şükela:  tümü | bugün soru sor
  • tiyatro adamın yeni oyunu. kendi deyişleri ile "bir hınzır neşriyat."
    bugün trump gösteri ve sahne sanatları salonunda prömiyerini yaptı. ve bizi hem güldürdü. hem hüzünlendirdi. hem de gerçekten düşündürttü. oyunculuklar, sahne, dekor, perde her şey çok çok güzeldi. herkesin emeğine ve yüreğine sağlık.
    tekrar tekrar aziz nesin' i, rıfat ılgaz' ı ve sabahattin ali' yı hatırlamak ve onları anmak çok güzel bir duyguydu. iyi ki bu topraklardan geçtiler ve bize ölümsüz eserler bıraktılar.

    --- spoiler ---

    “sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz ve mustafa mim uykusuz’un birlikte çıkardıkları efsanevi haftalık siyasi mizah gazetesi: markopaşa… mevzumuz bu…”
    --- spoiler ---
  • bugün kozyatağı kültür merkezi’nde izlediğim ve denk getirebilen herkesin izlemesini siddetle tavsiye ettiğim oyun. oyunculuklar, dekor, kurgu, ses, ışık her şey muazzam.
  • son dönemde izlediğim en güzel oyunlardan meçhul paşa. oyuncular erdem akakçe, bülent çolak ve fatih koyunoğlu; oyunun konusu da, bir döneme damga vuran markopaşa gazetesi. alkışlar önce o dönemi bizlere son derece güzel bir şekilde anlatan, oyunun yazarı ahmet sami özbudak’a, daha sonra oyunda emeği geçen herkese.

    oyuncuların da oyunun ve gazetenin hakkını verdiğini belirtelim. karakterden karaktere giriyorlar, akakçe aziz nesin ve mustafa mim uykusuz’u, çolak rıfat ılgaz’ı ve koyunoğlu sabahattin ali’yi canlandırıyor; ayrıca üçlü, gazetenin dizgicisini, baskıcısını, çaycısını, okurlarını da oynuyor. karakterlerden karaktere geçişlerde oyuncuların performansı, şapka çıkartılacak cinsten. bülent çolak'ın bazen ne dediği anlaşılmıyor, ama az çok tahmin ediyoruz. ayrıca oyunda, dönemin fotoğrafçıları, meyhaneleri de işleniyor.

    biraz da gazetemizden bahsedelim. ülkece amerika’ya iyice yöneldiğimiz ve buna “yakışır” bir şekilde “komünist avcılığına” başladığımız dönemde çıkan markopaşa nice kapatmalar, yasaklar görüyor, yazarları tutuklanıyor, sürgüne gönderiliyor, mahkum ediliyor, gazete matbaa bulamıyor, en son, rıfat ılgaz’ın fikri ile gazete, markopaşa çalışanları tarafından teksir makinesinde, nam-ı diğer “gutenberg matbaası’nda” basılıyor.

    yasaklar sonucu markopaşa, birçok kez isim değiştiriyor, merhumpaşa, malumpaşa, ali baba vs. isimleri alıyor, sonra ismine “tekrar” kavuşuyor, fakat markopaşa bu kez orhan erkip’in gazetenin imtiyazını sahte olarak ele geçirmesi ile “komünist avcılığı yapan gazete” haline geliyor. hikâye uzun anlayacağınız; uzun, ama maalesef bizden.

    markopaşa’nın hikâyesini, sadece o gazete gibi mizahi bir dille anlatmak, ülkemiz gerçekleri karşısında mümkün olamıyor tabii. hele ki son sahneyi müteakip oyuncuların seyircileri selamlamaları sırasında, o son sahneyi oyuncularla birlikte yaşıyorsunuz (edepsizlik yapmamak için son sahneyi söylemeyeceğim tabii ki, ama tahmini mümkün, tamiri değil).

