*

şükela:  tümü | bugün
  • dotun 2007-2008 sezonundaki yeni oynu. klasik tiyatronun dışında bir deneyim sunan dot'un muhtemelen ekim ayındaki açılış oyunu olacaktır.
  • mercury fur / kürklü merkür
    "fütürist bir masal"

    “oyun” telaşlı bir hazırlıkla başlar...

    kaos sonrası...

    iki kardeş... bir grup genç...

    kelebek (!) ticareti yapar ve “yukardakilerin” tuhaf fantazilerini gerçekleştirdikleri partiler düzenlerler...
    anıları olan büyük kardeşin dünyanın kaosa teslim olmadan öncesine dair öyküleri vardır...
    masum küçük kardeş ise hiçbir şey hatırlayamaz...
    öykülerini arayan yedi genç adam ve bir kadın bu yeni dünyada hayatta kalmaya çalışmaktadır...
    küçük bir çıkış yolu keşfederler...
    ve “parti zamanı”...

    "çıkmaz sokağa doğru gidiyorum. bir at. hayır, zebra bu. nasıl gelmiş buraya? küçük çocuklar kovalaya kovalaya köşeye sıkıştırıp bıçaklıyorlar hayvanı. şişeleri kırıp üzerine benzin döküyor bazıları ve kibriti çaktıkları gibi zebra yanmaya başlıyor. çıkmaz sokağa doğru koşturuyor delice. her yeri alev almış. ben diğer tarafa koşuyorum. o kadar acıyo ki bacağım, kanıyıp duruyor. bir sokak görüyorum. geçiyorum. sonra bi tane daha. geçiyorum. ve bir ara yol. zar zor ayakta duruyor, sendeliyorum. her şey puslu, dönüyor. kusacak gibi hissediyorum. her tarafım çiziliyor, kanıyor. dallar. yapraklar. bahçenin birine yığılmışım. çiçeklerin kokusunu duyabiliyorum."

    künye

    philip ridley
    mercury fur / kürklü merkür

    yöneten: murat daltaban

    oynayanlar:

    serkan altunorak,
    rıza kocaoğlu,
    tuğrul tülek,
    enis arıkan,
    engin altan düzyatan,
    veda yurtsever ipek,
    cemil büyükdöğerli,
    cem özeren

    çeviren: cem kurtuluş
    dekor tasarımı: yeşim bakırküre
    kostüm tasarımı: hatice gökçe
    ses tasarımı: ömer sarıgedik
    led tasarımı: engin özsoy, doğan ayger
    yardımcı yönetmen ve dramaturg: serkan salihoğlu
    asistanlar: serdar saatman, deniz alan, pınar töre, ayşegül beyazdağ
    tanıtım fotoğrafları: aylin alıveren

    oyun tarihleri

    18, 19, 20
    perşembe, cuma ve cumartesi 20.30

    24, 25, 26, 27,
    çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi 20.30

    30, 31 ekim
    salı, çarşamba 20.30

    ayrıca 7 ekim pazar günü saat 8'de seyircili prova var (sanki bu "kaçmaz" gibi)
    not: -son satır hariç- çatır çatır copy-paste'dir.
  • dot tiyatrosu'ndan son saniyesine kadar insanı etkileyen, tir tir titreten ve gene çok vurucu olan bir oyun.

    ancak en önemlisi ise inanılmaz oyunculuklar sergileyen genç oyuncuları barındırması. hele bu muhteşem oyuncuların para kazanmak ya da dikkat çekebilmek adına ebru gündeş'in başrolde olduğu dizi gibi saçma dizi ve filmlerde rol almak zorunda olmaları, hatta ve hatta ali turca bile olmak zorunda kalmaları insanı düşündürüyor. yetenekli oldukları şüphe götürmediğine göre suç onlarda değil.. gerçi engin altan, haluk bilginer, sumru yavrucuk ve nevra serezli gibi büyük oyuncularla beraber oynama şansına erişti. ne diyelim darısı diğerlerinin başına..
  • birgün gazetesinden hayretler icinde birakan bir elestirisi icin:
    http://www.birgun.net/…-haber-53073.html#haber_basi
  • --- spoiler ---
    dotun oynadığı tüm eserlerin sıkı takipcisi olarak, her sezon açılısında sahneye koyduğu tüm amiral oyunların ve diğer daha az şiddetli ve vurucu oyunlarının seyircisi olarak, söyleyebilirim ki bu dot'un şimdiye kadar sahneye koyduğu en vurucu, en şiddetli oyunu olmuş.

    bir distopya olarak başlayan oyun soluksuz 2 saatlik bir maceraya sürüklüyor sizi. dot'un zaten en güzel ve en vurucu tarafı tiyatroda sinemayı yaşatma başarılısı. ve bunu sinemanın elindeki imkanlar olmadan gerçekleştiyor. philip ridney öyküsü aslında çok bildik bir hikayeyi anlatıyor. adeta insana biyolojik silah gibi sunulan uyuşturucu sonrası yaşanan kültürel kıyım ve yozlaşma sonrası hissedememe duygusunu. öyle ki insana var olduğunu anımsatan ve hissettiren kan dökme duygusu çok zarif ama bir o kadar da insandan uzak bir şekilde sizin gözünüze sokuluyor.

