şükela:  tümü | bugün
  • tasavvufa göre mecazi aşk, bizim anladığımız anlamda karşı cinse duyulan aşktır. amma, yine tasavvufa göre asıl aşk, yaratıcıya duyulan ilahi aşktır.
  • mazhar alanson'un güneşli havalarda inandığı şey..
  • sanildigi kadar kolay ve kucumsenecek birsey degildir. cunku iki yonludur ya hakiki aska kopru olur ya da bir tur elbise askina duser. durumu belirleyen beklentisiz olmak ve askin siddetidir.
  • samiha ayverdi* şu şekilde tanımlar:

    "aşkın tafsilatlı ve dağınık ifadesi olan bu yaradılış aleminin fiili ve muazzam görünüşünün tek ve toplu ifadesi olan aşk noktası... işte onların beraberce fışkırdıkları, beraberce tafsilatını seyrettikleri ve gene beraberce avdet edecekleri nokta..."
  • son sigaranın külünce uzayan, dumanınca dalgalanan kalp dokunuşudur.

    dokunur.
  • adresini kaybetmiş/şaşırmış bir duygunun vardığı yerdir.

    evet mektubun içeriğinin farklı bir adres için yazıldığının kabulü bu tanım. mektubun içeriğinde bulunanlar ile vardığı adrese baktığımızda bu yanılsama veya çelişki apaçık belli olur. zira maşukun gözünde sevgili "en güzel" dir, tek güzel dir, tek dir. maşukun gözü hata aramaz,bulmaz, görmez. şarkılarda bahsedilen odur. diğer herşey onu hatırlatır. vazgeçilmezdir, uğruna dağlar delinir, can verilir. bu müfrit duygu karşılığını bulamadığında, şefkat kadar asil ve parlak bir duygu olmadığından, yerini gözyaşına, hüzne bırakır, bazen öfke ve nefrete bırakır. işte bu yüzden hz yakubun hz yusufa beslediği duygu, züleyhanın hz yusufa beslediği duygudan daha nezih ve daha parlaktır, peygamberlik makamına layıktır.
  • mecazi aşk, aşk-ı ebterdir. yani kısırdır, sonuçsuzdur, meyvesi yoktur. meyveden kasıt irfandır.

    mecazi aşka dair hikayeleri büyük ölçüde sembolik olarak kabul etmek gerekir. çünkü ancak bir arifin aynası insanlara kendi özlerini gösterir ve asıllarını hatırlatır, marifet kazandırır.

    irfan seviyesine gelmiş kimseler iki tabakadır.

    1-kalbini tasfiye etmiş, ruhunu allah’a ulaştırmış olan arifler.

    2-kalp tasfiyesine ilaveten, nefsini de tezkiye etmeyi başarmış olanlar.

    birinci tayfanın sohbetiyle ruh bedene bağlanmadan önce sahip olduğu ancak dünyaya inişle kaybettiği marifetini tekrar hatırlar. ikinci tayfanın sohbeti ise tamamen yeni ve dünyanın zorlu şartlarında elde edilmiş yüksek bir marifetin tahsiline sebeptir.

    yalnızca kalp tasfiyesini elde etmiş arifleri, anlamak da, istifade etmek de çok kolaydır. çünkü onların halkla irtibatı güçlüdür. her ne kadar onların ruhları yükselmiş olsa da, nefsleri henüz bu dünyadadır. bu sebeple halk ile hak arasından geçit gibidirler. iletkenlikleri yüksektir.

    ikinci grup arifleri halkın teşhis etmesi hemen hemen mümkün değildir. onların nefsi de öte aleme naklolduğu için halkla irtibatları kopmuştur. ancak davetle vazifeli olanlar bu dünyaya şeklen geri gönderilirler.

    birinci grup kepçeyle dağıtır ama verdiği feyz düşük kalitelidir.

    ikinci grup çay kaşığı ile dağıtır ama nitelik kıyas kabul etmez.
  • ‘’hz. mevlâna yine bir mesnevî beytinde şöyle buyurur: "âşıklık mecâz da olsa, hakîkî de olsa sonunda bize allah’a yönelmek için kılavuzluk eder. (mesnevî, c. ı, s. 111.)

    mecâzî aşka hakîkat köprüsü derler. hakikat tarafına ancak o köprüden geçilir. niçin? şunun içindir ki; hakk yoluna düşen bir kişiye ayak bağı olacak bir ilişki bulunmaması gerekir. gönlünde her hangi bir şahsa sevgisi olmayan kişi, her gördüğüne bağlanabilir. bu sûretle onun dünyaya olan bağlılığı arttıkça artar.

    fakat candan gönülden birini seven kişi, sevdiğine bağlanmakla, diğer bağlardan kurtulur. çeşitli bağlantıları bire indirmiş olur. elbette bir bağdan kurtulmak, birçok bağdan kurtulmaktan kolaydır. böyle bir bağı olan kişinin de o tek bağı, kâmil bir mürşit eliyle kolayca çözülür.

