şükela:  tümü | bugün
  • sözlükte bu kadar az yer almış olması çok ilginç. son birkaç yılın en önemli sosyal medya olaylarından biri, dahası sosyal medyanın belirli konuların tartışılır hale gelmesinde ne kadar etkili olduğunun en belirgin örneklerinden biri bana sorarsanız.

    bu hashtag harvey weinstein meselesi ile patladı, hala bilmeyen kaldıysa ki başlığın rağbet görmemesinden bunu çıkartıyorum, miramax'ın sonra da weinstein productions'ın kurucusu, şiddet eğilimi olan, hakkında onlarca taciz hikayesinin bir anda patladığı yapımcı. üç kişi tecavüz, kalan onlarca kadın taciz ve tecavüze yeltenme ile suçluyor, bugüne kadar bu tacizleri duymayan kalmamış ama çeşitli kadınların ve adamların açıkladığı gibi, bu güçlü abiye bulaşmamak için genelde susmayı tercih etmişler, tabii bir de her dava edilmek istendiğinde olaya kürekle para atarak kapaması meselesi var.

    adamın kim olduğunu geçersek, çünkü artık herhalde biliyoruzdur değil mi, gerek aramızda, gerek yüzyüze görüştüğümüz birçok sosyal grup içinde bu tacizci/tecavüzcülerden illa ki var, bu hashtag ile kadınların anlattığı taciz hikayelerine bir bakın. ikincil araştırma konularımdan biri toplumsal cinsiyet gelişimi ve kadınların dezavantajlı grup oldukları literatürdeki yüzlerde empirik ve teorik çalışma ile destekleniyor. ancak kadınların sürekli ve tüm hayatları boyunca böyle bir tehditle yaşadıklarını ve çoğunun bir tacizciye hayatlarının bir noktasında yakalanarak psikolojik ve bedensel bütünlüklerinde yaralar açıldığını, bu boyutuyla ilk defa görüyoruz.

    binlerce #metoo (ben de) hikayesi aktı başta twitter ve facebook'ta olmak üzere. sırf benim listemde olan kadınların yüzde yirmisine yakını "ben de tacize uğradım" dediler. bir de diyemeyenler var, belki de bu sayının iki üç katı.

    ------

    ben de bu yazamayan kadınlardan biriyim, ama sanırım bu treni de kaçırırsam kendimi hiç affetmeyeceğim. yıllarca kafamda çok gittim geldim. bu me too işi çıkınca daha iyi anladım, aynı diğer kadınlar gibi nasıl da aynı savunma mekanizmalarını kullanıyorum. önceleri bu konuyu kendime bile anlatamadım, ne kadar klişe bir laf dışarıdan, hele de kendinize genel olarak dürüstseniz insana öyle şey olmaz gibi geliyor. oluyor işte, resmen üstünü örtüyorsun, hatta tamamen unutuyorsun, sonra çarpıtıyorsun, kafayı yemeyecek noktayı garantilediğinde geçmişi yeni bir ışıkta değerlendirmeye ve daha net görmeye başlıyorsun.

    sosyal medyada me too hashtag'iyle yazan çoğu kadın gibi, ben de ilk olarak "benim hikayem me too denecek kadar ciddi mi"den şüphe ettim, ki senelerdir sürekli unutmaya aktif olarak çalıştığım ciddiyeti ortadayken. insan kendine bir noktada bir yerinden çatlamış, yara almış, kırılmış olmayı yakıştıramıyor. sen aynı sen olarak devam etmek istiyorsun. içinde yaşadığın toplumu, bunun sana ne getirip senden ne götüreceğini, anlatsan kimin sana nasıl saldırabileceğini düşünüp vazgeçiyorsun. ama bana sorarsanız öfken hiç geçmiyor.

    ben on yıla yaklaşan bir zamandır, daha son birkaç yıldır tacizcime kötülük dilemeyi bıraktım, affetmedim ama artık durumu affetmeyi öğrendim, insan kendini güçlü kılmak için ne taklalar atıyor ne garip, ama uzun vadede de olsa öğreniyorsun, durumla yüzleşip, tacizi kendine sıkıca bağladığın ipleri çözmediğin sürece söylememekle söyleyip saldırı almak aynı kefede, hiç olmazsa birinde kabul etmenin verdiği rahatlama var. ki hala tüm hikayeleri düşündüğümde ben o kadar da şanssız değildim belki diye düşünmeye yelteniyorum, insan kendini yara almaz farz etmeyi çok seviyor dediğim gibi.

