şükela:  tümü | bugün
  • mekân derken kafe, restaurant, tırt kahve dükkanı gibi yerleri kastediyorum tabii. mekâna tek başına gitmek deyince, tek başına oto yıkamacı basan polat alemdar gibi mafyatik bi görüntü oluşmasın zihinlerde.

    yalnız gezmeyi severim. hayır, sap gelmiş sap gidecek müzmin bir kol mahkumu değilim. bilakis, bildim bileli 'sevgilili' biri olduğumu söyleyebilirim.

    yalnız gezen kişi otomatikman "gariban" muamelesi gördüğü için, mekânda itilip katılmaktan kurtuluş yoktur. sıralıyorum:

    yanındaki sandalyeyi alırlar!
    bunu hem garsonlar hem de sürü halinde gezmeyi alışkanlık edinmiş müşteriler yapar. kimisi sorar, kimisi sorma ihtiyacı bile hissetmez de "hımm tam götüme layık" diyip alır gider. sandalyelerinin tek tek gidişini izlersin, en sonunda biri gelip "kalk siktir git" diye tekmeleyecek de oturduğun sandalyeyi alacak korkusu yaşamaya başlarsın.

    minik masaya oturtmaya çalışırlar!
    "tek başına koca masayı meşgul etmesin götelek, alın şu kolonun dibindeki bi buçuk kişilik masaya oturtun." bu, kafe restoran işletmecileri derneğinin yazılı olmayan kurallarından biri. mümkünse ilk girişte yolunu kesip seni o masaya yönlendirmeye çalışırlar. besleme gibi oturursun orda. işletme orda gariban meczup doyuruyormuş triplerine girer. "haa, deli tarık mı gelmiş, şu kolonun arkasına oturtun da karnını doyurun. müşterinin gözünün önünde durmasın, yesin gitsin."

    yerini değiştirmeye çalışırlar!
    beyefendi sizi şu arka masaya alabilir miyiz? zira yanımda görmüş olduğunuz şu aşırı mutlu kuş sürüsünü sığdıracak masa arıyorum. baksanıza ne kadar lömbürgötler, deli gibi yer içer bunlar. hadi zorluk çıkarma güzel kardeşim, zaten yalnız bi garibansın, seni şurada servis tabağıyla evire çevire dövsek bi sahip çıkanın olmayacak. hadi...

    serviste en sona bırakmaya çalışırlar!
    garsondaki "bi dakka amk seninle mi uğraşacam" bakışını çok net görürsün. kestiği adisyondan prim filan alıyorsa zaten sezercik gibi kalırsın ortada, hiçbir garson sahip çıkmaz sana, hep gözlerini kaçırır.

    saymakla bitmez fenalıklar. ama bunlardan kurtulmanın iki yolu var. birincisi kendinize maliyeci, sivil polis filan süsü vermek. gizemli bakışlar, mekanın içini kolaçan etmeler, vergi levhasını dikizlemeler... ikincisi de yeme içme blogırı süsü vermek, bu süsü iyi verirseniz vedat milor muamelesi görebilirsiniz. "nerde o şefiniz, çağırın şu közlenmiş biberi götüne sokacam itin, böyle yemek mi olur" diye iyice coşabilirsiniz. sonu nereye varır bilmem tabii, garantisi yok.
  • hayatımın çoğu yalnız geçtiği için çok başıma gelen, bazen ben mi alınıyorum dediğim ama gerçekten var olan ve insanı yalnız dışarı çıkmaktan soğutan ayrımcılıklardır.

    daha başta kaç kişi olacaksınız sorusunua cevabınızı beğenmezler. daha çok tercih edilen masalar boşsa bile cuzzamlı gibi en dipteki masaya oturturlar. yemek yaninda tek icecek alinan degil de alkol odakli bir yerse tek basinasaniz her yer dolu diye mekana alinmadigim da oldu. gecen aksam gittigim bir yerde garson suratsiz suratsiz davranip, cabuk soyle lan ne yiyeceksen der gibi hali vardi, karakteri boyle heralde dedim, yan masaya 2-3 kisilik bir grup gelince adamin yuzunde guller acti, ilgili alaka tavan yapti. bir de yalnizsaniz bazi yerlerde yemek sonrasi cay kahve ikram edeyim mi diye sorulmaz, yemegini yedin hesabini ode sittir git mesaji verilir.

    boyle olmayan yerler de var ama cogu yer, ozellikle kalabalik saatlerde boyle. tabi bir de bunlar yalniz erkekler icin. kizlara aynisini yaptiklarini sanmiyorum, cunku biz sapigiz. bir de kizlar pek tek basina cikmiyor, illa bir arkadaslari oluyor.