    fakat şurasını unutmamalı ki; mecâzi olan ve sahibini tek bağlı haline getiren bu aşk, nefsânî ve şehvânî olmamalıdır. çok güzel yapılmış bir insan resmini seyreden bir kimsenin, ona karşı şehvet değil, hayranlık duyduğu gibi, canlı bir güzele bağlanmış olan da, onda, sevdiğinde allah'ın yaratma gücünü, san'atını görüp; "allah'ım, sen ne güzel yaratıyorsun!" diye hakk'a hayranlık duymalıdır. hatırına şehvânî duygular gelmemelidir. gelecek olursa, o aşka mecâzî aşk değil, hayvânî aşk denir. böyle bağlılık hakîkate köprü olamaz. o köprüden hakk tarafına geçilemez.’’

    mesnevi, cilt 2; şefik can dede dipnotları
  • geçek aşkı elde etmek kolay değil. ondan dolayı mecazlara ihtiyaç vardır. aşk marifet yolunda kişiyi tevhide götürecek köprünün sol şerididir. teşbih hakikatine mecazi aşk vasıtası ile erilir. yoksa alllah teala lütfetmemişse, vasıta-köprü-mecaz olmadan, birini sevmeden, bir kul için yanıp tutuşmadan tevhide ulaşılmaz. istersek kütüphane dolusu ilim tahsil edelim. dünyayı dolaşıp, uzayı ziyaret edelim. magmaya ulaşıp, okyanusu dibini görelim. yine de olmaz.

    aşk insana meleklerin bin yılda aldıramadığı yolu bir anda aldırır. bakın tarihin büyük olaylarına, büyük başyapıtlara, dünyanın harikalarına ya da büyük vahşetlere.. en temelinde hep aşk yatar. tac mahal bir kadının aşkı için yaptırıldı, babil’in ama bahçeleri bir kadın için yaptırıldı, truva savaşını söylemeye gerek var mı? ya osmanlı? artık bunları örnek olarak vermeye dahi gerek duymuyoruz..

    aşk insana canlılık veren onun hayatını idame ettirmesini sağlayan, ona büyük buluşlar yaptıran, yetmiş yıllık ömrü olan bir canlıyı kıyamete kadar hatırlanmasına vesile olan bir iksir. hay (canlılık)’dır, hayatiyet enerjisidir. yaşam enerjisidir. hiçbir kimse yoktur ki, aşık olana kadar gerçekten yaşadığını fark etsin. kediler aşık olur mu mesela, atlar, hatta aşkı sembolize eden kumrular? kuğular? deniz atı?

    ben hiç bir atın sevdiği at için intihar ettiğini görmedim, hiçbir kumrunun kurariye kaçırdığına şahit olmadım. ya da hiçbir kedinin aşk için başka bir ülkeyi feth ettiğini işitmedim, görmedim, şahit olmadım.

    aşk insana önce varlığı bütün güzellikleriyle yaşatır.. sonra yokluğu..

    esasen her şey allah aşkı ama bunu fark etmek var fark edememek var.

    peki teşbihten, tevhide nasıl yol alacağız?

    onun gülüşü hakk telanın gülüşü, ondan aldığın güven aslen hakka duyduğu güven, onu düşünürken aslında allah tealayı düşünüyorsun. ondan ayrıldığında yaşadığın o büyük acılar, o büyük depresyonlar, o iç sıkıntıları, dünyanın hiçbir anlamının olmayışı.. evet mecazi aşk bizler için bir köprüdür, hakka uzanan bir yoldur, tevhidin idrakidir, ayrılığın, özlemin, derdin, kederin aslen kime duyulduğu mecazi aşkla öğrenilebilir. bir insan için gerçekten ölmek istemedikçe allah için canını feda edemezsin, bir insanı mutlak suretle günün her anı düşünmedikçe allah’ı düşünemezsin, bir insan için yanmadıkça allah teala için yanamazsın..

    dahası? dahası da var elbet.

    o öyle bir aşk ki kendisi büyük bir nimet olmakla birlikte kayağına yöneleni âlemlerin hazinelerine gark eden, dünya nimetlerini ayakların altına seren, cennetin anahtarını veren bir şey. gerçek nimet, yokluktan varlığa, varlıktan yokluğa can atmamızın yegâne nedeni aşk. allah aşkı.. ilahi aşk..

    cebraili sidrede bırakan aşk, sunulan hiçbir hazineye, mevkiye, makama tenezzül ettirmeyen aşk.. kapısında bir ömür aç kalmayı, kapısından uzakta nice sofralara değişmeyeceğimiz aşk.

    ‘’o’’ yalnızca, sadece, önüne-ardına, sağına-soluna hiçbir harf ya da ek almayan tek başına o’nun için var olup, o’nun için yok olduğumuz aşk=o.

    not: gaflet kalbin allah teala’dan uzaklaşması aşk ise kalbin o’na bağlanmasıdır. iman basamaklarını tırmanabilmenin en güvenli yoludur aşk. emmareyi siler süpürür, sadece emmareyi de değil şeytanı püskürtür, cinleri pes ettirir, şeytan insler bile sizin yanışınıza, aşkınıza imreniz, şapka çıkartır. öyle bir şeydir aşk.

    o zaman; aşk ile illa huuuuuu