    bundan dört beş sene önce ilk olarak eşime, sonra çok yakın bir arkadaşıma anlatabildim durumu. anlattıktan sonra da yükün en büyüğünü attım. buradan anlatmayı da geçmiş yıllar içinde çok düşündüm, bunun sosyal sorumluluğum olduğunu da düşündüm, ki bunu hala düşünmüyor değilim. tabii ki olası sonuçlarını da düşündüm, bu sinir harbine değer mi, kime neyi kanıtlamak zorundayım diye de. anlatabileceğim duygu ve düşünceler, burada anlatabildiğimden çok boyutlu ve çeşitli, ama varmak istediğim yer bu değil.

    anlatmak istediğim nokta şu: tek çocuğum, anam babam hayatım boyunca bir tek kez aşağılamadı kalbimi kırmadı, ne zor bir çocukluk ya da ergenlik geçirdim, ne içimde başedemediğim duygular taşıdım bu olaya kadar. tacizin hele de cinsel tacizin seksle ilgisi olmadığını, esas konunun tahakküm ve dominans olduğunu anlatmama gerek yoktur diye umuyorum. toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak yüzyıllardır gelen küfürlerin her birinin kadın aşağılama üstüne olduğu ve bu eril dilin en kafası çalışanımızın bile fark etmeden bilişselliği haline gelip çoğumuzun rahatsız olmadığı, oturup en baştan sistem anlatmayayım. başka türlü başedemediğin birine cinsel ya da fiziksel şiddet göstermenin zavallılığı konusu da aşikar. peki neyi görmüyordun da gördün derseniz, insan ilişkilerinin çetrefilliğinin çok büyük yüzdesinin ahlaki gelişim sorunu olduğunu, çoğu insanın neyin doğru-neyin yanlış olduğunu anlama problemi olmadığını düşünüyorum, ve anlamamayı ya da her ne çıkarı varsa kaybetmemeyi seçtiği için, aktif olarak doğruyu görmemeyi tercih ettiklerini.

    beş aylık bebeklerle yapılan çalışmalar var, aynen bu sonuçlara ulaşan, ama yetişkinler için de ne kadar geçerli olduğu meselesi benim kafamda son yıllarda iyice aydınlandı. bana sorarsanız gençler, hepimiz kimin ne olduğunu açıkça biliyoruz, ama bunu açıktan kabul etmek işimize gelmiyor, ortak borçlar-günahlar listesinden ya da popülarite kaybetmeme kaygısından olabilir, ya da çıkar her ne ise. weinstein örneği üstünden gidersek, yıllarca bu durumu bilip susan, şimdi çıkıp ah biliyordum ben de suçluyum diyen ünlüler çok uygun örnek. bu durumda weinstein'a bile daha fazla sempati duyabilirim, hadi adam hasta, senin bahanen ne diye sorarlar insana, değil mi? sormuyorlar işte, hayat öyle değil, bu olaya hem tanıklık edip hem de ayyuka çıkınca prim toplamak da güzel hamle çünkü. ama bilip susanlar sebebiyle başkaları da aynı tacizden geçiyor, işte, kişisel olan politiktir'e kadar gidiyor bu yol buradan. sormuyorlarsa sen soracaksın, kendini toplayıp kendini saracak, yara almanın da insanca olduğunu, kafanda döndürdüğün senaryo ne olursa olsun karşındaki psikopatın manipülasyonundan kaçamamış olmanın senin suçun olmadığını kabulleneceksin. frida'dan alıntılayarak, kırılmamış kalmanın seni bir bütün yapmayacağını bileceksin. bir de anlatmaktan gurur duyacaksın, çünkü belki de hayatında yaptığın en zor şey.

    binlerce kadınla aynı hashtag'i paylaşmaktan mutluyum, sayımızın bu kadar kalabalık olması çok kötü, ama nihayet konuşuyor olmamız paha biçilmez.
  • time tarafından 2017 yılın kişisi ödülü #me too hashı ile yaşadıklarını paylaşarak " sessizliği bozan" kadınlara verildi.

