şükela:  tümü | bugün
  • tam adı mélanie hélène bonis olan bir fransız besteci. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları, avrupa ülkelerinde kadın bestecilerin sayılarının arttığı bir dönem. bu durumun birinci dalga feminizm ile çakışması elbette tesadüf değil. bonis'ye ait yüzlerce eser var; lakin gördüğümüz üzere, bugün kendisini ismen dahi bilen pek fazla kişi yok.

    bonis; postromantik dönemde, batı müziğinde alışkanlıkların değiştiği bir periyodda beste yapmıştı. kendisi 1858 doğumluydu. fransa ise, 1870'de prusya ile savaştı. politik problemlerin fransız müziğine etkisi çok büyük. o dönemde alman müziğinin batıdaki etkisini bir düşünün. milliyetçiliğin yükselişi ile fransa, sanatta da yavaş yavaş içine kapanıyor ve fransız besteciler müzikte kendi kimliklerini bulmaya daha fazla önem veriyorlar.

    her ne kadar modernizm tonaliteyi reddetse de, bonis'nin eski tekniklere bağlı kalmaktan ötürü pek sevilmemiş olmasında bir gariplik var. ilginç ki saint-saëns için de geçmişe bağlı kalmak geçerli bir durum iken, o bu tür bir problem ile karşılaşmayıp başarılı oluyor. herkes bonis için "modası geçmiş" derken, saint-saëns, fransız empresyonist bestecileri büyülüyor.

    bestecilerin çocuklarının da müzikle ilgilenmesi sık rastlanan bir durum. franz liszt adam liszt'in oğlu, johann strauss ii, johann strauss i'in oğlu. vivaldi'nin babası profesyonel kemanist, bach deseniz ailesi dededen toruna müzisyen. bonis gibileri için ise böyle bir durum yok, ailesi müzikle hiç ilgili değil. kendi kendine piyanoyu öğreniyor, bir aile arkadaşları tarafından keşfedilmesi de tamamen şans eseri gerçekleşiyor.

    * * *

    kariyerinde "mel" ismini kullanmasının sebebi kadınlığını reddetmesi. hani günümüzde diyorlar ya, "kadınlar duygusaldır, erkekler stem alanlarına daha eğilimlidir." diye. o dönemde bunu bile söylemiyorlardı, duygusallık gerektiren bestecilik de kadın mesleği olamazdı. önyargı yüzünden kadın "mélanie" adını kullanmaktan çekinmiş, victoria dönemi ingiltere'sindeki george eliot vakasına benzer olan durumlardan yalnızca bir tanesidir bu da.

    hayat hikayesi ise yüksek dozda drama içeriyor. manyak bir aile, yasak aşk, zoraki evlilik, kendisinden uzakta büyüyen bir gayrimeşru çocuk, depresyon, savaş, savaş sonrası kendi öz çocuğunu gerçeği saklayarak evlatlık olarak alması, sonra iki çocuğu birbirine aşık olunca mecburen türk filmlerindeki gibi "siz kardeşsiniz" açıklamasında bulunması. dizisi çekilse tutar.

    * * *

    bonis'nin stilinin, stabil kalmayıp yıllar içinde evrildiğini gözlemleyebiliriz.

    bazı eserlerini tanımak isteyenler için:

    pensées d'automne (1894)
    barcarolle in e flat major, op. 71 (1905)
    sarabande (1909)
    pavane (1909)
    sévilliana (1928)

    femmes de légende ise feminist ruhunu yansıtıyor.

    salomé ismini görünce, insanın feminist damarının nüksetmemesi de imkânsız. bugün bile salomé isminin nietzsche'den ayrı anılamaması iptidai bir bakış açısı. (bkz: lou andreas-salome/@highpriestess)

    biraz da chamber music:

    suite orientale, op. 48: i. prélude
    suite orientale, op. 48: ii. danses d'almées
    suite orientale, op. 48: iii. ronde de nuit
    soir, matin. op.76
    suite en trio pour flûte, violon et piano, opus 59

    müziğinde romantik tarz baskın olmasaydı, içinde yaşadığı periyodda daha fazla ünlenebilirdi ama olsun, biz onu hâlâ dinliyor ve yaşatıyoruz.

    portresi, charles-auguste corbineau eseri.