şükela:  tümü | bugün
  • _dusunuyorum da hemitzer; su gordugun kadinlarin hepsinin gogsu var. neden diye soruyorum!
    _onlarda sana baktiklarinda ayni seyi dusunuyorlardir belki de; bilemezsin ki! hem yengemin de yok, bahar'in ve nurdan'in annelerinin de. anne sizi zaten okculuga yazdiracagim. amazon kadinlari daha iyi ok atabilmek icin bir goguslerini keserlermis.
    _(guler annem)

    evet erken teshis edilirse en kolay atlatilabilen kanser turlerinden birisi meme kanseri. derecelerinden en dusuk olanina sahipseniz; 4 ila 8 arasi kemoterapi uygulanarak atlatabiliyorsunuz. gogsunuz ve koltuk alti lenf bezleriniz aliniyor, kemoterapi sirasinda saclariniz dokuluyor vs. ancak kisa bir sure sonrasinda eski halinize kavusabiliyorsunuz. o zamana kadar kisa saci seven anneniz, saclari uzamaya basladiktan sonra saclarini kesmeye kiyamadigi icin, butun tokalariniza el de koyabiliyor ama olsun bir de guzel tarafindan bakin olaya, aldiginiz her farkli renkte toka onu mutlu edebiliyor da. keske milyonlarca toka alabilsem ona!

    zamanla nesesi de yerine geliyor. hic dogum gunu kutlamamis anneniz..."yeniden dogdum ben hemitzer. bak bu hafta hatta dogum gunum" deyip kilometresi sifirlanmis halde karsiniza bomba gibi moralle de cikabiliyor ve protez gogsune o kadar alisabiliyor ki, bir kiloluk protezi cikartmadan onunla yatabilecek hale geliyor.

    bir bilse ki annem, o yeniden dogdugunda evdeki bes kisi de onunla birlikte yeniden dogdu. bes dogum gununu ayni anda kutluyoruz onunla o gun.
  • 6 seans kemoterapi, bilateral mastektomi ve 28 seans radyoterapiden sonra atlattığımı umduğum hastalık. ismi ilk başta korkutucu gelse de bu bir hastalık ve tedavisi var. korkuyu bırakıp mücadeleye bakmalı.
  • aylar önce sütyensiz uyumak başlığına araştırmaların gösterdiğine göre daha az sütyen takanlarda daha çok takanlara göre meme kanserine daha az rastlandığına dair bir entry yazmıştım. oradan yola çıkarak sapığın biri sözüm ona cemal süreyalığa soyunmuş başlığımda çirkinleşmişti.

    o entry'den aylar sonra annemde meme kanseri olduğunu öğrendik. 11 mm çapında, kanserin erken aşamasındaydı ama acilen ameliyata alınması gerekiyordu. şanslıydık ki abim de eşi de doktor ve ameliyatı onların hacettepe'den hocaları yaptı ve memenin sadece 1/5'i, birkaç tane de lenf nodu alınarak başarılı bir şekilde kanserli doku annemin vücudundan çıkarıldı. tabii ameliyat olmakla bitmiyor iş. kemoterapi başladı ardından. ilk seansla ikinci seansın ortasında saçları dökülmeye başladı annemin doğal olarak. sıfıra vurdular saçı öbek öbek eline saçlar gelmesin diye. ikinci seansın vücut üzerindeki etkisi ilkine göre çok daha sert oldu. günlerce yataktan bile çıkamadı, seansın üzerinden neredeyse on gün geçmiş olmasına rağmen hala bitkin annem. iki seans daha var alması gereken ve üçüncünün etkisinin daha da sert olması korkutuyor kadını haliyle. bununla da bitmeyecek, kemoterapiden sonra bir ay boyunca da radyoterapi görecek. erken teşhis meme kanserinden bile kurtulmak yarım yılı buluyor.

    meme deyince aklınıza gelenleri geçtim, meme kanseri deyince bile sapıklığınızı bir kenara koyamıyorsunuz ya hani bazen. çok koyuyor insana. insanlıktan umudu kesiliyor bir anda insanın.

