şükela:  tümü | bugün
  • manhattan'in en ozel yerlerinden biri burasi.

    ***

    disaridan baktiginiz anda anliyosunuz zaten iceride sizi nelerin bekledigini. irish pub goruntusu var, tamam, zaten cogu irish pub'i ayirt edebilirsiniz iceri girmeden. ama bu tamamiyla bi irish pub. mobilyalarindan tutun, barin goruntusune, ortadaki sobaya; biranin servis edilis biciminden, icilis bicimine; masalarin goruntusunden, ayni masalarda hic tanimadiginiz insanlarla oturmaniza kadar her sey bi degisik.

    duvarlarda butun bi amerika tarihini bulmak mumkun. zaten barin kendisi amerika ile -bir devlet olarak amerika, abd- neredeyse yasit. 1854'de kurulmus (ic savastan eski), 150sini devirmis yani. duvarlar diyorduk: asili resimlerde 1854den beri baskanlik yapmis bi suru yuzu gormek mumkun, ozellikle tarihe etki edenleri. en goze carpani, tam ortada kocaman olarak asili duran abraham lincoln resmi. ic savasta kuzeyli bi tutum sergilemis bu bar, anladigim kadariyla. sonra, bara gelip giden unluler var. john wilkes booth'un gercek araniyor ilani var. barin aldigi oduller vs var. bi suru eski fotograflar, resimler. hepsini tek tek incelemek isterdim, ama o kalabalikta ayaga kalkmayi kendime yakistiramadim, tembelligime uygun dusmezdi. hayran hayran goz gezdirdim sadece.

    {sonradan ogrendigime gore, duvarda bi yerlerde gercek tavuk kemikleri de varmis. goremedik. hikayesi de oldukca enteresan: bi grup doughboy (ne demekse) zamaninda -tam gemileri fransa'ya yola cikmadan once- bara ugramis, bikac icmisler, tavuk falan yemisler. sonra yola cikmadan once, yedikleri tavuklarin lades kemiklerini yukardaki lambalarin bi taraflarina koymuslar. ve bi yemin etmisler. amerika'ya donen, buraya gelip kemigini oldugu yerden alacak, ve henuz donmeyenlerin serefine kadeh kaldiracakmis. iste o henuz donmeyenlerin kemikleri heralde bunlar.}

    kalabalik demisken, bu kalabalik normal barlarda/publarda gorduklerinizden biraz farkli. bi kere disi populasyonu cok az. ama bu kesinlikle rahatsiz etmedi beni (ki ben bara/diskoya gidis amaci danstan/muzikten, bireysel eglenceden uzak bi insanimdir. gerci, yine de bi iki hatuna dikkatle bakmadim degil) erkek erkege takilmak en tehlikesizinden (civardaki gay barlar vs) bu olsa gerek. neyse, birakalim gay'i, lezbiyen'i de bu isin kaynagina bakalim. yaptigim arastirmalara gore, bu ataerkil ortam'in kaynagi mcsorley's'e (iki tane apostrofu da ayni kelimede kullandik, hadi bakalim) 1970'lere kadar kadin alinmamasi olabilir. ayaklarinin alismasi biraz zaman alcak haliyle. bi yirmi sene sonra bi daha gitmek lazim.

