şükela:  tümü | bugün
  • kutlu esendemir'in barbaros şansal ile gazeteportiçin yaptığı röportajın başlığı, tamamı;

    http://gazeteport.com/…lmis-ama-makyaj-gunah-74514/

    14 yıllık akp dönemi yaşamın her alanına sinmiş durumda. dönemin ruhunu, o korkunç değişimi, yaşadığınız kentin, caddesinin, sokağına baktığınızda bile görmek olası. ve tabii bir de vitrinlerde. dönemin akp’li siyasi kahramanlarını da, onların doğal podyumuna dönüşen haber kanallarında izliyoruz. tek tipleşen kareli ceket, abartılı tesettür, diğer yanda pahalı kumaşlar, aksesuarlar… barbaros şansal, bu ülkenin önde gelen terzilik duayenlerinden, kendi deyimi ile ise, “terzi yamağı.” şansal’la 14 yıllık akp ve dönemi ve modayı konuştuk.

    iktidarın, imaj çalışması için türkiye’ye getirdiği abd’li aktör linsday lohan’ı ve stilini nasıl buldunuz?

    lindsay’in adını tesettüre girip antep’te dolaştığında duydum. bir alex olmadığı gibi, bir angelina jolie de değil tabii. neticede karşısında takla atacak bakan muhatap yerine, topuklu pabuçla arkeolojik mozaik üzerinde poz veren belediye başkanı kadın buluyor. 1970’lerde, “imamın karısı” diye sevtap çetinkale, mini etekle gazinolarda sahneye çıkmıştı. sonra, “polisin karısı” bile hafta sonu gazetelerine düştü. erkan özerman, haydar paşa’nın gelini diye, gar gazinosu’na christin haydar’ı yerleştirdi, bekir çelenk- nilüfer koçyiğit yasak aşkı gündemdeydi. o zaman reza zarrab- ebru gündeş yoktu tabii… kumkapı cinayeti mağduru zeynep uludağ’ın annesi bile askılı elbiseyle sahneye çıkartıldı bu ülkede. ucuz reklamasyon. ajda pekkan, sertap erener ve nihat doğan’ın somali’de dans edip gofret dağıtarak açlığı önleme şovu gibi. ilgimi çekmiyor. mahmutpaşa işportası, bu şovların yanında “paris haute couture” kalitesi gibi kalıyor.

    akp’nin son 14 yılda türkiye’deki moda akımlarına belirgin ya da örtülü etkisi oldu mu?

    moda akımı denemez. moda insanların, cinsel, dinsel, fiziksel, kültürel ekonomik ve siyasi haberleşme biçimine verilen sosyal olgunun adıdır. “akım” denen kavramsa arz- talep yaratarak bir başka pazarlama tekniğidir.

    ya islami açıdan?

    şunun altını iyi çizmek gerekir: “islamın modası olmaz, olursa modası geçer.’’ bu başlık, şimdi yasaklı olduğum, o zaman nilay örnek liderliğindeki akşam gazetesi hafta sonu eklerinde yaptığım foto-röportajlardan birinde çıktı. ifade, kübra boydak adlı bir genç hanımdan.

    terzilik bitti

    kimdir?

    fas’da tanışmıştık kendisiyle. leopar bir tunik vardı üzerinde ve de paşmina bir başörtüsü… merhum necmettin erbakan’ın versace kravatları, tansu çiller’in gizli başörtü kılığındaki omuzundaki şalı, sülü’nün (süleyman demirel) fötr şapkası gibi örnekleri hatırlarsak nasıl da kaybolup gittiğini fark ederiz.

    modanın giysi açısından değişimine gelince.

    evet çok şey fark etti; tekstilin temeli olan doğal elyaflar ve dikiş – kumaş ve terzilik- bitti. 3 milyon ton pamuk üretiminden 400 bin tona gerilendi ve kefen bezi, artık pamuk yerine polyester oldu. hatta yanmaz lüks kefen bile parlak kuşe kutulu ambalajla satışa sunuldu . terzilik meslek liselerinin erkek bölümleri, kız teknik olgunlaşma enstitüleri birer birer yok edildi. ne desinatör kaldı ne de kumaşçı.

    televizyonda karşımıza çıkan ve “modacı” olarak sunulan ünlüler de bu döneme ait.

