şükela:  tümü | bugün
24 entry daha
  • kocası kendisini aldattı diye kocasından intikam almak ugruna iki cocugunu öldürmeyi kafasına koyan hain ve bir o kadar da haklı kadın (?) şehir tiyatrolarında medea isimli oyunda sebnem köstem canlandırmıştır kendisini.
  • şehir tiyatrolarında da gösterilen bir trajedi.

    euripides in medea sını izlemek için tiyatro salonuna girdiğimde, derslerde karşıma çıkan asi, farklı ve hiddetli şairin kendi ülkemde nasıl oynanacagını merak ediyordum. çünkü konu çok değişikti, işlenişi ve çevirisi aslına uygun olabilecek miydi?

    aldatılmanın kişi üzerindeki etkisi, sebebi ne olursa olsun, bir yıkımdır. işte bu noktada söylenmeli ki; öyle yaşanmışlıklar ve duygular vardır ki, uygar sanılan bir insanı bile gözden düşürebilecek, barbar kabul edilen birini de haklı bir şiddet uygulamaya itebilecektir. kişinin başına gelen yıkım acaba her zaman o'nun haketmesi midir? yoksa mantığın başladığı noktada, her hakediş ve her kabulleniş (tabii ki) mazur mu görülmelidir? medea' nın uygar kocasi tarafından ugradığı ihanet, kocasının kendince haklı sebebler ortaya koymasıyla, bizim üzerimizde belli bir destek görtebilir. öyle ki "ben, bizim çocuklarımızın, kralın kızıyla evlenmem sonucu, kral soyundan yapacagım başka çocuklarla kardeş olacaklarını düşündüm." mazeretini bugünün yaşamına bile çok uzak bir düşünce saymayabiliriz. ki o zamanın şartlarını düşünürsek, ezilmiş kadının ezilmiş gururunun intikam yolu olarak çocuklarını öldürüp kocasına acı çektirmeyi düşünmesi de haklı bir tepki olabilir. fakat kabul edilemez bir şey var ki; bütün bu yaşananlar masum iki çocugun ölümüne sebeb oluyor hem de annelerinin elinden..

    günümüz kadını da acaba medea gibi böyle bir ihanetle karşılaşsa, aynı tepkiyi verebilecek kadar nefret duygusu barındırabilir mi içinde? işte bu soruya verecegimiz cevap çok önemlidir, insanlığın duygularını zaptetme, birbirleri arasındaki ilişkileri en üst seviyede anlayışa, yani üstün insanın düşüncesine taşıma (nietzsche nin deyimiyle..) hususlarında millenyum deyip durdugumuz bu çağda aynı olaylara aynı tepkileri verdiğimizi insan hayatının aynası olan tiyatro aracılığıyla öğrenmiş olmak, insanlık olarak kaç adım yol adığımızı bize dost acı söyler misali göstermekte..

    şebnem köstem in oyunculuğu, medea 'yı olabildiğince içinde yaşayan karakteri, oyun bittiğinde çok ta sevimli karşılanmıyor, çünkü değer yargılarımıza göre o bir evlat katili.. murat daltaban ın canlandırdığı iason karakteriyle kendini yerlere atarken, oğullarının cesetlerini görmek için medea ya yalvarırken, kendi ektigini biçen bir adamın portresini çiziyor..

    sinemadaki deneysel ve bağımsız çalışmaların bir tiyatro eserinde de var olması benim çok hoşuma gitti, medea da ki kostümlerin alternatif olması, kralın kadife ceket ve kurk giymesi, cocukların üzerinde onların muzipliklerini simgeleyen denizci kıyafetleri, veya egeus un üzerinde ki takım elbise kıyafeti ve elindeki şarap şişesi.. bütün bunlar simgesel anlatımı güçlendirirken, bizim olay örgüsüne dikkat etmemizi sağlamış ve oyunun içine biraz daha girmemizi de kolaylaştırmış diyebiliriz..

    değişen koro kıyafetleri, oyunun müziği, sahne dekoru, sütnine karakteri gibi olgular da medea yı kanımca çok çeşitli yönlerden övülesi bir yapıt haline getiriyor..

    sonuc olarak asla havaya gitmeyen bir oyun olmakla birlikte, medea bir oyundan beklenenlerin cok üstünde mesaj ve gerceklik sunarak, hic bir seyircinin reddedemeyecegi bir ayna görevi görüyor. insanlığın attığı adımları böyle canlı bir şekilde görmek kaç kişiyi mutlu ederse tabii..
  • euripides in günümüzden yaklaşık ikibinbeşyüz yıl önce kaleme aldığı 1943 yılında prof. ahmet hamdi tanpınar ın cevirisiyle günümüze türkçe olarak gelebilen bir tiyatro eseri.