    ***

    ben asil birasini anlatmak isterim size. bi kere, gidip "bana iki guinness, bi corona, bi de vodka red bull" deme gibi bi luksunuz yok. gidiyosunuz bara, parmak ilen 2, 3, 5 -ne kadarsa istediginiz- bi isaret yapiyosunuz. barmen dudaklarini kipirdatarak "light mi dark" mi' diyo, siz yine dudaklarinizi kipirdatarak "light/dark" diyonuz, olay bitiyo (ben cok duyamadiydim barmeni, ondan dedim, yoksa anlasiliyo heralde). sonra efendim, dediginiz adedin tam iki kati miktarda bardak geliyo onunuze, cunku bi birayi iki kucuk arjantin bardaga koyuyolar (bu konu hakkinda cesitli teorilerim var --- 1: galiba zamandan tasarruf; kopuge dukkat etmeden pat diye dolduruyolar, bu yuzden de ayip olmasin diye ikinci bi bardaga yine kopuge dikkat etmeden ayni miktari koyuyolar. ama zaten cok mantikli bu, cunku o zavalli barmenler bi dakka bos durmuyo valla. bi eli birada, bi eli bardakta her daim. cok kalabalik, cok. 2: bardak tam olarak bi fondip'lik bira dolu olarak geliyo. hic teklemeden iciyosunuz o guzelim birayi. ny'da barlarda sigara icilmedigini dusunurseniz, birayi yavas icmenin bi anlami olmadigini hemen farkediyosunuz zaten. 4 tek -2 bira yani- atip hemen disari kosup, bi cigara tutturup, gelip muhabbete kaldiginiz yerden devam edebiliyosunuz - bu teoriye gore, planlanmis bi sekilde. ama barin tarihi bu iddia'nin temelden cokmesine neden. 3: bardaklar boyle cok daha sirin gorunuyo. bari meshur yapan ozelliklerden biri de bu zaten.)

    ikiii... bu biralar efendim, kesinlikle bogaz yakmiyo, kesinlikle agizda kotu tat birakmiyo, ve kesinlikle zevk veriyor. gerci ben hic adam gibi icmedim ordayken. hepsini fondip yaptim, ama yudum yudum aldigim tuborg kirmizidan bile daha keyif verdigi kesindi. kimilerinin soyledigi gibi 'gercek bira, ama gercekten gercek bira icmek istiyorsaniz, mcsorley tam aradiginiz yer'. abartmiyim ama sanirim benim de ictigim en iyi biraydi. sanirim degil, oyleydi valla. mcsorley's dark. helal olsun diyorum bi daha giyabinda.

    aslinda, light'in teknik olarak dark'tan bi farki yokmus. denilene gore, dark az biraz surup eklenmis light'mis. ama surubun etkisi nedir; ne alir light'tan, ne katar light'a bilemem. yine de light olani denemedim bile. delikanli adam light bira icmez zaten.

    ***

    barin, ufak bi arastirma neticesinde ogrendigim, tarihi:

    john mcsorley 1854 kuruyo bu isletmeyi. irlanda'daki bi 'public house'dan etkilenerek adini da 'old house at home' koyuyor. 1908'de ise barin adi simdiki adini aliyor. 1910'da buyuk mcsorley oluyor. 1890'dan beri aktif olarak bari isleten, oglu, bill mcsorley'e kaliyor ortam. yasadiklari muddetce bari her sabah kisisel olarak acmistir bu ikili. yine yasadiklari muddetce, her gece, barin kapanisina yakin bi zamanda, musterileri toplayip hepsine bira ismarlamalari da ailevi bi gelenekmis. acaba devam ediyor mu hala? bilsem kalir, kapatir, oyle cikardim bardan.

    bill hayati boyunca hic icmemis. john ise 55inde birakmis icmeyi. oldugu 87 yasina kadar da icmemis. bu da enteresan bi olgu ya. yapiyosan, icecen kardesim. neyse, biz iceriz valla.

    ***

    notlar:
    i.) yukarida da soyledigim gibi iceride sigara icilmiyor.
    ii.) muzik yok.
    iii.) bi bira (iki bardak) 4 dolar. eski kasar, kraker, corba, tavuk gibi mezeleri de mevcut. yemedim, fiyat bilgim yok. peynir guzel gorunuyodu ama. dikkat: kredi karti gecmiyor.
    iv.) 3rd avenue ile 7th street'in kesistigi yerde asagi yukari. biraz yedinci cadde uzerinde, doguya dogru ilerleyince hemen goruyorsunuz. tam adresi: 15 e. seventh st., new york, n.y. calisma saatleri: m-sa 11am-1am su 1pm-1am (standarda bakin ya)
    v.) gidip biraz demlenip, sekizinci caddede hatunlu, bohem-like yerlere takilabilir, sonra kapanisa dogru tekrar mcsorley'e donebilirsiniz - teorik olarak eglenceli bi gece plani.
  • manhattan'in en ozel yerlerinden biri burasi.

