şükela:  tümü | bugün soru sor
  • eşine çok az rastlanır güzellikte bir aşktır. iki güzel insanın yüzlerce harika eser üretmesi, hiç kuşkusuz müzikal ve edebi zeka'dan çok daha fazlasını gerektirir. o da, aşk'tır.

    "bir kadın peygamber olsa, çiğdem olurdu o." diyerek tanımlıyor melih kibar, çiğdem talu'ya olan saygısını ve aşkını.

    can dündar'ın "yüzyılın aşkları" isimli belgeseli'nden; herkesin izlemesi gereken bir bölüm:

    melih kibar - çiğdem talu aşkı. gözleri doluyor izlerken insanın.

    http://www.youtube.com/watch?v=zyo8nd3gr3w
  • son 15 dakikasina girerken hissettigim duygulari tarif edemedigim belgesel.. 15 dakika 22 saniye kala bitmesine, duraklattim videoyu. istemsiz. kalktim yatagimdan, ciktim disari.. bir sigara yaktim, bir sigara daha ustune.. yasanmisliklari hatirladim birer birer kendi hayatimdan herhalde. belki de imrendim, bugune kadar duydugum en buyuk aska.

    sanki..

    birbirleri icin yaratilmis iki insan, melih kibar ve cigdem talu.. sanki 2012 yilinda ve daha sonrasinda bile yazilabilecek en guzel ask sarkilarini yazmak icin birbirleri icin yaratilmislar.. tesaduf degil tanismalari, tesaduf degil icimdeki firtina'yi yazdiran telepatik iliski.

    herkesin hayati boyunca sahip olmak istedigi, pesinden kostugu turden, gercekten ve yurekten bir ask..

    turk diliyle yazilabilecek en iyi sarki sozlerini yazdiran, yapilabilecek en iyi besteleri yaptiran bir ask.
  • dilimizde yazılmış en anlamlı sözlerin, yapılmış en harika bestelerin, dinlenebilecek en güzel şarkıların sebebidir..
  • çiğdem talu'nun vefatından sonra ilhan irem'in sözlerini yazdığı, melih kibar'ın bestelediği bile bile bilmezcesine adlı şarkının yaratılmasına ve ilhan irem tarafından yorumlanmasına vesile olan aşktır sözgelimi..
  • onno tunç-sezen aksu aşkını hatırlatır.
  • bu aşkın beni en çok etkileyen hikayesi şudur, can dündar - yüzyılın aşkları kitabından alıntıdır:

    melih kibar:
    müthiş bir fırtına vardı, tarifi mümkün değil, okyanus fırtınası. kopuyor ortalık. moralim bozuldu, babama da bir şey söyleyemiyorum. sonra odadan çıktım. " baba.. ben bir etrafa bakayım " dedim. karanlık koridorda güm diye bir şeye çarptım. baktım bir piyano. otomatikman elim kapağa gitti, kapağı da açık. oturdum, piyanoma gene anlatmam lazım, piyanoca bir şey. o korkumu kompanse etmem gerekiyor, anlattığım zaman çıkıyor ortaya. çok hoşuma gitti, koşarak odama gittim, odamı zar zor buldum. daha yeni gelmiştim, bavulu açtım bir kayıt cihazı aldım, kasete o parçayı çektim.

    melih kibar çaldığı besteyi babasıyla istanbul a, çiğdem talu ya gönderdi. çiğdem, nasıl ve hangi koşullarda bestelendiğini bilmediği bu melodinin üzerine bir söz yazdı ve londra ya melih e postaladı.

    melih kibar:
    çiğdem gene o her zamanki üslubuyla "seni gidi seni, gece neler yapmışsın, gene çıldırttın beni." dedi. ama bilmiyor o parçanın neden yapıldığını, "ekte sözleri bulacaksın inşallah unutmazsın" diye, pembe iki sayfalık bir mektuptu, pembe bir zarfta gelmişti. nerede olduğumu bile hatırlıyorum odada. birinci sayfayı öteki kâğıdın altına alıp sözlerle bakıp da başlığı görünce, ben duvara tutundum. "içimdeki fırtına"ydı şarkının adı...
    gün ağarırken
    tek başıma oturmuşsam
    henüz daha gözlerimi
    bir an bile yummamışsam
    sen yoksan yine
    bense yorgun ve yalnızsam
    hele bir de..
    bir de canım
    hasretine kapılmışsam
    ve gözümde tütüyorsan
    buram buram..
    işte o an bir fırtına kopar
    sanki o an yer yerinden oynar
    hoyrat bir rüzgâr eserken
    sallanan gemi misali
    sallanır durur içimde dünya

    melih kibar:
    çiğdem talu - melih kibar bir tesadüf değil. "içimdeki fırtına" da bir tesadüf değil. bu müthiş bir şeydir. ondan sonra çiğdem e telefon açtım, 8 saat 40 dakika bekledim telefonun başında, "çiğdem" ... dedim."sen bu parçayı neden yaptığımı biliyor musun ?" ağladık telefonda ondan sonra karşılıklı.. bu, başka bir şeydir.. allah insanlara bunu yaşatmalı; bu, çok özel bir şey. ondan sonra herkes çiğdem talu - melih kibar olarak bizi görmeye başladı, çiğdem dendiği zaman melih, melih dendiği zaman çiğdem dik biz...

