şükela:  tümü | bugün
  • birikmiş avantajlara sahip olma...

    ''zengin daha zengin fakir daha fakir''

    terimi bulan ilk sosyolog ''robert k. merton'' 1968 yılında incil'deki bir ayette adını alır.

    ''matta incili isa''
  • eğitim ve sosyoloji gibi alanlara da tesir edebilmiş fikir. eğitim söz konusu olduğunda matthew etkisi der ki:"okuma ve yazmayı okul çağından evvel öğrenen öğrenciler eğitim hayatı boyunca daha başarılı olurlar. ancak okuma ve yazma öğrenmede sıkıntı yaşayan öğrenciler diğer durumlarda da olumsuz etkilenir ve bu durum okulu bırakmaya dek uzanır." yani bu da demek oluyor ki yavaş okuma öğrenimi zihinsel, davranışsal ve hırsla ilgili diğer zihinsel becerilerin gelişimini de yavaşlatıyor. bu görüş keith stanovich'e ait.

    bilim sosyolojisi açısından olaya bakacak olursak şayet ün yapmış bilim adamları kendisine kıyasla daha bilinmeyen bir bilim adamına nazaran benzer görüşte daha çok şöhret kazanabilir. örnek vermek gerekirse bütün iş lisans mezunu bir öğrenci tarafından yapılsa da ödül neredeyse hep üst düzey araştırmacılara verilir. hatta bu durumun bir benzeri matematikçi (bkz: john von neumann)'ın başına gelmiştir. 20. yüzyıl matematikçisi john von neumann yayınlarının meslektaşlarının derlemesi olmasına rağmen sıklıkla "oyun teorisinin babası" veya "bilgisayarın babası" olarak hatırlanır.
  • sosyolojik bir fenomen.
    incil'de matthew 25:29 soyle der: 'for unto everyone that hath shall be given, and he shall have abundance. but from him that hath not shall be taken away even that which he hath.'
    daha basit haliyle:
    'for whoever has will be given more, and they will have an abundance. whoever does not have, even what they have will be taken from them.' matthew etkisi de adini burdan alir.
    (bkz: accumulative advantage)
  • en kısa özeti kendi kendini gerçekleştiren kehanet olarak geçen olay.
    örnek olarak, kaynak sahibi ailelere doğan çocukların, bu kaynaklardan mahrum olarak büyüyen çocuklara göre başarılı olma olasılığının uçurum boyutunda olması

    malcolm gladwell, outliers isimli kitabında güzel örnek ve araştırmalar ile açıklamıştır.
  • en basit haliyle şöyle örneklendirilebilir:

    şanslı ailede doğanlar iyi eğitim alırlar, iyi çevre edinirler; iş verenler de iyi eğitim almış iyi çevresi olan kişilere iş verir. iyi eğitim almak ve iyi çevre edinmek de pahalıdır. bu durumda zengin daha zengin, fakir daha fakir olma eğilimine girer. aslına bakarsanız sözlükte daha önce tartışılan:

    zengin çocuklarının güzel ya da yakışıklı olması da bundandır. zincirleme reaksiyonu tahayyül edemeyenler için yazayım:

    zengin erkekler güzel kadınları daha kolay cezbedebilir. en azından konu evlilik olunca. haliyle güzel kadınların çocukları da güzel olma eğilimindedir. yine zengin insanların güzel insanlardan olan çocukları, diğer zengin erkeklerin güzel kadınlardan olan güzel çocuklarıyla beraber gitmesi kolay olmayan pahalı okullara giderler. o pahalı okullarda zengin ve güzeller birbirleriyle tanışırlar... böyle gider işte...

    ve açıkçası türkçe‘de çok önceden tanımlanmış bir durumdur:

    (bkz: para parayı çeker)
  • ian leslie türkçe'ye merak olarak çevrilmiş kitabında eğitimdeki öneminden bahsettiği etki. fakirlerin çocuklarının okulda ezberletilmeyip kendi kendilerine araştırarak bilgi edinmeleri gibi bir uygulamayla gibi kendi hallerine bırakılarak en temel bilgileri bile edinmelerine nasıl set çekildiğini ve gelişmelerinin nasıl önüne geçildiğini anlatır.