    sitem etmeye devam edecek kadar bile değer vermiyorum erkek ırkına bu konuda şu ara (çok kıymetli kutsal istisnalarımı dışarıda bırakıyorum). anneniz, sevgiliniz, yakınınız kim olursa olsun, onlara öncelikle kişisel muayenenin, ardından ailede kanser hikayesi yoksa 40 yaştan itibaren, varsa 30 yaştan itibaren her yıl mamografinin hayati bir önem taşıdığını anlatın. meme kanseri tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri aşamaya geçtiği takdirde lenf yoluyla metastaza hızlı uğrayan bir kanser türü.

    o çok sevdiğiniz memeleri değil, o memelerin sahiplerini korumak sizin de boynunuzun borcu.
  • ihtimali bile korkutan hastalık
    çok korkuyorum sözlük, hem de çok..
    "sağ göğsümü almasınlar.
    kadınlığımın bir parçasını almasınlar.
    oğlumu emzirdiğim günleri almasınlar.
    hayatımdan, aynalara beğeniyle baktığım günleri çalmasınlar."
    oğlum daha 3 yaşında sözlük, çok korkuyorum

    edit: alıyorlar sözlük, hepsini, hatta fazlasını..
  • bende annemden bile daha cok emegi olan teyzemin 38 yasinda yakalandigi hastalik. ilk duydugumda bi sarsinti yasiyorum en az benim kadar teyzemle yasanmisliklari olan kardesim aglamaktan odadan cikamiyor. teyzemi normal zamanlarda aradigimiz gibi arayamiyoruz bi sure. onu arayan herkesin de aglayarak telefonu kapattigini ogrenip isyan ediyoruz. sadece ondan guclu olmayi beklemeyin biz de guclu olacagiz bu hastalik karsisinda biz guclu olup teyzeme destek oldukca teyzem moral buldukca hastaliga karsi onde olacagiz! o kadar kolay mi diyo birisi!? hakli... kolay degil ama olmak zorunda. ve ariyoruz 2 kardes bizim icin gercekten anne yarisi olan teyzeyi. kardesim konusuyor once. teyzemden duydugu bana bisey olursa cocuklarim ne olacak lafiyla aglayarak ve agladigini belli etmeden teyze seni ablam istiyo diyor. telefonu aliyorum ve teyze ucak biletimi aldim yanina geliyorum diyorum. annemin iste oldugu 13 sene boyunca beni buyuten benle ilgilenen beni sirtinda okula goturen teyzemin ilkokula giden cocuklariyla bu zorlu surecte ilgilenmek icin 1 dk bile dusunmeden aliyorum biletimi. teyzemse kendi derdini unutmus milleti teselli ediyor: iyiyim ben ablama dikkat edin etkilenmesin zaten hasta. soyleyin moralimin iyi oldugunu... ve basliyor cocuklarin yaramazliklarini saymaya. digerleri gibi aglamiyorum telefonda. gule eglene kapatiyoruz telefonu. ve hersey yeni basliyor. sali gunu ameliyat... sonrasinda uzun ve zorlu bir surec... ve inaniyoruz benim guclu, dusen herkese destek olmanin yollarini bulan, her zorluk karsisinda direnen ve basariya ulasan teyzem yine basaracak!

    edit: teyzem başardı sözlük! diğer kanser hastaları da başaracak!!!
  • 20 gün önce öğrendiğim lanet hastalık.ameliyat oldum.güya sağlıkçıyım.3.evrede ve lenflere yayılmışken yakaladım.şimdi kemoterapiye başlayacağım.lütfen 35 yaşından sonra her yıl usg ve mamografi çektirin.ha unutmadan 37 yaşındayım
  • meme kanseri olan birinin yazisini okumustum;
    "bi kadin olarak tek gogusle yasamak hic de zor degil. daha once, farlari olan bir otomobile benziyordum, simdi ise tek fari olan bi motosikletim. hala yollardayim. hizla yol aldigim yasamimda artik ruzgarla savrulan saclarim var." demisti
    kimine gore gayet pollyanna repligi gibi gelebilir ama basa geldiginde pollyanna olabilmenin o kadar da kolay olmadigi bi illet.*
  • daha gençsin geçer dendikçe ameliyat,kemoterapi,radyoterapi sürekli önüme hastane koridorlarında geçecek günleri sunan hastalık.etrafımda herkes başı kesik tavuk gibi koşuşurken kim kimi avutacak belli değil.kemoterapi olurken düşeceğim haller yan etkileri, çocuk sahibi olamayacağım,yatakta geçicek günler haftalar,radyoterapi vs vs vs en çok kızdıranda evli olsaydı böyle olmazdı diyen aile üyeleri.evet otuzların başında bekar kadınlar evlenmeyince lanetlenip allah belasını veriyo sizde haklısınız.
  • hayat bu kadar üzerime geldikten ve beni yorduktan sonra, bende çıkmasını çok da garip bulmadığım hastalık. tam kanser değilim, kanser olmaya ramak kala yakaladım. buna binlerce kez şükür. fakat yine de tatlı bi durum olduğunu söyleyemem, gram korkum olmamasına rağmen, neden olsun ki?