    ---

    böyle anlatıldığında sanki sanatçılar bambaşka aşklar yaşıyormuş gibi geliyor. * *fakat aslında bizim * yaşadıklarımız veyahut yaşayacak olduklarımız da bu anlatılan hikayedeki gibi milyonlarca aşktan biri. özetle aşk güzel şey vesselam
  • nasıl efsanevi bir uyumdur, nasıl destansı bir aşktır..
    hikayelerini her dinlediğimde, onlara dair anlatılan her anıda, içimi aşklarına ve uyumlarına olan hayranlıkla beraber garip bir acı ve hüzün kaplar..
    onların hikayelerini anlattığım eski aşklarım gelir aklıma ve karmaşık duygular sarar sonra..
    hikayelerini konu alan yeni bir belgesel daha yapılmıştır ve beni dağıtma işini oldukça güzel başarmıştır yine. (bkz: #32979313)

    e: link yenilendi.
  • melih kibar başka bir kadınla evlilik kararı aldığında çiğdem talu isyan etmez. hislerini anlatabilmek için elinden gelen ise tek bir şey vardır; yazmak. ithaf edilen kişi* güfteyi besteler. bazen koca çınar gibi ayakta durmak gerekir. coşkun demir şarkıya ses verir. dinlemek için buyurun buradan koca çınar
  • yüz yılın aşkları belgeselinde yıllar önce izlemiştim melih kibar çiğdem talu aşkını. izlerken gözyaşlarına boğulmuştum.

    dün ekşisözlükte dolanırken yine karşıma çıktılar. akşam eve gidince yine izledim yine gözyaşlarım sel oldu.

    izlemesemde bazen dua ederken melih kibar aklıma gelir hep. severim ben melih kibarı.

    dün izlerken eskiden fark etmediğim şeyleri gördüm. nasıl sevipte yan yana gelemediklerini gördüm. o dönemin türkiyesinde 12 yaş farkla bir kadının büyük olması ne büyük problemdir. halbuki ne önemi var. aşkın bir kadını nasıl erittiğini gördüm. bir adamın nasıl olsa bişey olmaz demesini, aklının bunu kavrayamamasını gördüm. ama gerçekten seven iki insan gördüm. şarkılarının sözlerine daha dikkat ettim. nasıl bir duygu patlamasıdır o şarkılar.

    mesela ben erkek olsamda bir kıza evlenme teklif edecek olsaydım; arka fonda "bir tanem söyle canım ne dilersen dile benden / istersen evlenelim davullarla zurnalarla / istersen çınlatalım dört bir yanı şarkılarla" çalsın isterdim.

    mesela sevdiğim birine "her şey seninle güzel yolda yürümek bile / içimdeki bu korku gözümdeki yaş bile" çalarken sarılıp onu sevdiğimi söylemek isterdim.

    mesela uzun zaman görmediğim birine "hani eski bir resme bakarken / hani yılları sayarda insan / hani gözleri dolar ya birden / işte öyle bir şey" şarkısını yollamak isterdim.

    mesela kendim için seçtiğim "çek git diyor şeytan, git sessiz sedasız / ve gittiğin zaman sanma ki / ağlayıp sızlarlar ardından / ben bu dünyadan / dosttan, düşmandan / aldım payımı gidiyorum / günahlarımla, sevaplarımla / aldım başımı gidiyorum / gitgide yüreğime, ince bir sızı girse / gizli bir ateş beni yaksa da gidiyorum" şarkısıdır. bu gitme isteği azalmıştı bende. bu ara yine nereye olduğunu bilmeden gitmek isteğim var. bu şarkısınıda yıllardır çok severim.

    mesela benim genel durumumu bu ara "nerden aklıma esti kimbilir / gezdim dün gece şehri şöyle bir / herkes evinde kendi halinde / her yerde huzur her yerde neşe / bir ben uykusuz bir ben huzursuz / bir ben çaresiz bir ben sensiz / gel sen ne çektiğimi bir de bana sor / nerde nasıl yaşarım bir de bana sor / evlerin ışıkları bir bir yanarken / bendeki karanlığı gel de bana sor..." şarkısı ne güzel anlatır.

    ikiside kanserden öldü. çiğdem 44 yaşındaymış. nur içinde yatsın kalbi güzel kadın. nasıl sözler yazmış. nasıl dökmüş içini. benim için aşk denince leyla mecnun, ferhat şirin gelmez. benim için aşk denince yıllardır aklıma çiğdem melih gelir. izlemeyenler mutlaka izlesinler yüzyılın aşkları belgeselinde onların bölümünü.
  • ruh eşi olmak, ruh eşini bulmak başka bir aşkla anlatılmaz benim için.

    iyi ki yolları kesişmiş. birinin hayatı başlamış devam ederken, diğeri de kendi hayatına yön vermiş, dünya böyle.

    evet, belki böyle olması gerekiyordu. içimde bir yerde, birbirlerine geç kalmamış olsalardı nasıl olurdu sorusu

    duracak galiba. bu kadarı da yeter bana.