    antik yunan tiyatrosu geleneğinde, dionysos ödüllerinin tiyatro metinlerine verildiği hatırlandığında; euripides’in medea’sını, yunan dilinin tüm oyuna yansıtıldığı bir tiyatro şahaseri olduğu görülür.
  • http://www.lib.umich.edu/…/reading/medea/intro.html adresinde filozof genç seneca nın papirüsünden okuyup, "hmm" diyebileceğimiz eser.
  • medea evvela yunan'da euripides 'e, sonra neophron 'a, roma 'da seneca 'ya, tacitus ve quintilianus 'un aktardığına göre; ovidius 'a hem heroides 'de, hem metamorphoses 'de konu olmuştur.

    seneca, eseri ovidius'un etkisinde kalarak yazmış, en az euripides kadar etkili, ihtişamlı bir dili vardır. seneca 'nın eserini çeviren suat sinanoğlu'ya göre; "..iki eser arasında bariz farklar göze çarpmaktadır. yunan şairi, değeri itiraz götürmez bir tragedya yazmışsa, seneca, uzun sihir hazırlığı ve ayin tasvirleri hariç, toplu, çok canlı, bilhassa protagonistinin ruh haleti ince bir tahlil sayesinde muvaffakiyetle tasarlanmış bir eser meydana getirmiştir." (medea, önsöz)
  • jean anouilh 'nin medea 'sı üzerine konuşmak istiyorum bu entiride; ona göre arkanıza yaslanın, kavelerinizi yudumlarken beri yandan medea'ya alternatif bir son hazırlayan anouilh'in bu tavrına bir arka plan tasarlayın.

    bir kere antikçağ eserlerinin tekrar tekrar yorumlanması; çok aşina olduğumuz bir olaydır ki; shakespeare, söz konusu trajedilerini , dante, ilahi komedya'sını hep antikçağ yazarlarına "dat, donat, dicat" yani "verir, donatır ve ithaf eder"ler. (d.d.d.) bunun sebebi çağlar gibi edebiyatların da, belli bir potada birbiriyle girdikleri ilişkidir, birbirleriyle olan bağlantılarıdır. hatta hepsi bir bütünün parçasıdır diyebilirim. sadece akımlar, olaylar, değişikliklere sebep olurlar, yaşanan kırılmalar da başka edebiyatların üzerinde etkili olurlar mesela hiristiyanlığın, edebiyat ve felsefenin gerilemesinde önemli rol oynadığını ileri süren araştırmacılar vardır. ancak u görüşün karşısında mme de stael şöyle buyurur:"..ben, hiristiyanlığın, kurulduğu devrede, medeniyet için ve kuzey zihniyetinin güney adetleriyle karışması için, kaçınılmaz bir şekilde elzem olduğu kanaatindeyim. üstelik, hiristiyanlığın, hangi konuya tatbik edilmiş olursa olsun, ilim, metafizik ve ahlak bakımından zihin melekelerini geliştirdiğini sanıyorum." (edebiyata dair, mme de stael) aslında burada hiristiyanlık sadece bir örnek teşkil ediyor, özellikle üzerine konuştuğum en kaba tabirle ingiliz, fransız ve alman edebiyatlarına etki etmiş olan şu meşhur yunan - roma pınarı bahsinde hiristiyanlık çok büyük bir kırılmadır, değişime sebeptir. üzerine biraz kafa yormaya çalıştığım için verdiğim örnek de bu oldu evvela. tabi ki evvelinde başka türlü kırılmalar olmadı mı, neyse konuyu fazla dağıtmak istemiyorum, bir örnek kırılmadan daha bahsedip, medea'ya döneceğim; tanrı kral kültünün doğudan batıya yolculugu başlığında incelemiştim bunu, üzerine konuşmuştum. batının, özellikle makedon iskender ve sonrasında julius caesar 'la birlikte doğuda görmüş olduğu yönetimde o tanrı kral idealinin roma edebiyatını nasıl kasıp kavurduğunu biliyoruz. o düşünce biçimi olmasaydı, caesar sonrasında, octavianus augustus'un en samimi yardakçısı vergilius 'un aeneis'i bile yazılabilir miydi? bırakın edebiyatı, doğunun o şehvet dolu kokusunu içine çekmeye başlayan, damardan o kanı kendi kanıyla karıştırmaya başlayan roma 'nın pantheonu bile değişmiştir. dini değişmiştir. augustus tanrı olmuştur, ve ardından gelen diğer imparatorlar. yani evvela antropomorfik tanrı düşüncesinin üstüne bir de kral tanrı inancını koyun. onun üzerine de hiristiyanlığı serpiştirin. ortaçağı kafanızda yaşayın hele, ardından ortaçağı bir köprü gibi farz ederek rönesans'a gelin, aydınlanmanın ardından, sanayinin gelişmesi , küresel pazarları, sömürgelerin nasıl iştah kabarttığının altını çizin, nietzsche 'yi boğan o ahlakçı ve sokratesçi kuşkuculuğun vardığı noktadaki iki dünya savaşını ve ardından birleşmiş milletler'i hatırlayın, yakın tarihimizde, en nihayetinde 1987 'de vefat eden jean anouilh 'in medea'sına işte böyle bir bilinçle gelin. hani arkanıza yaslanın dedim ya biraz doğrulun da, günümüzün bir yazarının, işte kısaca üstünden geçtiğim bu süreci, yaşamının olgunlaşmaya doğru giden mutlaka geçilmesi gereken safhaları olarak değerlendirin.

