şükela:  tümü | bugün
  • dün bindiğim dolmuşta tam 12 suriyeli yetişkin vardı. 6 kadının hepsinin de kucağında minik minik çocuklar. kendi aralarında o kadar yüksek sesli konuşuyorlardı ki, kulaklığı takıp son ses pantera, slipknot dinledim. yine de zor bastırdı seslerini.

    mersin'de şuan suriyeli olmayan birkaç kişi olabiliriz. suriyeliler buraları pratikte çoktan aldı. ve buna vicdan, merhamet kılıfı ile bile isteye müsaade ettiler. yanlış sığınmacı politikaları ile güzelim şehirleri bu medeniyetsiz barbar tiplerin istilasına maruz bıraktılar. söylediklerimi ırkçılık olarak görüyorsanız, buyurun. itirazım yok.

    çünkü zaten kendi memleketimde yaşamak her yönden zor ve yıpratıcı iken, bindiğim dolmuşta bile kendimi medeniyetsizliğin ortasında bulacaksam, neden çalışıp, üretip, ülkeye katma değer sağlıyorum?
  • burada çilek mahallesi diye bir mahalle var ve ankara çinçin, adana 19 mayıs gibi bir yermiş ama ismi öyle tatlı ki insan ismi çilek olan bir mahallede molotofların havada uçuştuğunu hayal edemiyor.

    bir kere tatile mersin'e gitmiştim. o kadar sıkıcıydı ki tatilime anlam kazandırabilmek için en iyi tantuniciyi bulup dünyanın en iyi tantunisini yemeye karar verdim. kankam google üzerinden minik bir araştırma yapıp yorumlara göre en iyi tantuniciyi bulmuştum ama en iyi tantunici dedikleri tantunicinin tantunisinden birkaç ısırık alıp bırakmıştım. daha iyisini bulmam gerekiyordu. en iyi tantuniyi yemeliydim. peki nerede yiyecektim? işte yerel halk tam da burada imdadıma koşacaktı.

    mersin marina'da bir temizlik görevlisinin yanına, sırf yerel halktır diye, usulca sokulup merhaba, dedim, bir şey soracağım. sonra en iyi tantuniyi nerede yiyebileceğimi sordum. o da bana tarif etti. çıktım marina'dan, tarif ettiği mahalleye gittim. tabii ki mahallede bir tuhaflık olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. insanlar bana analarının oynaşını görmüş gibi bakıyorlardı ama pek de umursamadım, sonuçta tantuni. bir amacım, bir hedefim vardı benim.

    temizlik görevlisinin dediği tantuniciyi buldum. bu arada tatilde olduğum için saçma sapan bir kıyafet var üzerimde. kapının önünde masa ve sandalyeler vardı, oturdum. tantunicinin sahibi koşarak çıktı dışarı, “abla sen yabancısın galiba?” "ankara'dan geldim de tantuninizi çok methettiler" dedim. metheden de random bir temizlik görevlisi yemin ederim devekuşu gibiyim gözlerim beynimden büyük.

    tantunici dedi ki, abla sen içeride ye yemeğini. "sigara içeride içilmiyor ya burası iyi" diyorum hala. adam da ısrarla diyor ki abla boşver yasağı sen gel içeride ye. girdim içeri, adam yaptı tantuniyi ama tantuni gerçekten şahane. adamın da yeni bebeği olmuş diyor ki baklava yaptırdım al. esnaf kardom baklavanın yanında türk kahvesi de yaptı bana sağ olsun, sonra dedi ki seni buraya gönderen adamın aq.

    sonra ayrılırken dedi ki abla dikkatli git. mahalleye turist gibi girip, dayak yemiş gibi yere bakarak ayrıldım. başıma da hiçbir şey gelmedi.
  • çok güzel bir şehirdi. şehirdi diyorum eskiden öyleydi, öncelikli olarak yerlileri çok kibar ve kültürlüydü. şehir planı, sahili falan muazzam bir şehirdi. ilk operaya mersinde gittim. yazları mersin e gitmek için can atardım. bildiğin avrupa şehri gibi gelirdi bana, ki yazlarımın çoğunu istanbul da geçirmeme rağmen.

    sonra ne mi oldu. öncelikli olarak iğrenç yazlık hilkat garibeleri yapıldı. silifke'ye kadar sahilin anasını bellediler. akabinde kalitesiz ve kifayetsiz bir göç almaya başladı böylece yukarda bahsettiğim kibar ve kültürlü yerliler azaldı bildiğin şehrin yerlisi azınlık oldu. bitirici darbeyi ise suriyelilerin kenti işgal etmeleri oldu.