    the silent breakers . bu cesur kadınlar ve me too hareketi sonuna kadar hak etti bu ödülü.
  • ing. ben de.
  • arkadasin biri sehir disinda ve muhtemelen toplantida olan esine cok uzun ve romantik bir sms yazar, heyecanla bekler esinin aramasini. yarim saat sonra ise esinden cevap gelir: me too ( bi de neden ingilizce yazmissa, ben de dese noolcek?)
  • olumsuz bir cümle için "ben de" denilirken kullanılmaması gereken kalıp.
    doğrusu:
    (bkz: me neither)
  • "so do i" ın halk arasında söylenişi.
  • "tecavüze uğradım. yeni tanıştığım biriydi. bu uğramak lafına da taktım. ne demek uğramak? sanki bilerek biz istemişiz de uğramışız gibi. tecavüze uğradım, ben uğradım, ben yaptım, bendim yani benim hatamdı, ben istedim der gibi değil mi? kelimelerde çok sıkıntı var bence… tecavüze uğratılırsınız ya da tecavüz ederler size. onlar eder, siz etmezsiniz. kullandığımız kelimeler de belli ediyor aslında toplumun kimi suçladığını...

    ama şikayetçi olmadım... zaten üzerinden 6 ay geçince zaman aşımı oluyor 18 yaşından büyükseniz. ben kendime gelene kadar zaman geçti. istisnalar olabilir ama araştırmadım zaten duyulmasını istemiyordum. utandığım için değil, çevremdekilerin bana acımasını istemediğim için. üstelik cahilce davrandım, olaydan sonra temizlendim, ortada hiçbir delil bırakmadım. yalnızdık, görgü tanığı da yoktu.

    kimsenin bana inanmayacağını düşündüm, en kötüsü de 'sen de şunu yapmasaydın, sen de bunu yapmasaydın' diye beni suçlayacaklarını. öyle ya küçücük çocuklara bile rızası vardı deniyordu! kimseye anlatamadım... sonra en çok onun bunu başkalarına da yapması ihtimali rahatsız etti beni. öyle ya ben kurtulmuştum, tekrar bana zarar veremezdi ya! ama ben sustuğum için başkalarına da yapıyorsa/yaptıysa/yaparsa bunu? facebook'a baktım hayatında biri olup olmadığını görmek için, gidip belki konuşurum o kızla diye. annesinin fotoğrafı altındaki yorumu gördüm sonra: 'seninle gurur duyuyorum oğlum'

    annesi de benim annem gibiydi işte. bilmiyordu oğlunun ne yaptığını. çıkıp konuşsam onun annesi de üzülecekti. onun utanması gereken şeyden onun yerine yine ben utandım yani.

    şimdi bu #metoo olayı çıktı, insanlar tacize uğradığımız konusunda bile salağa yatarken aslında o kadar çok kadın/çocuk tecavüze uğruyor ve susuyor ki! bilmiyorsunuz, farkında bile değilsiniz, benim ailem bile anlamadı, arkadaşlarım bile anlamadı... sokakta yürürken yolda kaç kadının/çocuğun tecavüz yaşadığını, kaç adamın tecavüzcü olduğunu düşünüyorum. sonra hayatta kalan kadınları düşünüyorum, hayatına devam eden, ben de öyle olacağım biliyorum, buna inanmak istiyorum..."

    not: yazı bana ait değildir, sadece birkaç yazım hatası düzeltilmiş, dokunulmamıştır hiçbir şekilde. siz de paylaşmak isterseniz (bkz: #71367820)
  • t24'ün bu ayki dosya konusu.
  • yonetmenlerin yatagindan gecen hollywood kevaşelerinin ve kaşarlarinin paralar suyunu cekince "ay bu adam 15 sene once sulu amcuğumuzu sikmisti bari şimdi bize para versin" diyerek başlattığı sikik akım.

    hiçbir samimiyeti olmayan, birazcık daha para kopartmak için yapılan kepazelik.
  • sosyal medyadaki en önemli kadın hareketlerinden biri. yanılmıyorsam bunun türkiye'deki bir benzeri, özgecan aslan cinayetinden sonra #sendeanlat hashtagiyle yapılmıştı.