şükela:  tümü | bugün soru sor
  • oyun oynayanlar bilir mgs serisi efsanedir. kronolojik olarak 3.cü oyundan başlarsanız olan biteni, boss ve naked snake gibi karakterleri, fox hound'un köklerinin nerede açtığını görebiliriz. ama mgs serisinin bir oyunu var ki efsanedir. tam manasıyla sinematiktir. görsel olarak playstation'un en zayıf halkası olsa bile (playstation 1'e çıktığı için) hikaye anlatımı, karakter yoğunluğu ve atmosferi ile en başarılı metal gear oyunudur. şimdi madde madde bu başarısının nedenlerini kendimce anlatacağım.

    hikaye derinliği:
    oyuna neredeyse hiçbir şey bilmeden başlıyoruz. efsane bir müziğin ezgileri ile alaska'da nükleer tehdidin olduğu bir üste gizlice sızıyoruz. sonrasında her öğrendiğimiz bilginin ardından sarsıcı gerçekler ortaya çıkıyor. amerika ve rusya arasındaki soğuk savaş dönemini hatırlatan bir zaman diliminde, terk edilmiş zaman ve mekan kavramlarından soyut bir başımıza ilerliyoruz.

    karakterlerin dönüşümleri:
    solid snake karakteri geneli itibari ile ilk oyunda nevi şahsına münhasır bir karakter. 2.ci oyun beraberinde escape from l.a filminden tanıdığımız snake plisken karakterinin kopyası haline geliyor hatta 2.ci oyunda call me plisken diye bir diyalog da geçiyor. snake karakteri oyun ilerledikçe savaş karşıtı, hiçbir otoriteye güveni kalmayan, geçmişinin yalanlarla kaplı olduğunu öğreniyor. merly karakteri ise asker olmaya çalışan ama aslında savaşın filmlerde ya da anlatılarda geçtiği gibi basit olmadığını acı bir biçimde öğrenen bir asi olarak dikkat çekiyor. otacon bilimsel çalışmalarıyla dünyaya faydası olduğunu sanan ama ailesinin yol olmasına neden olan nükleer silahları geliştiren bir bilim adamı. kötülerin safındayken bizim yanımızda yer alıyor.

    merly'in vuruluşu

    trajik geçmişe sahip kötü karakter:
    sanırım sinemada en çok kullan yöntem izleyiciye nefret edecekleri bir karakter ver ve onu baş karaktere en acımasız şekilde yem et düsturu bu oyunla birlikte yerle bir olmuş durumda. kötü sayabileceğimiz 2 karakter var biri shalashaska diğeri de dna ikizimiz yani abimiz liquid snake. onların bile hikayesi anlaşılabilir. hak vereceğiniz nedenleri var. ama sniper wolf karakteri ölürken hangimiz göz yaşı dökmemişizdir. ölürken silahını istemesi çalan müzik sesteki kırıklık, otacon'un kulaklarını kapatması. ya da psycho mantis, nasıl bir şekilde kötü (villain) geldiğini öğrenince içimiz cız ediyor) benzer şekilde raven ya da ninja empati kurup hikayesine üzüldüğümüz karakterler. zaten dikkat edin 2.ci oyun hariç diğer tüm oyunlarda bu karakterlere gönderme de bulunuluyor. psycho mantis'in kızı vs.

    sniper wolf'un veda hutbesi

    telsiz konuşmalarındaki derin hikayeler ve çarpıcı sürprizler:
    baştan sona kandırılmamız, telsiz konuşmalarındaki detaylar büyük sürprizler insanı şok eden cinsten. oyun boyunca 2 saat şunu yap diyen insan sizi kullanan biri olabiliyor. komutanım dediğiniz kişinin kirli sırları ortaya çıkabiliyor. aile bağları ve kötü sürprizler oyunun can alıcı noktası o yüzden saatlerce telsiz konuşmalarındaki o diyaloglara yoğunlaşabiliyoruz.

    beton, demir ve teknolojik silahlarla örülü cehennem:
    oyundaki en güzel özellik bence buydu. sıkışmışlık hissini iliklerine kadar hissettiriyor. sigara içerek yerini tespit ettiğimiz lazerler, sessizce kaçtığımız yük asansörleri. karlarla kaplı alanda gizli bir betonarme ve demirlerle yığılı yapı tüm kasvetiyle insanı içine çekiyor.

    harika müzikler: ortama uygun müzik ve sesler mgs'nin en büyük silahı hele ki the best is yet to come: büyüleyici değil mi?
  • tpp'yi çok sevdiğimden seriye baştan başlamaya niyet ediyordum ama youtube'tan the movie şeklindeki videolarını görünce fazla vakit yemez deyip onlara sardım ve hepsini izledim. bir haftama mal oldu. değdi mi diye sorarsanız evet çoğu zevkliydi.

    ama en çok hangisinde "what the fuck" moduna girdiniz diye sorarsanız mgs 1 derim. ve evet serinin en iyi senaryolu oyunu da açık ara 1'dir. sonrakilerden hiçbiri bu ilk oyun kadar efsane değildi.

    sonraki oyunlara bakalım mgs 2'de kaliteli bir konu ve senaryoya sahip ve aslında çok güzel başlıyor ama raiden'e bağladığı için o kadar sarmıyor.

    mgs 3 ortalamaydı. big boss karakter olarak daha karmaşık birisi olsa da hikayesi asla solid snake'li oyunlarla yarışamaz. bir kere hiç ciddi havası yoktu, bildiğin anime gibiydi bu oyun. yok mentor, yok ruslar, yok profesörler falan derken sonda da bir ters köşe çakalım modunda olduğu için meh deyip geçeriz bu oyunu.

    mgs 4 on numaraydı birçok sahnesi ama hikayenin genel seyri ve senaryo kalitesi yine ilk oyunla yarışamaz. serinin en holywoodvari oyunuydu.

    mgs portable ops - meh. vakit kaybıydı.

    mgs peace walker - iyi bir açılış yapmasına rağmen hikayenin paz ve çiko gibi daha önce ground zeroes'ta gördüğüm karakterleri öğrenmek haricinde bir numarası yoktu. ve artık serideki genel birisi metal gear yapsın onu durdur durumu en fazla bu oyunda baydı.

    mgs ground zeroes - ilk oynadığımda hiç sevememiştim ama daha önceki oyunları izleyip hikayenin önemini kavraydığım için tekrardan bir saatlik oynanışla bitirip baya çok sevdim. hem yönetmenlik 10\10 önceki oyunlarla hiçbir kıyası kabul etmez(tüm oyun tek kamera çekimi) hem de bir saat içine neredeyse 10 saatte olacak olaylar silsilesini koyabilmesi, kim boss'u sattı kim satmadı soru işaretlerine boğması ve hem de önceki oyunlardaki anime havasından kurtulup ciddi bir havaya bürünmesi hepsi mükemmeldi. mgs 1'den sonra en iyi oyunu buydu.

    tpp'yi de bitirince editlerim. ama şu an için en iyisinin mgs 1 olduğunu düşünüyorum. tabii işin oyun kısmında değilim, çünkü mgs 3 ve peace walker oynanış olarak kaliteliymiş tpp kadar olmasa da. seriyi film olarak değerlendirerek 1 en iyisi diyorum.