    şuan mersin de herhangi bir yerde yemek içmek eğlenmek benim için imkansız. bütün sözde kaliteli yerler kaçakçı kılıklı varoş barzolar ve akışlarıyla bile insanı tedirgin eden arap kaynıyor.
  • doğup büyüdüğüm şehir.

    ben çocukken şehre kürtler göç etmeye başlamıştı. yerli halk durumdan memnun değildi. sonra suriyeliler geldi. mersin'in yerlileri ve kürtler beraber homurdanmaya başladılar. sonra zengin araplar mersin'den ev almaya başladılar. bu durum fazla tepki çekmedi. son haftalarda afganlar tek tük görülmeye başladı. suriyeliler dahil herkes durumdan şikayetçi. göç, mersin'in kaderi.
  • herkes izmir'i konuşsa da aslında izmir'den aşağıya kalır yanı yok. 2002'den beri büyükşehir belediyesini akp'ye vermemiş, her referandumda hükümetin tersi karara varmış, cb seçimlerinde erdoğan %35'lerde kalmış, son olarak 16 nisan referandumunda da %66 hayır oranıyla seçimin gizli kahramanı olmayı başarmış bir ildir. pr önemli. mersinliler eğer izmirliler kadar pr yapsa mersinli olmak da önemli olurdu galiba.
  • hiç gitmeyenler için söylemem gereken ilk şey bu şehrin mahalleleri, semtleri troll kokar. adına aldanıp çay, çilek, portakal gibi mahallelerine gideyim demeyin. cezaevi var o da özgürlük mahallesinde. güneykent’e gideyim dersin şehrin kuzeyinde. davultepe diye gidersin sahilde aq.

    siz en iyisi tantuninizi yiyin geri basın uslu uslu. aman diyim kafayı yemeyin.
  • dünyada eşi benzeri görülmesi imkansız çarpık bir kentleşmeye kurban gitmiş, dev vinçlerle, balyozlarla, kepçelerle dalıp yıkmak istediğim şehir.

    daha 20 yıl önce 300 bin nüfuslu, yeşil bir küçük yerleşimken, özellikle son 10 yılda inanılmaz boyutlarda göç almış, büyümüş, kalabalıklaşmış ve çirkinleşmiş şehir
    .
    15 yıl önce merkezkaç kuvvetine kapılıp taşındığımız, balkonunda portakal, limon çiçeği kokularından bayılma raddesine geldiğimiz uzaklardaki evin, şimdi şehrin göbeğinde kaldığı, bir zamanlar 3 kattan yüksek yapılara izin verilmeyen sokağımızın, 10 katlı apartmanların gölgesinde tozlu bir caddeye dönüştüğü korkunç şehir.

    sahiline dalgakıran niyetine olsa gerek 10-15 katlı apartmanlar dikilmiş, torosların eteklerine kadar dümdüz uzandığı için, “ön sıradakiler” dışında denize bakmanın imkansızlaştığı şehir.
    neredeyse silifke’ye kadar, 100 kilometrelik bir sahil şeridinin yazlıklarca talan edildiği, konya’dan, karaman’dan, adana’dan, antep’ten, kayseri’den vesaireden gelen yazlıkçıların 20. kattaki dairelerinde sıçıp, 20 metre ötelerindeki koyda, sıçtıkları bokun içinde şnorkelle boncuk arağı iğrenç şehir.

    lemas kızkalesi arasında, bir vakitler tamamı narenciye bahçesi olan şeritten geçerken, delirmemek için gözlerin sıkı sıkı kapatılması gereken şehir. kazıların daha henüz 1995’te başladığı, anadolu’nun en iyi korunmuş nekropollerinden, güzelim su kemerleri, sarnıçlar, hamamlar, lahitler, oyma mezarlar ve müthiş bir tiyatroyla süslü elaiussa sebaste’nin sit alanı olması gereken kalıntıları üzerine site inşa edip adını da dalga geçercesine “antik kent” koyanları, “antik kentlerine” sokup, üzerlerinden buldozerle geçerek tarihe gömmenin sevap sayılacağı şehir.

    hepsi de izinli, belgeli, tapulu vesaireli olan bu onbinlerce konutun yapımına izin veren belediyelerin, o 20 katlı deniz kenarı sitelerini çiziktiren mimarların, yapan müteahhitlerin, yedi ceddini besleyecek limonluğunu 5 daire karşılığında veren açgözlü yerlisinin tepesine tepesine kepçeyle vurmanın farz olduğu, bitmiş, tükenmiş şehir.
  • bu ne lan!? burası küçük suriye gibi olmuş.

    sahil'de, pozcu'da, mezitli'de, çarşı'da, marina'da vs. nereye gitsek hep suri suri suri... amk arapları memleketi işgal etmişler.

    debe editi: ümit özdağ seçilirse surileri, afganları ve pakistanlıları [kısacası bütün yamyamları] kesin olarak gönderecek/gönderebilecek mi!?
  • güzel insanların şehri. yerlilerini kastediyorum.

    hiç unutmuyorum, hala dün gibi aklımda. yıllar önce daha ergenliğe yeni giriyorum belki. yaşımı hatırlamıyorum.