    topluma hakan akkaya, ivana sert örneğinde olduğu gibi meslekten yetersiz birçok isim ortaya sunuldu. böylece -cı’lı, -cü’lü işlerle birlikte, işportacı, siyasetçi, politikacı, modacı gibi, popçu, topçu, bop’çu harmanı bir kakafoni oluşturuldu. modacı modası doğdu. bülent ersoy tesettüre girip feshane’de ramazan konseri verirken, hande yener saray iftarına, askısız dekolte elbiseyle gidince de artık ülke giyinmek yerine, soyunmak ve örtünmek arası bir travmaya boğuldu. aynı gün lgbt yürüyüşünde insanlar dövülüp gazlanıp yerlerde sürünüyordu. hande kader daha sonra öldürülüp hunharca yakılıyordu. ortaya çıkan siyasi, etnik, cinsel ve dinsel kutuplaşma ve rant hilafeti sonucu, abartı zirve yaptı. başörtüsünün içine motorsiklet kaskı ebadında konstrüksiyonlar yerleşti. şen şapkayla başlayan, “moda vakko’dur” serüveni, vakko eşarbın amblemi halinde, tesettür pardesüsü sırtına madalya olarak yerleşti.

    thy’de alkolsüz mendil

    akp’nin modanın hangi alanlarında etkisi oldu?

    dekorasyondan eğlenceye, seks turizminden inanç turizmine, hatta politikadan ihaleci mimariye, bu erozyonu ve kimliksizleşmeyi her alanda izleyebiliyoruz. reina’ya alternatif huqqa, merserize külot yerine viktorya’nın gizemi g-string. tel kırma ya da çamaşır ipeği işleme yerine, beyoğlu yerli taşı plastik süs püs. sarı ışık yerine kristal avizeye sarfiyatsız ampul. fransız tatil köyü yerine islami otel. avlu yerine aliminyum fransız balkon ve toki. lokanta yerine simit ve kahve sarayları…

    bu kadar mı?

    daha mı? bulaşık yıkayıcı yerine alkolsüz deterjan. çağdaş ulaşım yerine thy’de alkolsüz mendil. thy’de bayan yanı uygulaması, akide yerine helal haribo şekeri… kısaca, kimliksizleştirme, mülksüzleştirme ve asilleştirme üçgeni sonucu, işportaya dönüşmüş bir parti malı tezgahında, seçenek aranır hale gelindi.

    memeler şişirilmiş ama makyaj günah

    dönem, örtünen kadının örtünme ve giyim tarzına etki etti mi? ne gibi değişimler oldu?

    değişmez olur mu? islamın, gösterişten uzak, mütevazi ve dingin, formları, belli olan şartları tamamen imha edildi. islam’da kadın giyiminde, takma kol, arka ortada dikiş, göğüs pensi, belde kemer, pantalon ve kulak hizasından yukarı saç topuzu olmaz. düğme ve fermuar bulunmaz. “abaia” ve “jalabia” denen iki giysi dışında parçalı giyim şekli kabul görmez.

    bugüne baktığınızda durum ne?

    bugüne baktığınızda içinde dik yakalı ve uzun kollu penye fanila, üzerine kısa kollu dantel tunik, altta tayt ve platformlu, “tap dance” (direk dansı) iskarpinleri, boyunda muhakkak bir kolye ya da yakada pahalı bir broş, omuzlarda fırfırlar, elde sefer tası kılıklı bir marka çanta. başörtü tepesinde emperyalizmin iktidar tacına özenmiş taşlı güneş gözlüğü, cafcaflı düğme ve fiyonklarla tam bir ‘süslüman’ teşhiri hakim oldu. islam diğer dinlerin sembollerinin kullanılmasını kabul etmez. oysa başörtülerin çoğu malum iskoç firmanın haçlı desenleriyle dolu. markaların çoğu, “christian” falan filan. haa! tabii bir de allah’ın yarattığına karşı gelme durumu var ki, “maşallah” durumunu pervasızca ortaya koydu. botoks’lu alınmış kaşlar, yapılı burunlar, takma kirpikler, silikonlu dudaklar, şişirilmiş memeler ama makyaj günah.

    tesettür modasında trendsetter’lar var mı?

