şükela:  tümü | bugün
  • memduh beyi önce btv adlı kanal ve öncü adlı gazetede gördük, tanıdık. o zamanlar kendine gazeteci diyordu. bugün ise flash tv'de "memduh bayraktaroğlu ile umuda doğru" diye bir programa başladı. kendisi için "siyaset analisti" diyor. (hahaha ah memduh ah.)
    fanatik bir dyp'li diyemeyeceğim; tansu çiller tarafından evde artan bayat ekmeklerden üretildiğini sanıyorum desem daha doğru olacak.
    sayın çiller, melek hanımefendi, nazik primadonna, pitoresk ilahe vb cümleleri kurmadığı zamanlarda şöyle vecizeler yumurtlar: "mgk iltica* sorunu var demiş; hani, ben görmüyorum?" "... gerrizekalı komünistler..." "ben idam yanlısıyım, bakın amerika'ya!"
    dyp 18 nisan seçimlerinde hezimete uğradığı gün kayıplara karışan bayraktaroğlu, btv'deki programının son zamanlarında pişkinliğin, demogojinin, popülistliğin dibine ulaşmış olduğundan ne yapacağını şaşırmış, stüdyoya bir klavyeci getirtip türkü okumuş, onuncu yıl marşı söylemiştir ayrıca.
    komedi tutkunları ekran başına, her salı akşamı flash tv'ye...
  • arbalest bey'in anımsattığı bu feodal soyadı, sanıyorum emin çölaşan'ın memduh bayraktaroğlu'nu köşesinde deşifre ederek, beyefendinin kimi dolandırıcılık ve karşılıksız çek davalarından hüküm giydiğini yazması sonucu gündeme gelmiştir. piyasada çömlek gibi bir suratla gezmemek için samuray soyadını kullanmadığını savlanmıştır.
    ha, sanıyorum bu gündeme ben ve benim gibi bir kaç kişi ehemmiyet vermişiz, samuray soyadını yürekten kutlamış, seven samurai tam sever demişiz...
  • hakkında bir de şöyle bir yorum bulunan şahıs:

