
    morpheus’un sıradaki hedefi, matrix dünyasında bir bilgisayar programcısı ve hacker olan thomas andersen (neo) adlı kişi oldu. ajanlar tarafından engellenmeye çalışılmasına rağmen morpheus, neo’yu kendi yanına aldı ve oracle’a götürdü. oracle neo’yu taşıyıcı olmaya uygun bularak, bir kurabiye içerisine gizlediği “the one” programını kendisine yükledi. neo bu andan itibaren matrix’i istediği gibi değiştirebilme gücüne sahip oluyordu. gelişen olaylar sonucunda neo, özgürlüğünün sınırsızlığını keşfederek matrix’te ölümden dönme, kurşunları durdurma ve uçabilme gibi yetenekler sergileyebilecek hale gelir.
    ajan smith’i de benzer bir yetenekle yok eder. ancak smith, matrix’te öldürüldükten sonra silinmek üzere the source’a gitmeyi reddeder ve neo’da yüklü bulunan the one adlı programdan kendisine geçen özellikler sayesinde bir virüs karakterine bürünür. artık smith, başka programlara bulaşarak kendi kendini kopyalayabilmektedir.
    final flight of the osiris
    bir süre sonra, bir devriye uçuşunda osiris adlı gemi, makinelerin toprağı kazarak zion’a ulaşmaya çalıştıklarını fark eder. sentinental’lerin (gezici savaş makineleri) gemiyi fark etmesi ve peşine düşmesi üzerine gemi kaptanı, mürettebattan birini matrix’e gönderir ve gemi havaya uçmadan önce belli bir posta kutusuna uyarı mesajını bırakmasını sağlar.