    12. yüzyılda erken rönesansın sanat, bilim ve felsefeye yönelerek, “nü” dediğimiz çıplak figürleri yapabilmesi ve teşhir edebilmesiyle insanlık parçalı giyime geçti. giysiler, hiyerarşik toplum kostümleri ve formalarından çıkıp tercih ve beğenilere göre zenginleşti. daha sonra klasik metinlerin yeni yorumları olan opera baleyle dünyaya yayıldı. herkes o kahramanlar gibi giyinmek istedi. sinemayla bir silaha dönüştü, televizyonla arka sokaklara düştü. internetle ne olacağınıysa sanırım zaman gösterecek.

    islami moda dergileri

    tesettürün modası olur mu?

    dünyada tesettür modası diye bir şey yok. peçenin ve çarşafın ne modası olabilir ki? ev tekstili mi bu? haa! eğer türkiye denen garip coğrafyadan bahsediyorsan, sabah kuşağındaki kadın programlarına ve magazin sayfalarına bakmak lazım.

    ne görüyorsunuz bakınca?

    islami moda dergisi kadın bağı reklamı yaparsa, kapakta boyalı dudaklarıyla kalem ısıran ukraynalı fotomodel resmi basarsa, minareden huşu içinde ezan dinleyen radikal eşcinseller popülizm ve cehaletten faydalanıp her tür tesettürü diker… parayı bulmuş, şaşırmış ve var olma – görünme- kaygısına düşenler de, bunlar sayesinde şarlatana dönüşür.

    tesettürün benzerliği

    emine erdoğan, hayrünnisa gül, sümeyye erdoğan birer trend mi? yoksa onlar da bazı trendlerin takipçileri mi?

    hiçbiri trend değil. hayrünnisa hanım içlerinde en rabıtalı olanıydı. ama ingiltere’deki o beyaz botlar maalesef, “öldüren topuklar” başlığıyla gazetelerde patladı. emine hanım, jackie kennedy stilinin deforme hali. sümeyye ise vakıf üniversitelerinin zengin mümin kızları kılığında geziyor. ama hepsi giyimlerine belli ki büyük bir servet harcıyor. en pahalı kumaşlar, en fahiş fiyatlı markalar gırla. ama olmuyor da olmuyor işte…

    dünyada tesettür giyimi en iyi taşıyan kadın kimdir veya kimdi?

    sheikha mozah tabii, devrik katar emirinin eşi. başka örneği de yok zaten. onu da katolik olan valentino garavani giydidirdi.

    türkiye tesettür modasını tanımlayan bir moda deyimi var mı?

    böyle bir terim uydurulursa hicab duyarım. islam dininin ayarlarıyla daha fazla oynanırsa, hepimiz insan sirki palyaçosuna benzeyeceğiz.

    bizdeki tesettür, dünyadaki başka tesettür tarzıyla kıyaslandığında benzerlik içeriyor mu?

    her islami coğrafya ayrı bir giyim kültürüne sahip. iklim, gelenek, inanç ya da yönetim şeklinden dolayı ayrılıklar gösterebilir. aslında dini anlamda başörtü dediğimiz kavram musevilik’ten çıkmadır. mesela malezya’da misyonerlerin etkisiyle, rahibe örtüsü görülür. avrupa ve aleviler’de 90x90 santim çenealtı bağlayış şekli, fransız işgali öncesi cezayirli prensesler ve öldürülen benazir butto’dan da hatırlayacağınız kulak arkası 70×140 fular ölçüsü görürüz. bunu atatürk’ün annesi zübeyde hanım’dan da hatırlarsınız. kuzey afrika’da 140×140 pastel ve düz renk hakimken, arap yarımadasında 70x220 siyah örtü mutlaktır. bizde nasılsa bir 110x100 var. süslü, renkli, desenli ve tasvir dolu. ama biraz araştırılırsa ortadoks museviliğinde bu ölçünün ortadan delikli, cinsel hazzı yasaklayan zifaf çarşafına benzerliği şaşırtır. ortadoks deyince hristiyan ortadoksluk’tan gelen çarşaf adeti, osmanlı’da feracenin tahtını yıkmıştır .

    dönemin sembolü

    türkiye’de siyasette liderleri giyim eşyasıyla sembolize etme geleneği vardır. ecevit mavi gömlek, kasket, demirel fötr şapka… bugün tayyip erdoğan’ı simgeleyen giyim eşyası ya da aksesuar nedir? o malum kareli ceket olabilir mi?

