şükela:  tümü | bugün
  • murat kekilli'nin küçük narin'in annesi olarak yer aldığı dizi.
  • dizinin en büyük hatası narin ve şadiye'nin burnudur. o anneden öyle burunlu kızlar çıkmaz.
  • -ben olsam narinle değil,şükriyeyle kaçardım!.... kapı açılır,"nabıyon şükriye?"

    onca gerilimde can karakterinin tek cümleyle yardırdığı an :d
  • karakterlerinden birine (can) yalan söyletmeyerek bile diğer yerli dizilerden farklı olduğunu gösteren dizidir. sakız gibi uzamıyor konular. adam pat diye söyledi şadiye'yi tanıdığını, ertesi gün hesaplaştılar deniz ile bitti. 15 bölüm sonra ortaya çıksın, tansiyon yükselsin diye yazmayan senaristlere selam ederim.
  • evet ekşici.

    ben ne yazık ki, işten çıkıp eve koşa koşa giden, yemek yapan, eşi ve bebeğiyle yemeğini yiyen peşine etrafı toplayıp tv karşısına geçip bildiğin ince belli bardakta güzel demli bi çay içip, pijamalarım eşliğinde dizi izleyen, sıradan bi türk insanıyım.

    annenin ben biraz. teyzenim. ablanım belki. kız kardeşinim.

    yani neşınıl cografik reklama girdiğinde kanalla arası tesadüfen izlerken rast gelmedim ben bu diziye. bizzat 3 haftadır bu diziyi bekliyorum. ben 1,5 senedir ilk defa bi diziyi bu denli sabırsızlıkla bekliyorum.

    ben uzun zamandır ilk defa, narin'in güç timsali durduğu adam karşısında ailenin öldüğünü öğrenmesi sonucu yine kendinden ödün vermeden sessiz sedasız ağlamasını , çok değil az sonra hayal alemine dalıp, evine; kardeşi abisi ve annesinin girdiği andan sonrakı kırılma anında şoka girdim.

    o nasıl içten bi böğüre böğüre ağlama? o nasıl ayılıp bayılma, sinir krizi sekansı. o esnadaki ellerin duruşu, beden dili o ses kontrol(süzlüğü) .. nasıl bi oyuncuymuşsun sen özgü namal? ben senin oynadığın bi diziyi ilk defa izliyorum. yazık çok geç kalmışım sana diyorum.

    deniz ve ırmak kardeşlerin kavgaları. deniz'in çılgın atarlı giderli tavrı. sevgilisine bağlılığı. aynı zamanda da her an onu aldatabilecekmiş ya da sevgisinden dolayı her an öldürecekmiş gibi duran sayko yanı. saçları, makyajı...

    ırmak'ın saçları saçları saçları.. ve bitabi fırat'a olan hastalıklı aşkı... ben çok aşık oldum bu adama ya lafları. kötü mü iyi mi belli olmayan ruhu. bedeni, şıklığı. çok doğal bi şekilde ona buna laf sokması. kimseyle iyi anlaşamaması.

    atıf'ın çok değil daha 2 hafta önce tanıştığı sayko ırmak'a bu renk bi elbise giyersen beğenmez tabi seni gel birlikte yeni renkli bişeyler seçelim diyebilecek kadar samimi bi adam olması. dizideki 3 kadının da zaman zaman en kral kankasıyım tavrı. söylediği pembe yalanlar... tipsiz ama yakışıklı olması...

    fırat'ın evinin o muhteşem manzarası. o evi. ev mi la o? (bu adama başka hiç bişey diyemiyorum)

    deniz'in sevgilisi (can'dı galiba) entel dantel tavırları. çok çok tatlı olması. ırmak'a soktuğu "kızım ne bu evlenmem lazım evde kaldım" temalı lafları. deniz'le olan tartışmaları. deli bi tip olması...

    sermet'in o anlık tepkileri. aslında içinde muhlis bi adam barındırması. sevmesi. çok sevmesi. sevgiyi takıntı haline dönüştürmesi. beni sevecek o da beni sevecek diye diye ortalıkta tozu dumnaa katması.

    narin'in kız kardeşinin naifliği. masumluğu. annesinin çirkinliği ve dünyayı kocasının etrafında dönüyor sanması. abisinin iyi mi kötü mü belli olmaması. babasının bildiğiniz kötü sözcüğünün en iyi örneklerinden olması.

    karakterlerin çoğunun hakkıyla oynaması izlettiriyor bu diziyi. olmuş bu dizi. daha da olacak. hele narin şadiye ile bi karşılaşsın... deniz olayı bi öğrensin.
    vay bana vaylar bana.

    bu arada atıf umarım konuk oyuncu falan değildir. yakarım o diziyi...

    dizi hakkındaki en gerçekçi yorum ise, yaslıhana giderken son model bi araba kullanan fırat'a kocamdan geldi.

