şükela:  tümü | bugün
  • bin aydan daha hayırlı, bin kelimeden daha anlamlı. boğaz kenarında yürüyen güzelinden bir kızın dudaklarından yanlışlıkla düşmüş gibi, öylesine apansız.

    nerede ve ne yapıyor olursam olayım, her sene engellenemez bir tutkuyla mayısı bekler oldum. aklım başımdan gidiyor, mavi renkli mayısa dair hayallere kaptırıyorum kendimi. bir ofisin koltuğunda siyah zemin üzerine fosforlu çizgilere bakarken de böyleydi, barfiksin tepesinde tüm damarlarım çıkmışken de böyle. aklıma ne zaman mayıs düşse, karşımdakinin sesini duymaz oluyorum. patroniçem elinde sigarası ile projeye dair bir şeyler anlatırken de böyleydi, vicdanını omzundaki yıldıza satan herhangi bir komutan avaz avaz bağırırken de böyle. ağızları kıpırdıyor görüyorum ama insan akınına uğramamış denizlerin şeffaflığı geliyor gözümün önüne, derin suların lacivertini yaran bir gulet görür gibi oluyorum istemsiz.

    mayısı bekleme şenlikleri bazen şubattan bazen de bir önceki senenin aralığından başlarken mart ve nisana konsantre olamıyorum yıllardır. başarısız ön gruplar gibiler, sadece bitmesini ve esas adamların çıkmasını bekliyorum. mart o kadar değil de, mayıs taklidi yapan nisanı 23. günü dışında zerre sevmiyorum. ruhumdaki çocuklar el ele tutuşup sevgilimin etrafında “iyi ki doğdun” diye şarkılar söylemese o günü de sevmezdim sanırım. denize doğru alçalan güneş, mücevher gibi parlayan yıldızlar, bir gezegenin uydusu olmaktan çok daha önemli bir amacı olduğuna yürekten inandığım ay bu kadar güzel olmasa yaşamayı da sevmezdim ya neyse. “hayat güzeldir, yaşamasını bilene” demişti dedem, yaşamayı öğrenmeye çalışırken de genelde mayısı bekler buluyorum kendimi.

    senede en az iki ayım şu mayıs belasına telef oluyor. tek gözü kör bir büyücü el falıma bakıp da “her şey mayısta” demiş sanki seneler evvel. arkeoloji müzesinin bahçesindeki bir heykel gibi kıpırdamadan, evinin cumbasında tüm gün oturup da sokağı izleyen statik bir yaşlı gibi başka tarafa bakmadan bekliyorum. beklemelerim boşa gitmesin diye gidip nöbet yerinde bekliyorum, geri gelip yatağımda uzanırken de mayısa attığım ipi çekiyorum.

    sanki büyük bir balıkmış, oltama takılmış da tüm gücümle asılıyorum bir an önce tekneme çıksın, ayaklarımın önünde teslim olsun diye. misina, parmaklarımı kesip canımı acıtsa da bir an olsun bırakmıyorum, mayıs niyetine moby dick kovalıyorum sanki her gün. kaptan ahab gibi huysuz bir ihtiyara dönüştüğüm ve atmayan saniyelere tekme attığım da oluyor ama kaçarı yok. martın son gününde yazdığım bu yazıda, önümde uzanan nisana bileniyorum. 2.592.000 tane saniyesinin olması gözümü korkutmuyor, “mayıs 1” dedi mi takvimler ve tüm işçiler, ben de mavi bayrağımı dikerim kışlanın ortasına. “bu çocuk gidecek” yazmıştım ranzamın kenarına, kehanetimin doğru çıkmasını kutlarım kantinden aldığım bir koli eti pufla.

    mayısı beklemenin kaderim olduğu şu hayatta, gelecek sene de hemen hemen aynı durumda olacağımı tahmin ediyorum. belki şeytana uyup kpss’ye girer ve devlet memuru olmanın griliğini muhteşem bir istifayla kutlamak için mayısı beklerim. beyaz sarı çiçeklerin kapladığı vadileri görmek için çıkarım şubeden ve kimse benden bir daha haber alamaz, laf dinleyen bir sürünün sakin çobanı olmak için tırmanırım yaylalara, blok flütümün izin verdiği ölçüde koyunlarımı yatıştırırım.

    atlas’ın mart 2010 sayısında verdiği “akdeniz yürüyüş atlası” ekini kutsal kitabım beller, günde beş vakit iz sürerim. kanyonlara iner, patikaları takip edip lahitlere ulaşırım. benden önce var olan ve benden sonra daha asırlarca var olacak olanların fotoğrafını çeker, gölgelerinde serin bir nefes alırım. beni askerde de yalnız bırakmayan pek sevgili defterim molly’e notlar alırım. sırt çantamdan iki tane bira çıkar, birisini ben içerim birisini de yoldaşıma sunarım.

