şükela:  tümü | bugün
  • ankara'da yaşayan yönetmen, şair, yazar, osmanlıca ve siyakat hocası. saz ve söz üstadlarından. aynı zamanda bağlama ve çiğ köfte ustası. az sayıdaki öğrencileri için bulunmaz bir nimettir.

    usta işi şiirlerinde türkü sesi ve divan edebiyatı tadı alınabilinir. siverek 1945 doğumlu, erzincan askeri lisesi ve dtcf mezunudur. farsçayı şiir yazacak kadar fransızcayı da şöyle böyle bilir. siyasal çizgisini uzun yıllar büyük doğu saflarında sürdürürken estetik olarak kendisini sezai karakoç'un diriliş mektebinden sayar. trt'de belgesel ve program yönetmenliği de yapmıştır. genellikle doğa ve anadolu temalı belgeselleri arasındaki 'dört mevsim kaçkar' bbc tarafından da kullanılmış önemli bir yapıttır.

    yıllar yılı mavera, gelişme, edebiyat, kayıtlar, dergah gibi dergilerde yazdığı şiir ve eleştirileri son dönemde hece dergisinde yayınlanmış fakat bir iki yıldır küstüğü edebiyat piyasası kapsamına artık heceyi de almıştır (yazdığı şiirler ve şariler dizisiyle bir çok genç şairin ellerinden tutup önlerini açmış, şiir ve şair meclislerinde tutunmalarına yardım etmişti). şimdilerde şiirlerini ceplerinde taşımayı tercih eden bu yürekli adam yayınlanmış iki şiir kitabına bir yenisini ekleyip eklememekte kararsız. oysa ilk kitabı 'yeni bir sevda süleymanı' (1986) ile olay olmuştu. on yıl sonrasında 'bir başkasının kitabı'nı çıkartan bu şair, aşkı her daim burnunun ucunda gezdirenlerdendir efendim.

    yerli olmakla övünüp gönlümüzü parsellemiş bu muhalif aydın, alevi muhibbidir, sufidir ve türküler hakkında da ciddi bir birikimi vardır. trt'de çalıştığı yıllarda nida tüfekçi ile de çalışmış ve türküler derlemişti. muhterem, bu entarinin biçimi esnasında türkiye yazarlar birliği'nde yönetim kurulu üyeliği ve dert babalığı görevine devam etmektedir.
  • vefat haberi verilen şair.
  • kainatın efendisine

    senin bir tek hatırana
    bütün aşklarımı bağışlayabilirim
    kederli ve memnun türkülerimi
    çiçeklerimle
    ağaçlarımla gözyaşlarımla
    övgüler geçirip damarlarımın karanlığından
    sözlerin ve kalbimin
    elpençe divan durduğu
    bakışına
    zamana ve toprağa dayayıp alnımı
    ve ellerimi
    sen parmaklarından güneşler emziren çeşme
    doyur beni

    denize açılmış gemiler
    ve yanlış analıkları kadınların
    şarkıların seni bilmeyen tutsaklıkları
    ragıb'ın bir leylâdan öbürüne
    yanık sevdaları
    sonradan yazılmış defterler
    ve askılarda bırakıp kitapları
    adın öpülecek aziz ve emin

    sen kadim âşıkların leylâsı
    sevda sözlerinin öksüz ve yetim hükümdarı
    büyütüp ellerinle kalbinin arasını tutan sesleri
    gel köle kıl kendine
    buyur beni

    gün gelir uçmaz olur turnaları göllerimin
    insanlar ve defineler çıkarlar
    toprağın derinlerinden
    ben oralarda sevdana ve terlere bulanmış bir adam
    şimdilerde kimse bilmez
    aklımdan geçenleri
    yalnız sen yanıbaşında
    dünyanın ve insanların
    ateşin suların
    ve hesabın karanlığında
    kayır beni
  • bir şiirine vurulup, kimdir diye şöyle bir araştırdığım ve adını daha önce hiç duymamış olduğum için üzüldüğüm ve hakkında bu kadar az entry girilmesine şaşırdığım donanımlı insan.