    "çünkü az malı olana daha da çok verilecek, hem de artırılacak; ama bir şeyi olmayandan elinde bulunan bile kendisinden alınacak."
    kaynak
  • cumhuriyetin kuruluş döneminde uygulanan sosyal politikalar sayesinde, en azından toplumumuz lehine bir süre için kırılabildiğini düşündüğüm etki.
    şöyle ki, en son (#98454328) sayılı giriyi okurken bu kitapların varlığından kaç lise öğrencisi haberdar/ulaşabilir, bir kitapevinde görse kaçı bu kitapları almayı tercih eder? oldu ki aldı, okuduğunu/anladığını tartışabileceği kaç arkadaş bulabilir (çocuklarımızın okuduklarını anlama kategorisinde 2019 yılı sıralamasını şöylece bırakayım #98604890) diye epeyce düşünmüştüm. genel olarak “papaz okulu” diye adlandırılan bu ve benzeri okullar dışında eğitim sistemimiz içerisinde öğrencilerini medeniyetle tanıştıracak (evet emrah hocaya katılıyorum, medeniyet dediğimiz şey artık batınınkidir ve bu gidişle öngöremeyeceğimiz bir süre boyunca da öyle devam edecek gibi görünüyor), dünyaya açılmak için gerekli bilişsel, davranışsal becerilerle donatacak kaç okul kaldı? vakti zamanında robert koleje rakip olarak açılan maarif koleji’nin, bugünkü adıyla kadıköy anadolu lisesi (çok yaşayın martılar), bile durumu ortadayken tartışabileceğimiz pek bir şey de yok. bakınız, fen liselerimizin sayıları ve durumlarını açmadım daha. en son görece kalifiye öğrencilerini 90’larda verdikten sonra işlevleri bitirildi bu okulların (burada özgür hocayı da saygıyla anıyorum). cumhuriyetimizin ilk yıllarında eğitimin düzenlenmesi için yapılan çalışmalar ve ardından gelen uygulamaların detaylarına ilişkin şu makaleyi de ilgilenenler için bırakıyorum`:https://dergipark.org.tr/…ownload/article-file/1833`.
    buna ek olarak kurulan halkevleri, kütüphaneler, buralarda verilen kurslar, trt, devlet tiyatroları, opera ve balesi, cso, devlet konservatuarları, benzeri kurumlar ve bu kurumlarda görev alan yetkin personel, toplumun kültürlenmesi ve dönüşümünde etkin roller oynamışlardır. bu uzunca girizgahın ardından asıl meramımı anlatayım. ben ilkokul mezunu, köyde yetişmiş bir annenin evladıyım. rahmetli radyosunu uyanınca açıp yatarken kapardı. ilerleyen yıllarda en sevdiği program trt 2’de atilla ilhan’ın sunduğu zaman’ın içinde yolculuk idi. “ne hayat yaşamış, derya deniz bu adam” derdi de babam kıskanırdı. ben de radyo 3 dinleyerek büyüdüm. ilk aşkım şehirden ayrıldığında cutting crew ile ağladım, kar yağarken kissing a fool dinledim hayaller kurdum. yaz akşamları denize vuran mehtaba bakıp sister moon diye mırıldandım. karadeniz’in poyrazına karşı tchaikovsky’nin keman konçertosunu dinleyip iliklerime kadar titredim. bir gün okul çıkışı haldun taner sahnesi’nin önünde banka oturmuş otobüs beklerken o zamana kadar işittiğim en güzel sesi duydum. bach çello suit prelüd bölümüymüş çalıştıkları parça, öğrendim. ünye’de küçücük bir mahalle ilkokulunda da mandolin çalmayı öğrendim, anneme çaldım bazen. orta 2. sınıf müzik dönem ödevi olarak arkadaşımla birlikte 9. senfoni’den bir bölümü kanon şeklinde seslendirdik. il halk kütüphanesi en sevdiğim ve en sık gittiğim yerdi, edebiyat öğretmenim ödev olarak çehov, maupassant, jack london ve ömer seyfettin’in hikayelerini okuturdu.
    kızım girimin başında atıf yaptığım listedeki kitaplardan çok azını, o da henüz, okumamış durumda. ve ne yazık ki bunun nedeni anaokulundan beri özel okullara devam etmesi değil benim, şimdiki durumlarına bakıp acı duyduğum, devlet okullarında aldığım eğitimdir. matematik ve fen derslerinde ise babası çoğu zaman öğretmenlerinden daha fazla yardımcı oluyor (ki kendisi de devlet okullarında eğitim görmüş bir eşit ağırlıkçıdır*).
    artık, bu seçkin okullara devam edebilen iki kez seçkin çocukların dışında, çünkü bu okullara girebilmek içi salt zeka yetmiyor çok yüksek miktarlarda ücretlerin de ödenmesi gerekiyor (son derece sınırlı burs olanaklarını standarttan saptıkları için örneklem dışı bırakıyorum), çok az çocuk ve genç bilgiye ve kültüre ulaşabiliyor. yine doğru bilgiye ulaşma, bilgiyi sınıflandırabilme, analitik düşünme, etkin sebep-sonuç ilişkiler kurabilme vb. gibi kazanımları edinebilme olasılıklarının azlığını da ayrı tutuyorum yoksa bu giri daha da uzayacak.
    velhasıl, günümüz itibarıyla bahse konu etkideki kırılma güzelce onarılmış, herkes yerli yerine oturtulmuş vaziyette. nasıldı? hah, herkes yerini bilecek. (#98743285) girinin sahibi sayın yazarın anlayışına sığınarak alıntıyla artık "malı olana daha da çok verilecek, hem de artırılacak; ama bir şeyi olmayandan elinde bulunan bile kendisinden alınacak."
    edit: cümle düşüklüğü düzeltildi.
  • (#74576141)'de bahsi geçen süreçte fiiliyat kazanmamış olan etki.
  • terimi icat eden kişi sosyolog robert k. merton’dur; aziz matthew’un sözlerini, hayatın çeşitli yönlerini içeren bir fenomene değinmek için kullanmıştır. tanınmayan insanlar tarafından yapılan işin, hali hazırda ünlü ya da tanınmış insanlar tarafından yapılan ancak daha önemli olmayan bir işle kıyaslandığında, daha az dikkat, farkındalık ve ehemmiyet kazanmasıyla ilgilidir. bu teori, ünlü insanların çalışmalarının daha iyi olmadıkları zamanlarda bile, neden daha az tanınmış insanlara kıyasla daha fazla dikkat uyandırdığını açıklamaya çalışır. bu yüzden, sponsoru olmayan ya da hala genç olan ancak ünlü olmayan insanlar hep arka planda kalıyor. onlar, daha ünlü yazarların devasa gölgeleri altında gizleniyorlar.

    (bkz: matilda etkisi)