şükela:  tümü | bugün
  • köy enstitülerinden yetişmiş şair - yazar kişi.
    şiirlerini ahlat ağacı, karşılama, nisan haritası, kocakent, pıtraklı memleket, gök ekin, meşe seli, günler tuz rengi, sis dağının başında borana bak borana, eylülün kızgın soluğu, koca bir troya dünya kitaplarında toplamıştır.
    mehmetçik mehmet adında bir romanı dışında aç harmanı, zeytin ülkesi, elif diye bir türkü, sürgünler, dilsiz oyun, boyalı ırmak adında öykü kitapları vardır.
    çarığımı yitirdiğim tarla adlı kitabında köy notlarını toplamıştır.
    edebiyatın neredeyse her alanında eser vermiş bir kişidir.
    tonguç yolu adında bir deneme kitabı, kuş dili, akça kız, aç kapıyı bezirganbaşı, evvel evvelken deve tellalken, yağmur gelini, armutlu tarla, söğütler ses verince, çiçeklerin dili ve güneşin türküsü adında çocuklara yönelik şiir ve masal kitapları yazmıştır.
  • henüz 11 yaşımdayken tanışma fırsatını bulduğum, babamın ivriz mezunu olduğunu duyunca kendisi başka bir köy enstitüsünden mezun olmasına karşın ben babanın okul arkadaşıyım deyip köy enstitülüleri nasıl bir yürek gördüğünü anlamamı sağlayan, ‘tren düdükleri duyulur mehmetçiğin üstünden medettttt medetttt!’ diyerek duygularını dile getirdiği mehmetçik memet’i okuduğumda hayranlığım bin kat daha artan, beni dionysosla tanıştıran, taaa kopenhaglarda bana ulaştırdığı zeytin ağaçlı kartpostalıyla egeliliğimi yad ellerde yüreğime kazıyan, 10 yıldır görüşemediğim ama hep ‘canım başaran amcam’ diye andığım, tanışmış olmaktan onur duyduğum değerli türk aydınının tam ismi.
  • geçen sene röportajına gittiğim, mehmetçik mehmet kitabında hayatının kısa bir bölümünü anlatmış yazar.*
  • eşi hatun birsen başaran kansere yenik düşerek 1997 yılında hayatını kaybetmiştir. eşinin kansere yakalandığında yazdığı can evimde mor ısırgan adlı kitabını ölümünden sonra yayınlamıştır. filiz ve deniz adlı iki kızı olmuş, deniz yaşamına intihar ederek son vermiştir.
  • 1926 doğumlu bir şairdir. iş adamı, fransız başkonsolosu, bostan korkuluğu, fener'in sağ açığı ya da habaş'ın sahibi değildir. ferrarisi, porschesi, boğazda yalısı, hanları hamamları, fırkateyni falan yoktur, hiçbir zaman olmamıştır. mevzu bahis arabalara sahip olan kişi ile uzaktan yakından alakası olmadığı ise kabak gibi ortadadır. (bkz: #11093897)
  • lüleburgaz'ın ceylanköyü'ndendir, kepirtepe köy enstitüsü ve sonra da hasanoğlan yüksek köy enstitüsü mezunudur. yakın zamanda kendisi ile ilgili bir yazı / röpoortaj:

    16 nisan (2006) günü kepirtepeliler derneğinin çağrılısıydık lüleburgazda sevgili başaranla...
    17 nisan köy enstitüleri günü için çağırmışlardı... söyleşmemizi istiyorlardı...
    lüleburgazın ceylanköyünden mehmet başaran, kepirtepeyi ilk bitirenlerdendi. 25 nisan günü de onun 80. yaş gününü kutlayacağız...
    kepirtepenin gezici (seyyar) enstitü olduğunu söyleyerek başladı söyleşiye başaran. anlattığına göre, edirnenin karaağaç ilçesinde, yunanistanla aramızdaki çizgiye yakın küçük zabit mektabinde eğitmen kursu olarak başlamış yaşamına enstitü 1938de... buraya otuz köy çocuğu, köy öğretmeni olarak yetiştirilmek üzere alınmıştı...