    kendi kendini muayene çok önemli. çünkü 26 yaşındaysanız mesela, hiç başınıza gelmez gibi geliyor size. ama öyle olmuyor..

    bana bikaç kural koyma ihtiyacı hissettirdi bu olanlar, kimisi alışkanlığım bunlardan, kimisi de bu üzüntüyle alışkanlığım haline gelir diye koyduğum kurallar, sizlerle de paylaşayım belki işinize yarar.

    kanser olmak yok(!),
    abur cubur yok,
    hayatı ertelemek yok,
    bol hareket etmek var,
    taksiye binmek yok,
    erken kalkmak var,
    taze beslenmek var,
    üzülmek yok,
    sıkıntı yok,
    strese girmek yok,
    her şey bir şekilde çözülür buna inanmak var,
    kendine bakmak var,
    ağlamak yok,
    gülümsemek var,
    sigara yok,
    alkol yok,
    fast food yok,
    geç saate kadar oturmak yok,
    her gün egzersiz var,
    çalışmak var,
    dostlarla vakit geçirmek var,
    dağılmak ve miskinleşmek yok,
    başkaları için kendini mahvetmek yok,
    başkalarının dertlerini sırtlanmak yok,

    hayat çok güzel, ıskalamak yok.
    yaşamak var, ölmek yok.
  • başına gelmeyenin bile duyduğunda irkildiği bu illet ne yazıktır ki başa gelinmeden genellikle dikkate de alınmayan çağın vebasıdır.

    hiç unutamadığım bir andır hayatımda

    sıradan bir hastanede sağlık raporu almak için beklerken duvarlarda gördüğüm kocaman kocaman posterlerdeki pembe kurdeleye aldırmadan bir anda dikkatimi organ bağışı ile ilgili küçücük bir yazıya kaptırmış ve o anda organlarımı bağışlama kararı almıştım..

    aradan geçen seneler ardından, eğitim için bulunduğum yurtdışından evime dönüşümde kardeşim arabadan iner inmez kolumdan yakalayarak - sakın anneme bir anda sarılma- demesiyle ilk şoku yemiştim. dizlerimin bağlarının çözülmesine ramak kala evin kapısına geldiğimde annemi, o koca yürekli yılların öğretmenini, evimizin direğini, yaşım kaç olursa olsun arkamda dimdik duran o çınarı kafasında bir eşarp ile yüzünde sanki bir ömrün bütün acılarının izleriyle ve dökülmüş saçları, kaşlarıyla karşımda buluverdim. yapamadım sarılamadım bile. inanamadım, yakıştıramadım zaman yavaşladı sanki sesler boğuklaştı görüntüler bulanıklaştı. gözlerimin dipleri yaşları depoladı ama bir türlü serbest bırakamadı. çünkü o çınar gözlerime öyle bakıyordu ki sakın bana acıma der gibi…
    nasıl olabilirdi ki? bu bir ihtimal miydi ki? o hastalıklar sadece panolarda, billboardlarda, afişlerde değiller miydi? o pembe kurdeleler sadece o duvardaki afişlere basılsın diye değiller miydi?

