şükela:  tümü | bugün
  • muhendis oldugu kadar doktor biridir da kendisi. "etrafim deney tupu patlatanlar, beyin kesenler, kuzu klonlayanlarla dolu, oy dertli basim" adli artistliklerimin basrol oyuncularindan olmasi yetmiyormus gibi, kici bezli zamanlarimizi biliriz cenahindan katiliyoruz yarismaya; ulan ayni ortaokul, lise, universite ve dahi su anda da ayni kitada yasamak derken, korkarim ki sonumuz ayni lojmanlarda komsu olup "nasilsin mirim" diyerek dantel kaygilarla bahce sohbetleri. yazarligina gelirsek, biyo nedir, kimya kimdir ve benzeri sorulari olan tum sozlukculere ilac gibi gelecegine eminim. hey gidinin merovasi:)

    edit: biridir da. lazim ben.
  • izmirli kiz.
  • yüz yüz tanışmadım. ama bir his var içimde böyle pek uzaklardan, insanın özgeçmişine arkadaşımdır diye gururla yazabileceği, bilmekten, öğrenmiş olmaktan dolayı, doğuştan gelen kazanımlarına eklediğinde "şahsi başarımdır" diye kasım kasım kasılabileceği bir insan kendisi. meslek seçerken dahi her türlü etki altında kalıyorsun da, arkadaşını bizzat seçiyorsun çünkü. ek$i'de olsun, yazdığımız diğer ortak platformda olsun ismine her denk geldiğimde yüzümde sağlam bir kalemden okunacak bir şeyler görmüş olmanın tebessümünü yaratır kendisi. amerika'dan nasıl böyle bir enerji verebilir şaşırıyorum, ama iki-üç sohbetten öteye gidilmese de, uzaktan çok sevilen, kan kaynatan yazardır kendisi. üstelik bu kez çömü değilim, hahayt.

    şöyle bir cv gerek ve yeter tahmin ediyorum sağlam bir referans olarak, anglosaksoncası makbuldur bu nanenin malum-u aliniz.
    position: a friend of merova
    time period: present

    üstelik kıtalarötesi insan seçebiliyorum. daha ne olsun.
  • kendisi potansiyel badi adayları arasından bulduğum, buzu* da yanında beleşe gelen kabuksuz bademdir.

    efenim cikleti bırakmak için seri tesbih çektiğim günlerden biriydi. o asabiyetle bir paket sigarayı bitirmiş, ayak bileğinde lastik izi bırakan kısa kahverengi çorabımın içinden ikinci paketi çıkarmış, rahatına düşkün bir kişi olduğumdan kısa şortumun pililerinden çekip, döner sandalyeme* kurulmuştum. dudak kenarımdan sallanan laz malborosunun ucunu tutuşturma zamanıydı, kıvrak bir el hareketi ve bir baş parmak fiskesi ile 33'luk tesbihi bileğe gönderip, gömlek cebimden muhtar çakmağımı çıkardım. şu dünyada sigarayı bırakmaktan daha zor iki şey varsa, biri çekirdeği diğeri de cikleti bırakmaktı, ki allahtan ikisini de hiç sevmem ama varsa ziyan olmasın diye hem çitler hem çiğnerim. sigaramı yakıp, günün entrylerine bağlanmak üzere ekşi sözlüğü açmamla yeşil ışığın gözümü alması bir oldu. bu saatte kim bu densiz diye söylenerek kutuyu açtım. tee ne zaman yazdığım hedehöde numaralı entry referans gösterilmiş, yanına da tek cümle yazılmış.

    "bir de ruşki ştandart var"

    yani diyor ki; "iyi kötü yazmışın bişeyler, ama yazarken kalitesiz votka kullanmışın." bir anda sağımda ve solumda duran cinlerin tepeme sıçramalarıyla, terliklerimin ökçelerine basip ayağa fırlayıverdim. tesbihli elimi monitöre doğru kaldırıp "yek yeeee! çok biliyon sen!" dedim ve tuşa bastım "cevab ver"

    "grey goose ayarından bahsedeceksek en az bir ruşki ştandart plaşinyum olması lazım"