    "80'li yılların başında türkiye'nin en seçkin genç iş adamlarından olmaya hazırlanırken askere gidince, yokluğunu fırsat bilen ortakları ve vekalet sahiplerinin korkunç ihanetiyle her şeyini kaybetmiş, sonraki yıllarda itibarını geri kazanmak için deliler gibi çalışmış ve içine tıkıldığı tüm ızdıraplardan tırnaklarıyla kazıyarak çıkmasını bilmiş muhteşem bir aile babası. türkiye'nin en radikal liberali ve fakat belki de en vatansever entelektüeli. 28 şubat sürecinde fikirleri yüzünden kaleminin elinden alınması ve yıllar önce ihanetine uğradığı dostlarının ayıplarından suçlu ilan edilmesi yetmezmiş gibi, dürüstlüğü karşısında komplekse kapılan meslektaşlarının bin türlü iftirasına maruz kalan "kırgın ve fakat bağışlayıcı" adam. çocuklarını iyi okutmak ve 16 yaşından beri aşık olduğu eşini mutlu etmek için akıl almaz riskleri omuzlamış, en acı günlerinde bile gülümsemeyi ve herkesi gülümsetmeyi başarmış, içine attığı acılarla geçirdiği kalp krizine karşı zafer kazanmış ve fakat karşısındakini ezen iyiliği, tehlikeli boyuttaki dürüstlüğü, delicesine sadakati ve sevdiği herkese sınırsız güven duyması yüzünden sonunda hep en büyük kaybeden olmak zorunda kalmış "umut" insanı. türk ekonomisinden uluslararası diplomasiye kadar yaptığı hemen hemen bütün tahminler tutmuş ve fakat 28 şubat'ın ardından uğradığı korkunç karalama kampanyası sonucunda itibarı gaspedilmiş, o da kendisini "herşeyi önceden görmekle ödüllendirilip kimseyi buna inandıramamakla lanetlenen mitolojik kahraman kassandra"ya benzetmiştir. ekmek alacak parasının olmadığı günlerinde bile kitap almak için ceketini satmaktan çekinmez. 1994'te yayınlanan ve fakat dağıtımı gerçekleştirilmediği için tarafımdan kadıköy sahaflarının raflarına "gizlenen" kitabı "bu ülkeyi cahiller yönetiyor" da savunduğu mekanizmalar bugünün gündem maddeleri haline gelmiştir. kısa cümleler kurar. hiç abartısız, onbinlerce fıkra ve anektod bilir. tansu çiller'in fikirlerini sever; o fikirlere yön vermeyi de öyle. ama çiller'in siyaseti bilmemesini ve becerememesini hep tepkiyle karşılamıştır. onu tanıyanlar, tansu çiller'i en muhalif yazarlar dahil hiç kimsenin onun kadar zorlamadığını, onun kadar sert ve acımasızca eleştirmediğini bilirler. tek isteği kendini ifade etmektir. hayattan tek beklentisi her geçen gün daha çok öğrenmektir. ülkesini en az ailesi kadar sever; onun için ailesinin geleceğini tehlikeye atmaktan, itibarsız kalmaktan, küfre ve iftiraya uğramaktan asla çekinmemiştir. sever, sevgisini belli eder, çok çabuk affeder, hiç affetmedikleri için bile iyi şeyler yapmak için didinip durur. birlikte çalıştığı herkeste hayranlık uyandırmasına karşın, belki biraz da, genç yaşında katıldığı anadolu rock grubunun vokalisti olarak daha 20'sine gelmeden egosunu alkışla inşaa ettiği için bazı şeyleri gururuna yedirmekte güçlük çeker. ama yaptığı her işi en iyi yapma ihtirasıyla dolu olduğu ve içinde bulunduğu kurumları (ailesi dahil) hep kendinden daha önemli tuttuğu için "çatırdayarak" eğildiği de çoktur. özetle, hiç tartışmasız, 25 yıllık ömrümde en sevdiğim insan ve en kızdığım haliyle bile her şeyiyle hayran olduğum tek isimdir. 1960 darbesinde demokrat partili olduğunu gizlemediği ve darbe yasalarına küfür ettiği için tutuklanıp bütün serveti elinden alınan kunduracı dağlı necdet ile çeşmeköy ağasının güzel kızı lütfiye'nin oğludur. dedelerinden biri pehlivan ağası, diğeri ise türkiye'ye gramafonu ve transistörlü radyoyu ilk getiren ağalardandır. oğlu da salyalar saçan bazı garibanlara tükürdüklerini yalatan ilk türk olacaktır."
  • matbuatımızın en tansucu adamlarındandır kendisi. gazete köşesinde, tv programlarında hep tansu çilleri'i savunmuştur.
    hatta bir ara programlarına ve yazılarına şöyle başlıyordu:
    "yine tansu çiller'e yalakalık yapıyor diye suçlayacaklar beni ama gerçekleri yazıyorum..."
    böyle başlar sonra tansu çiller'i yapış yapış övmeye devam ederdi.
  • bu zatı muhteremin ilginç bir özelliği de, program sırasında tamemen doğaçlama(gerçi hep aynı şeyleri söylerdi ama) takılmasıydı. elinde hiç bakmadığı ve arasıra gaza gelip "alın işte tüm hepsi burda yazıyor" diyerek kameraya uzattığı kağıtlar olur, yüzünde hep sıkıntılı bir gülümsemeyle(sanki tuvalet ihtiyacı varmış gibi) konuşurdu. tansu çiller'e muhalefet edenlere itinayla saldırır, akla, hayale gelmez hikayelerle bunları süslerdi. ilkeli olmak, tutarlılık, dürüstlük gibi kelimeleri zihninden tamamen silmiş gibiydi, bir programda, türkiye'nin amerika gibi olması gerektiğini, amerikan demokrasinin, liberalizminin nimetlerini anlattıktan sonra, amerikan gazetelerinde çıkan tansu çiller'i eleştiren haberleri soran bir izleyiciye, "amerika'yı pentagon, dışişleri ve danışmanlar yönetiyor, gazeteler ne derse desin, önemli olan onların ne dediğidir" diyerek nasıl bir demokrasi aşığı olduğunu da göstermiştir. bunun dışında çiller yalakalığı için, hüsamettin cindoruk, süleyman demirel gibi isimlere bile saldıran bu şahsın, mehmet ağar'ın dypden ayrılmasından sonra, "mehmet abiyle konuştuk, mehmet abi çok üzgündü, ne severim mehmet abiyi" gibi tavırlar takınması da, tamamen bir çiller yalakası olmadığını göstermiş, çiller fanatizmine rağmen belli hesaplar(muhtemelen can güvenliğinden) içinde olduğunu da anlamamızı sağlamıştır.
  • 90'ların ortalarında o zaman mehmet ali ılıcak'ın sahibi olduğu akşam gazetesi 365 kupona 37 ekran tv kampanyası başlatmıştı. televizyonun televizyon olduğu dönemlerdi. gidip carrefour'dan 51 ekran seg televizyonu market arabasına atıp çıkmak falan ütopyaydı o yıllar. carrefour var mıydı o bile net değil. allah var, mehmet ali ılıcak'ın tüm güvenilmezliğine karşın akşam gazetesi ciddi tirajlar yakaladı o sıra. televizyonların çoğunu vermedi, çamura yattı, içeri düştü. gazete kapandı, bayağı tantanalar oldu. konumuz televizyonlar değil. akşam gazetesi.