    "mehmet ragıp karcı 1945 yılında şanlıurfa’nın siverek ilçesinde dünyaya geldi. bir süre askeri lisede okudu ve ayrıldı. kameraman, fotoğrafçı, yönetmen, şair, yazar, öykücü, osmanlıca ve siyakat hocası, türkiye’nin en büyük saz ve söz üstatlarından biri. aynı zamanda saz yapım ustası olan karcı, ilçenin yetiştirdiği büyük üstatlardan biri olarak biliniyor."

    vurulduğum şiiri;

    bir şiir olmalı şimdi alıp sana gelmeliyim.
    son kan damlası çekilir kentin burçlarından.
    duvar diplerinde adım başı güvercin mumyaları.
    ayaklarını gözden yitirir bir kadın,
    kuyularında donmuş bir yaşamanın uğultuları.
    cehennem süzülür parmak uçlarından.

    akşamın kıyısında bir çocuk,
    çocuğun tenhalığında bir anne.
    rüyaları yatağa girmeden hazır,
    birazdan geceye dökülecekler.
    evleri, güya babaları deniz daha neler.
    birde balıklar, sabah olursa eğer,
    birine tabir ettirecekler.
    biri dedikleri kim?
    elbet dağlarında divane umutlarıyla bizim ismail.
    bir kalbi var dünyada, bir kendi,
    bir de kefen yerine taşıdığı yazmalı mendil.
    onunla kalbini ısıtıyor.
    yoksa rüyadan ne anlar ismail.
    bildiği alt yazılar, içli ölüm şarkıları,
    zaten kalbi ve ismail bu işi bitirecekler.

    bir rüya olmalı şimdi alıp sana gelmeliyim.
    bir isyan olmalı şimdi alıp sana gelmeliyim.
    çünkü geç kalmış bir ceylan yavrusuyla eğlenen benim yüreğim.
    virane isyanları hasret yerine kullanan damarlar benim.
    ormanlarında şiirlerinden dökülen geçmiş zaman tortuları,
    ey yürek! seni sesinden öperim.
    ve ey isyan! karlı dağım benim.

    bir şiir olmalı şimdi alıp sana gelmeliyim.
    sonra sen gelmelisin.
    seni taşıyan toprağı öpmeliyim.
    türküler toplamalıyım kaşlarının karasına.
    arasına bir ah koymalıyım.
    verdiğin ikrara salmalıyım seni.
    ve yağmur yerine kullandığın ellerini,
    bir ah olmalı şimdi alıp sana gelmeliyim.
    bin türlü silahla mücehhez gözleri,
    sen sevgili tövbe.
    emzir beni avuçlarından, dağlarıma su ver buğulansın.
    ey sevgili gece! bir yağmur buyur sıyırıp saçlarından.

    bir şiir olmalı, bir isyan, bir ah olmalı.
    bir türkü olmalı hele alıp sana gelmeliyim.

    kurşun işlemez bir yalnızlıktır yakasındaki ismail’in.
    dokunsan eriyecek gibi durması bundan olsa gerektir.
    bilen söyler efsane-i uşak’ı, bilmeyen söyler.
    lakin benim bu derde düçar olduğum bilerektir.
    ben kimmiyim? kim bilir.
    şimdi hangi akşamın şakağına,
    kanını kurşunlar gibi savuran yüreğim dar-ı dünyada,
    bir de ne yaptıysam içimden atamadığım köpeklerim.
    bir yanım yol ağzında, bir yanım yara benim.

    bir yılan adımı ısırıyor, bir akrep kolumu kanadımı.
    sokaklarda gözlerinden geçilmiyor.
    beni hep sizin oralardan topluyorlar.
    iliklerimde bir kadim sarhoşluğun uğultuları.
    adıma ve bana aldırmıyorlar.
    yani şimdi ben başka biriyim.

    bak bu yanımda duran ismail.
    bu yanan eller benim ellerim.
    ya bana adımı bildir.
    ya da elif kaddim büküp berdar edeyim.

    şimdi bu benim yalnızlığıma dökülen şiirler,
    senin değilse kimin?
    bu gözyaşlarıma yürüyen sahil, bu sabahlar,
    bu gecenin serin atlıları.
    ben kalbimi elinin ortasına koydum.
    kalbimi tut, tut ki bileyim.
    ben bu rah-ı firkatte yeniyim.
    çünkü ikide bir başkası olmaktan yorulur kalbim.
    senin ellerinle alır yerine koyarım.
    sen olmasan ne yaparım.
    göz yaşım, yorgunluğum, sevincim, alın terim.
    *

    hepimiz biraz ismail değil miyiz?