    - bu fırat arap şeyhi mi?
    - yoo o nerden çıktı?
    - o arabayla 6 saat yolculuğa mı çıkacaklar?
    - hee yaslıhan o kadar sürüyomuş.
    - o araba nerden bakarsan bak 2 binlik benzın yer. vay babanın gömüğüne. baya zengin bu fırat.

    peşine bi de sermet helikopterımı hazırlayın dedi. bizimki düşüp bayıldı.
  • "zaten hepiniz sizi sevmeyen adamı nikah masasına oturtmak için uğraşırsınız. buna harcadığınız vakti ilime bilime harcasanız idealinizdeki erkeği yaratırsınız."

    edit: tam olarak böyle olmasa da anafikir buydu.
  • --- spoiler ---

    ölüp gidecektim, sevilmeyi bilmeden ölüp gidecektim..

    --- spoiler ---
  • 31 aralik 2000 gününde okuldan cikan şen çocuklari gösteren dizi...
    takvime bakinca görüyorüz ki, o gün pazar gününe gelmese iyiydi..

    not: diziyi beğenmiyor ya da bok atiyor değilim.. sadece mühendisim..
  • tam zamanında bitirilen, izlediğim en güzel "dostluk" dizisiydi.
    muhtemelen diziyi uzatmaya çalışsalar iyice kabak tadı verecek, bayacak, kıymetini kaybedecekti. o sebeple bitirilmesi çok doğru bir karar olmuş, hikayenin pek dallanıp budaklanacak hali kalmamıştı nitekim.
    bu diziyi bence diğer dizilerden farklı kılan narin-deniz dostluğuydu. her dizide harikulade bir aşk, tutku filan anlatılır, canım aşıklarımız bir türlü kavuşamaz, oturup onu izler üzülürüz. tabii aşk temalı dizilerde de başrollerin yakın arkadaşları vardır, ama onların hayatı önemsizdir, dizideki mevcudiyetleri başrole yancı olmaktan, onun acılarını dinlemekten, sevincini paylaşmaktan öteye gitmez. oysa bu dizide deniz ve narin arasında öyle sahici bi dostluk anlatıldı ki diziyi izleyen insanlar "ayy keşke ben de böyle bi aşk yaşasam" yerine "lan keşke benim de böyle bi dostum olsa, keşke böyle bi dostluğu ben de yaşasam" dediler. ve böyle bi hissi yaşatan başka bir dizi hatırlamıyorum.
    narin de deniz de birbirini olduğu gibi kabul etmiş, birbirine kızan bağıran çağıran söven kırılan, sonra affeden unutan hemen diğerinin yanına koşan, nev-i şahıslarına münhasır deli dolu iki tipti. ve gerçekten özgü namalla burçin terzioğlu o kadar güzel oynadılar ki, bu dostluğu o kadar güzel hissettirdiler ki ben gerçek hayatta da çok yakın arkadaş olduklarını düşünmeye başladım.
    sonununda evet çok üzüldüm, narinle denizi öldürmenin çok manasız olduğunu düşündüm, üstelik narin hayatında ilk kez mutlu oluyordu filan, hem iki tane bebesi vardı, şimdi onları öldürecek ne vardı? ikilinin kumsal sahnesinin hem konuşmaları, hem her bir karesi çok güzeldi, birbirleriyle düğünlerde dans eden küçük kızlar gibi dans etmeleri, narinin denizi sırtında taşımaya çalışması, bişeyler anlatıp gülüşmeleri filan.. sonra deniz'in narin'e hamile olduğunu söylediğinde narin'in ağlamaya başlaması, çok sevindim bitanem filan demesi, hep insanın içine işliyor. ama keşke bize deniz doğum yaparken onun elini tutan narin'i de gösterselerdi, deniz'in narin'in doğumunda çığlık atışını gülümseyerek izleyebildiğimiz gibi, narin'in deniz doğururken onu bağıra çağıra rahatlatmaya çalışmasını izleseydik. o kumsaldaki sahne yine dizinin son sahnesi olsaydı ama narinle deniz ölmüşken değil, yaşlanmış birbirlerine huysuz ihtiyarlar olarak takılırken birden gençliklerine hatırlamalarıyla olsaydı mesela ne biliim..
    şimdi onlar öldü, geri kalanlar ne olacak. zaten alicağız da öldü. sermet muhtemelen intikamını olur, sonra intihar eder. ırmak muhtemelen delirir ve bu sefer toparlayamaz. fırat çocuklarını büyütmeye çalışır ama başarılı olabileceğini, bu yükün altından kalkabileceğini sanmıyorum, muhtemelen alkolik olur filan. iyi mi oldu yani şimdi böyle?
    neyse.. oyuncularını tek tek tebrik ederim. burçin terzioğlu'nu özellikle, mustafa üstündağ'ı ve kontrol manyağı şehirli kadından sosyopata evrilen karakteri çok başarılı yansıttığı için yasemin allen'i. bi de özgü namal'ın ne güzel bir gülüşü var arkadaş. kadın gülerken başkalaşıyor, nasıl tarif edeceğimi bilmediğim başka bir şey oluyor. şimdi gidip o kumsal sahnesini tekrar izleyeyim de asla sahip olamayacağım o dostluğun tadını çıkarayım. hoşçakal merhamet.
  • size hiç bir şey demiyorum,o tatlı denizi finalde,hem arkadaş hemde insan katili yaptınız.kalkıpta iki tane bebeği olan arkadaşı arabada,arkada da sevdiği adam yaralıyken o arabayı öyle sürmez deniz.

    allah kahretsin sizi,mahvolduk burda.