    çok geçmeden askerler yapılarını geriye istemişler.
    zorunlu olarak alpullu şeker fabrikasının karşısındaki bir okula taşımışlar köy çocuklarını...
    oradan oraya, ne olacak böyle bu? deyip yer aramağa da başlamışlar bu arada...
    gene geçici olarak, lüleburgazda bir ilkokula yerleştirilmişler.
    derken yer bulunmuş: kepirtepe...
    kepir ne demek?
    ayağından pabucunu (varsa) çekip alan, çorak, verimsiz toprak demek...
    olsun!
    emek değil midir kepiri bile irem bağına döndürecek olan?
    kepire bir bidon suyla gelmişler...
    sayıları sekseni aşmışmış...
    derken yüz öğrenci daha alınmış... hepbirlikte kollar sıvanmış. tuğlalarını bile kendileri yaparak girişmişler yapılarını kurma işine...
    iyi de, gene avrupanın başının altından çıkan ikinci savaş içinde, almanların ülkemize dayandıkları günler gelip çatmış bu kez de... trakya boşaltılacaktı... elbette kepirtepe de...
    bu kez nereye?
    hasanoğlana...
    hasanoğlanda kalınacak yer mi var?
    kimini camiye yerleştirmişler kimini çadırlara...
    hasanoğlan yüksek köy enstitüsünün yapılarını gerçekleştirmeğe girişmişler orada da...
    savaş durumu geçince dönebilmişler kepirtepeye...
    ceylanköylü mehmet başaran, kepirtepe köy enstitüsünü 1943te bitirmiş; 1946da da hasanoğlan yüksek köy enstitüsünü...
    pazar günü, anıtkabirin ünlü mimarı emin onatın, yarışmada birinci gelerek tasarladığı, öğrencilerin gerçekleştirdikleri ana yapının arkasında kurulmuş bir tentenin altında toplandılar kepirtepeliler. önce pilav yenildi... sonra bizim söyleşimiz başladı...
    mehmet başaran, bütün kepirtepeliler için, kendi sınıf arkadaşları için bile bir bayrak...
    diyordu ki:
    köylerde çalışan öğretmenler, tüm trakyayı kepirtepe gözüyle, enstitüleri gözüyle görerek, uyandırma, aydınlanma, bilinçlendirme, suya, ışığa kavuşturma savaşımlarını, kıyılarak, sürülerek, acılar çekerek sürdürdüler.
    lüleburgaz, tüm bu serüveni balkan bozgunu , yunan işgali gibi rumelili bilge bir ana sabrıyla yaşadı. kepirin kattığı değerlerle yaşamının direnç hamurunu yoğurdu. ne denli kafası karıştırılmaya çalışılsa da aydınlığa sırtını dönmedi. şimdi binlerce öğretmen, aydın yetiştirmiş, ama acımasızca yıkılmaya bırakılmış bir kepirtepe var yanı başında. etinden et koparılır gibi, her gün bir yanı çöktükçe, lanetler okuyor aymazlığa, ihanete...
    el ele verdiği kepiroğulları ile yıkımlara, yozlaşmalara karşı çıkıyor onurlu bir direnişle; bilinçli örgütlenmelerle; yaşamın yaşatmanın nöbetini tutuyor, savaşımını sürdürüyor...
    evet ben kepirliyim. bel kırıcılığın egemen olduğu dönemde acılar çektim.
    bilge kepirana , burgazana hoşgörülüdür.
    ben kepirliyim.
    gördüğünüz gibi kepirtepenin tarihiyle başaranın tarihi birbirine karışıyor birinden birini anlatmağa kalkışınca...
    her ikisi de gepegenç, ayakta üstelik...
    biri diyor ki:
    haydi görev başına!
    öteki diyor ki:
    unutmayın ey kara gönüllüler, cumhuriyet düşmanları, bölük bölük bölünmeciler; pir sultan ölür ölür dirilir.
    başaran, kepirinden ayrıldığı süre içinde de, her yerde, tek başina bir köy enstitüsüdür.
    askerliğini yapar önce...
    sonra, balıkesir-edremit yöresinde gezici başöğretmenlik yapar...
    ilkokul öğretmenliği derler, yapar...
    sicil memurluğu derler, yapar...
    27 mayısta (1960) orta öğretime geçer... 1979da emekli oluncaya dek çalışır eğitim işinde, kartalda, göztepede...
    sorula kovuşturula geçer bütün yıllar...
    12 eylül de yargılanır... aklanır...
    insanoğlu insan mehmet, ne ederlerse etsinler ayakta kalır.
    ne olursa olsun, yazar...
    şiir yazar, öykü yazar, çocuklar için yazar, eğitim üzerine, dil üzerine yazar... bıkıp usanmadan çevresinin dilini düzeltir...
    o bu gün yalnızca kepirtepenin değil, bütün türkiyenin, dilinin bayraklarından biridir.