    ***

    disaridan baktiginiz anda anliyosunuz zaten iceride sizi nelerin bekledigini. irish pub goruntusu var, tamam, zaten cogu irish pub'i ayirt edebilirsiniz iceri girmeden. ama bu tamamiyla bi irish pub. mobilyalarindan tutun, barin goruntusune, ortadaki sobaya; biranin servis edilis biciminden, icilis bicimine; masalarin goruntusunden, ayni masalarda hic tanimadiginiz insanlarla oturmaniza kadar her sey bi degisik.

    duvarlarda butun bi amerika tarihini bulmak mumkun. zaten barin kendisi amerika ile -bir devlet olarak amerika, abd- neredeyse yasit. 1854'de kurulmus (ic savastan eski), 150sini devirmis yani. duvarlar diyorduk: asili resimlerde 1854den beri baskanlik yapmis bi suru yuzu gormek mumkun, ozellikle tarihe etki edenleri. en goze carpani, tam ortada kocaman olarak asili duran abraham lincoln resmi. ic savasta kuzeyli bi tutum sergilemis bu bar, anladigim kadariyla. sonra, bara gelip giden unluler var. john wilkes booth'un gercek araniyor ilani var. barin aldigi oduller vs var. bi suru eski fotograflar, resimler. hepsini tek tek incelemek isterdim, ama o kalabalikta ayaga kalkmayi kendime yakistiramadim, tembelligime uygun dusmezdi. hayran hayran goz gezdirdim sadece.

    {sonradan ogrendigime gore, duvarda bi yerlerde gercek tavuk kemikleri de varmis. goremedik. hikayesi de oldukca enteresan: bi grup doughboy (ne demekse) zamaninda -tam gemileri fransa'ya yola cikmadan once- bara ugramis, bikac icmisler, tavuk falan yemisler. sonra yola cikmadan once, yedikleri tavuklarin lades kemiklerini yukardaki lambalarin bi taraflarina koymuslar. ve bi yemin etmisler. amerika'ya donen, buraya gelip kemigini oldugu yerden alacak, ve henuz donmeyenlerin serefine kadeh kaldiracakmis. iste o henuz donmeyenlerin kemikleri heralde bunlar.}

    kalabalik demisken, bu kalabalik normal barlarda/publarda gorduklerinizden biraz farkli. bi kere disi populasyonu cok az. ama bu kesinlikle rahatsiz etmedi beni (ki ben bara/diskoya gidis amaci danstan/muzikten, bireysel eglenceden uzak bi insanimdir. gerci, yine de bi iki hatuna dikkatle bakmadim degil) erkek erkege takilmak en tehlikesizinden (civardaki gay barlar vs) bu olsa gerek. neyse, birakalim gay'i, lezbiyen'i de bu isin kaynagina bakalim. yaptigim arastirmalara gore, bu ataerkil ortam'in kaynagi mcsorley's'e (iki tane apostrofu da ayni kelimede kullandik, hadi bakalim) 1970'lere kadar kadin alinmamasi olabilir. ayaklarinin alismasi biraz zaman alcak haliyle. bi yirmi sene sonra bi daha gitmek lazim.

