şükela:  tümü | bugün
  • meme adi verilen ta$inabilir bilginin evrimini ve yayilimini inceleyen bilim dali..
  • sahip olduğu her şeyi genetikten çalmıştır. ismini de hatta (genetics). henüz bu satırların yazarınca malum bir kürsüsü yoktur ama pek tartışılmadan kabul edilmiştir, richard dawkinsin meme önerisi üzerine kendiliğinden yapılanmıştır ayrıca.
    bir süre ilgilendikten sonra düşünce sisteminiz değişebilir, konuya bu anlamda temkinli yaklaşınız.
  • (bkz: memetics)
  • memetics dawkins'in icadıdır, kurgusudur. ne oldugunu anlayabilmek için kendisinin genetik hakkındaki fikirlerini bilmek gerekir.

    evrim ile ilgili en büyük sorulardan biri canlılığın nasıl başladığı.konuyla ilgili çeşitli fikirler öne sürülmüş; meşhur azot, metan, hidrojen karışımı içerisinde elektrik arkları oluşturma, ultraviyole ışınlarla bombardıman etme ve organik kimyasallar sentezleme gibi. bu fikirlerden biri de clarins-smith hipotezi denilen ve dna, rna gibi karmaşık moleküllerin silisyum bazlı basit, inorganik kristaller tarafından türetildiğini öne süren bir görüş. buna görüşe göre slikat kristalleri minik akarsular içerisinde oluşuyorlar, suyun birikmesine ve içerisinde yeni kristaller oluşmasına neden oluyorlar daha sonra da sular çekilince tozlaşıp rüzgarlarla sağa sola, başka su kaynaklarına dağılıyorlardu. kristal örgülerindeki olası düzensizlik ve hatalar da kendileri ile taşınıyor, böylece moleküller kendilerini kopyalama imkanı buluyorlardı. bu kopyalamalar esnasında meydana gelecek kimi değişimler (mutasyon) yapının kimi fiziksel özelliklerinin değişmesine, kendini kopyalama hızı, su biriktirme kabiliyeti gibi niteliklerinin farklılaşmasına yolaçıyordu. böylece aynı su kaynakları için mücadele eden ve fiziksel özellikleri mücadelenin sonucunda etkili bir kaç tür ve nesil kristal meydana geldi. bu kristaller bir yandan kendilerine özgü bir doğal seçilimden geçerek yeteneklerini arttırıyorlar bir yandan da kimi rastlantılar sonucu bir çeşit katalizör gibi organik moleküllerin kendileri üzerlerinde sentezlenmesine olanak sağlıyorlardı. işte, bu modele göre dna, rna gibi karmaşık moleküller ilk kez bahsi geçen silikatların temelleri üzerinde, onların kopyalama mücadelelerinde bir silah olarak kullanılmak için sentezlendi.

    sonra işler değişti, silikatlar kendi silahlarına yenildiler ve hakimiyeti, üstün yeteneklere sahip organik moleküllere bırakmak durumunda kaldılar. beş yüz milyon yıl kadar sürdüğü tahmin edilen silisyum bazlı inorganik kristal hakimiyeti dört milyar yıllığına karbon bazlı organik moleküllere geçti.

    bugün dna gibi organik moleküller için de benzeri bir durumun söz konusu oldugu söylenebilir. dna da aynı onu meydana getiren inorganik kristal ataları gibi hayatta kalma mücadelesini bir silah olarak ürettiği ve kendini kopyalamada çok daha başarılı olan bilgi parçacıklarına, memlere (ingilizce gene türkçe gen ise, ingilizce meme kelimesi de türkçe mem olmalı sanki) karşı kaybedip, evrimin ilerlemesini ona terkedebilir.
  • dawkins'in şahane akıl yürütmeleri de var ki bu konuda, bilim kurgu bazlı olmasına rağmen gayet ilgi çekici. amca diyor ki; evrim bundan sonra memlerin kendilerini kopyalama ve yaymalarının doğal mücadelesi olarak devam edecek ve bu kurguda bilgisayarlar büyük önem taşıyacak.

