şükela:  tümü | bugün
  • essek demektir.
  • eşşek yavrusuna denmekle birlikte mirketle hiçbir alakası bulunmayan hayvandır
  • mayin tarlasinda mayinlara basip onculuk etsin diye kullanilan bir hayvan sekli.. fedakar
  • bildigimiz essekle hic bir farki olmadiginda israrli oldugum hayvan.
  • "merkeb"in türkçe telaffuz edilen halidir.

    arapçada "binilen" anlamına gelir.

    peki binilen şey nedir? eşektir.
  • merkep: eski dilde gemi, vapur, sefine anlamında da kulanılırdı.
  • (bkz: merkup)
  • eşek anlamında kullanımından ziyade şu şekilde daha anlamlı ifade edilebilecek olgu: insanda yok ise edeb neylesin medrese mektep! okusa alim olsa yine merkep, yine merkep..
  • düzenli mesnevi okumaları yapan iki arkadaşım bugün bana bir soru yönelttiler, o soru vesilesi ile tartıştıklarımızdan bir kısmını buraya da aktarmak istedim.

    hazret-i pîr mevlana mesnevisinde: "körler kur'an'ın harflerinin madenidir; eşeği görmezler, semere vururlar."

    ilk önce yüzeysel bir okuyuş sonucu bazı kardeşlerimde uyanabilen bir anlayış hatasını düzeltmek istiyorum, hâşâ burada nurumuz kur'an'ı tahkir etmek, hor görmek niyeti ile söylenilmiş bir söz yoktur. mesnevi'nin genelinde hakim olan metafor kullanımı ile kat kat örtülü manaların erbabına iletilmesi inceliği vardır ve benim yaklaşımım da eksik kalmaya mahkumdur. buradaki mesel hakikat meyvelerini göremeyen ve buna rağmen boş yere çırpınmaktan da geri kalmayan insanların vaziyetinden kinayedir. kur'an'ı hıfzedip, hatırda tutup manasına nüfuz edemeyenlerin ya da etmeye çaba sarf etmeyenlerin ve bu hâl nedeni ile taşıdıkları ilmin hakkı olan ameli ve inceliği yaptıklarına yansıtamayan insanlara dikkat çekilmiştir. eşeğe binmiş bir kimsenin onu yürütmek amacı ile semere vurması ne kadar boş bir iş gücü kaybı ise, bu kişilerin yaptıkları da aynısıdır.

    "sen görüyorsan eşeğin ardında git, çünkü o sıçradı. ey semere tapan! ne zamana kadar semer dikeceksin? ey fuzuli kişi! çıplak eşeğe bin. aleyhissalât efendimiz çıplak eşeğe binmedi mi? hazret-i peygamber, eyersiz eşeğe bindi ve yaya olarak yolculuk yaptığı söylendi."

    sahabeden aktarıldığına göre gerçekten de sallallahü aleyhi vessellem hazretleri semersiz olarak eşeğe biner, kendi eşyasını mümkün mertebe kendisi tamir eder ve yünden elbise giyerdi. bu yüzeydeki bilgiler doğrudur ama söylenilmek istenilen; ey hak yolcusu, sen de söz palanını, suret semerini bırak da katışıksız çıplak olan mana eşeğine bin ve seyrü sülukuna öyle devam et.

    "senin nefs eşeğin kaçmıştır. onu bir çiviye bağla. ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?"

    herkesin bildiği hali ile eşek insanı bir yerden bir yere götüren ya da eşyasını taşıyan bir araçtır, vasıtadır. üstadın burada vurguladığı hakikate dair bir de hadis-i şerif vardır: senin nefsin, ruhunun bineğidir, ona yumuşaklık (rıfk) ile muamele et. burada peygamber efendimiz bize nefsimizi tehlikeli yerlerde gezinmekten ve yapıp ettikleri neticesinde cehennemlik olmasından onu koruma ve kurtarma vazifesini vermiştir. at, eşek, deve, araba, uçak gibi şeyler birer götürme "vasıtasıdır" ve üstadımız onların bu özelliğinin aynısının manevi yönüne sahip olan kur'an ve sahih hadis gibi mukaddes kelamların "vasıta" olma özelliklerine dikkat çekmiştir ki onlarla hareket eden doğruca cennete ve rabbin kurbiyetine kavuşur. işte bundan dolayıdır ki üstadımız kitabımız kur'an'ın manasını manevi bir merkebe, harf ve kelamını semere, manasına kör kalarak, önem vermeyerek sadece harf ve kelam ile uğraşanları da merkebi görmeyip semer ile meşgul olanlara benzetmiştir. üstüne de ruhun merkebi bulunan nefsin kaçtığını, ne yük taşıdığını ne de bir işin ucundan tuttuğunu ve bize düşenin onu yakalayarak bir kazığa bağlamamız olduğunu söyleyip, allah'ın emirlerine ve yasaklarına itaatsizlik eden nefsi şeriat ahkamının kopmaz kırılmaz sağlam kazığına bağlamamızı söylemektedir. burada bakara 256'ya bir gönderme vardır.

    "dinde zorlama yoktur. çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. o halde kim tâğûtu tanımayıp allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."

    işte nefs merkebinin kuvvetli bir mücahede kazığına bağlanması, sahibinin kopmaz, eskimez sapasağlam bir kulpa yapışması demektir. peki ya nefsimizin taşımaktan kaçtığı yük nasıl bir yüktür ?

    "onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz senelik, ister yirmi, otuz yıllık hayat süresince."

    her nefs bu yükleri yüklenmek istemez, ancak allah'tan korkanlar müstesnadır ki o yükler onlara ağır gelmez. bakara 45'e gönderme vardır.

    "bir de sabır ile salât ile yardım isteyin, gerçi bu ağır gelir, fakat saygılı kimselere değil."

    üstadımız şöyle devam etmiştir: "hiçbir günahkar başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez."

    ilk gönderme bakara 48'e dir.

    "ve öyle bir günden korunun ki kimse kimseden bir şey ödeyemez, kimseden şefaat de kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz, hem onlar kurtarılacak da değillerdir."

    herkes kendi günahını taşır, birinin günahı başkasına yükletilmez, ilahi emirlerin yükünü herkesin ayrı ayrı çekmesi lazımdır. hakkın belasına sabır ve nimetine şükür yolu ile onları taşımak bu dünya denilen ahiret tarlasına ekin ekmek gibidir ki hasad zamanı kıyamet vaktidir. rabbim burada ekilen sabır, şükür ve daha başka ibadetlerin orada sevap ve güzellik olarak biçilip elde edileceğini bize ayetleri vasıtası ile defalarca haber vermiştir, zilzal 7-8 bunlardandır.

    "ki her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek. her kimde zerre miktarı bir şerr işlerse onu görecek."

    sözün özü ekmeden biçmeye ve çalışmadan kazanmaya dair hayaller kurmak ham bir hırs ve olmayacak bir beklentidir. üstad böyle bir hayale dair kulağımıza küpe takmakta ve şöyle demektedir: "ham tamahtır bu. ey oğul! ham yeme. ham yemek insanda hastalık yapar."