şükela:  tümü | bugün
  • sabahına uyanmıştım, kızarmış ekmek kokusunun siperlerini terk edip kendini bol bol tokatlandıktan sonra kızaran meme kokusuna bıraktığı günün sabahına... bir yerlerde unutulmuş bir gülümsemenin, yıllandığı mahzeninden çıkışı gibiydi sabaha uyanan gözlerin. biraz bizdendi, biraz egzotik. sahi sen hiç mi büyümemiştin sevgilim? karşımda takındığın hoyrat gülümsemenin anısına.

    başımdan geçen bu esrarengiz olayı izninizle sizlere aktarmak istiyorum azizlerim, pembe meme uçlular!

    eski bir viking sözü bakışlarımı karşımdaki napoleon portresine kaldırmıştı; "her orgazm olan kadın için bir gemi fırtınaya kapılır...". bir donanmayı mundar etmenin hüznü sarmıştı, ellerimle poposunun üstündeki yağları tutup içinde git gel yaptığım kızın üzerinde tüm ihtişamıyla kükreyen vücudumu. kemerli fransız burnumdan düşen ter damlacıkları melis'in sırt kaslarının arasındaki çizgiye düşüyor, süzülerek poposuna doğru iniyordu. popo loblarındaki ince yağları bir kez daha kavrayarak araladım enfes perdeyi. pembe bir popo deliği, altında ise adonis kaslarımın uzantısı gibi duran, git gel yapan damarlı penisim. penisimin üzerinde beyazlıklar birikmişti heyhat yeşil damarları gizlemekten uzaktı. bir kez daha son gücümle vurduğumda penisimi vajinasının derinliklerine, bıraktı kendini vücudunu titremeye teslim eden melis. doggy pozisyonu, bir orgazm sonrasında daha bozulmuştu, acı ve zevkle karışık kendini yüzükoyun bıraktı yatağa. dolgun göğüsleri yanlardan taşıyordu, lobları kapanmıştı, popo deliğini artık göremiyordum ama onun yerine bikini izi...

    sanırım sevişmeye başlayalı üç saate yakın olmuştu. benim için güzel bir kardiyo, melis için ölüm grubuna düşmekti bu gecenin hafızalara kazıdığı. "lütfen biraz ara verelim" diye fısıldadı, tırnaklarıyla sıktığı mavi çarşafı daha da sıkı kavrarken. bir tekerleğin dönüşü gibi içinde dönen bir zevk çarkı vardı melisin. belirli aralıklarla vuran titreme önce bacaklarını, sonra tüm vücudunu sarıyordu, sonrasında yeniden normale dönüyordu. siyah saçları sırtını ve yatağın yastık kısmını kaplamıştı. poposuna vurduğum şaplakların izleri hala belirgindi, izlerim tazeydi fazla uzaklamış olamazdım yataktan kalkıp alt kattaki salona doğru yürüdüğüm sırada.

    salonumun penceresine yakın olan pofuduk koltukların üzerine kuruldum. pencereyle aramda, daha yeni yapımını tamamlayıp verniğini sürdüğüm alçak bir zen sehpa vardı. kokusunu tüm yaşamıma yaysın diye meşe odunundan yapmıştım. ayaklarımı sehpa'ya uzatarak evimin penceresinden dışarı baktım. komşumun bahçe duvarının tepesine kadar uzanan gül sarmaşığın narin bedeni karşıladı bakışlarımı. yeni emilmiş pembe meme uçları gibi kalkık ve sivri dikenleri dolunayın vajina pembesi kadar parlak ışığında yakamozlar oluşturuyor, başka vücutlarda aradığım kadının saç kokusunu kalbimin derinliklerine kadar üflüyordu. michelle...

    gözlerine baktığımda çocuklarımı gördüğüm kadından uzakta, sevdiğimle sevenimin aynı kişi olmadığını anladığım gecenin en ücra köşesindeydim. geceye dair tek beklentim bir sonraki gecenin daha unutturucu olmasıydı. bir bardak viski almak için kalktım oturduğum yerden. penisim hala sertti ve ayağa kalktığımda komik bir şekilde sallanarak beni gülümsetmişti. penisimin bu mizahi yönünü çok seviyordum. bardağın dibine emanet ettiğim viskinin kapağını kapatırken bastım müzik setinin "play" tuşuna - http://youtu.be/hl3vs7vn97i- . müziğin arındırıcı etkisine bıraktım çıplaktaki sert göğüs uçlarımı. camın karşısında dikilip bir süre camdan yansıyan silüetimi izledim. bu muydum? bulmuş muydum aradığımı? cevaplamak zordu heyhat çıplak vücudumda yeni yeni kuruyan ter damlacıklarıyla değişmek istedim "aradığım"'ı. şu an yeni doğmuş kızımın yanağına kondurduğum sahiplenme kokan öpücüğüm eşliğinde, açıkta kalan ayaklarını örtüyor, baş ucundaki enfes melodiler çıkaran ışıklı oyuncağı kapatıyor olabilirdim. yatağıma bir kez daha uzandığımda michelle'in sıcak sarılması olabilirdi beni karşılayan. bir kadına ait olabilirdim, tüm kadınlara ait olduğum gecenin en yansıyan sahnesinde.