    arkadaşlar, medea'nın öyküsünü yazdıran yunan düşüncesi, kimileri buna yunan mucizesi der, aynı zamanda evripides'i bu eserinden ötürü ödüllendirmiştir. (i.ö. 431) zira evripides, bir yandan sürekli savaş içinde ve hatta yeni bir savaşın daha eşiğinde olan atina izleyicisine anlamlı bir yapıt sunmuştur. insanın ve toplumun temellerini şiddet yönünden değerlendirerek sarsmıştır. bu sarsış aslında tıpkı vergilius 'un aeneis'inin roma halkı ve entelektüel çevrelerinin üzerindeki etkisi gibi biraz da alevlendirici bir karakterdedir. medea 'ya mythosların atina 'ya yamanması ve kendinden olmayanları (barbarları) düşman ilan etmenin kokusu sinmiştir. atina'nın üstünlüğü düşüncesi sadece barbar halklar üzerinde değil aynı zamanda kadınlar üzerinde de etkiliydi, zira ikinci solon yasalarıyla kadınlar daha da ezilmişlerdi. (http://www.forumuz.biz/…uksal_metinler-132687t.html : http://n-marmara.blogspot.com/…6/12/yedi-bilge.html : ) yani atinalı olmak, barbarlara eş olmamaktan (yabancılar gibi olmamak) ve kadınlara benzememekten geçiyordu.

    tabi baskın olan bu görüşe bir ütopya daha katıldı. o da amazonlar düşüncesi. örneğin; iason çocuk yapmayı bile öğrenmeye razıdır kadınlardan kurtulabilmek için. (yunan pantheon'unda; daha evvelden, kadına verilmesinde bir beis görülmeyen akıl ve bilgelik, baba tanrı tarafından yutularak erkek kısmına geçmiştir.) zaten bilgelik tanrıçası athena, zeus'un kafasından doğar. bu noktada sema bulutsuz hoca'ya kulak verelim; "atina milliyetçiliğine destek olan en önemli söylenlerden biri, ilk kralları erikhthonios'un atina'nın kendi toprağından doğuşunu anlatan bir başka kadınsız doğum öyküsüdür:

    athena'ya aşık olan hephaistos, bakire tanrıçaya tecavüz etmek için onu kovalar ama athena kendisini savunur. hephaistos sonunda yetişip athena'ya sarılınca spermleri toprağa saçılır (azra erhat 1989:130). toprak, rahminde büyüyen erikhthonios'u bir kutu içinde athena'ya verir (keuls 1993: 42 ).
    eva keuls, söylenlerin bir kültürün temel özelliklerini ortaya koyduğuna dikkat çekerek, atina'da yunan kahramanlarıyla dövüşen amazonları konu alan masalların, cinslerarası savaşın söylensel arketipi olduğunu söyler ve bu söyleni "evrensel erkek karabasanı" olarak niteleyen phyllis chesler'a katıldığını belirtir. bugüne ulaşan ve çoğu atina'da yapılan 800'ün üzerinde görsel betimlemede, yunan kahramanları amazonları kargılarıyla öldürür. bu savaşın görüntüleri, atina'nın her yerindeki duvarlarda ve vazolarda bol bol betimlenmiştir. masallardan birinde, atina'yı kuşatan amazonlar theseus tarafından yenilgiye uğratılınca, amazon kraliçesi antiope theseus'a esir düşer ve onunla evlenip evinin kadını olur. akıllı, güçlü ve savaşçı bir kadın olarak gösterilen medeia da yunan dünyasına sızmış bir amazon gibidir. euripides, atina'nın amazon korkusunu oyunda başarıyla kullanır."
    (navisalvia 2004, sema bulutsuz,sf:91)