    etkileyiciliği nerde derseniz, mahşer günü tabir edebileceğiniz o yıkım öncesi sizin* şu an yaşadığınız ve bildiğiniz semptomlar ara ara anlatılıyor, ve 8 mm ve tesis filmlerinden bildik snuff film gözünüze sokulurken, şiddet varolduğunuzu yaşadığınızı ispatın tek haline dönüşüyor. oyunun yönetmeni murat daltabanın karakter özelliği olarak tahmin ettiğim detaycı ve mükemmeliyetçi yaklaşımına olağanüstü oyunculuklar eklenince oyun sizi dağıtıyor.

    oyunun en büyük trick'i aslında birer snuff film şahaseri olan ve gişe rekorları kıran testere* ve hostel serisi gibi şiddetti estetikleştirmiyor. size sizin de bizzat yaşamanız mümkün olan bir hikayeyi insanı yönünüze dokunarak anlatıyor. haneke'varilik burda yatıyor zaten. cinayetler kötü insanların değil, sizin benim gibi sıradan insanların başına geliyor ve bu da sizi altüst ediyor.

    gerçek dot seyircisinin gerçekten keyif alacağı ve iz bırakacak bir yapıt olmuş. ve gerek türkçeye çevrilmesi, gerekse dot'un alanında alanın ve dekorun kullanılmasında, gerek yönetiminde ve implimantasyonunda gerekse sahneye konulmasında müthiş bir başarı yakalanılmış. ve çoğu insanın çoğu zaman unuttuğu dekor, ışık ve ses de her zamanki gibi mükemmel. bir butik tiyatro olan dot gerçekten de özen ve itina ile büyütülüyor ve en azından amiral oyunlarda negatif eleştiriye çok yer bırakmıyor.
    --- spoiler ---
  • bildiğiniz şeylere getirdiği, hazırlıklı olmadığınız yorumla afallatan; herhalde tiyatro sezonunun en iyisi koltuğuna hakederek oturacak oyun.

    seyirciyi, bizi evire çevire döven!

    muhteşem reji, tek falso vermeyen, gösterdiği bütün tüfekleri patlatan dramatik yapı ve tek kelime ''lafı'' olmayanından oyunun ağırlığını en çok sırtlayanına kadar kusursuz oyunculuk...

    sizi iki saatlik bir cehennem yolculuğuna çıkarıp, oradan yara almadan çıkmanıza izin vermeyen; fazasıyla yara almış karakterlerin elinden zorla tutturup sizi onlarla yol almaya zorlayan; bittiğinde bitmeyen oyun...
    mısır apartmanı 'ndan çıkıp hayatlarınıza dağılırken yanınızda götürdüğünüz, arkanızda bırakamadığınız oyun...

    (bkz: tuğrul tülek/#11865401)
    (bkz: engin altan/#11864991)
    (bkz: riza kocaoglu/#11864974)
    (bkz: enis arıkan/#11864945)
    (bkz: cemil buyukdogerli/#11865031)
    (bkz: serkan altunorak/#11865512)
    (bkz: cem özeren/#11973428)

    (bkz: veda yurtsever ipek/#11993896)
  • çok yoğun bir günün sonrasında koştura koştura oyuna gittim...son anda içeri girdim...oyunun başında çalan parça korn muydu neydi diye geyiğe dalmışken sahneye birileri atladı...bir anda herkes dikkat kesildi...ben de...ve iki saat boyunca gözümü bir kez olsun kırpamadım bile...bitsin artık, dayanamıyorum deyip duruyordum içimden son yarım saatte...ve bitti...herkes ayakta alkışlıyordu ama ben yerimden kalkamıyordum...gözyaşlarımı durduramadım...o kadar tüketti bu oyun beni...

    sert kelimesine, in yer face kavramına yeni anlam kazandırdı bu oyun...ingilterede yuhlanmış, bana ne...türkiyede 50 kişi vardı, her yaştan insan, bir kişi bile kötüydü diyemedi...

    gece rüyamda kelebekler gördüm bir sürü...
  • dot 'un, temmuz 2007'de ilanla okullu, 30 yaş altı, erkek oyuncu aradığı oyun.

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=226209

    hani ne iyi etmiş de bu kastı seçmiş!
  • insanlar, hepimiz, yaratılan korku, dehşet, kan dolu bir dünyanın kurbanlarıyız. biraz para, bir parça sevgi için yapmayacakları kötülük kalmamış yaratıklar. büyük sistemin küçük insanları, yok olan insanlıklarını kalplerinin bir yerinde durduğunu görünceye kadar savrulan katiller. fakat ufakta olsa, bir umut ışığı yanıyor, oyunun sonunda. kafalarda yüzlerce soru baloncuğu oluşturan çok iyi bir oyun.