    insanın tepeden tırnağa sorularla dolduğu ama bir tanesini bile soramadığı anlardandı. soramazdı çünkü cevapları kimse sevmeyecekti. soramazdı çünkü aslında cevapları hep gözardı etmişti. soramazdı çünkü bunlar birer soru değillerdi.
    sadece üç aydı ayrı olduğum, nasıl olmuştu ki bu, bu kadarcık kısa sürede. ve neden bana söylenmemişti. ben olsam söyler miydim, bende söylemezdim. ama söylenmeliydi, gelmeliydim, yanında olmalıydım o ipek saçları avuç avuç dökülürken.
    günler sonraydı o kocaman kadın sanki küçülmüştü, kolumun altına alırdım kafasını göğsüne koyardı. aman allahım o nasıl bir çaresizlik o nasıl bir muhtaçlıktı. olmamalıydı böyle, ben onun kollarının altında olmalıydım o beni sarmalamalıydı.
    elimle başını okşardım kafası göğsümdeyken eşarbı kayardı bazen hemen can havliyle düzeltiverirdi. görürdüm dökülmüş saçlarını. bu bir kadına reva mıydı? biliyor musunuz ben onu meğerse hiç ağlarken görmemişim meğerse, kardeşimle bana hastalığından bahsedememesinden ve öğrendiğimizde nasıl karşılayacağımızı bilmediğinden, banyolarda saçları avuç avuç dökülürken nasıl ağladığından bahsederken ağladığı dışında…
    bir anne ağlamamalı hele böyle asla…
    kemoterapiler radyoterapiler ve sonuç olarak ameliyat, bitti kurtulduk artık diyorduk. ben yine yurtdışındaydım çünkü çalışıyordum. annem her defasında bunun erken teşhis olduğunu ve ilaçlara ve ameliyata çok güzel tepki verdiğini ve bundan artık kurtulacağımızı söylüyordu. saçları çıkmaya başlamıştı, artık peruk takmıyordu. memesinin bir tanesinin olmamasından ötürü utandığını görmek beni kahrediyordu. ama olsun, iyileşiyordu.