    tam da oyuna gittiğim gün (23.12.2018) birgün pazar’da güray öz tarafından “markopaşa zamanıdır” yazısı kaleme alındı (https://www.birgun.net/…opasa-zamanidir-241125.html).

    bu “nokta atışı” yazıda yer alan ve markopaşa’nın 10. sayısında büyük harflerle yapılan duyuruyu paylaşayım sizlerle, o duyuru bir özettir adeta: “bu gazete cuma günleri saat sekizde çıkar. sekizle dokuz arasında fırsat bulursa satılır. dokuzda toplatılır. saat onda muharrirleri sorguya çekilen basın hürriyetinin kurbanı felaketzede bir gazetedir”.

    gazetede daha önce “pazartesi günleri çıkar”, “cuma günleri çıkar” şeklinde ibareler varken, örneğin 12. sayıda gözümüze şu uyarı çarpıyor: “toplatılmadığı zamanlarda çıkar siyasi mizah gazetesi”.

    sonra 16. sayıda, yukarıda büyük harflerle belirtilen duyurunun şu hali aldığını görüyoruz: “ne gün fırsat bulursa o gün çıkar. çıktığı gün 8 ile 9 arasında satılır. 9’da toplamaya başlarlar. türkiye’deki demokrasinin ve basın hürriyetinin miyarı (ölçütü) olan, işte böyle bir acayip siyasi mizah gazetesidir”.

    basın hürriyetinin miyarı malum, ülkemizin ayarı malum; örneği, mağduru, şahidi çok, derdimizi anlayan yok, markopaşa dışında!

    okuyamıyorsunuz, ama izleyiniz…
  • bu sezon izlediğim en başarısız oyundu. ayrıca tiyatroadamın diğer oyunlarına göre de en zayıf halkalarıydı. hiç adetim olmasa da ikinci yarısına kalmaya tahammül edemedim. bu mesaj kaygılı, 40 sene öncesinden kalma tiyatro anlayışının nesi hala bu kadar seviliyor çok şaşırtıcı.
  • oldukça akıcı ve keyifli bir oyundu. oyunculuklar da fevkaledeydi.

    70 yıl önce ile bugün arasında da çok fark olmamasını görmek de üzücü oldu.
  • oyunun hikayesini keşfetmek sonrasında oyunlaştırmak oldukça zor olabilir. araştırması ve oyunlaştırılması konusunda çok iyi bir iş çıkarmışlar. nasıl oldu da bu hikaye sahneye bu kadar başarılı taşındı diye, aynı şeyi latife tekin'in romanından oyunlaştırılan tiyatro sevgili arsız ölüm- dirmit'te de hissetmiştim. oyuncular derginin dizgicisinden çaycısına kadar birçok farklı kişiyi oynuyor ve gerçekten çok iyi oynuyorlar. çaycı gibi düşünce olarak arada kalmış bir tipi, onun ikilemini görmek ayrı bir güzellik kattı. özel tiyatrolarda sıklıkla komedi oynanıyor. bu tip hikayeleri, takip etmesi genel kitle için zor olabilecek bir oyunu sergilemek cesaret istiyor.
    oyunu araştırmadan marko paşa'nın hikayesi diye gitmiştim, en sevdiğim yazarlardan birinin hüzünlü hikayesiyle birleşince sonunda çok daha fazla etkilendim. herkes kaçırmadan izlesin. erdem akakçe ve fatih koyunoğu bu performansla ödül almazsa ayıp olur diye düşünüyorum.
  • “mesaj kaygılı, 40 sene öncesinden kalmış tiyatro anlayışı...”

    tiyatronun tam olarak ne anlama geldiğini yeniden düşünmesi gereken seyirciler tarafından izlenmemesi gereken, fena olmayan oyun.

    (bkz: peter brook)
    (bkz: bertolt brecht)

    tiyatroya gelen seyirci, aklını paltosunu asar gibi kapının dışında bırakmamalıdır. tiyatronun vereceği mesajları almalı ve düşünmelidir.