    şimdi tabi yunan'da iason'la evlenen medea'nın temsil ettiği güruhun aslında amazonlar olduğunu, ve erkek egemen atina'da korku unsurunun hikayeye damgasını vurduğunu çok net görüyoruz. salt kendini aldattı diye, kocasından intikam alabilmek için iki evladını öldüren medea, evripides'in hikayesinde cezasını çekmeden kaçar gider. tanrıların gazabının ne olduğunu bilmeyiz. ancak; jean anouilh , özellikle de çağının gerektirdiğince, karakterinin davranışlarının arka planına psikolojik sebepler serpiştirmiştir. zira artık kahramanların niteliklerine eklenen "supernatural meddling" diye tabir edilen o olağanüstü etkinlik ortadan kalkmıştır. neden sonuç ilişkisini uygun bir şekilde vermek isteyen yazar, aynı zamanda evripides 'in de açık bıraktığı noktaları -anakronizme kapılma riskini de göz önünde tutarak- kapamıştır. insan ile kutsal olan arasındaki enerjik yapı yeniden şekillenmiştir. işte bu durum, anouilh'in medea'sının, yeteneklerini keşfetmesinde önemli bir itki olmuştur. bunun yanısıra anouilh, oyunun sonunda iason ile dadı arasındaki konuşmaya umut serpiştirmiştir.

    evripides 'in medea'sı ile anouilh 'inki arasındaki en büyük fark; kanımca evripides 'te, yunan düşüncesinin en temel kader anlayışı gereğince; medea'nın tanrıların bir kuklası hatta onların ihtiraslarının bir aracı olmasıdır. zira anouilh'de medea tümüyle aşırı bir karakterdir. modern çağın o profanlaşmış insan örneklerinden biridir adeta. ne olduğu belli olmayan, kimliği belirsiz bir tip. tabi medea karakterinin yani, aldatılan eşin, kocasını cezalandırmak maksadıyla çocuklarını öldürmesi hadisesinin haklılığının tartışıldığı meclislerde, sanırım medea'nın tarafını tutanlar, mutlaka şu ayrıntının farkında olacaklardır. çocukların her ikisi de erkek. yani medea bu çocukları öldürerek, aslında erkekliğe de saldırmış oluyor. çok modern bir yorum bu ama gerçekten de düşünülmeye değer.

    anouilh 'in medea'sında göze çarpan bir husus da; medea'nın aldatıldıktan sonra kendisini bulmasıdır. adeta kendisini yeniden keşfetmiştir. kendindeki o gücün farkına, yerine başkası konduğu zaman varmıştır. modern medea, aslında hepimizin içinde olan zehrin dışavurumudur. kafamızı yanlışlıkla duvara vurduğumuzda, duvarı tekmelememizdir işte o zehirin kendisi. şiddet dolu ancak, uykudayken uyanmışlığın, rahatsız edilmişiğin ancak karşılayabileceği o mana. işte medea 'nın kalbindeki o mana, o uyanmışlıktır, onu iki çocuğunu öldürmeye iten. işte modern medea'nın modern yorumları açısından bakıldığında, jean anouilh 'in yaşadığı çağın korkuları kabak gibi gözlerimizin önüne seriliyor. rutin yaşa, bu rasyonel dunyada en az bedelle en fazla mutluluk duyarak, sorgulayarak ama dionsyiak halini yitirmiş bir şekilde yaşa. kabesi büyük alışveriş merkezlerinin kafelerinde dün akşam tv'de taşladığın şeytanlardan bahsederek, aldatılmışlıklarının hepsini içine gömerek, yeniden ve yeniden keşfetmeden kendini, sadece iason'ın tarafından değil, sana yaşatılan her şeyin sorumlusu olarak, herkesin yaptıklarından sıyrıl, zehrini trajik bir biçimde kendi içine akıta akıta sürün. bunun adına da "yaşamak" de.

    işte o medea ki, zehiri çocuklarının üzerinden iason'a yani kendisini aldatan güce akıtmıştır.
    asıl böylelikle yaşamaya başlamıştır a.

    tavsiye: http://www.123helpme.com/search.asp?text=medea
  • çılgınlar gibi sürekli üreten hocam çiğdem dürüşken'in türkiye iş bankası, kültür yayınları hasan ali yücel klasikler dizisi'nden çıkmış yeni çevirisi. tabi ki hocamın çevirdiği medea seneca'ya ait olan tragedya. kitabın kapak, sayfa tasarımı pek muhteşem olmakla birlikte, orjinal latince metin ve karşısında türkçesiyle yayınlanmış.

    kitabın arkasında 14 ytl yazıyor ancak eseri internet üzerinden daha ucuza şu sitelerden satın alabilirsiniz:

    http://www.ideefixe.com/…p?sid=or27r65lvl1lv1qi2b4o (6.30 ytl) (yarı yarıyadan bile daha ucuz)
    http://www.yeterkiiste.com/…arent_category_rn=28151 (7.65 ytl)
    http://www.iskulturyayinlari.com.tr/…sp?urun=273664 (9 ytl) (resmi sitesinden satış)
    http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=147350 (11.20 ytl)
    http://eren.com.tr/…p?kitap=243096&sid=312191529509 (12.60 ytl)
64 entry daha