    yani diyorum ki; "kötü entry yoktur, az votka vardır. naş!" elbette tahmin ettiğiniz üzre "cevab veremedi" ama cinler tepeden inip her zamanki yerlerine kurulunca yaptığım bu şukelalık benim içime oturdu, çoraptan üçüncü paketi çıkardım ve mesaj sahibini incelemeye aldım. işte onu yazmış bunu yazmış, hentbol demiş, güzel, eskiden oynardım, geç. norveç demiş, nötricina'yı severim, ayrıca balıkçılarla aram da iyidir, geç. laurel holloman demiş, neydi o 3 ve 4'üncü sezonda kadının hali yaa, bir dönem arabaların önüne konulan oynar başlı plastik kopekler vardı, onlar bile bunun bu 2 sezonda salladığı kadar çok kafa sallamadıydı, neyse geç. rejim her şeyi affeder mi demiş, lisede sıra arkadaşıyla yazdıkları bir şarkının sözlerini koymuş, ya anadolu ya fen lisesi mezunu ama kesin çalışkan, hatta yazdıkları sözlere bakılırsa ya derece yapmış yada tam yapacakmış ama kantinde yiyecek bir şey kalmamış, büyük olasılıkla lise yıllığında da okul takımlarının fotografları yerine ayak ve fincan takımlarının fotografları vardır, sporun her çeşidine ilgisi de burdan geliyor olsa gerek, yazık...geç. izmirli kızlar demiş, ge....dur! badilere ekle**

    eh sonuçta mazeret dediğin şey göt gibi, herkeste var bir tane benimki en iri*
  • ikinci kez teyze olması yetmiyormuş gibi, teyzeliği o kadar tadını çıkartarak yaşıyor ki (kırk bir kere maşallah:) insanın teyze olası geliyor vre! annemlere "bence hala geç değil, kardeş istiyorum" demenin zamanıdır sanırım.
  • hem badim hem bacımdır.

    bakınız, bacak kıllarına çarpan rüzgarın tende bıraktığı gıdıklayıcı hissi ve plajda bikinileriyle dolanan hatunları pek severim. bu nedenle geçenlerde aldığım ani bir kararla açık gri kısa çoraplı ayaklarıma üstten cırt cırtlı önü açık siyah nike plaj terliklerimi geçirip, bol desenli havalı hawai gömleğimin altına da uçuk sütlükahve renkli kısa bermuda şortumu çekip, çetin cevizden mamul çalışma masamın üstündeki humidordan 1 avuç monte cristo no 2 puroyu gömlek cebime tıkıştırıp, 3 aylık kısa tatilimi tropik bir adada geçirmek için yola koyulmak üzereydim ki, telefon çaldı. arayan sevgili asistanım merova idi. "alo" dedim. "patron?" dedi. ters ters "ne var?" dedim. ürkekçe "yoksa gidiyor musun?" diye sordu. "varsa kalıyorum" dedim, kikirdeyiverdi. zaten bu nerd esprilerini ezelden beri severdi. kikirdemeyi kesip "patron sana artık abla diyebilir miyim?" dedi. şüpheye mahal bırakmayacak bir tonda "300 yüro alıyorum" dedim. "ama.." dedi, bozulduğu belliydi. üçün g'sini açıp "şaka lan şaka, demezsen böylesin" diyerek ne kastettiğimi elimle gösterdim. heyecanla "abla!" dedi. şevkle "kardeşim!" dedim. "ablacığım!" dedi, sesi titriyordu. üzerine basa basa "canım kardeşim!" dedim. "ablacığım, bir şey isteyecektim" dedi. "ulan daha nufusuma geçireli 10 saniye olmadı, ne istiyon?" diye kaba hatlarıyla sordum. "asistanlığa başlayalı 6 ay oldu, benim sigorta işi..." diye söze girişti. sertçe "dönüşte dönüşte!" diyip telefonu yüzüne kapadım. telefonu tam zamanında kapamasam vasiyetime de girmek isteyebilirdi. allahtan ölünce herşeyimi kendime bıraktığım ve vasiyetimi sıklıkla değiştirme huyum olmadığı için içim rahattı. yine de hakkını yememek lazim, ya sigortadan önce maaş isteseydi? şortumun cebinden dupont çakmağımı çıkarıp purolardan birini yaktım ve o an şunu anladım --> istediği kadar kaliteli olsun, laylon terlikle kısa gri çorap birleşince ortaya kesif bir rokfor kokusu çıkıyor ve bu kokuyu kaliteli bir puronun kokusu bile bastıramıyordu. bikinili kızları düşünüp gülümsedim.
  • sanirim -uzun zamandir gorusememis de olsak- kendisi benim arkadasim; ustelik oldugunu dusundugum kisi ise zamaninda bana cok emegi gecmis, yardimi dokunmus, sevdigim guzel bir insan.
  • $u kuccuk sozluk ortaminda p90x support badim yaptim kendisini. "ay gecen hamstring'imi bir yirttim caaart diye, iki gun hareket edemedim inanmazsin", "yoga yaparken oyle bir dolanmi$im ki sevgilim eve gelip cozene kadar iki saat oyle bekledim" diye aglayabilecegim bir insan var artik. $u 90 gun bir bitse de six pack toku$tursak... yalniz, tony'nin sacma sapan esprilerine kar$i nasil bir direnc geli$tirecek bilmiyorum, endi$elendiriyor bu beni.*
  • e uçmuş bu