şükela:  tümü | bugün
  • neo: senin hiç uyanıkken uykudaymış gibi hissettin mi?
    çete lideri kılıklı adam : evet dostum adına meskalin diyorlar.
  • algı boyutunun değiştirilmesini, insanın kendi bilincinin farkına varmasını sağlayan anhalonium lewinii adlı kaktüsün doğal ürünü olan halüsinojen. günaybatı amerika ve meksika yerlileri için dini törenlerinin vazgeçilmez ritüeliymiş zamanında. ancak modern farmakaloglar tarafından 1886 yılında incelenmeye başlanıyor. alman farmakolog ludwig lewin, kendi ismini verdiği bu kaktüsün ilk sistematik incelemesini yayınlayan bilim insanı.
    esasında meskalinin, bir uyuşturucu olarak sınıflandırılması kimyasal özelliklerine dayandırılıyor, ancak temel felsefesi bilindik uyuşturucularla aynı sınıfa konmasına engel oluyor. kelimenin kökünde yer alan "uyuşturmak" fiili, algıların kapanması, değiştirilmesi, kandırılması olarak yorumlanabilir. meskalinin beyin ve irade üzerindeki etkisi ise bunun tam zıttı, yani köreltmekten çok algının geliştirilmesi üzerine kurulu. aldous huxley'in algı kapıları adlı eserinde bu detaylar kusursuz bir biçimde betimleniyor, huxley bu halüsinojeni bizzat kendisi kullanmış ve yaşadıklarını bu kitapta derlemiştir.
    huxley'e göre insan; evreni, doğayı, yaşamı, ve tüm varoluşsal felsefeleri algılayabilecek algı düzeyine sahiptir. ancak insan sosyal bir varlık oluşu sebebiyle, bu algı yeteneklerinden yoksun bırakılmıştır. bir nevi filtre görevi gören üst akıl, insanın biyolojik açıdan varlığını sürdürebilmesi için gerekli olanların dışında çoğu algı yeteneğini süzmüştür. çünkü bu algılar, insanı öyle bir seviyeye taşıyacaktır ki, gündelik yaşantının gerekliliklerini yerine getirmek; tüm kozmosun bilincine varmış, kozmosla bir bütün olmuş bu bilinç için uğruna uğraşmaya değmeyecek bir aktivitedir.
    nitekim huxley de meskalin kullandığı süreç boyunca, "öylelik" adını verdiği bir şeyden bahsediyor. kendisine uyuşturucu hakkında yöneltilen soruları "sadece öyle işte." diyerek geçiştiriyor. bu onun içinde bulunduğu ruh halini tam olarak anlatmaya yarayan bir kelime: öylelik. meskalinin tüm olayı da bu kelimenin gerçek anlamını kavrayabilmekle ilgili zaten.
  • bugün öğleden sonra sydney-mascot yakınlarındaki bir seradan 25 dolara aldığım trichocereus scopulicola isimli kaktüsün içerisinde yeterince bulunan madde. bir iki haftaya hazırlamayı düşünüyorum.

    yapışan edit:

    duvarların piksel piksel parıldamaları dışında pek bir halüsinasyon görmemiş olmasam da, düşünce fonksiyonlarım berraklaştı ve keskinleşti diyebilirim. düşüncelerimi o kadar rahat takip edebiliyordum ki bu ahenkli, tutarlı yolunu kolay kolay kaybetmeyen fikirleri kağıda almak istedim ve ortaya şöyle küçük bir metin çıktı:

    sanat üzerinde yer edinmiş tüm bu cadılar, kaplumbağalar, ejderhalar, şeytanlar gibi korku uyandırma üzerine kullanılan ögelerin aslında 'o'na açılan kapıyı koruyan bekçiler olduğunu, meleklerin ise bizi içerisnde bulunduğumuz makine dünya üzerinden alıp 'o' kapının ardına götürmek için, yine o kapı ardından gönderilmiş mesajlar olduğunu ve bu kapının yine beynimizin tam orta yerinde var olduğunu öğrendik. (aslında kapı yoktur, duvar üzerinde, duvarın olmadığı yere biz kapı - pencere deriz) kapını ardında ise "biz" varız. kapıyı geçmek için "ben" den kurtulmalıyız. "ben" den kurtulmaya çalıştığımız vakit ejderler bizi korkutup bu sevdadan uzaklaştırıyorlar. "ben"i kabetmenin zararlarından bahsediyorlar. işin tuhaf kısmı, ardına varmadan kapının ardındaki o tanıdık "biz" in neye benzediğini hakkında bir fikrimiz olamaz. işin bir diğer tuhaf kısmı ise, kapının ardına geçtiğimiz vakit, "ben"li hayata bir daha asla geri dönemeyiz.

    bu bahsettiğim meleklere bir defa olsun yeterli dikkati sağlayınca, üstü kapalı bir su kaydırağından aşağı kayarmış misali (alice ve tavşan deliği) kader tarafından kapıya sürükleniyorsunuz. bahsedilen "büyük test" bu olsa gerek. ya ejderha - şeytan dan korkup yukarı tırmanma zahmetlerine gireceksin ya da bu sefer korkularla birlikte "ben"i geride bırakıp, döngüyü kırarak "biz" e teslim olacaksın.