    enter the matrix & matrix reloaded

    osiris’in bir paket bıraktığını ve mürettebatın bu paket uğruna hayatlarını feda ettiğini öğrenen niobe ve ghost, matrix’e girer ve ajanlar ve polisler tarafından korunan posta idaresine giderek paketi ele geçirir. durumun ciddiyetini gören niobe, halihazırda devriyede olan bütün gemilerin kaptanlarını iç matrix’te toplantıya çağırır. burada daha önce görülmemiş büyüklükte bir makina ordusunun toprağı kazarak zion’a ulaşmaya çalıştığımı ve 72 saat sonra kapılara dayanmış olacağını söyler. bu sırada merkez’den bütün gemilerin zion’a dönmesi yolunda bir emir gelir, ancak morpheus, oracle’dan bir mesaj gelmesi ihtimaline karşılık gemilerden birinin geride kalmasını rica eder.
    toplantı, ajanların kapıya gelmesiyle birlikte dağılır. niobe ve ghost buldukları tünelden kaçarlarken, keymaker karşılarına çıkar ve onları güvenli bir yere alır. keymaker, cebinden bir anahtar çıkarır ve niobe’ye bu anahtarın çok önemli olduğunu ve the one’a ulaştırmaları gerektiğini söyler. tam bu sırada merrovingian’ın adamları ortaya çıkar ve keymaker’ı yakalayıp götürürler, ghost ise mahzene atılır. onu kurtarmaya çalışan niobe, bir odada persephone ile karşılaşır ve persephone, kendisini öpmesi karşılığında ghost’u serbest bırakacağını söyler. niobe ona istediğini verir ve ghost ile birlikte kaçar.
    niobe dış matrix’e geçtikten sonra jason, kendisine morpheus’u hapse atacağını söyler. niobe ise, morpheus’un insanları ikna etme kabiliyetinin çok yüksek olduğunu ve onlara savaşı kazanacaklarına dair sürekli moral verdiğini söyleyerek jason’un fikrini değiştirir. morpheus zion’a geri döndükten sonra jason tarafından sorgulanır, ve o gece yapılan toplantıda insanlara makinelerin yaklaştığı gerçeğini açıklar; aynen niobe’nin söylemiş olduğu gibi, insanların olaya korkuyla değil umutla bakmasını sağlar. neo ise trinity’nin vurulduğu bir rüya sebebiyle bir türlüuyuyamamaktadır. ertesi gün yapılan savaş planlarında jason, konseyi niobe’nin gemisi link’in çok küçük olduğu ve savaşta kullanılamayacağı yönünde ikna eder; aslında amacı sevgilisinin savaşa gitmesini önlemektir. bunu niobe’ye söylediğinde niobe hayal kırıklığına uğrar. oracle’ın beklenen mesajı geride kalan gemi tarafından alınır. gemi mürettebatı matrix’den dış dünyaya geçiş yapmak üzereyken beklemedikleri birşey olur; smith, geride kalan bir kişiye kendi kendini kopyalayarak çalan telefonu cevaplar ve dış dünyada söz konusu kişinin bedenini bir kukla gibi kontrol etmeye başlar.
    neo, aldığı mesaj doğrultusunda oracle ile görüşmeye gider. oracle neo’ya, the one adlı programa dış dünyadaki makineleri ve programları da etkileme gücünü verecek olan bir şeker uzatır. herşeyden habersiz olan neo şekeri yer ve oracle ile bir süre sohbet eder. oracle kendisine keymaker’ı kurtarması gerektiğini söyler ve doğru zamanda doğru yerde olursa bunu başarabileceğini söyler. bu sırada ortaya çıkan smith neo ile dövüşmeye başlar, ne var ki neo, karşısına binlerce smith çıkınca uçarak kaçar.
    neo, morpheus ve trinity, merrovingian’a keymaker’ı istemeye giderler, ancak kendisi bunu yapmaya yanaşmaz. onlara oracle’a geri dönmelerini ve onun zamanının neredeyse dolduğunu söylemelerini ister. ne var ki, merrovingian’ın başka kızlarla kırıştırmasından sıkılmış olan persephone onlara yardım edebileceğini, ama bunun karşılığında da neo’nun kendisini bir kez öpmesini ister. neo isteneni yapar ve keymaker’a ulaşırlar. tam bu sırada merrovingian ve adamları gelir ve bir kovalamaca başlar.
    bu olaylar sırasında konsey, morpheus’tan birkaç gündür haber alınamadığı için iki gemiyi yardıma gönderir, bunlardan biri de niobe’nin gemisidir. niobe’nin de yardımıyla keymaker’ı alarak güvenli bir yere ulaştırırlar. keymaker onlara the one’ı the source’a ulaştırabileceğini söyler, ancak bunu yapabilmesi için bombalarla donatılmış bir binanın elektriğinin kesilmesi gerekmektedir. niobe ve ghost şehir elektrik santralini havaya uçurur, diğer geminin mürettebatı ise yedek sistemi havaya uçuramadan ölürler (dış dünyada gemilerine bir bomba isabet eder). bunun üzerine trinity matrix’e geçerek hacker yeteneklerini ortaya serer ve yedek sistemi devredışı bırakır. bu sırada odaya giren bir ajanla savaşmaya başlar.
    neo, morpheus ve keymaker ilgili kapıya ulaşmadan hemen önce smith tarafından engellenmeye çalışılır. neo ve morpheus içeri girerken keymaker, neo’ya anahtarı vererek vurulur. doğru kapıdan geçen neo, the source’un girişinde architect ile karşılaşır. architect kendisine matrix hakkındaki tüm gerçeği anlatır ve iki seçenek sunar: sağdaki kapı, the source’a çıkmaktadyr ve bu kapıdan geçerse, zion’daki insanlar yok edildikten sonra seçeceği 23 kişi ile birlikte yeni bir şehir kuracaktır. soldaki kapı ise iç matrix’e geri dönmektedir ve neo bu kapıdan geçerse, halihazırda (rüyalarında görmüş olduğu gibi) düşmekte olan trinity’e gidebilecektir. bunun bedeli ise, zion ile birlikte matrix’e bağlı bulunan herkesin ölmesidir.
    architect, bunun daha önce 5 kez yaşanmış olduğunu ve her seferinde the one’ın taşıyıcısının sağdaki kapıyı seçmiş olduğunu söyler. soldaki kapıyı seçen neo, düşerken vurulan trinity’i havada yakalar. trinity kurşun sebebiyle ölür, ancak neo yeteneklerini kullanarak hem kurşunu çıkarır, hem de trinity’e yeniden hayat verir. bu sırada zion’un önünde gemiler makinelerle savaşmak için hazırlanmaktadır. smith’in kukla gibi yönetmekte olduğu kişi, empd silahını ateşleyince (bunun olduğunu kimse bilmemektedir) 5 gemi düşer ve makineler geriye kalan birkaç gemiyi parça parça eder, olaydan sadece smith kurtulur ve bir başka gemi tarafından iyi niyetle kurtarılır.
    dış dünyaya geri dönen neo ve trinity, bir bombanın kurbanı olan gemilerinden morpheus ile birlikte son anda kurtulur. neo, yeni kazanmış olduğu özellikler sayesinde üzerine gelen makineleri matrix’de kurşunları durdurabildiği gibi durdurur ve hemen düşüp bayılır. olaydan sonra smith’i kurtaran gemi onları da kurtarmaya gelir. niobe ve ghost ise, makinelerden kaçarken bir yerlere düşen gemilerinde mahsur kalmış yardım beklemektedir.
    matrix revolutions
    neo’nun makineleri durdurduktan sonra bayılmasının sebebinin matrix ile dış dünya arasında bir yerlerde sıkışmış olduğu ortaya çakar. merrovingian’ın emrinde çalışan ve programların matrix’ten içeri veya dışarı taşınmasından sorumlu olan trainman adlı bir program, neo’yu trene almak istemez ve neo’yu arada bırakır. bunun üzerine seraph, morhpeus ve trinity merrovingian’a gider ve kendisini tehdit ederek neo’yu kurtarır.
    oracle’ı tekrar ziyaret eden neo, konuşmanın ardından yapması gereken şeyin makine şehrine gitmek olduğuna karar verir. yanına trinity’i de alan neo, niobe’nin gemisi olan “the logos” ile birlikte yola çıkar. neo’nun bilmediği şey, gemide bir de davetsiz misafirleri olduğudur: smith’in kontrol ettiği kişi.
    makineler ve insanlar arasındaki kaçınılmaz savaş zion sınarlarında patlak verir. bu sırada neo, trinity ile birlikte smith’in kontrolündeki kişiyle dövüşür ve bu dövüş esnasında gözlerini kaybeder. ancak, artık iyice gelişen güçleri sayesinde makineleri gözleri olmadan da hissedebilmektedir. bu yüzden düşmanını kolayca alt eder.
    neo, birçok zorluk sonrasında makine şehrine ulaşır; ne var ki, bu sırada trinity hayatını kaybeder. makinelerin liderinin karşısına çıkan neo, smith’in artık kontrolden tamamen çıktığını ve matrix ile işi bittikten sonra makinelerin şehrini de yok etmek üzere geri geleceğini söyler. lidere, insanlarla imzalanacak bir barış anlaşmasının karşılığında smith’i yok edebileceğini söyler. makineler bu teklifi kabul eder ve neo ile smith matrix içerisinde son bir savaş için karşı karşıya gelir. oldukça yıkıcı geçen bu savaş sonrasında iki taraf da birbirine üstünlük sağlayamaz. bunun üzerine neo, smith’in kodunu kendisine kopyalamasına izin verir. smith haline gelmiş olan neo, geriye kalan son gücüyle kendi kendini yok eder; bu şekilde kopyalanmış olan bütün smith’ler de kendi kendini yok ederek ortadan kalkar.
    makineler sözünü tutar ve barış imzalanır. artık makineler ve insanlar birlikte barış içinde yaşayacaktır ve matrix içerisinde kalmak istemeyen insanlar dışarı çıkmakta özgür olacaktır.
  • bugüne dek birçok bilim kurgu filmi izledim fakat; andy wachowski ve larry wachowski kardeşlerin yazıp yönettiği bu eser kadar beni sorgulamaya iten bir film olmadı. stanley kubrick'in 2001 a space odyssey filmini çok daha ayrı bir yerde tutuyor olsam da uzun süre akıllardan çıkmayan replikleri, insanı düşündüren ve filmde de değinildiği gibi sırt üstü uzanırken tavşan deliğinin derinlerine inme dürtüsü uyandıran bir yapım izlemedim. filmdeki en sakin, duru, derin ve en sevdiğim ikili diyalog:

