şükela:  tümü | bugün
  • "avucumun içine aldım onu... avucumun içine... avucumun... haeaha ahah eehh!", "saçlarımı daha da sarıya boyattım", "biraz daha kalabalık yerlere gitsek olmaz mı kuzum, eğlenmek istiyorum, doyasıya eğlenmek!" gibi repliklerin sahibi, süper bir zeki müren filmi kahramanıdır.
  • zeki muren'in kalbimin sahibi filminin cilgin koylu kizi, "21st century schizophrenic woman"
  • adindan anlasilacagi uzere meryem gibi gorunen, baska bir deyisle meryem"ce" olan fakat sonradan gercek yuzu ortaya cikan "kafasi 1 milyon" film karakteri.
  • tulin ozen in canlandirdigi, beyaz gelincik dizisinde mehmet gunsur un sevgilisi
  • beyaz gelincik dizisinde bir diğer adı azize olan eski orspu güzelce bir hatun kişi..
  • yaşar kemal'in romanından sinemaya uyarlanan yer demir gök bakır'da macide tanır'ın oynadığı karakter.
  • onuncu nesil çaylak.
  • lisedeyken cuma çıkışlarında kitapların arasında yapılan bir etimoloji söyleşisinde tanıştık seninle. çok okumuş az yazmış misafirimiz, yıllar boyu kenarına köşesine beduh yazılıp da sana gönderilmeyen mektuplardan birini okuyordu ürkütücü sesiyle. mektupları seninle sevdim ben meryemce. tüm abukluğuna rağmen seni de severim, bilirsin.
    meryemce, nereden geldin aklıma bilmem, sükuna ermiş bir gecede kalbini akan suya bırakırken gördüm seni. ay hilaldi. bir de not düştün ; “hak bildiğim batıl, mail olduğum zail oldu.” diye. suya yazı yazılmayacağını bilmezmişsin gibi.. unutuyorsun meryemce. sarınıp örtündüğün, yakıp da ısındığın bir kalbi öylece bırakıp gitmek emanete ihanettir, yıldızlar yalnız gökte değil, baksan ve görsen içindeki semaya niceleri akar. ama işte, unutuyorsun sen..
    ışıksız bir fener, efsunsuz bir kelam sanmaktaydın kendini. yaradılış gayenden ırağa düşmüş gibi. kefeninin cebine iliştiremeyeceklerine kıymet vermemeyi öğretemedin tavus kuşlarına. çok şey öğrendin. gezegenlerin ismini sayabilir, bir ormanda kaybolsan yönünü tayin edebilir, tek bir lale soğanından zaman içinde lale bahçesi yapabilirsin. ne var ki, iyi bir öğretmen olamadın.
    meryemce. seni bilirim, paşa dedenin saraylı torunu değilsin asaletinle salınasın. şah şehriyar'ın şehrazat'ı değilsin masallarınla avutasın. nebukadnezar’ın amyitis’i değilsin gül yüzün gülsün diye sarmaşıklar sarkıtılsın sular akıtılsın sütunlardan. zebercedler yakutlar ellerin olsundu, bir parça huzurla kendi bahçende salınsan kafiydi. gel gör ki merak gizli bahçeleri tenha bırakmıyor meryemce. bu yüzden sana onca dediler, ağyara kapını açma diye. gül dalında gönenen bülbüllere dünyanın neresinde rastlanmış ki senin bahçende olsundu? eski köye yeni adet getirmek sana düşmedi meryemce; çatlasa da bülbül gül yağını eller sürünürdü. sen de güller deremedin, çözülmüş bir sırrın üzüntüsü oldu verebildiğin..
    meryemce, bağrına nehir saplanmış bir denizde yüzdüremezsin gemini. bunu anladığın gün tarık bin ziyad gibi bir karaya atıp kendini, yakmalısın gemini. sen sisifos değilsin meryemce. kaldı ki kendi kendini yararsız ve umutsuz bir çabayla cezalandırmak da haddin değil. ama meryemce ne çıktığın karaya, ne kendine, ne de mürettebatına zerre zarar gelmemeli. akıllıca bir düşünceyi delice dökmemelisin fiile. aklın tiranlığına fütursuzca salmamalısın hislerini. bunu yapabilir misin?
    yapamadın meryemce. arşın, arzın ve dağların kabul etmediği bir emanetle yürüdüğün yolda dengeni kaybettin. ucuz atlatılmış bir kaza zannedildin. en çok da bu yordu seni; sahiden bir kaza olma ihtimalin.
    dinliyor gibi görünmeyi iyi biliyorsun da, söylediklerimden daha fazlasını bildiğini sanıyorsun. ah meryemce, hisli insanlar için hayat trajedi, düşünenler içinse komedi tadında geçer, sen hayatı trajikomik yaşıyorsun. madem yitip gitmek niyetindesin, iyi bir hal üzere kaybol meryemce. ki bulunabilesin.