    ***

    ben asil birasini anlatmak isterim size. bi kere, gidip "bana iki guinness, bi corona, bi de vodka red bull" deme gibi bi luksunuz yok. gidiyosunuz bara, parmak ilen 2, 3, 5 -ne kadarsa istediginiz- bi isaret yapiyosunuz. barmen dudaklarini kipirdatarak "light mi dark" mi' diyo, siz yine dudaklarinizi kipirdatarak "light/dark" diyonuz, olay bitiyo (ben cok duyamadiydim barmeni, ondan dedim, yoksa anlasiliyo heralde). sonra efendim, dediginiz adedin tam iki kati miktarda bardak geliyo onunuze, cunku bi birayi iki kucuk arjantin bardaga koyuyolar (bu konu hakkinda cesitli teorilerim var --- 1: galiba zamandan tasarruf; kopuge dukkat etmeden pat diye dolduruyolar, bu yuzden de ayip olmasin diye ikinci bi bardaga yine kopuge dikkat etmeden ayni miktari koyuyolar. ama zaten cok mantikli bu, cunku o zavalli barmenler bi dakka bos durmuyo valla. bi eli birada, bi eli bardakta her daim. cok kalabalik, cok. 2: bardak tam olarak bi fondip'lik bira dolu olarak geliyo. hic teklemeden iciyosunuz o guzelim birayi. ny'da barlarda sigara icilmedigini dusunurseniz, birayi yavas icmenin bi anlami olmadigini hemen farkediyosunuz zaten. 4 tek -2 bira yani- atip hemen disari kosup, bi cigara tutturup, gelip muhabbete kaldiginiz yerden devam edebiliyosunuz - bu teoriye gore, planlanmis bi sekilde. ama barin tarihi bu iddia'nin temelden cokmesine neden. 3: bardaklar boyle cok daha sirin gorunuyo. bari meshur yapan ozelliklerden biri de bu zaten.)

    ikiii... bu biralar efendim, kesinlikle bogaz yakmiyo, kesinlikle agizda kotu tat birakmiyo, ve kesinlikle zevk veriyor. gerci ben hic adam gibi icmedim ordayken. hepsini fondip yaptim, ama yudum yudum aldigim tuborg kirmizidan bile daha keyif verdigi kesindi. kimilerinin soyledigi gibi 'gercek bira, ama gercekten gercek bira icmek istiyorsaniz, mcsorley tam aradiginiz yer'. abartmiyim ama sanirim benim de ictigim en iyi biraydi. sanirim degil, oyleydi valla. mcsorley's dark. helal olsun diyorum bi daha giyabinda.

    aslinda, light'in teknik olarak dark'tan bi farki yokmus. denilene gore, dark az biraz surup eklenmis light'mis. ama surubun etkisi nedir; ne alir light'tan, ne katar light'a bilemem. yine de light olani denemedim bile. delikanli adam light bira icmez zaten.

    ***

    barin, ufak bi arastirma neticesinde ogrendigim, tarihi:

    john mcsorley 1854 kuruyo bu isletmeyi. irlanda'daki bi 'public house'dan etkilenerek adini da 'old house at home' koyuyor. 1908'de ise barin adi simdiki adini aliyor. 1910'da buyuk mcsorley oluyor. 1890'dan beri aktif olarak bari isleten, oglu, bill mcsorley'e kaliyor ortam. yasadiklari muddetce bari her sabah kisisel olarak acmistir bu ikili. yine yasadiklari muddetce, her gece, barin kapanisina yakin bi zamanda, musterileri toplayip hepsine bira ismarlamalari da ailevi bi gelenekmis. acaba devam ediyor mu hala? bilsem kalir, kapatir, oyle cikardim bardan.

    bill hayati boyunca hic icmemis. john ise 55inde birakmis icmeyi. oldugu 87 yasina kadar da icmemis. bu da enteresan bi olgu ya. yapiyosan, icecen kardesim. neyse, biz iceriz valla.