    morpheus: eminim şu an kendini tavşan deliğinden düşen alice gibi hissediyorsundur.
    neo: öyle denilebilir.
    morpheus: gözlerinden belli. sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var, uyanmayı beklediğin için. tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. kadere inanır mısın neo?
    neo: hayır.
    morpheus: neden?
    neo: hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.
    morpheus: ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. neden burada olduğunu anlatayım: bir şey bildiğin için buradasın. bildiğini açıklayamıyorsun. ama hissediyorsun. hayatın boyunca hissettin. dünyada ters giden bir şeyler var ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. seni bana getiren şey bu duyguydu. neden söz ettiğimi biliyor musun?
    neo: matrix mi?
    morpheus: ne olduğunu öğrenmek ister misin? matrix her yerde. etrafımızda. şu anda, bu odada. pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında. işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. vergi öderken. gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.
    neo: ne gerçeği?
    morpheus: köle olduğun gerçeği. herkes gibi bir kalıba doğdun. tadını alamadığın, dokunamadığın, koklayamadığın bir hapise. aklın için bir hapis. ne yazık ki, kimseye matrix'in ne olduğu anlatılamaz. kendin görmelisin. bu, son fırsatın. buradan sonra dönüş yok. mavi hapı alırsan hikaye biter. yatağında uyanır ve istediğin şeye inanırsın. kırmızı hapı alırsan mucize ülkesi'nde kalırsın ve sana tavşan deliğinin ne kadar derin olduğunu gösteririm. unutma sana gerçeği öneriyorum o kadar.
  • bu filmde geçen şu efsane diyaloğuna bayıldığım başyapıt.