    çamlıbelden pozcu dolmuşuna bindim. yandaki uzunlamasına koltuğa oturdum. ayakta yolcu yok ama heryer de dolu. hiltonun ordan iki tane kadın bindi. öyle ihtyar yaşlı vs değiller ama büyükler tabi. 45 ile 50 arası diyeyim. kalktım yer verdim. "teşekkürler çocuğum" dedi. laf olsun diye değil gerçekten içtenlikle çıkmıştı o çocuğum lafı, hissetmiştim. ben ayakta dikilmeye başladım. o teşekkürler çocuğum lafı bile mutlu etmişken, kadınlar inerken tekrar teşekkür edip üstüne de "annelere selam söyle yavrum, sınavlarında başarılar hayırlı bir işin eşin olsun" demezler mi. kadınların yüzleri, kılık kıyafetleri bile aklımda. tıpkı benim halalarım gibileri. halalarım da böyledir, onlarda mersin tarsus yerlisi. benim sokaktan tanışıp arkadaş olduğum çocukların, hiç tanımadıkları annelerine selam söylerlerdi mesela denk gelince. benimle nasıl ilgilenirlerse, yanımdaki çocukla da aynı şekilde ilgilenirlerdi. o zamanlar sokaklar güvenli, bütün gün evlerin yakınlarında mahallede oynayıp duruyoruz. dolayısıyla da illaki birinizde birinin ya annesi ya babası ya halası ya teyzesi denk geliyor. herkesde aynı davranış. ben bunun bir benzerini daha önce de yaşadım bu şehirde. ilkokula gidiyorum. kolum kırılmıştı. bir hafta mı ne okula gitmemiştim. okula tekrar gittiğim gün, son ders de bitti dağılıyoruz. servise bindim. sınıf arkadaşım olan bir kızın da o gün annesi gelmiş beraber servisteler. sınıf arkadaşım ve annesi önlerde bir yerde oturuyor. ben arkadayım. adımı duyunca kafamı çevirdim, kadın yanımda ayakta duruyor. elinde birşeyler. 1 hafta derslerden uzak kaldım diye kadın bana o haftaki derslerle ilgili ödev, not vs lerin olduğu küçük bir defter verdi. yine annelere selam söyle geçmiş olsun dileklerimi ilet vs dedi, verdiği defterin ne olduğunu söyledi gitti. gülümseyişini hala hatırlıyorum o kadının. sınıf arkadaşım olan kız anlatmış demek annesine ki, kadın da böyle birşey düşünmüş. o zaman çocuğum tabii ne kadar değerlendirebilirim. ama yıllar geçtikçe, o kadının yaptığı şeyi tarif edebilecek bir sözcük bulamıyorum. bende bıraktığı etki, ömrümün yarısını doldurduğum şu günlerde hala capcanlı, tıpkı dolmuştaki kadınların bıraktığı etki gibi.
    artık yok tabii böyle şeyler.

    zamanında bir süre çamlıbelde bir apartman dairesinde oturmuştuk ailecek. oradaki bir komşunun 10 kasımda helva yapıp dağıttığını hatırlıyorum. kız meslek lisesi civarında oturuyorduk.

    yine aynı muhitte sahile çıkarken, yol üstündeki bir apartmanın girişinde (apartmana girdikten sonra) kocaman bir atatürk portresi vardı. apartmanı öyle inşa etmişler.

    anlatabileceğim çok şey var ama uzatmak istemedim belki sonra eklemeler yaparım.

    en başta da dediğim gibi, çok güzel insanların olduğu bir şehirdi. nasıl desem, nasıl tanımlasam pek emin olamıyorum. bazı kelimelerle tarif edebilirim ama o kelimelerin içi artık o kadar boşaldıki... başka yerlere çekilmeye çok müsait. umarım o güzel insalar sağlıklı ve mutlulardır.
  • an itibarı ile covid-19 vaka sayısında ciddi artış olan memleketim. seyehat kısıtlamalarının kaldırılmasıyla birlikte çevre illerden gelen tatilciler sebebiyle özel hastaneler dahil olmak üzere birçok vaka gelmekte, mersin şehir hastanesinde çalışan doktor arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre sadece 2 gün içinde pozitif vaka sayısı 2 katına çıkmış, tedbirlerinizi lütfen elden bırakmayın.
hesabın var mı? giriş yap