    (gülüyor) tam da bu; kareli ceket! (vladimir) putinvari güneş gözlükleri, kravatsız gömlekler… reis’in kendisi simge zaten… gelmiş geçmiş ve gelecek, asla rakip bulamayacak tek bir siyasi figürümüz var. giyimi, kuşamı ve yaptıklarıyla; mustafa kemal atatürk. kimse, “tavuk kaza bakmış, kıçını yırtmış” sözünü unutmasın. başka söze gerek yok.

    kadının giyim tarzına karışılması yeni nesilde protest giyime neden oluyor mu?

    protest giyim 1950’lerden sonra başlayan bir kavram. iletişimin kirliliği ve yönlendirici stratejilerine bir reaksiyon. sansürler, baskılar arttıkça, elbette taraflar daha da kışkırtıcı bir tahrik stiline bürünürler. yaka rozetleri gibi artık herşey. ya da militarizmin omuz rütbeleri gibi okunabilir işaretlerden ibaret. ne kadar benzerlik, o kadar taraf olma ezikliği. farklılık ve çeşitlilik zenginlik ve berekettir. tek tip olmak, fakirlik, kölelik ve sömürü düzenlerinin eseridir.

    delikli boncuk yerde kalmaz

    “şort, hamile kadın, mini etek” gibi söylemler üzerinden yaşam tarzlarının ve modanın siyasallaştığını düşünüyor musunuz?

    aslında yapmak istedikleri sadece yara açıp kaşımak. siyasal islam hayaliyle milleti afyonlayanların kayıkçı kavgası sevdası. gündemde yokken bunları gündeme getirip, bunun üzerinden mağdur olup, türk ceza kanunu 213’e sarılıp, yargılayıp, susturup korkutmak. kıçını açmanın serbest olduğu bir ülkede, başörtü yasağını konuşmak abesle iştigaldir. temel mesele düşüncenin özgürlüğüdür. düşündüğünü ifade edemediğinde, ettirilmediğinde, sembollerle dışavurum arayışı başlar. kostüm kimliği saklamaz. ne yaparsan yap, delikli boncuk yerde kalmaz. nasıl ki camiye şortla girilmiyorsa, o da peçesiyle alkollü restauranta gelmemeli. kafir ilan edip kafa kesmeyi, kadın taşlamayı, eşcinseli damdan aşağı atmayı alkışlıyorsan, din eleştirisine susacaksın o zaman! hem, “3-5 çocuk yap” diyeceksin, hem de, “hamile sokakta gezmesin” diyeceksin. “edep yahu!” diyeceksin, dini yurtlarda pedofili sergileyeceksin. takiyyeden öte değil, manasız bir cehalet…

    sosyetik umre önemli

    akp döneminde ev dekorasyon trendlerini belirleyen ne oldu?

    “jennifer lopez’e masa yaptım” diye birileri çıktı. (iç mimar şafak çak) her yere saçak perde, brokar koltuk, portmanto yerine askılı taşlı topuzluk. evlerden uzak olması gereken helalar mutfak duvarına birleşti. yediğimiz kaba sıçar olduk. muhteşem yüzyıl dizisi ile de, at üstünde değil, 500 milyon dolarlık apronda yaya kaldı, zafer havalimanı’na yolculuk. biraz manzume gibi oldu ama affolsun artık bu kadarcık kusurcuk …

    akp döneminin seyahat trendleri neler?

    kesinlikle umre. (gülüyor) cicişler bile gittiler ya. sosyetik umre önemli. hıristiyan otel zincirlerinin suitleri, kapı önünde açlıktan ölen bangladeşli hacı adaylarından çok daha yeterli. tabii bir de tatil meselesi var . islami oteller, kadınlar denizi, plajlara mahrem duvarları. tercih elbette. neden olmasın? o zaman çıplaklar kampı da olsun. beni o plaja sokmuyorsan, sen de benim plajıma burkininle girmemelisin.

    akp’li ve fefö’cileri ayıran giyim veya bıyık, aksesuar gibi detaylar var mıdır?

    ben bilmem, reisim bilir. “at izi it izine karıştı” diyen o. ben insanları kılık kıyafetleri ile değil vicdan ahlak ve erdemleriyle ölçerim. çakma semboller beni hiç ırgalamıyor. ayrıca, cemaat, cerahat- teşkilat kavramlarıyla boğulmuş bu sürecin samimiyetine inanmıyorum.