    bir televizyon için bir sene kupon biriktirmeyi göze alan ortanın altı gelirdeki binlerce ailenin evine girmeye başlayan akşam gazetesinin kalitesiz yazarları da bir anda bir triplere girdiler. rıza zelyut kendisini türkiye alevilerinin temsilcisi görür oldu. memduh bayraktaroğlu türkiye'ye abd'den aparma, çok fena liberal görüşler ithal etmeye başladı.

    kalitesiz akşam gazetesinin orta sayfasını işgal eden memduh bey'in yazdıkları türkiye için bir ilkti. o güne kadar hiç kimse alenen fakir düşmanlığı yapmaya cesaret edemezken, aynı dönemde ldp genel başkan yardımcılığı'nı da yürüten bayraktaroğlu, besim tibuk'tan aldığı gazla bunu zamanın en çok satan gazetelerinden birinde yapmaya başladı. özalcı, çillerci gazetecilerin zengin yardakçılığına az buçuk alışık olan insanlar, bunu da yer yutar diye düşündü herhal. fütursuzca, gecekonduda yaşayanların sel felaketinde ölen çocuklarına "yenisini yaparlar nas'olsa. üremekten başka ne bilirler?" diyebildi. kendi ldp yöneticisi olduğu için sütununda siyasetçi-gazeteciliği savundu, köşesinde ldp reklamı yaptı falan.

    gel gör ki, ldp'nin yunusu okyanusta boğuldu. besim tibuk ofsaytı kaldıramadı, akşam aksoy ailesine geçti derken bu zat kayboldu. lakin, aklıbaşında birden fazla insanın bulunduğu bir ortamda hafızalar deşilirse eğer memduh bayraktaroğlu'na olan derin bir antipatinin insanlara kuvvetli biçimde sirayet ettiği hayretle tespit edilebilir. mesela bi arkadaş bu kişinin imza gününe gidip (acayip de başarısız bir kitabı var bunun) bir kova yamanlar deresinden akan sel suyunu kafasından aşağı boca etmeyi önermişti. başka birinin adamın tombik yanaklarını ldp'nin yunusuna yalatma fantezisi vardı falan. (yanak dedim anla işte)
  • fatih altaylı'nın, radyolarda gazete okuduğu yıllarda pek bir itibar edip, programlarına konuk ettiği, şu nasıl olacak memduh abi, bu nasıl olur sayın bayraktaroğlu filan diye sorular sorup feyz ve görüş aldığı şahsiyet. sonra araları açılmıştı, hatta birbirlerine de girmişler, itişip tepişmişlerdi bir dönem.
    son olarak, yazdığı hortumcuzadeler kitabında, rüşvet alan bakan tipi, kendisini işaret ediyor diye bir dönem kanka olup ailecek görüştükleri ve birlikte tansu çiller hesabına çalıştıkları ufuk söylemez kendisini mahkemeye verip tazminat kazanmıştı.
  • kendisini yeni günaydın, milliyet, akşam gazetelerinden tanıyorum ve hep okuduğum bir yazar... milliyet gazetesinde güneydoğu ve kürtler ile ilgili yazısını hatırlıyorum da 12 yıl sonra o'nun yazdıkları yeni yeni konuşulmaya başlıyor. sevmediğim tansu çiller'i savunuren bile kendisine hiç bozulmadığım yazar. d&r'da kürtlerle dans ve çillerli yıllarım kitaplarını görünce hemen saldırıp bir çırpıda okuduğum ve daha önce yazılan cassandra benzetmesine bence de çok uyan gazeteci. umarım benim gibi o'nu takip edenler kitaplarının çok konuşulduğu bir dönemde o'nu önceden farketmiş olmanın gururunu yaşarız.
  • şurada da bilinç akışı takılan,yine doğaçlama, hali var araba sürerken:

    http://www.youtube.com/watch?v=rbc1wrfypbo

    bu da ev haliyle:
    http://www.haberbu.com/haber_detay.php?id=2154