    kaplumbağaları görmenin, farkedebilmenin çoğu zaman kolay oluşuna karşılık meleklerin ayırdına varmak zor ve çaba istiyor. onları farketmemizi sağlayan tecrübe ve donanım bize kapının ardından tahsis edilmekte.
  • 1886 da alman farmakolog ludwig lewin tarafından ilk sistematik incelemesi yayınlanan adının sonradan verildigi kaktüs. ilkel dinler, güneybatı amerika, meksika yerlileri tarafından çok uzun zamanlardan beri takılınan peyotl dedikleri bir kök. ispanyol gezginlerden birisinin sözcükleriyle " peyotl dedikleri bir kök yiyorlar ve buna sanki bir tanrıymış gibi hürmet ediyorlar"
  • aldous huxley'in algı kapıları kitabına konu olmuş, bilinmeyen bölgelere doğru yolculuğa çıkaran madde. hani kitap, özendirmiyor da değil.

    tablet, kapsül ve sıvı halde bulunan bu madde, su ile az miktarda alındığında, insanı 8-10 saat arasında etkileyebilecek bir güce sahipmiş. şizofrenilerin yaşamı algılamaları ile eşit boyuta bu madde ile gelinebilir, yan etkileri en az olan uyuşturucu madde olduğu için yanlış bilmiyorsam, kullanımı pek çok yerde serbesttir. türkiye'de ise yaygın değilmiş.
  • sadace peyote kaktüsünün değil aynı zamanda san pedro diye adlandırılan kaktüsünde etken maddesi olan, bilin en zararsız, ve bağımlılığı cannabis sativadan bile daha az olan halusinojik bir madde.
  • fenetilamin grubundan halüsinojen bir alkaloiddir.

    önceleri akıl hastalıkları uzmanları, hastalarının bakış açısına sahip olabilmek umuduyla meskalin alırlarmış. uygun miktarlarda alınan meskalin, bilincin niteliğini derinden değiştiriyor ve huxley'in* deyimiyle bir farmakoloğun deposunda bulunan diğer herhangi bir maddeden daha az zarar veriyor.

    ilkel dinler, meksika yerlileri ve güney batı amerika'nın meskalin ile yakın hukuku çok eskilere dayanıyor, hatta iş kaktüsü ilahlaştırma boyutuna kadar varıyor.

    meskalin ile adrenalinin kimyasal bileşimleri arasındaki benzerlik, farklı araştırmalara ışık tutuyor ve çavdar mahmuzundan elde edilen liserjik asid (bildiğimiz lsd) ile biyokimyasal akrabalığı ortaya çıkıyor.

    "renklerin daha parlak ve daha saf, ancak daha yumuşak bir ahenk içinde" olduğu kocaman bir dünya meskalin.

    son olarak da george russell'dan alıntı yaparak bitiriyorum entry'mi;

    “deniz kıyısında oturmuş, bir şeyi hararetle kanıtlamaya çalışan bir arkadaşımı yarım kulakla dinliyordum.

    bilincinde olmadan avucumdaki ince kum tabakasına bakıyordum, birden her küçük tanenin olağanüstü güzelliğini farkettim; her parçacık diğerlerinden farklıydı ve mükemmel bir geometrik örneğe göre yapılmıştı, keskin açılarıyla, her açıdan yansıyan parlak ışık huzmeleriyle, birer gökkuşağı gibi parlayan minicik kristalleriyle…

    ışık huzmeleri birbirlerini çapraz olarak kesiyor ve öyle müthiş desenler oluşturuyorlardı ki beni soluksuz bırakıyorlardı.

    sonra birden, bilincim içeriden aydınlandı ve canlı bir biçimde bütün evrenin, ne kadar donuk ve cansız görünürlerse görünsünler bu yoğun ve can alıcı güzelliklerle dolu parçacıklardan oluştuğunu gördüm.

    bir veya iki saniye boyunca bütün dünya tek bir harika parlaklık olarak göründü.

    söndüğünde, içimde daha sonra hiç unutmadığım bir şey bıraktı, çevremizdeki en küçük toz zerreciğine kadar gizlenmiş güzellikler konusunda beni sürekli uyaran bir şey.”

    (bkz: lsd)
    (bkz: peyote)
    (bkz: çavdar mahmuzu)
  • matrix filminde meskalin ile alakalı repliğin tam ve orijinal hali şöyledir;

    neo: you ever have that feeling where you're not sure if you're awake or still dreaming?

    choi: all the time. ıt's called mescaline, it's the only way to fly.
  • kuzey meksika' da yaygin bir sekilde icki yapiminda kullanilan ve bir ottan cikarilan uyusturucu madde.
  • kizilderili cayi olarak da bilinir,atessuyu ile tanismamais yerliler meskalin kullanirmis