    tabii bütün bunların parolası mayıs. söylemesi bile heyecanlandırıyor; güzel bir şeyler olacağının yağız atlı habercisi son hızla üzerime sürerken, uzmanlar sadece 30 gün sonra mayıs’ın bana ulaşacağını ve atının terkisine atıp antalya’ya götüreceğini söylüyor.
  • ayların bir tanesi, baharın canı cananı.
    el üşümeleri nihayet bulur, gönül ücrasına dek ısınır. yağmur yağmaz mı, yağar. ama teklifsiz öpüşmesini şapır şupur getiren bir sevgili gibi..
    ne kadar aziz olduğu müjdecisi nisan ayına ait telaştan anlaşılabilir.
    sokağa çıkarken kötü havanın vücut bulduğu tereddütlerin sonu.
    sandalyelerin sonbahar gibi ters bırakıldığı açık hava kahvelerinde neşe; muhtelif koruların, koru diplerindeki köşklerin, köşkte kilitli odaların sanki sonsuza açılması..
    denizin son hazırlıkları, sahillerin soyunma odası, soğuk dağların envai çiçekle aleni buluşması.
    hep daha fazla açılan müziğin sesi, camdan çıkarılan kollar, umursanmayan rüzgar..
    eskiden olsa elveda çağla, merhaba erik; veli dondurması bir yanda..
    sıfır endişe, sıfıra yakın tasa; hatırlamanın değil unutmanın ayı.
    ne cennette ilk öldürülecekler listesi kalır elinde, ne cehennemin fikri muhterem beyninde...
  • aynı anda hem karışık, hem huzur verici olabilendir mayıs. şenliklerin ve festivallerin başladığı, güneşin çiçekleri göz alıcı renklere boyadığı zamanlarda sınavları düşünmek; çalışmaktan başınız ağrıdığı zaman tanımadığınız insanlarla konuşmak istemek; bir sabah pastanede kahvaltı ederken, inatla kucağınıza gelmek isteyen bir sokak kedisine yiyecek birşeyler almak, ama yemediğini gördüğünüzde onun hakkındaki düşüncerinizi dile getirirken* sevdiğiniz birine yakalanmaktır. akşamları evlerden gelen çocuk sesleri, çatal bıçak seslerinin eşliğinde eve yürümek; siyah, yüksek bir binanın önünden geçerken bahçedeki onlarca menekşenin güzelliğine hayran kalmaktır mayıs..
    bir yandan son ana bıraktığınız bir projeyi yetiştirmeye çalışırken diğer yandan dergilerin, katalogların arasında kaybolmak, bir ruj rengi seçmeyi o anın en önemli meselesi haline getirecek kadar aptallaşmayı, yüzeyselleşmeyi istemektir mayıs.
    geceleri saatler boyunca internette kalmak; bütün gün çalışıp ne kadar yorulduğunu söyleyen birine "ben hiç yorulmam" diye hava atmak ama yatağa girdiğiniz anla uyuduğunuz an arasındaki dakikaları hatırlayamamaktır ve sözlüğe bu düşüncelerle girip anlamının aynı zamanda tezek olduğunu öğrenip gülmenize neden olan aydır mayıs. hiç bitmesin istenen, huzur veren ama her anı sorumluluk gerektiren..
  • yetkililerden 45 gun olmasini acilen talep ettigim aydir. **
  • yağmur. günlerce yağan yağmur. umutları tüketen, acıyı azaltan. pencereden aydınlık odaya sızan kelebek. duvarda. hareketsiz. düşünmekte. düşünmesine izin yok. ya kapı çalıyor ya telefon. yine kimin bisikleti çalınmış? kör mü sahip çıksaydı? kelebekle birlikte odadaki herif de düşünmeli. hem çok. bırakmalı artık interneti. o kadar vakti yok. düşünceye öyle dalmalı ki, çocukken çalınan bisikleti gelmeli aklına. çalan çocuğun babasına itelediği hesap. adalet.

    kırda papatyalar üzerinde uçuşan kelebekler. ve yabancı bir evin penceresinden odaya sızan kelebek. abdulbari. yaradanın kulu herif. günlerce yağan yağmur. karın huzurunu hüzne çeviren yağmurlar. doğum rahatlığı veren dolu. camı çatlatan dolu. göle yağan dolu. tutar mı? belki.

    duvarda hareketsiz duran kelebek. bilgisayarın başındaki herif. her işinde sonuç odaklı olan fakat hüznün kaynağında neticeyi düşünemeyen herif. hayır. böyle değil. haksızlık. her şeye rağmen neticeye gidemeyen herif. korkak. mutlu olmak derdi olmadığını söyleyen dünyanın en büyük yalancısı. kafası suyun içindeyken her şeyi unuttuğunu sanan herif. yazık. seni papatyaların üzerindeki kelebek de anlamaz.

    ve bir kelebek. tam pencereden içeri girecekken kocaman bir yağmur damlası düşer üzerine.
  • aylardan mayıssa
    ve sevgilinin dizlerinin üstündeyse başın
    sakın şaşırma
    yıldızlar hep böyleydi zaten...
  • çiçek- renk- getirdin,
    yalnızca yeşil olan
    bitkilerime-
    mayıstı- -
    oruç aruoba

    -ne ağlarsınız bitkilerim, bunca acının yaşandığı mayıs'ta içinize ayna olana sitem edip durmayın,
    özlemlerinizle beni de ağlatmayın daha fazla, en güzel hallerinizi ya hiç görmeseydik daha mı güzel olurdu?
    ağlayıp sormayın bana gelir mi, yaşanır mı bir daha "o'nun gibi bir mayıs"? diye..
    gelir, yaşanır yeter ki siz çürümeyin bitkilerim,
    nereden, ne zaman geleceği bilinmeyen umuttan umudunuzu kesmeyin ne de olsa nisan'ın sonu mayıs'tır..
    hem size ihtiyacım var, n'olur çürümeyin, içinizde saklı duranların rengini tekrar görmeden, kokusunu tekrar koklamadan, beni tekrar yaşatmadan çürümeyin..***
  • bu sene* mart'ın görevini üstlenmiş sözde bahar ayıdır.
    olmuş son haftası, hala donuyoruz lan... hayır sıcağı sevmiyoruz dedik de, ılıktan hoşlanırız yani. nolur.
  • bazı köylerde tezek anlamına gelen kelime...
  • babil,suryani :ayru
    rumi:mayis
    latince: maius (maima,mercurius'un annesi,bitkileri buyuten ay)