    bu kez arkamdan sarılan melis'di. belime doladığı şehvet dolu elleriyle tenimi okşayarak kaslı omzuma öpücük kondurdu. "yatağa gelmeyecek misin?" sorusu böldü geveze sessizliğimizi. gelecektim, biliyordu. sahte ve bir o kadar da penissel bir gülümsemeyle döndüm camdan yansıyan yüzümü melis'in çıplak gözlerine. sırtıma sürttüğü pembe göğüs uçları bir kez daha sertleşmişti, beni gördüğünde ıslanan vajinasının şıpırtılarını duyuyordu asil kulaklarım. bu sefer vücudunu sarma sırası bendeydi. saçlarının altından beline doladığım kaslı kollarımla çektim melis'i kendime. kollarımın üstünde gezinen saç uçlarının gıdıklaması eşliğinde tuttum bir kez daha poposunu. bacaklarının birleşmesini izledim. daha sonra bacaklarının arasına yerleştirdiğim penisimle bir kez daha git-gel yapmaya başladım. içine henüz girmemiştim ancak bu hareketim bile melis'i inletmeye, arzu dolu gecenin aşk dolusu nefes kokmasına neden oluyordu.

    poposunu kavradığım ellerimle kaldırdım melis'i. artık kucağımdaydı. bacaklarını belime doladı, kolları ise boyumda. poposunu azıcık yukarı kaldırdıp kensimi tam vajina girişine denk getirdikten sonra hafifçe aşağıya indirdim ellerimdeki kalçaları. kucağımdaki melis'in içindeydi artık en kuzey kutbu penisim. yorulmak bilmez kollarımla melis'i kaldırıp kaldırıp indiriyor, iki etin birbirine çarpış sesiyle daha da aşka susuyorduk. çok geçmemişti ki melis bir kez daha titremeye ve kendinden geçmeye başladı. vajina duvarlarının kasılışını hissediyordum. boynumdaki elleri, trapez kaslarımı sıkıyor, bacakları belime daha da kilitleniyordu heyhat bu sefer elimden kurtulamazdı. daha da hızlandığımda eşlik etti çığlıkları kırmızı jartiyerli gecemize. artık tamamen kendinden geçmiş ve bana teslim olmuştu. gidiş gelişlerim daha hızlıydı ve melis'in nefesi tamamen kesilmişti. testislerimden ayrılan spermlerin sıcaklığını hissediyordum. ben de artık boşalmak üzereydim. asil fransız tohumlarımı, pembe meme uçları bir asilzade gibi baş kaldırmış hoyrat kızın içine salacaktım.

    sıcak spermim vajinasının derinliklerine aktığında nefes alışverişleri hızlandı, çığlıkları derinleşti. içimizdeki aşk insanıyla bağ kurmuştuk, adeta grup yapıyorduk. sıcak spermimin vajinasından taşarak dökülüşünü hissettim, pembe vajinanın en kasıldığı anda. tamamen boşalmıştım, yavaşlayan seksimiz kendini seks sonrası sevişmeye bırakıyor, arzu dolu öpücüklerin havada uçuşmasına neden oluyordu. televizyonun karşısındaki kanepeye bıraktım melis'in terden kayganlaşmış vücudunu. vücutlarımızı birbirimize doğru yan çevirmiş, vajinası kadar dar kanepeye sığmaya çalışıyorduk. ikimiz de birbirimizin gözlerine odaklanmıştık, arzu dolu bakışların geceyi böldüğü anda. sonra ruhumuzu saran uykunun şefkat dolu ellerini hissettik, en muhtaç olduğumuz anda. kanepede uyuyakalmıştık.

    montmartre keşişlerinin bir sözü vardır, derler ki; "sabah tanımadığın biriyle uyandığında yaşadığın gariplik, gecenin yalnızlığından iyidir." yine garip bir sabaha gözlerimi açtığımı düşünerek tepki verdim omzuma değen narin ve krem kokulu ellere. vanilyaya bulanmış gibi kokan bu teni gözlerim kapalı bulabilir, hızlıca doggy pozisyonuna sokup içine girebilirdim. ancak buna gerek yoktu; gözlerimi açmaya çalışandı vanilya kokan vücudun uzantısı eller. gözlerim ışıkla buluştuğunda kısıldı dünya. yavaş yavaş büyüdü görüntü. karşımda dikilen eşsiz bir ten ve incir reçeline bulanmış bir çift göğüs. "kahvaltın hazır aşkım" diyordu pazar sabahımın manzarası çıplak melis, sanki vajinada marine edilmiş kahveyi içmeden ayılabilecekmişim gibi!

    au revoir!