    silisyum ile başlayan canlılığın silisyuma geri dönüşünde bir çeşit "ilahi adalet" seziyor musunuz siz de. peki anlatılanlar tanıdık geliyor mu? (ipucu: matris'in ilk filminde morpheus'u yakalayan ajan smith kendisine "siz virüs'sünüz biz de sizin ilacınız; evrimde bir sonraki basamak biziz" tadında bir şeyler söyüyordu. fazla ipucu oldu ama)
  • hem dawkins'i sevdiğimden hem de 2000 yıldır kah doğuda kah batıda çeşitli inanç ve felsefe sistemleri altında söyleniyor olmasına rağmen insanların bedensel arzularının bir makineye hizmetten öte anlamı bulunmadığını, bu yolla akıl sahibi bir canlının tatmin olamayacağını görememelerinden bu mem işi benim çok hoşuma gitti doğrusu. hatta sosyalizm gibi günümüz ütopyaları da bu memler çağında gerçek olurlar belki.

    küçükken ben - bu memetik işinden haberdar değildim tabii ki - şöyle düşünürdüm: evrim'in bir çeşit zekası var ve o, bu zekasını biz insanlara da verince kendi kendisini baltalamış oldu; şimdi biz zekamızla onu altedeceğiz!
    heyecanlı bir çocukmuşum bir zamanlar.

    (bkz: oyun teorisi ve evrim)
    (bkz: akli sorumluluk)
  • virusbilim. temelde bir bilgisayar virusuyle meme kavramsal olarak ayni seylerdir. farkli olarak meme'in kulucka ve iletim ortami insan beynidir. bildigimiz anlamda virus icermeyen her tur spam email(siir, karikatur, ozlu soz), zincir email(bunu 10 kisiye yollamazsan topsun) de ayni zamanda kendilerini cogaltma yetenegine ve mekanizmasina sahip birer virustur. bunun disinda hertur yazili, sesli ve gorsel medya meme enfeksiyonunu icin ideal ortamlardir. genler ancak fiziksel etkilesimle caprazlanip evrimlesirken memeler icin boyle bir sinir sozkonusu degildir. bu da meme evriminin gen evrim hizini coktan solladigini gosterir ve gun gelip genlere ihtiyac kalmadiginda (bkz: matrix) zihin dvdlerimizi birbirine surtturerek ciftlesebilecegimize isarettir.
  • richard dawkins, the selfish gene'de memlerin sadece insanlarda değil, diğer bazı canlılarda da bulunması konusunda örnekler verir. yeni zelanda'daki semerli kuşların dokuz ayrı şarkıdan oluşan ve nesilden nesile değişen repertuarlarından da bahseder. şarkıların genetik yolla babadan oğula geçmemesi, hatta komşularından da yeni şarkılar alınarak genişletilmesi, sonuçta yeni şarkıların ortaya çıkmasına ve bir tür yeni dilin oluşmasına yol açmakta (dawkins'in asıl uzmanlık alanı ornitoloji olduğu için bu alandan çok güçlü örnekler veriyor.) bu bir mem örneği sayılsa da insan memleri yanında konacağı yeri bilememiş kelebek gibi kalıyor doğal olarak. lakin memlerin de doğal seleksiyona tabi olmasıyla birlikte bu sefer de başımıza bir de "the selfish meme" çıkmış oluyor aynı zamanda. dinler, fikirler, kültürel öğeler vs hepsi de bu hayatta kalma savaşında bir şekilde diğerini ezmeye çalışan memler sadece. ama kavramın ortaya atılmasından beri otuz yıl kadar geçmesine karşın bu konuda pek fazla yeni bir şey, çığır açacak gelişme yok sanırsam.