    derken ilaçlar bitti, saçlar gürleşti, ve özel yapım bir sütyen sayesinde artık gündelik hayata yavaş yavaş dönmeye başlamıştı. fakat hala aylık kontrollere gittiğinde bir ilaç alıyordu. bana bunun kemikleri güçlendirmek için verildiğini söylemişti. ağır bir ilaçtı, enjekte edildikten sonra günlerce ağrıları sızıları oluyordu. güvenemedim ilacın ismini öğrendim araştırdım genelde kemik metastazlarında (kanserin başka bir organ ya da dokuya sıçraması) koruyucu olarak kullanılmakta olduğunu öğrendim.
    üzerine gidemiyordum, hem uzaktaydım hemde üzemiyordum. her defasında sadece önlem için olduğunu söylemesi üzerine bende sormayı bıraktım.
    aradan bir sene geçmişti. saçları baya çıkmış artık boyatır olmuştu. fakat ameliyat bölgesinde ve kaburgalarındaki ağrılar geçmiyordu. altı ayda bir yapılan taramaların vakti yaklaşmıştı. bu artık son dönemeçti, sonuçlar bize kurtulduğumuzu ispat edecekti. inanmıştık hep buna.
    o gece sabaha kadar dualar ettim yatağımda. bitmeliydi bu artık. haketmiyordu bunu benim annem. sabah zor ettim derken akşama kadar da sonuç çıkmadı. uzadıkça içimde bir karadelik büyüyordu resmen. beni içine çekip çekip geri bırakıyordu. derken telefon çaldı. annemdi. sonuçlarının çıktığını karaciğer de üç adet bir milimetreden daha küçük kitle tespit ettiklerini söyledi. sanki saatlerce söylemişti bunu bana, sanki durmadan aynı şeyi söylüyordu, sanki bu benim beynime kazınmıştı. biri içerden tırmalarcasına aynı cümleyi kazıyordu beynimin içine.
    bir hafta sonra biyopsi vardı, yine bekleyecektik. zaten bu illetin en berbat yanı da bu ya. belirsizlik ve belirsizlik…
    biyopsi yaptılar, bu arada kanda trombosit düşmeye başladı, yorgunluk iştah kaybı ve ardından akciğerleri su toplamaya başladı. hala bana birşeyi olmadığını, kullandığı ilaçların yan etkisi olduğunu, doktorunun böyle söylediğini ısrarla söyledi.
    yine bekledik rapolar geldi on gün sonra, bu sefer doktora giderken kardeşimi de zorla gönderttim yanında. alınan dokular gösteriyordu ki kanser karaciğere sıçramıştı. ancak raporun bir kısmında –kemik metastazları olan meme kanseri- cümlesi geçiyordu. bir anda beynimde bütün fonksiyonu kaybettim. boştu dünya, sessiz, soluk ve amaçsız. kendime gelemiyordum. aslında biliyordum bana yalan söylediğini ama asıl yalanı ben söylemiştim kendime. erken evre filan değildi meme kanseri biliyordum ama söyleyememiştim kendime.
    en kötüsü ise bunun hesabını soramıyordum kimseye, anneme de soramıyordum. moral herşeydi çünkü. elime geçecek olan gerçeklerin yanında sadece kucak dolusu umutsuzluktu.
    doktorunun mail adresine uzunca bir mail yazıverdim. tüm sorularımı sordum. her tuşa basışımda bir kuvvet parmaklarımı tutuyor, bir ses ise yapma diyordu sanki
    ve az evvel telefonum titredi. bir mail gelmişti. ellerim titredi dizlerim boşaldı. açtım zorla da olsa. doktordandı…
    gözlerim okuyordu ama beynim direniyordu, aklım direniyordu anlamıyordu. defalarca okuyordum her cümleyi. doktor annemin bize yalan söylediğini, tanı konulduğunda meme kanseri evre 4 olduğunu ve kemiklere sıçrama yapmış olduğunu, daha da kötüsü çeşidinin de üçlü negatif olduğunu, modern tıbbın bu türde pekte başarılı olamadığını, çabuk yenileyen ya da yayılan bir tür olduğunu nitekim de karaciğer ve akciğer zarına kısa sürede metastaz yaptığını, tamamen yok etmenin imkansız olduğunu sadece yaşam süresini arttırmak için kemoterapiye başlandığını yazmıştı.
    son not olarak ise hastalığın oldukça azgın ve kötü ilerleyeceğini yazmıştı. artık duygularımın kontrolü kalmamıştı. ağlamayı bile beceremediğimi farkettim. kimselere anlatamazdım derdimi. ne yapacaktım ne edecektim. sadece düşünce düşünce düşünce…

    beynimi tırmalıyor herşey. gözlerim şiş ve kanlı aksine az sonra annemle görüşeceğim. nasıl çaktırmayacağım. ve ironiye bak ki onun yalanlarının üzerine ben de bildiklerimi ona söyleyemiyor ve yalanlara yalan ekliyorum.
    işte bu benim kocaman derdimin çok ama çok ufak bir özeti. ne yapacağımı bilemezken bunları sizlerle paylaşırken buldum kendimi. paylaşayım ki belki birileri görüp bizim yaptığımız hataları yapmazlar. bu belki bir avuntu olur bana

    ölüm elbette ki beterdir, ama beterin beteri de vardır. işte onun adı da kanserdir. insan kaza da ölebilir, kalp krizi geçirebilir, savaşta ölebilir. ani veya genellikle uzun soluklu değillerdir en azından. ama kanser resmen ölümü beklemek demektir. her gelen telefonda acaba? demektir. her zil sesinde ürpermek demektir. her sabah uyandığında acabalarla uyanıp yatarken acabalarla yatağa girmektir.

    elbette ki bunlar en kötü ihtimaller. erken teşhis önemlidir, hemde çok önemlidir. yanından geçip gititiğiniz panolara, afişlere o insanlar boşuna yazmıyor bunları. bakın ve görün lütfen. geçip gitmeyin. başınıza gelmesini beklemeyin. hazırlıklı olun. kontrollerinizi yapın yaptırın. yaşım genç demeyin. yaşa bakmaz bu illet. annelerimizi, kızlarımızı, hanımlarımızı tüm kadınlarımızı lütfen düzenli kontrollere zorlayın. sizlerde öyle. çünkü son pişmanlık ve vicdan azabı katlanılacak gibi değil!