şükela:  tümü | bugün
  • ilk bakışta vay be dedirten fakat konuştuktan sonra insana gereğinden fazla tatlı, gereğinden fazla baharatlı filan gibi bişiy gelen kuzey avrupalı tipine sahip ahçı insan.
  • bu adam var ya bu adam, ne diyim bilmem ki ben buna. benim gibi himbili yemek yapmaya ozendiren ve yapmayi bildigim tek yemegi ntv deki programinda kendisinden ogrendigim sahistir bu.
    ayrica midyeli risotto tarifi verecegi programda once kullanacagi midyeleri kendisi denize dalarak cikarmis ve buna dair sualti goruntulerini de programinda kullanarak yemek programina hafif bir kaptan cousteau sosu eklemistir.
  • her hatunun evine bir tane lazımdır benzerinden. eşi çok şanslıdır sanırız ki; tatlı tatlı anlatır, açıklar, pişirir, ne guzel olur.
  • rüyaların ahçısı, yeme de yanında yat insanı.
  • ntvnin metroseksuel a$cisi.
  • eskiden ntv'de yaptigi yemek programlarinda devamli somon pisirip "somonu nerden bulacagim ulaaaaan" diye beni delirten asci.
    sonradan finlandiya dogumlu oldugunu ogrenip anlayisla karsilamistim.
  • bu adamın ntv'deki yemek programı gerçekten insanı hasta eder. beni ediyor en azından. kardeşim bir mutfak bu kadar mı mükemmel, kusursuz, iyi dizayn edilmiş, ergonomik olur ya. nedir bu mutfak, niyedir? sevmem ben öyle mutfak bi kere. sonra en sikindiriğinden bir tutam karabiber, yarım baş soğan için de özel metal öyle kulllanışlı küçük kaplar mı olur be. al bi yerden soğanını karabiberini bir tutam, at içine, canın yandığım. insanda biraz empati olur be kardeşim. ben tiksinirim öyle şıkır şıkır, postmodern, dizayno, zanussi, italyano, bangolufsen tipi mutfaklardan. rahatsız olurum yani. "kaç kişide var kardeşim böyle mutfak?" muhabbetine girecek değilim, ki girersem de girerim yani hakkım var böyle bir şeye ama denecektir ki işte "kardeşim ab grubu izliyor bunu ntv'de. caddenin, etiler'in, kemerburgaz'ın insanları izliyor, sana ne oluyor, pardon yani.." falan. iyi izlesinler banane, ama dediğim gibi o kusursuz mutfak, ve o titiz havalar insanı deli ediyor. bilmemne karıştıracak, hop alet hazır. bilmemne kesecek, hop özel bıçak var zaten. bilmemne çıkaracak, hop o özel kabında duruyor çoktan. bir şey de olmasın, bir şeyi de bulama, böyle saat gibi işler mi yemek yapma işi yahu. bir de mehmet gürs bazen saatlerce uğraşıp acayip sandviçler filan hazırlıyor mangalolu, domingolu (uyduruyorum) filan. sonra da arkadaşlarına götürüyor, tekneye, hep beraber tekne yolculuğuna çıkıyorlar, yolda mehmet gürs arkadaşın hazırladığı süper sandviçleri yiyorlar, ölçülü bir neşeyle filan. daha da mide bulandırıcı bir manzara oluyor o zaman.
  • adamda, böyle hem artistik modernist heyecanlar, hem de ontolojik kaygılar uyandıran bu herifçioğlunun; küçücük bir veled iken bile anasının/ananesinin mayası, unuyla ekmek yapıp, mahalleliye [finlandiya mahallesi tabii orası] sattığını ve daha o zamanlardan ileride bir 'kusursuz yaşam kumkuması' olacağını muştuladığını kendi ağzından dinledim bugün. evet dinledim, ntv'deki programını ağzı açık ayran budalası rolünde eli mahkûm izliyorum zira, neden? çünkü içimdeki miele aşkı bambaşka, valla ondan.

    adamın mutfağı, evi, jipi, yelkenlisi, hatta gittiği her yere mehmetçe döşenmesi - bozcaada'da deniz kenarında hop odun fırını yapı yapıvermesi, efendime söyleyeyim, abant'ta bir dağ evinde hop dört başı mamur bir barbekü icat edi edivermesi - bir yana, bunları beraber paylaştığı ahbapları ne biçim insanlardır kuzum: beni asıl o dağdağaya sürüklüyor doğrusu.
    misal ben bu adamın yanında iki dakika dursam, üçüncü dakkada "mehmet alla'sen bu ne biçim rozbif ya, solucan etmişin hayvanı" ya da "mehmet o taraklarla, ıstakozlarla, pavuryalarla oynama da iki dakka seda sayan'dan konuşalım" demeden duramam yahu!
    bu ahbapların hepsi sanki bir 'mehmet büyüsü'yle büyülenmiş de, hayatlarında gözleri brunch'dan, şeftali marmelatlı şaraptan, kuşkonmazlı krepten, siki taşağına denk bir yemek ortamından başka bir şey görmüyor gibiler be.

    sene 2009'da düzeltmek farz olmuş. dilimize ne gelirse yazmışak bir dönem.
    şimdi diyeceğim şu, oryantalist olmayıp orient'in kendisiysen sorun yok. seda sayan da fena bozdu gözümde, konuşmam, aklıma gelmez hiçbir ortamda. vesselam oturur adam gibi yemeğimi yerim, üstüne de ohh ne şahane ortammış derim açıkça, yalana dolana lüzum yok. ha yine de rozbif filan boş işler, biz önümüzdeki dolulara bakalım.
  • istanbul yiyecek-içecek, numnum, lokanta, caterer, burc beach, nuteras, beachtown ve downtownda parmağı bulunan, 2003 yılında özel başarı ödülü ve en iyi şef ödülüne layık görülmüş, 1969 finlandiya dogumlu, tanrının özene bezene yarattığı aşçı.