    neo: kararımın ne olacağını şimdiden biliyor musun?
    kahin: bilmesem kahin olmazdım değil mi?
    neo: peki zaten biliyorsan, ben nasıl karar vereceğim?
    kahin: çünkü buraya karar vermek için gelmedin. kararını çoktan verdin, buraya neden bu kararı verdiğini anlamaya geldin.

    vay anasını beeee

    izlemek için tık: https://www.youtube.com/watch?v=qchxzpdlhl0
  • tam 19 yıl önce mithatpaşa 'da izlemeye girdiğim anı hatırlıyorum. çıkışta da iron maiden'ın brave new world albümünü almıştım.
  • dünyanın en iyi filmidir.
  • birkaç gün önce tekrar izlediğim film. üzerine yeni bir şey söyleyemiyorum çünkü tekrar izleme konusunda maalesef çok geç kalmışım... çocukken ne kadar muhteşem bir şey izlemişim meğerse. oturup birkaç not bile aldım.

    8. dakikada olması lazım (bkz: jean baudrillard)'ın simülasyon ve simülakrlar kitabını açıyor neo. orada anladım aslında filmi ilk defa izlediğimi. okuduğum bir kitabı görmek ve filmi daha iyi anlamak çok güzeldi.

    ayrıca platon'un mağara alegorisine atıflar... ''gözlerim neden acıyor? - çünkü onları hiç kullanmadın.'' morpheus'un mitolojide rüya tanrısı olması... ''gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.''

    ''yolu bilmekle, yola gitmek arasında fark var.''

    ''matrix var olduğu sürece, insanoğlu özgür olamayacak.''