    ***

    notlar:
    i.) yukarida da soyledigim gibi iceride sigara icilmiyor.
    ii.) muzik yok.
    iii.) bi bira (iki bardak) 4 dolar. eski kasar, kraker, corba, tavuk gibi mezeleri de mevcut. yemedim, fiyat bilgim yok. peynir guzel gorunuyodu ama. dikkat: kredi karti gecmiyor.
    iv.) 3rd avenue ile 7th street'in kesistigi yerde asagi yukari. biraz yedinci cadde uzerinde, doguya dogru ilerleyince hemen goruyorsunuz. tam adresi: 15 e. seventh st., new york, n.y. calisma saatleri: m-sa 11am-1am su 1pm-1am (standarda bakin ya)
    v.) gidip biraz demlenip, sekizinci caddede hatunlu, bohem-like yerlere takilabilir, sonra kapanisa dogru tekrar mcsorley'e donebilirsiniz - teorik olarak eglenceli bi gece plani.
  • kesif soğan, peynir, ale ve irlandalı kokusudur mcsorley. ilk 5 dakika kokuya dayanabilirseniz, artık saatlerce oturabilirsiniz. zaman tüneli gibi yer. talaşlı zemin, harbiden yanan sobadır. iyice eskimiş, tahta masa sandalyelerdir.
    116'ncı yaşını kutladığı 1970 yılında ünlü feminist hareket national organization for women üyeleri ortalıgı velveleye verip mahkeme kararıyla giresiye kadar, new york'un tek "man only" mekanı olarak kalmış ki bunun izini bugün tuvaletlerin yapısında hala görmek mümkün. duvarlarında "we were here before you were born" ya da "be good or be gone" uyarı levhaları var. 1970 mahkeme kararına kadar ise barın mottosu, "good ale, raw onions and no ladies." şeklindeymiş.
    1939 yılında sahibi daniel o'connell öldüğünde bar da kızı dorothy o'connell kirwan'a kalmış. erkek barının kadın patronun eline kalması müşterileri kıllandırmışsa da, dorothy hanım, babasına verdiği sözü tutarak barın politikasına asla karışmamış, 1970 yılında mahkeme zoruyla bar kadın müşterilere de kapısını açasıya kadar 31 yıl sadece pazar akşamları bar kapandıktan sonra hesabı almak içiin girmiş mekana.

    bizim redwheelbarrow'un liseden edebiyat öğretmeni e.e. cummings "sitting in mcsorley's" adlı manzum eserinde, "şeytan kucağı" dediği bu yeri anlatır ki, dışarda kar yağarken, sıcaklık vericidir,

    i was sitting in mcsorley's.
    outside it was new york and beautifully snowing.
    ...
    gone darkness it was so near to me,
    i ask of shadow won't you have a drink?
    ...

    http://www.mcsorleysnewyork.com/
  • cuma yahut cumartesi gidilirse tam bir curcuna mekanidir. kalabalik gruplar halinde oturulan buyuk masalarda (tanidik, tanimadik) herkesle birlikte gurultulu bir sekilde biralar icilir. pazar aksamlari ise issiz bir mekandir. mekanin sahibi ile televizyonda mac seyredebilir, sohbet edebilirsiniz. bu arada bir rivayete gore (ravi mekanin sahibidir, bir sohbetimizde soyledi) sevgili abe lincoln (abraham lincoln) amcanin hemen yakinlardaki cooper union'da o meshur konusmayi yapmasinin akabinde gelip mcsorley's birasini (bkz: micro brewery) yudumlarken oturdugu sandalyeyi de "be good or be gone" yazisinin hemen yaninda gorebilirsiniz, yukarida.
  • 1940'larin lower east side resimlerine bakarken buldum.

    http://img827.imageshack.us/…thstbetween3rd2nds.jpg

    hala aynidir burasi, neredeyse degisen tek sey yok bu mekanda.

    70 yil oncesinden renkli lower east side resimleri icin de:

    http://www.howtobearetronaut.com/…-1940s-in-colour/
  • 1910 yılından beri duvara asılan hiçbir şey indirilmemiş. pubdan çok bir müze gibi. çeşitli hatıralık eşyalar da hala barda durmaktaymış. mesela houdini'nin kelepçeleri barın demirine takılmış vaziyette asılı durmakta. ayrıca birinci dünya savaşına giden askerlerin döndüklerinde almak üzere astıkları ama dönüp de alamadıkları lades kemikleri de hala barda durmakta.

