şükela:  tümü | bugün
  • gene bir eylül, gene bir mustafa kutlu kitabı. allah razı olsun kutlu'dan.
  • yine ağzından bal damlamış kutlu'nun; özellikle ilk hikayeyi çabuk bitmesin diye yavaş okumaya çalışıyor insan. hikayelerdeki tasvirlerin basitliğine karşın karakterlerin, mekanların hemencecik gözümüzün önünde belirivermesi, anlatımının gücünü gösteriyor her seferinde. "böyle anlatım da olur muymuş" diye hayretlere düşürüyor insanı çoğu kez bu yazar; kelimelerle çok güzel oynuyor, örnekleri kitapta.
    kitapla ilgili yazılanlardan bazıları-ki hikayelerin içeriklerine de girmişler, spoiler var, dikkat edin:
    http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=31&hn=392
    http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=25780
    http://www.selsus.com/…tay&urunno=derg_0132_men_mus
  • "-muhabbet iki başlı olacak arkadaş. tek taraflı oldu mu sakat. kara sevdaya gider
    -çaresi

    hikmetli bir söz söylüyor kahveci:
    -ya tahammül, ya sefer!"
  • insanı hayran bırakan bir uslup..
    hikayeyi okurken, her geçen hikmetli cümleden sonra mustafa kutlunun dervişliğini hissediyor okuyucu.
  • etrafta kar ve portakal kokusu varken okunan insanı yormayan, soğuk günlerimizi içinde bulunan hikâyelerin yalınlığıyla ısıtan, mustafa kutlu kitabı. ayrıca biz mustafa kutlu'nun seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli naifliğini sevdik. *

    --- spoiler ---

    '' kimi neşeyle, kimi acıyla beslenir.''

    ''sevdiğimiz kadını görelim. görelim ki bir hâyâl bile olsa şu sönük hayatımıza bir miktar ışıltı düşsün.''

    --- spoiler ---
  • hiçbir şey okuyamadığım veya satırları iki ileri bir geri sardığım yani kendimi iyice aptal gibi hissettiğim zamanlarda mustafa kutlu imdadıma yetişir. çocukluğumun "kitabı bitirmeden kalkmamak" lezzetini içimde yeniden duyar, "demek okuyabiliyormuşum" diye kendimi bir güzel kandırırım.

    kitapta biri uzun, dört hikâye var. "menekşeli mektup" ve "kar üstüne kan damlar" hikâyeleri insanın içine işliyor. menekşeli mektup'un postacısı viran bahçeyi derleyip topladıkça, akşam evine gidip bulaşıkları yıkamadan masasına oturmadıkça bana düzen geldi sanki. çalıların, ağaçların arasındaki patikadan geçip fıstık çamının dibinde terini silip soluklanırken ben de dinlendim. gerisini demeyeyim ki okuyacaklar vardır.

    radyo dinlenen, ağacın, çiçeğin, kurdun kuşun adının bilindiği, görülünce tanındığı bir dünyada yaşıyor kutlu'nun kişileri. "en çok ben biliyorum, en çok bana soracaksınız" demeyen, ayrıştırmayıp birleştiren kişiler. iddiasız ve kendileri gibiler. hep "ideal" bir dünyada yaşadıkları için mutlulukları kadar acıları da göze batmıyor, kabul ediyor insan.

    kutlu'nun son yıllardaki hikâyelerinden daha çok sevdim "menekşeli mektup"u.