    1970 yılındaki mahkeme kararı sonrası kadınlara da hizmet vermek zorunda bırakılınca tuvaletlerini unisex yapmış. kadınlar için ayrı bir tuvalet yapmaları için 16 yıl geçmesi gerekmiş.

    yukarda da yazıldığı gibi salon açıldığında adı, "the old house at home" imiş. mcsorley's uzun yıllardır kapılarını 1854 yılında açtığını iddia etmekte ama tarihi araştırmaların gösterdiğine göre mekan 1860 yılından 1861 yılına kadar boşmuş. mcsorley, 2012 yılında new york şehir merkezi koruma komisyonu tarafından oluşturulan aşağı doğu yakası tarihi bölgesi'nde yer alıyor. bölgenin atama raporunda, binanın yapım tarihi “c.1865” olarak verilmiş, ancak 'dolaylı kanıtlar parselde daha önce farklı bir yapı olabileceğine işaret ediyor olabilir' diye de not düşmüşler. bu parselin değerinin 1848-1856 arasında arttığı ama çevreleyen parsellerin değerinin artmadığı görülmüş. bu artış da kaydedilmemiş bir yapının varlığı ile açıklanabilir. 1861'deki vergi kayıtlarına göre parselde iki katlı bir bina varmış ve 1865 yılındaki kayıtlarda da mevcut beş katlı olanı görünüyor ama yıkılıp yenisi mi inşa edildi yoksa üzerine kat mı çıktılar bu bilinmiyor.

    john french sloan'ın 1912'de yaptığı mcsorley's bar adlı resmi
  • 1910 yılından beri duvara asılan hiçbir şey indirilmemiş. pubdan çok bir müze gibi. çeşitli hatıralık eşyalar da hala barda durmaktaymış. mesela houdini'nin kelepçeleri barın demirine takılmış vaziyette asılı durmakta. ayrıca birinci dünya savaşına giden askerlerin döndüklerinde almak üzere astıkları ama dönüp de alamadıkları lades kemikleri de hala barda durmakta.

    1970 yılındaki mahkeme kararı sonrası kadınlara da hizmet vermek zorunda bırakılınca tuvaletlerini unisex yapmış. kadınlar için ayrı bir tuvalet yapmaları için 16 yıl geçmesi gerekmiş.

    yukarda da yazıldığı gibi salon açıldığında adı, "the old house at home" imiş. mcsorley's uzun yıllardır kapılarını 1854 yılında açtığını iddia etmekte ama tarihi araştırmaların gösterdiğine göre mekan 1860 yılından 1861 yılına kadar boşmuş. mcsorley, 2012 yılında new york şehir merkezi koruma komisyonu tarafından oluşturulan aşağı doğu yakası tarihi bölgesi'nde yer alıyor. bölgenin atama raporunda, binanın yapım tarihi “c.1865” olarak verilmiş, ancak 'dolaylı kanıtlar parselde daha önce farklı bir yapı olabileceğine işaret ediyor olabilir' diye de not düşmüşler. bu parselin değerinin 1848-1856 arasında arttığı ama çevreleyen parsellerin değerinin artmadığı görülmüş. bu artış da kaydedilmemiş bir yapının varlığı ile açıklanabilir. 1861'deki vergi kayıtlarına göre parselde iki katlı bir bina varmış ve 1865 yılındaki kayıtlarda da mevcut beş katlı olanı görünüyor ama yıkılıp yenisi mi inşa edildi yoksa üzerine kat mı çıktılar bu bilinmiyor.

    john french sloan'ın 1912'de yaptığı mcsorley's bar adlı resmi
  • burayla alakalı daha fazla şey öğrenmek, güzen anekdotlar okuman isterseniz joseph mitchell'in "mcsorley's wonderful saloon" başlıklı profilini okuyabilirsiniz.

hesabın var mı? giriş yap